8. Hukuk Dairesi 2021/11976 E. , 2023/3736 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2015/9 E., 2018/347 K. KARAR : Davanın kabulüne, asli müdahil Orman İdaresinin davasnın reddine Taraflar arasındaki tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay ( Kapatılan ) 20. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesinin kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince son bozmaya
**8. Hukuk Dairesi 2021/11976 E. , 2023/3736 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2015/9 E., 2018/347 K. KARAR : Davanın kabulüne, asli müdahil Orman İdaresinin davasnın reddine Taraflar arasındaki tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay ( Kapatılan ) 20. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesinin kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince son bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne, asli müdahil Orman İdaresinin davasının reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı asli müdahil ..., asli müdahil Orman İdaresi vekili ve davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlenildikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. Davanın konusu; ... ili ... ilçesi ... Beldesi ... Mahallesi ... mevkiide bulunan ortasından geçen derenin böldüğü 60 dönümlük yere ilişkindir. 2. Davacılar ... ve ... ... vekili dava dilekçesinde; davacıların murisinin 2007 yılında vefat ettiğini, mirasçı olarak kendilerinin kaldığını, dava konusu yeri kıraç taşınmaz olarak 50 yılı aşkın süredir murisleri tarafından imar ihya edilerek kullanıldığını, 2007 den sonra ise davacıların kullanmaya devam ettiğini, bu nedenle davacılar adına tescilini talep etmiştir. 3. Asli müdahil ... vekili; dava konusu taşınmaz içerisinde yer alan yaklaşık 30 dönümlük kısmın 1940 yılından itibaren asli müdahilin murisleri tarafından kullanıldığını, halen de asli müdahil tarafından kullanıldığını, asli müdahilin kullanımında olan yerlerin bir kısmının tescil harici bırakıldığı, bir kısmının ise 894 parsel olarak Hazine adına tespit gördüğünü, Hazine adına tespite sadece asli müdahilin itiraz ettiğini, davacıların itiraz etmediğini, bu nedenle asli müdahil kullanımında olan yerlerin zamanaşımı zilyetliği nedenine dayalı olarak adına tescilini talep etmiştir. Asli müdahil vekili duruşma beyanında; dava konusu taşınmazın davacı tarafla ortak olarak kullanıldığından her iki taraf adına da tescilini talep etmiştir. 4. İhbar olunan Orman İdaresi vekili 06.11.2012 tarihli duruşma beyanında; davanın reddi ile orman içi açıklık olan kısmın orman vasfıyla Hazine adına tescilini talep etmiştir. İhbar olunan Orman İdaresi vekili 11.01.2017 havale tarihli dilekçe ile; dava konusu A1 ve A2 olarak gösterilen taşınmazların orman içi açıklığı ve evveliyatı itibariyle de orman vasfında olduğunu, memleket haritası ve meşcere haritalarında yeşile boyalı orman olarak gösterildiğini, bu tür yerlerin zilyetlikle iktisap edilemeyeceğini, bu nedenle taşınmazların Hazine adına orman vasfıyla tescili ile davaya asli müdahale talebinin kabulüne karar verilmesini istemiştir. II. CEVAP 1. Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; dava konusu alanın kadastro çalışmaları aşamasında taşlık, kayalık, çalılık ve fundalık olması sebebiyle tescil harici bırakıldığını, devletin hüküm ve tasrrufu altındaki yerlerden olup imar ihya ve zilyetlikle kazanıma uygun olmadığını, davanın reddini savunmuştur. 2. Davalı ... Belediyesi vekili; davanın reddini savunmuştur. 3. Dahili davalı ... Belediyesi vekili cevap dilekçesinde; husumet ve zamanaşımı yönünden usulden reddini, mümkün olmadığı takdirde kazanma koşulları oluşmadığından davanın esastan reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 27.11.2012 tarihli ve 2011/163 Esas, 2012/602 Karar ... kararı ile; davaya konu taşınmazın hava fotoğrafları, memleket haritası, amenejman planı, orman tahdidine ilişkin tutanak ve harita örnekleri, fen, ziraat ve orman bilirkişi raporları, mahalli bilirkişi ve tanık beyanları değerlendirildiğinde, her ne kadar davacı tarafından fen bilirkişi raporunda A1 A2, B ve C harfleri ile gösterilen alana ilişkin olarak zilliyetliğe dayalı tescil davası açılmışsa da C ile işaretli kısmın hükmen orman olduğu, B harfi ile gösterilen kısımla A1 ve A2 harfi ile gösterilen kısımların orman bilirkişisinin krokisinde A3 ve A4 olarak gösterilen bölümlerinin kesinleşmiş orman kadastrosu sınırlarında kaldığı, geriye kalan kısımların 1963 baskı tarihli harita ve 1964 tarihinde düzenlenmiş meşcere haritasında çalılık olarak göründüğü, 1983 ve 1995 baskı tarihli haritada ve 88 yılı çekimi hava fotoğraflarında kısmen çalılık kısmen açıklık alan göründüğü, dinlenen tanık beyanlarına göre bir müddet tarım alanı olarak kullanılmışsa da bu alanların orman alanları ile içiçe olup orman içi açıklık mahiyetinde olduğu, bu sebeple A1 ve A2 ile gösterilen kısımlarında 3116 ... Orman Kanunu (3116 ... Kanun) uyarınca orman sayılan yerlerden olduğu, ziraat bilirkişisi raporuna göre de tarımsal faaliyet geçmişi olarak buğday ekili alanda toprak katmanları karışmasının 10-15 yıl önce olduğu, alanın kuzey kısımlarında ise henüz karışma olmadığı ve ilk defa keşiften kısa süre önce açma çalışmasıyla bu karışmanın gerçekleştiği, bu sebeple bu alanın Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan alanlardan olduğu gerekçesiyle davanın reddine, 12.04.2012 havale tarihli fen raporunda A1 ve A2 olarak belirtilen kısımların orman vasfı ile Hazine adına tesciline karar verilmiştir. IV . BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 31.03.2014 tarihli, 2014/2187 Esas ve 2014/3792 Karar ... ilamı ile; Mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hüküm kurmaya elverişli olmadığı, taşınmazlar güney yönden şahıslar adına kayıtlı tarım arazileri ile birleştiğinden, 6831 ... Orman Kanunu'nun (6831 ... Kanun) 17 nci maddesine göre orman içi açıklığı olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığı, diğer taraftan, taşınmazların eski tarihli belgelerde çalılık olmasının tek başına zilyetlikle kazanılmasına engel olmadığı, 6831 ... Kanun'un 1/j maddesinde "funda ve makilerle örtülü orman ve toprak muhafaza karakteri taşımayan yerlerin orman sayılmayacağı" hükmünün karşıt kavramından funda ve makiliklerle örtülü orman ve toprak muhafaza karakteri taşıyan yerlerin orman sayılacağı, 20.11.2012 tarihli Resmî Gazetede yayımlanan Orman Kadastrosu ve 2/B Uygulama Yönetmeliğinin "Vasıf Tayini ve Mülkiyete Ait Hususlar" başlıklı 14 üncü maddenin (m) bendinde maki ve funda türü ağaçların isimlerinin sayıldığı, aynı maddenin (o) bendinde "orman ve orman toprak muhafaza karakteri, üzerindeki bitki formasyonu ile taşkınları, şiddetli yağış sonrası oluşan zararlı akışları, toprak erozyonu, toprağın strüktür ve tekstürünün, bozulmasını önleyici, su verimini artırıcı etkisi bulunan ve eğimi yüzde onikiden fazla olan yerlerdir." şeklinde tanımlandığı, belirtilen kanun ve yönetmelik hükümleri gereğince, toprak muhafaza karakteri taşımayan düşük eğimli çalılıkların zilyetlikle kazanılmasının mümkün olduğu, bu nedenle; mahkemece usulüne uygun orman ve zilyetlik araştırması yapılması gerektiği gerekçesi ile İlk Derece Mahkemesinin kararının bozulmasına karar verilmiştir. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tarafların iddia ve savunmaları, toplanan deliller, hava fotoğrafları, memleket haritası, amenejman planı orman tahdidine ilişkin tutanak ve harita örnekleri, mahallinde yapılan keşif, alınan bilirkişi raporları, mahalli bilirkişi ve tanık anlatımları, davalı beyanı ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; bozma ilamı doğrultusunda alınan bilirkişi raporlarında davaya konu taşınmazların evveliyatının taşlık çalılık iken 1980'li yılların başında imar-ihya edildiği, 1980'li yılların ortalarında imar ihyasının tamamlanarak tarım-kültür arazisi haline getirildiği, kuru şartlarda tarla bitkileri (buğday, susam, arpa) tarımı yapılarak kullanıldığı, taşınmazın sınırlarında taş yığınları olduğu, taşların incelendiğinde dava tarihinden ortalama 25-30 yıl önce söküldüğünün anlaşıldığı, tarım toprağı niteliğinde olduğu, davaya konu taşınmazlarından A2 ile işaretli bölümün orman sayılmayan yerlerden, A1 ile işaretli yerin ise orman içi açıklığı mahiyetinde olduğundan orman sayılan yerlerden şeklinde rapor verilmiş ise de davaya konu taşınmazların güney yönünde şahıslar adına kayıtlı tarım arazileri ile birleştiğinden orman içi açıklığı olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığı, taşınmazların orman sayılmayan yerlerden olduğu, antik yada doğal sit alanı içerisinde kalmadığı, davacıların murisinin ölümünden sonra davacılar tarafından kullanılmaya devam edildiği, davacılarında taşınmazı arpa, buğday, yulaf ekerek kullanmakta olduğu, kimi zaman taşınmazı nadasa bıraktığı, bu nedenle keşifte taşınmazın ekili dikili olmadığı, 3402 ... Kadastro Kanunu'nun (3402 ... Kanun) 14 üncü maddesindeki 100-40 dönümlük sınırların aşılmadığı, imar ihyasının 30 yıl önce tamamlandığı, bu taşınmazda davacı taraf dışında hak eden başka kimselerin bulunmadığı, davacıların taşınmaza eklemeli zilyetlik yolu ile 35 yılı aşkın bir süredir aralıksız ve çekişmesiz olarak malik sıfatıyla zilyet olduğu, davacı lehine kazanma koşullarının gerçekleştiği gerekçesiyle davanın davacı yönünden kabulü ile Fen Bilirkişi ... Dikmen tarafından düzenlenen 07.10.2015 tarihli ve ekli krokide ... renkli A1 harfi ile işaretli 27.745,67 m2 yüzölçümü taşınmaz ile A2 harfi ile ... renkle gösterilen 7.053,23 m2 yüzölçümlü taşınmazların davacıların miras hisseleri oranında ... Mahallesi 362 ada sırasıyla son parsel numarası verilerek davacılar adına tapuya kayıt ve tesciline, her ne kadar ... davaya konu taşınmazların orman vasfında olması nedeniyle davaya asli müdahil olarak katılmış ise de davaya konu taşınmazların mahkememizce orman sayılmayan yerlerden olduğu gerekçesiyle asli müdahil Orman İdaresinin davasının reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı asli müdahil ..., asli müdahil Orman İdaresi vekili ve davalı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1. Asli müdahil ... temyiz dilekçesinde; mahkemece kullanımın dikkate alınmaksızın husumet olan davacı tanığının beyanına göre hüküm verildiğini, A1 – A2 diye ayrılmasının da hatalı olduğunu, vergi kaydı olduğu halde yanlışlıkla yapılan ölçümle mağdur edildiğini, resen dikkate alınacak nedenlerle kararın bozulmasını istemiştir. 2. Asli müdahil Orman İdaresi vekili temyiz dilekçesinde; eksik araştırma ile karar verildiğini, A2 nin orman içi açıklık mahiyetinde olduğunu, orman bütünlüğünü bozduğunu, A1 in de şahıslar adına tescilinin orman bütünlüğünü bozduğunu, her ikisinin de C harfli yerle evveliyatında bir bütün olarak en eski tarihli haritalarda gösterildiğini, bilirkişilerce vurgulandığı gibi açma sonucu oluştuğunu, bozma sonrası alınan bilirkişi raporunun bozma gereklerini yerine getirecek düzeyde olmadığını, evveliyatı orman olan yerin kazanılamayacağını, kararın bozulmasını istemiştir. 3. Davalı Hazine vekili temyiz dilekçesinde; eksik araştırma ile karar verildiğini, zilyetlikle kazanım koşullarının yeterli araştırılmadığını, tanık beyanlarına dayandırılmışsa da maddi olaya dayanılmadığını, taşınmazların devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğunu, komşu parsel kayıtlarının tam olarak uygulanmadığını, davacının senetsizden iktisap miktarının kanunun aradığı miktardan fazla olduğunu, resen dikkate alınacak nedenlerle kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, tapusuz taşınmaz tescili istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 ... Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 ... Kanun) Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 ... Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 ... Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedinci fıkrası ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 4721 ... Türk Medeni Kanunu'nun ( 4721 ... Kanun ) 713 üncü maddesi, 3402 ... Kadastro Kanunu'nun ( 3402 ... Kanun ) 14 ve 17 nci maddeleri. 3. Değerlendirme T.C. Anayasası, yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. 6100 ... Kanun'un 294 ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı düzenlenmiştir. Hükmün, açık, anlaşılır, infaz edilebilir şekilde tesis edilmesi, en önemlisi yazılacak gerekçenin, verilen hükme uygun olması gerekmektedir. Aksi halde yargılamanın açıklığı ilkesi dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş ve mahkeme kararlarına ... sarsılmış olacaktır. Yazılacak kararın gerekçesiyle, hüküm kısmı arasında bütünsellik ve uyumluluk esastır. Başka bir anlatımla gerekçe ile hüküm birbirine bağlıdır. Anayasası'nın 141/3 üncü maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerekir. 1086 ... Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 ... Kanun) 388/1-3 maddesi ile 6100 ... Kanun'un 297/1-c maddesi, bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiğini açıklamıştır. Bir mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hâkimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hâkim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini (hukuk sebepleri) kendiliğinden (re’sen) araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar. Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkeme de, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz (Kuru, Baki/ Arslan, Ramazan/ ..., Ejder; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 6100 ... Kanun'a göre Yeniden Yazılmış, 22 Baskı, ... 2011, s.472). Yukarıda da değinildiği üzere Anayasa'nın 141 inci maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Kanun'un aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtayın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur. Az yukarıda vurgulanan hususlar, Hukuk Genel Kurulunun 19.06.1991 tanihli ve E:323, K:391; 10.9.1991 tarihli ve E:281, K:415; 25.9.1991 tarihli ve E:355, K:440; 19.04.2006 tarihli ve E:2006/4-142, K:229; 05.12.2007 tarihli ve E:2007/3-981, K:936; 23.01.2008 tarihli ve E:2008/14-29, K:4; 19.03.2008 tarihli ve E:2008/15-278, K:254; 18.06.2008 tarihli ve E:2008/3-462, K:432; 21.10.2009 tarihli ve E:2009/9-397, K:453; 24.02.2010 tarihli ve E:2010/1-86, K:108; 28.04.2010 tarihli ve E:2010/11-195, K:238; 22.06.2011 tarihli ve E:2011/11-344, K:436 ... kararlarında da, benimsenmiştir. Nitekim, 07.06.1976 tarihli ve 3/4-3 ... Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde yer alan “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir.” şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye vurgu yapılmıştır. Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa'nın 141/3 maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 ... Kanun 'un 297 inci (mülga 1086 ... Kanun'un 388 inci ) maddesi, işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir. Yine 6100 ... Kanun 'un 27 inci (1086 ... Kanun 'un 73 üncü) maddesinin 2. bendi “c” bölümünde de hukuki dinlenilme hakkının “Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini” de içerdiği açıklanarak bu husus vurgulanmıştır. O halde; usulüne uygun olarak harcını yatırmak suretiyle davaya asli müdahil olan ... hakkında Mahkemece hükmün gerekçesinin "Cevap" bölümünde bahsedildiği halde "Deliller ve Gerekçe" bölümünde olumlu veya olumsuz gerekçe yazılmaması, yine davacılar ve asli müdahil olan Orman İdaresi hakkında hüküm kurulmuşsa da asli müdahil ... hakkında olumlu veya olumsuz hüküm kurulmaması doğru görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi hükmünün 6100 ... Kanunun Geçici 3 üncü maddesi yollaması ile 1086 ... Kanunun 428 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA, 2.Bozma nedenine göre asli müdahiller ve davalı Hazine vekillerinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin harcın istek halinde temyiz eden asli müdahil ...'a iadesine, 1086 ... Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 15.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.