Başvuru, alacak davasında sadece davacının beyanları esas alınarak hazırlanan bilirkişi raporu doğrultusunda hüküm kurulması nedeniyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, alacak davasında sadece davacının beyanları esas alınarak hazırlanan bilirkişi raporu doğrultusunda hüküm kurulması nedeniyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 1/7/2014 tarihinde İstanbul Anadolu Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/4/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 25/3/2016 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, başvuruya ilişkin görüş sunmamıştır. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: İlaç üretimi ve satışı alanında faaliyet gösteren bir şirket olan başvurucu ile Sosyal Sigortalar Kurumu arasında, anılan Kurumun sağlık tesislerinde ihtiyaç duyulan bir kısım ilacın temini konusunda 18/3/2002 tarihli sözleşme imzalanmıştır. Bu arada 5/7/2002 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 2002/4331 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile ilaç firmalarının yıllık toplam kârı için üst sınır getirilmiştir. 2003 yılında, Bakanlar Kurulunca kararlaştırılan kârlılık oranını aşmak suretiyle ilaç sattığı ve bu şekilde haksız kazanç temin ederek 110,04 TL kamu zararına sebebiyet verdiği iddiasıyla Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından Tuzla (İstanbul Anadolu ) Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) 10/12/2009 tarihinde başvurucu aleyhine alacak davası açılmıştır. Başvurucu davaya cevabında davanın haksız olduğuna ilişkin başka itirazlarını ileri sürmekle birlikte esas olarak, davacı Kurum ile imzaladığı 18/3/2002 tarihli sözleşme gereğince Sağlık Bakanlığı tarafından onaylanmış imalatçı satış fiyatlarını aşmayan bedellerle ilaç sattığını, uyuşmazlığın çözümünde esas alınması gereken hukuki metnin Bakanlar Kurulu kararı değil anılan sözleşme olduğunu, bu sözleşmeye aykırı davranışının bulunmadığını savunmuştur. Yargılama sürecinde Mahkemece taraflara delillerini sunmak üzere süre verilerek sunulan delillere göre mali müşavir ve hukukçu bilirkişiden rapor alınmış; bu raporun yeterli görülmemesi üzerine bu kez yeminli mali müşavir, hukukçu ve eczacıdan oluşan üç kişilik bilirkişi kurulundan 20/6/2012 tarihli rapor alınmıştır. Söz konusu raporda, dava konusu alacakla ilgili dava dilekçesinde bahsi geçen teftiş raporlarının dosyada bulunmaması nedeniyle bu raporlarda yapılan hesaplamalar konusunda inceleme yapılamadığı ancak ilk bilirkişi raporuna karşı davacı vekili tarafından sunulmuş 24/1/2011 tarihli itiraz dilekçesinde davalı (başvurucu) Şirketin imal ettiği altı kalem ilaçla ilgili düzenlenmiş tabloda ilaç ismi, dönem başı ilaç tutarı, dönem içi toplam üretim, dönem sonu ilaç tutarı, satılan ilaç maliyeti ve net satış tutarı ile ilgili verilerin ayrı sütunlarda gösterildiği belirtilerek bu verilere göre yapılan hesaplamada başvurucu Şirketin Bakanlar Kurulu kararı ile öngörülen kâr oranını aşarak kazanç elde ettiğinin tespit edildiği ve bu kazancın 135,73 TL olduğu ifade edilmiştir. Mahkeme 19/9/2012 tarihli ve E.2009/1457, K.2012/551 sayılı kararı ile dosya kapsamına uygun bulduğu 20/6/2012 tarihli rapora göre başvurucu Şirketin Bakanlar Kurulu kararında belirlenen kâr oranını aşmak suretiyle 2003 yılında haksız kazanç elde ettiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne ve 135,74 TL alacağın yasal faiziyle birlikte başvurucudan alınarak davacı Kuruma verilmesine karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:“Bilirkişi kurulundan aldırılan 2010 tarihli raporda [bilirkişiler]; mevcut faturalar üzerinde yapılan incelemede taraflar arasında 2002 tarihinde akdedilen sözleşme uyarınca, liste fiyatlarını aşan faturalar tespit edilemediğini, davalının 2003 yılı gelir tablosu üzerinde yapılan incelemede, davalı firmanın 2003 yılı karlılık oranının % 3,17 olarak tespit edildiğini, söz konusu davada, davalı firma 2002 tarihli 4331 sayılı Bakanlar Kurulu kararının maddesinde belirtilen ve imalatçı firmalar için sınırlama getiren % 15 kârlılık oranından daha az bir kâr elde etmesi sebebiyle davalının davacıya bir borcu olduğu tespit edilemediğini belirtmişlerdir. Davacı kurumun itirazı üzerine dosya yeniden bilirkişi kuruluna tevdi edilmiş olup, bilirkişi kurulunun ibraz ettiği 2012 tarihli bilirkişi kurulu raporunda; davalı şirketin Sağlık Bakanlığınca onaylanmış bulunan imalatçı satış fiyatlarını aşmamak üzere ilaç verdiği sabit olmakla birlikte, davacı kurumun kayıtlarına göre Bakanlar Kurulu kararında belirlenen kârlılık oranlarını aşarak ilaç sattığı, davalı kurumun kâr oranını aşmak suretiyle 2003 yılında sağladığı kazancın toplam 135,73 TL olduğunu belirtmişlerdir. Dosya içindeki bilirkişi kurulu raporu dosya kapsamına uygun olduğundan davalı vekilinin itirazlarının ve yeniden rapor alınması talebinin reddine ve dosya içindeki 2010 tarihli bilirkişi kurulu raporunun geçersiz sayılmasına karar verilmiştir.Yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamına göre; davalı şirketin Bakanlar Kurulu kararlarında belirlenen kâr oranını aşmak suretiyle 2003 yılında sağladığı kazanç toplamının 135,74 TL olduğu anlaşıldığından davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerekmiş[tir].” Taraflarca temyiz edilen bu karar, Yargıtay Hukuk Dairesinin 25/12/2013 tarihli ve E.2013/3723, K.2013/32738 sayılı ilamı ile onanmıştır. Başvurucunun karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 2/5/2014 tarihli ve E.2014/9157, K.2014/14202 sayılı ilamı ile reddedilmiştir. Nihai karar, başvurucuya 5/6/2014 tarihinde tebliğ edilmiş; başvurucu 1/7/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun maddesi şöyledir: “Bir akdin mevzuu, kanunun gösterdiği hudut dairesinde, serbestçe tayin olunabilir.Kanunun kat'i surette emreylediği hukuki kaidelere veya kanuna muhalefet; ahlaka (adaba) veya umumi intizama yahut şahsi hükümlere müteallik haklara mugayir bulunmadıkça, iki tarafın yaptıkları mukaveleler muteberdir.” 818 sayılı mülga Kanun’un maddesinin ikinci fıkrası şöyledir: “Bir şeyin yapılmamasına taalluk eyleyen borca muhalif surette hareket eden kimse mücerret muhalefet ile zarar ve ziyan tediyesine mecburdur.”