10. Hukuk Dairesi 2012/19637 E. , 2012/20951 K. Mahkemesi :Asliye Hukuk(İş) Mahkemesi No :233-159 Dava, 506 sayılı Kanun hükümleri kapsamındaki zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti istemine ilişkindir. Mahkeme, yetkisizlik kararı verilip, dava dosyasının Zonguldak İş Mahkemesi’ne gönderilmesi yönünde hüküm kurulmuştur. Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen rapor…
**10. Hukuk Dairesi 2012/19637 E. , 2012/20951 K.** **"İçtihat Metni"** Mahkemesi :Asliye Hukuk(İş) Mahkemesi No :233-159 Dava, 506 sayılı Kanun hükümleri kapsamındaki zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti istemine ilişkindir. Mahkeme, yetkisizlik kararı verilip, dava dosyasının Zonguldak İş Mahkemesi’ne gönderilmesi yönünde hüküm kurulmuştur. Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. 23.04.2004 – 24.09.2006 tarihleri arasında davalı işverene ait işyerinde hizmet akdine tabi olarak geçen ve Kuruma bildirilmeyen çalışma sürelerinin tespiti istemli davanın mahkemece yapılan yargılamasında, davalı Kurum vekilince ilk oturum öncesinde ve yasal süresi içerisinde yetki itirazında bulunularak Zonguldak İş Mahkemesi’nin yetkili olduğunun belirtildiği anlaşılmaktadır. Davanın yasal dayanağı, 506 sayılı Kanunun 79. maddesinin onuncu fıkrası olup, anılan Kanunun 134. maddesinde, bu Kanunun uygulanmasından doğan uzlaşmazlıkların, yetkili iş mahkemelerinde veya bu davalara bakmakla görevli mahkemelerde görüleceği belirtilerek görev konusu açıklanmış olmasına karşın, söz konusu Kanunda yetkiye ilişkin herhangi bir düzenleme yapılmamıştır. Bu Kanunun 80. maddenin yedinci fıkrasında, Kurum alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Kanunun uygulanmasından doğacak uyuşmazlıkların çözümlenmesinde, alacaklı Sigorta Müdürlüğü’nün bulunduğu yer İş Mahkemesinin yetkili olduğu bildirilmiş ise de, bu hükmün, inceleme konusu davada uygulama yeri bulunmamaktadır. Diğer taraftan, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun genel yetki kuralını içeren 9. maddesinde, her davanın, kanunda aksine hüküm bulunmadıkça açıldığı tarihte davalının Türk Medeni Kanunu gereğince ikametgahı sayılan yer mahkemesinde görüleceği, davalının ikametgahı belli değilse, davaya Türkiye'de son defa oturduğu yer mahkemesinde bakılacağı belirtilmiş, 17. maddesinde, gerçek veya tüzel bir kişinin çeşitli yerlerde şubeleri bulunduğu takdirde o şubenin işleminden dolayı iflas davası ayrık olmak üzere o şubenin bulunduğu yerde de dava açılabileceği açıklanmış, bununla birlikte 9. maddeye koşut hüküm içeren 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 5. maddesinde, iş mahkemelerinde açılacak her davanın, açıldığı tarihte dava olunanın Türk Medeni Kanunu gereğince ikametgahı sayılan yer mahkemesinde bakılabileceği gibi, işçinin işini yaptığı işyeri için yetkili mahkemede de bakılabileceği bildirilmiş, 15. maddesinde ise, bu Kanunda açıklık bulunmayan durumlarda Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiş, ayrıca 01.10.2011 günü yürürlüğe girerek 1086 sayılı Kanunu yürürlükten kaldıran 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Genel yetkili mahkeme” başlığını taşıyan 6. maddesi ile “Şubeler ve tüzel kişilerle ilgili davalarda yetki” başlıklı 14. maddesinde de aynı yetki hükümlerine yer verilmiştir. Tüm davalar için uygulanan yetki kuralına genel yetki kuralı denilmekte olup, 1086 ve 6100 sayılı Kanun hükümlerine göre genel yetkili mahkeme, davalının ikametgahının bulunduğu yer mahkemesidir. Başka bir anlatımla, her dava, kanunda aksine hüküm öngörülmediği takdirde, açıldığı tarih itibarıyla davalının yerleşim yeri sayılan yer mahkemesinde görülür. Anılan genel yetki kuralının yanında, bazı davalar için başka yer mahkemeleri de yetkili kılınmış olup, istisna niteliğindeki bu düzenlemelere özel yetki kuralları denilmektedir. Özel yetki kurallarının kamu düzenine ilişkin olmadığı, özel yetkinin genel yetkiyi kaldırmayıp her iki kuralın beraber uygulandığı, davacının her iki yetki düzenlemesi arasında seçim hakkı bulunup davasını, öngörülen iki mahkemeden birinde açabileceği temel ilke olmakla birlikte, bazı davaların mutlak surette belli bir yer mahkemesinde açılması benimsenmiştir ki, bu durumda kesin yetki söz konusudur. Diğer taraftan, tüzel kişilere karşı açılacak davalarda genel yetkili mahkeme, tüzel kişilerin yerleşim yeri sayılan merkezinin bulunduğu yer mahkemesi olmakla birlikte, şube işlemleri nedeniyle açılacak dava, taraf olarak bağlı bulunulan merkez davalı gösterilerek, şubenin bulunduğu yerde de açılabilir. Kurum adına işlem yapmaya yetkili bulunmak, şubenin tanımından ortaya çıkan bir sonuç olup, şubenin bulunduğu yer mahkemesinin yetkili olmasında yalnız başına yeterli değildir. Şubenin bulunduğu yer yetkisi, o şubenin yapmış olduğu işlemlerden, davacıya ait işlemlerin yürütülmesinden doğan uyuşmazlıklarda geçerli bulunmaktadır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 16.04.2008 gün ve 2008/10-329 Esas - 2008/334 Karar, 16.04.2008 gün ve 2008/10-330 Esas - 2008/335 Karar, 08.07.2009 gün ve 2009/10-236 Esas - 2009/345 Karar, 14.10.2009 gün ve 2009/21-381 Esas - 2009/427 Karar sayılı ilamlarında da aynı görüş ve yaklaşım benimsenmiştir. Şu durumda, iş mahkemeleri bakımından, iş ve sosyal güvenlik hukuku mevzuatının yanı sıra anılan Kanunlarda yer alan genel ve özel yetki hükümlerinin de dikkate alınması gerekmekte olup, inceleme konusu dava yönünden, özellikle 5521 sayılı Kanunun 5. maddesinde yer alan “işçinin işini yaptığı işyeri için yetkili mahkeme” ibareleri karşısında, Devrek’te faaliyetini sürdüren davalı işveren ve Kurum açısından, varlığı ileri sürülen çalışma olgusunun Devrek’te gerçekleştiği iddiasıyla açılan işbu davada mahkemenin yetkili olduğu belirgindir. Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurularak davanın esasına girilip tüm kanıtlar toplandıktan sonra elde edilecek sonuca göre hüküm kurulması gerekirken, mahkemece eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu, davalı Kurum vekilinin yetki itirazı kabul edilerek yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. S O N U Ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının isteği durumunda davacıya geri verilmesine, 08.11.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.