DANIŞTAY VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2024/314 E. , 2025/281 K. T.C. D A N I Ş T A Y VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2024/314 Karar No : 2025/281 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Defterdarlığı - ... (... Vergi Dairesi Müdürlüğü) VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVACI) : ... İSTEMİN KONUSU :... Bölge İdare Mahkemesi ... Vergi Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması istenmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı …
DANIŞTAY VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2024/314 E. , 2025/281 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2024/314 Karar No : 2025/281 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Defterdarlığı - ... (... Vergi Dairesi Müdürlüğü) VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVACI) : ... İSTEMİN KONUSU :... Bölge İdare Mahkemesi ... Vergi Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması istenmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı tarafından, ... İnşaat Emlak Gıda Nakliyat Turizm İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketine ait kamu alacağının tahsili amacıyla şirket ortağı sıfatıyla adına düzenlenen ... tarih ve ... ila ... sayılı ödeme emirlerinin iptali istemiyle dava açılmıştır. ...Vergi Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:... sayılı kararı: Davacının ortağı olduğu asıl borçlu şirket adına tahakkuk eden amme alacaklarına ilişkin olarak belirtilen şirket adına düzenlenen ödeme emirleri şirkete tebliğ edilmiş, şirket tarafından dava açılmamış ve borç ödenmemiştir. Yapılan mal varlığı araştırmasında, şirketin mal varlığına rastlanmamış, sadece banka hesaplarına e-haciz konulmuştur. Şirketin banka hesaplarında 7300 TL bulunduğu tespit edilmiştir. Amme alacağının şirketten tahsil edilemeyeceği anlaşılınca tahsili amacıyla 02/02/2018 tarihinde, anılan şirketin 01/05/2006-05/03/2009 dönemindeki kanuni temsilcisi olan... ve 05/03/2009 tarihinden itibaren kanuni temsilcisi olan ... adına ödeme emirleri düzenlenmiştir. Ayrıca, 05/02/2018 tarihinde, şirket ortağı sıfatıyla davacı adına da ödeme emirleri düzenlenmiştir. 07/05/2018 tarihli ara kararına davalı idare tarafından verilen cevaptan, anılan şirketin vergi borçlarının tahsili amacıyla şirket adına ödeme emri düzenlenip tebliğ edildikten sonra yapılan araştırma sonucunda herhangi bir mal varlığına rastlanılmadığı anlaşılmaktadır. Sadece anılan şirketin banka hesaplarına e-haciz uygulanmıştır. Ayrıca ara kararına verilen cevapta, kanuni temsilci ... adına düzenlenen ödeme emirlerinin dava konusu edildiği ve bu sebeple bu şahsa ait araç üzerine haciz konulamadığı belirtilmiş; kanuni temsilci ... adına düzenlenen ödeme emirlerinin ise tebliğ edilemediği, dolayısıyla bu şahsa ait araç üzerine de haciz konulamadığı ifade edilmiştir. Asıl borçlu şirketin mal varlığının bulunmadığı ve banka hesaplarında bulunan paranın rehinli olduğu görüldüğünden, söz konusu borçların asıl amme borçlusu şirketten tahsil edilmesinin mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır. Ancak, söz konusu borcun tahsili için önce kanuni temsilcinin, sonrasında ise davacının takip edilmesi gerekirken, uyuşmazlıkta bu sıraya uyulmamıştır. Bu durumda kamu alacağının kanuni temsilciden tahsil edilemediği veya edilemeyeceği tespit edilmeden, şirkete ortak olan davacı adına düzenlenen dava konusu ödeme emirlerinde yasal isabet görülmemiştir. Mahkeme bu gerekçeyle dava konusu ödeme emirlerini iptal etmiştir. Davalının istinaf istemini inceleyen ... Bölge İdare Mahkemesi ... Vergi Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı: Mahkeme, amme alacaklarının öncelikle kanuni temsilciden takibi ve tahsilinin gerektiği, bu yapılmadan davacının takibinde isabet bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar vermiştir. Ancak, Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 11/12/2018 tarih ve E:2013/1, K:2018/1 sayılı kararı ile limited şirket tüzel kişiliğinden tahsil edilemeyen veya edilemeyeceği anlaşılan vergi borcunun takip ve tahsiline ilişkin olarak 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'da kanuni temsilci ile ortak arasında bir öncelik sıralaması bulunmadığına karar verilmiştir. Bu kararda, limited şirketin vergi borcunun tahsilinde, ortağın takibine başlanabilmesi için kanuni temsilcinin takibinin tamamlanmasının gerekli olmadığı ifade edilmiştir. Ayrıca, 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun 40 maddesinin (4) numaralı fıkrasında, içtihatların birleştirilmesi kararlarına Danıştay daire ve kurulları ile idari mahkemeler ve idarenin uymak zorunda oldukları hükme bağlandığından, limited şirket borçlarının önce şirketin kanuni temsilcisinden takibi gerektiği yolundaki Mahkeme gerekçesi yerinde görülmemiştir. Bununla birlikte, limited şirketlerin vergi borçlarının kanuni temsilci ve ortaklardan takip ve tahsili yoluna gidilebilmesi için öncelikle asıl borçlu şirket adına usulüne uygun takip yapılarak amme alacağının şirketten tahsil edilemediğinin veya edilemeyeceğinin ortaya konulması gerektiği açıktır. i. Dava konusu ... tarih ve ... ila... sayılı ödeme emirleri yönünden yapılan inceleme: 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun'un "Limited şirketlerin amme borçları" başlıklı 35. maddesinin birinci fıkrasında, limited şirket ortaklarının, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olacakları düzenlenmiştir. Anılan maddenin ikinci fıkrasında, payını devreden ve devralan şahısların devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulacakları; üçüncü fıkrasında ise, amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahısların amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulacakları hükümlerine yer verilmiştir. Aynı Kanun'un 3. maddesinde, amme alacağı teriminin Kanun'un 1. ve 2. maddeleri kapsamına giren alacakları ifade ettiği belirtilmiş, fakat terim açıkça tanımlanmamıştır. Bu nedenle "amme alacağı" teriminin 6183 sayılı Kanun'daki usullere göre tahsili mümkün olan ve Kanun kapsamına giren alacakları ifade ettiğinin kabulü gerekmektedir. Tahakkuk ettiği halde vadesinde ödenmeyen alacaklar, 6183 sayılı Kanun'a göre ödeme emri ile takip edilebilmektedir. Bu nedenle, Kanun'un 35. maddesindeki "devir öncesine ait amme alacakları" kavramı, devirden önce doğmuş, diğer bir ifade ile tahakkuk etmiş amme alacaklarını ifade etmektedir. Yine "amme alacağının doğduğu zaman" kavramıyla, alacağın tahakkuk ettiği zamanın kastedildiği anlaşılmaktadır. Bir vergilendirme döneminde vergiyi doğuran işlemlerin gerçekleştirilmesi, tek başına hukuken tahsil edilebilir nitelikte bir vergi borcu doğurmamaktadır. Vergi borcunun hukuken doğması için ya mükellef tarafından beyan edilerek tahakkuk etmesi ya da idarece re'sen veya ikmalen tarh edilen verginin tahakkuk etmiş olması gerekmektedir. Dolayısıyla vergilendirme döneminde icra edilen vergiye tabi faaliyetler sonucu mükellef tarafından beyan edilen veya idarece bulunan matrah veya matrah farkına dayanan vergi, vergiyi doğuran olayların gerçekleştiği döneme ait ise de bu vergi beyan tarihinde veya re'sen ya da ikmalen tarhiyat üzerine tahakkuk etmektedir. Tahakkuk eden vergi vadesinde ödenmediği takdirde mükellef yönünden amme borcu, idare yönünden ise amme alacağı niteliği kazanmakta, böylece 6183 sayılı Kanun'a göre takip edilebilmektedir. Yine 6183 sayılı Kanun'un 35. maddesinde "amme alacağının doğduğu zaman" kavramıyla, vergiyi doğuran olayların gerçekleştiği, alacağın ilgili olduğu vergilendirme döneminin kastedildiği düşünülebilirse de "vergilendirme dönemi" ya da "vergiyi doğuran olayın gerçekleştiği dönem" kavramları kullanılabilecekken "amme alacağının doğduğu zaman" kavramının kullanılması, verginin ilgili olduğu dönemde ortak olan kişilerin değil, verginin tahakkuk ettiği tarihte ortak sıfatı taşıyan kişilerin muhatap alındığını göstermektedir. Davacının, 04/11/2009 tarih ve 7431 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde yayımlanan 08/10/2009 tarihli ortaklar kurulu kararı ile şirket ortaklığından ayrıldığı anlaşılmaktadır. Hisse devir tarihi olan 08/10/2009 tarihine kadar davacının şirket ortağı olması nedeniyle bu tarihe kadar tahakkuk eden vergi borçlarından sorumlu olması kanun gereğidir. Ancak, bu tarihten sonra tahakkuk edecek vergilerden herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır. Anılan ödeme emirlerinin içeriği amme alacaklarının tahakkuk tarihleri dolayısıyla, amme alacağının doğduğu zaman, davacının şirket ortaklığı sıfatının sona erdiği 08/10/2009 tarihinden sonrasına rastlamaktadır. Bu nedenle davacı, belirtilen borçlardan sorumlu tutulamayacağından, dava konusu ... tarih ve ... ila ... sayılı ödeme emirlerinde hukuka uygunluk bulunmamaktadır. ii. Dava konusu ... tarih ve ..., ... sayılı ödeme emirleri ile... tarih ve... sayılı ödeme emrinin, 2009 yılının Mayıs ve Temmuz dönemlerine ait katma değer vergisi alacakları dışında kalan kısmı yönünden yapılan inceleme: Anılan ödeme emirlerinin içeriği borç için şirket adına düzenlenen ödeme emirlerinin 22/10/2007 ile 05/05/2010 tarihleri arasında şirkete tebliğ edildiği görülmektedir. Mahkeme tarafından tahsil zamanaşımını kesen sebeplerin sorulması üzerine gelen bilgi ve belgelerden, cüz’i ödemeler ile mahsuben ve kaydi ödemelerin, ayrıca şirket kanuni temsilcilerinin araçları üzerine uygulanan hacizlerin, zamanaşımına etkisinin bulunmadığı anlaşılmaktadır. 2016 yılında Türkiye Ekonomi Bankası hesaplarına e-haciz uygulandığı, 2013 ve 2014 yıllarındaki ödemelerin ise damga vergilerine ait tahsilatlar olduğu belirtilmiştir. Ayrıca, 2009 yılının Mayıs ve Temmuz dönemlerine ait katma değer vergisi alacaklarına ilişkin bir ödeme olmadığı anlaşılmaktadır. Anılan borç için şirket adına düzenlenen ödeme emirlerinin en son 05/05/2010 tarihinde şirkete tebliğ edildiği dikkate alındığında 01/01/2011 tarihinden itibaren işlemeye başlayan beş yıllık zamanaşımı süresi içinde davacı adına takibe geçilmemiştir. Ayrıca, zamanaşımını kesen herhangi bir sebep de bulunmamaktadır. Bu nedenle, bahsedilen alacaklar zamanaşımına uğramıştır. iii. ... tarih ve ... sayılı ödeme emrinin, 2009 yılının Mayıs ve Temmuz dönemlerine ait katma değer vergisi alacaklarına ilişkin kısmı yönünden yapılan inceleme: Bahsi geçen alacaklara ilişkin olarak asıl borçlu şirket adına düzenlenen... tarih ve ... sayılı ödeme emrinin 06/12/2012 tarihinde ilanen tebliğ edildiği anlaşılmaktadır. Tebliğ alındısının ön yüzünde, mükellefin adresten ayrıldığı ve belirtilen adreste ... şirketine ait bir deponun bulunduğu belirtilmiştir. Tebliğ alındısında ... firmasına ait kaşe ve imza ile tebligatı yapmaya yetkili ... isimli kişinin ''tahsildar'' sıfatıyla imzasının yer aldığı görülmektedir. Bu haliyle, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'na uygun şekilde alındı tutanak haline getirildiğinden ilanen tebligata geçilmesinde mevzuata aykırılık bulunmamaktadır. Ancak, dosyada bulunan mal varlığı araştırmalarına ilişkin belgelerden, 2016 yılında yapılan e-haciz nedeniyle bankalar nezdinde araştırma yapıldığı, şirketin tapu kayıtları ve motorlu araç bilgileri sorgulamalarının yanı sıra belediyeler nezdindeki araştırmanın 2012 yılında yapıldığı anlaşılmaktadır. Diğer mal varlığı araştırmalarına dair herhangi bir bilgi ya da belge dosyaya sunulmamıştır. Bu nedenle, ilanen tebliğ tarihlerinden sonra bankalar dışında şirketin mal varlığı hakkında usulüne uygun bir araştırmanın yapıldığının ortaya konulamaması nedeniyle davacının ortak sıfatıyla takip edilmesinde hukuka uygunluk bulunmamaktadır. Vergi Dava Dairesince, Vergi Mahkemesi kararında sonucu itibarıyla hukuka aykırılık görülmemiş ve istinaf istemi anılan kararın gerekçesi değiştirilerek reddedilmiştir. Davalının temyiz istemini inceleyen Danıştay Dördüncü Dairesinin 27/12/2022 tarih ve E:2019/8167, K:2022/9244 sayılı kararı: i. Temyize konu kararın dava konusu ... tarih ve ..., ... sayılı ödeme emirleri ile ... tarih ve ... sayılı ödeme emrinin, 2009 yılının Mayıs ve Temmuz dönemlerine ait katma değer vergisi alacakları dışında kalan kısımlarına ilişkin hüküm fıkrası yönünden yapılan inceleme: Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, kararın anılan hüküm fıkrasının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. ii. Temyize konu kararın dava konusu ... tarih ve... sayılı ödeme emrinin, 2009 yılının Mayıs ve Temmuz dönemlerine ait katma değer vergisi alacaklarına ilişkin hüküm fıkrası yönünden yapılan inceleme: 6183 sayılı Kanun'un "Kanundaki terimler" başlıklı 3. maddesinde, amme borçlusu veya borçlu teriminin, amme alacağını ödemek mecburiyetinde olan hakiki ve hükmi şahısları ve bunların kanuni temsilci veya mirasçılarını ve vergi mükelleflerini, vergi sorumlusunu, kefili ve yabancı şahıs ve kurumlar temsilcilerini ifade ettiği belirtilmiştir. Anılan maddede tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağı terimi ise amme borçlusunun bu Kanun hükümlerine göre yapılan mal varlığı araştırması sonucunda haczi kabil herhangi bir mal varlığının bulunmaması, haczedilen mal varlığının satılarak paraya çevrilmesine rağmen satış bedelinin amme alacağını karşılamaması gibi nedenlerle tahsil edilemeyen amme alacakları şeklinde tanımlanmıştır. Bu çerçevede, 6183 sayılı Kanun'un 35. maddesi hükmüne göre, şirket ortağı sıfatıyla ilgili kişilerin takip edilebilmesi için aşağıdaki şartlar sağlanmalıdır: 1-Asıl borçlu şirket nezdinde vergi borcunun usulüne uygun bir biçimde tahakkuk etmesi ve vadesinde ödenmemesi, 2-Amme alacağının, vergi borçlusundan kısmen veya tamamen tahsil edilemeyeceğinin somut bir biçimde ortaya konulması. Başka bir ifadeyle, asıl borçlu hakkında 6183 sayılı Kanun ile belirlenen takip ve tahsil yollarının tamamlanmış olması gerekmektedir. Dosyanın incelenmesinden, ... tarih ve ... sayılı ödeme emri içeriği 2009 yılının Mayıs ve Temmuz dönemlerine ait katma değer vergisi alacakları için asıl borçlu şirket adına düzenlenen ödeme emrinin usulüne uygun olarak ilânen tebliğ edildiği anlaşılmaktadır. Asıl borçlu şirket hakkında 2012 ve 2016 yıllarında yapılan mal varlığı araştırması sonucunda, amme alacaklarının şirketten tahsil edilemeyeceği anlaşılmıştır. Bunun üzerine, davacı adına, şirket ortağı sıfatıyla ödeme emri düzenlenmiştir. Amme alacaklarının ait olduğu dönemlerde, davacının şirket ortağı sıfatını haiz olduğu görülmektedir. Öte yandan, davacı tarafından söz konusu amme alacaklarının asıl borçlu şirketten tahsil edilebileceğine dair herhangi bir itirazın ileri sürülmediği anlaşılmaktadır. Ayrıca, şirketin vergi borçlarını karşılayacak yeterli mal varlığının bulunduğuna dair somut bir itiraz da bulunmamaktadır. Bu itibarla, dava konusu ödeme emri içeriği 2009 yılının Mayıs ve Temmuz dönemlerine ait katma değer vergilerinin asıl borçlu şirketten tahsil edilemeyeceği açıkça anlaşılmaktadır. Bu durumda, söz konusu amme alacaklarının tahsili amacıyla davacı adına ödeme emri düzenlenmesinde hukuka aykırılık bulunmamadığından, Vergi Dava Dairesi kararının belirtilen kısmında hukuki isabet görülmemiştir. iii. Temyize konu kararın dava konusu ... tarih ve ...ila ...sayılı ödeme emirlerine ilişkin hüküm fıkrası yönünden yapılan inceleme: 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un "Limited şirketlerin amme borçları" başlıklı 35. maddesi şu şekildedir: "Limited şirket ortakları, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar. (Ek fıkra: 4/6/2008-5766/3 md.) Ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahıslar devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur. (Ek fıkra: 4/6/2008-5766/3 md.) Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur." 6183 sayılı Kanun'un 35, mükerrer 35 ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 10. maddeleri ile Anayasa Mahkemesinin 19/03/2015 tarihli, E:2014/144, K:2015/29 sayılı iptal kararına göre kanuni temsilcilerin sorumluluğu ile limited şirket ortaklarının sorumluluğuna ilişkin koşullar farklılık göstermektedir. Kanuni temsilciler, yerine getirmeleri gereken şirkete ait vergi ödevlerini yerine getirmedikleri için sorumlu tutulmuşlardır. Ayrıca, sonraki dönemlerdeki kanuni temsilcilerin ödevleri yerine getirmemeleri nedeniyle önceki kanuni temsilcilere sorumluluk yüklenemeyeceği kural olarak belirlenmiştir. Buna karşın, limited şirket ortakları için benzer bir hüküm bulunmamaktadır. Ortaklar doğrudan doğruya sorumlu tutulmaktadır. Kanuni temsilciler borcun tamamından müteselsilen sorumlu olurken ortakların sorumluluğu sermaye paylarına isabet eden borçla sınırlıdır. Kanuni temsilcilere rücu olanağı tanınmışken ortaklara böyle bir rücu olanağı tanınmamaktadır. Bu farklılıklar göz önünde bulundurulduğunda, şirket ortaklarının ve kanuni temsilcilerin takibinin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmaktadır. Limited şirket ortağının sorumluluğu, ortağın şirkete karşı koymayı taahhüt ettiği esas sermaye paylarını ödemeye ilişkindir. Bu durumu sınırlı şahsi sorumluluk olarak tanımlamak mümkün olup aynı zamanda kusursuz sorumluluk olarak da kabul edilmektedir. Hal böyle olunca bu sorumluluk aslında bir vergi sorumluluğu olmayıp kimi Danıştay kararlarında da belirtildiği şekilde tahsilat muhataplığı sorumluluğudur. Başka bir deyişle limited şirket ortağının, vergi alacağından olan sorumluluğu tahsil ile ilgilidir. Bu nedenle, 6183 sayılı Kanunun 35. maddesinden doğan ve limited şirket ortaklarını, şirketten tahsiline olanak bulunmayan kamu alacaklarının ödenmesinden doğrudan doğruya ve payları oranında sorumlu tutan kural karşısında, tahsili gereken kamu alacağını yaratan vergilendirmenin ait olduğu dönemde şirketin paylarına sahip ortakların, bu dönemden sonra paylarını devretmiş olsalar da ortaklık sıfatının sürdüğü dönemlere ilişkin şirketin kamu borçlarından sorumluluklarının devam ettiği açıktır. Dava konusu ödeme emri içeriği amme alacakları 2007, 2008 ve 2009 yıllarının muhtelif dönemlerine ilişkindir. Öte yandan 04/11/2009 tarih ve 7431 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde yer alan ilana göre, davacının 08/10/2009 tarihli ortaklar kurulu kararı ile mevcut hisselerini devrederek ortaklıktan ayrıldığı anlaşılmaktadır. Buna göre, davacının hisselerini devretmiş olmasının, devir tarihinden önceki döneme ait olup şirket tüzel kişiliğinden tahsil olunamayan kamu alacağının ödenmesine ilişkin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı yukarıda belirtilen Kanun maddelerinde açıklanmış olup aksi yöndeki Vergi Dava Dairesi kararının belirtilen kısmında hukuka uygunluk görülmemiştir. Bu durumda, Vergi Dava Dairesi tarafından, dava konusu ... tarih ve... ila ... sayılı ödeme emirlerinin içeriği yönünden, amme alacaklarının asıl borçlu şirket nezdinde usulüne uygun olarak takip edilip edilmediği ve ödeme emirlerinin davacının hissesi oranında düzenlenip düzenlenmediği gibi hususlar araştırılmak suretiyle yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir. iv. Karar sonucu: Daire bu gerekçeyle kararın...tarih ve ..., ... sayılı ödeme emirleri ile ... tarih ve ... sayılı ödeme emrinin, 2009 yılının Mayıs ve Temmuz dönemlerine ait katma değer vergisi alacakları dışında kalan kısımlarına ilişkin hüküm fıkrasını onamış; ... tarih ve ... sayılı ödeme emrinin, 2009 yılının Mayıs ve Temmuz dönemlerine ait katma değer vergisi alacaklarına ilişkin kısmı ile... tarih ve ... ila ... sayılı ödeme emirlerine ilişkin hüküm fıkrasını bozmuştur. ... Bölge İdare Mahkemesi.... Vergi Dava Dairesinin ... tarih ve E:... K:... sayılı ısrar kararı: Vergi Dava Dairesi, aynı hukuksal nedenler ve gerekçeyle bozulan hüküm fıkrası yönünden ilk kararında ısrar etmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Dava konusu ödeme emirlerinin hukuka uygun olduğu belirtilerek ısrar kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Cevap verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ: Temyizen incelenen ısrar kararının, dava konusu ... tarih ve ... ila ... sayılı ödeme emirlerine ilişkin hüküm fıkrasının bozulması; dava konusu ... tarih ve ... sayılı ödeme emrinin, 2009 yılının Mayıs ve Temmuz dönemlerine ait katma değer vergisi alacaklarına ilişkin hüküm fıkrasının onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY: Davacı, şirketin kurulduğu 04/01/2006 tarihinden itibaren %50 oranında hisse ile ortak olduğu şirketteki hisselerini, 08/10/2009 tarihli hisse devir sözleşmesi ve aynı tarihli ortaklar kurulu kararıyla bir başkasına devrederek şirket ortaklığından ayrılmıştır. Anılan ortaklar kurulu kararı ... tarih ve ... sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde (tescil edilmeksizin) ilan edilmiştir. İLGİLİ MEVZUAT: 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un "Limited şirketlerin amme borçları" başlıklı 35. maddesi şu şekildedir: "Limited şirket ortakları, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar. (Ek fıkra: 4/6/2008-5766/3 md.) Ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahıslar devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur. (Ek fıkra: 4/6/2008-5766/3 md.) Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur." HUKUKİ DEĞERLENDİRME: I. Bölge İdare Mahkemesi kararının, Vergi Mahkemesi kararının, ... tarih ve ... sayılı ödeme emrinin, 2009 yılının Mayıs ve Temmuz dönemlerine ait katma değer vergisi alacaklarına ilişkin kısmının iptaline dair hüküm fıkrasına yöneltilen istinaf isteminin gerekçeli reddine dair hüküm fıkrası yönünden yapılan inceleme: Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür. Temyizen incelenen kararın anılan hüküm fıkrası usul ve hukuka uygun olup dilekçede ileri sürülen iddialar, kararın belirtilen hüküm fıkrasının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. II. Bölge İdare Mahkemesi kararının, Vergi Mahkemesi kararının, ... tarih ve ... ila ... sayılı ödeme emirlerinin iptaline dair hüküm fıkrasına yöneltilen istinaf isteminin gerekçeli reddine dair hüküm fıkrası yönünden yapılan inceleme: 6183 sayılı Kanun'un 35. maddesinde limited şirket ortaklarının asıl borçlu şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olacakları düzenlenmiştir. Bu düzenlemeden asıl borçlu şirkete ait amme alacaklarının doğduğu dönemde şirketin ortağı olan kişilerin ortak olunan dönemlerle sınırlı olarak amme alacağının ödenmesinden sermaye hisseleri oranında sorumlu olacağının anlaşılması gerekmektedir. Olayda, davacının asıl borçlu şirkette 04/01/2006 ilâ 08/10/2009 tarihleri arasında %50 oranında hisse sahibi olarak şirket ortağı olduğu görülmektedir. Dolayısıyla davacının şirket ortağı olduğu 2006 ilâ 2009 yıllarının muhtelif dönemlerine ait vergi borçlarından şirket ortağı sıfatıyla hissesi oranında kusursuz sorumluluğu bulunmaktadır. 6183 sayılı Kanun'un 35. maddesinde yer verilen "amme alacağının doğduğu zaman" kavramından anlaşılması gerekenin "vergiyi doğuran olay" olduğu ve verginin tahakkuk edip vadesinde ödenmemesinin sadece vergi borcunun kamu alacağı niteliğine dönüşmesi ve alacağın 6183 sayılı Kanun hükümleri uyarınca tahsiline olanak tanıyan hukuki bir durum olduğu açıktır. Bu nedenle asıl borçlu şirket adına re'sen tarh edilen cezalı vergilerin tahakkuk ile vade tarihlerinde şirket ortağı olmayan davacının söz konusu borçlardan sorumlu olmayacağı gerekçesiyle verilen temyiz istemine konu ısrar kararında hukuka uygunluk bulunmamaktadır. Öte yandan, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un limited şirket ortaklarının limited şirketlerin amme borçlarından sorumluluğuna ilişkin 35. maddesinde vergi alacağının, şirket ortaklarından tahsili için öngörülen sorumluluk tali (ikinci derece) nitelikte olup şirket ortaklarının şirket borçlarından sorumlu tutulması konusunda paydaş olma dışında herhangi bir şart getirilmediğinden, ortaklar için öngörülen sorumluluğun kanuni temsilci sorumluluğundan farklı olarak hisse oranında ve kusursuz sorumluluk olduğu anlaşılmaktadır. Bu kapsamda davacının sorumlu olduğu dönemlerdeki sermaye payı, amme alacağının asıl borçlu şirketten tahsili amacıyla yapılan takibin usulüne uygun olarak tamamlanıp tamamlanmadığı ve amme alacağının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı gibi hususlar da değerlendirilerek yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1-Davalının temyiz isteminin kısmen KABULÜNE, 2-... Bölge İdare Mahkemesi ... Vergi Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı ısrar kararının, ...tarih ve ... ila ...sayılı ödeme emirlerine ilişkin hüküm fıkrasının BOZULMASINA, 3-Davalının temyiz isteminin kısmen REDDİNE, 4-Israr kararının, ...tarih ve... sayılı ödeme emrinin, 2009 yılının Mayıs ve Temmuz dönemlerine ait katma değer vergisi alacaklarına ilişkin hüküm fıkrasının ONANMASINA, 5-Yeniden verilecek kararda karşılanacağından, yargılama giderleri hakkında hüküm kurulmasına gerek bulunmadığına, 09/04/2025 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verildi. X - KARŞI OY: Temyiz isteminin kabulü ile ısrar kararının ... tarih ve ... sayılı ödeme emrinin, 2009 yılının Mayıs ve Temmuz dönemlerine ait katma değer vergisi alacaklarına ilişkin hüküm fıkrasının Danıştay Dördüncü Dairesinin kararında yer alan hukuksal nedenler ve gerekçe uyarınca bozulması gerektiği oyu ile karara katılmıyoruz.