Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2020/9373 E. , 2024/4847 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ALTINCI DAİRE Esas No : 2020/9373 Karar No : 2024/4847 TEMYİZ EDENLER : I - (DAVACI) ... İnşaat Emlak Tekstil Otomotiv San. ve Tic. Ltd. Şti. VEKİLİ : Av. ... II- (DAVALI) : ... Belediye Başkanlığı/... VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF : I - (DAVALI) ... Belediye Başkanlığı II- (DAVACI) ... İnşaat Emlak Tekstil Otomotiv San. ve Tic. Ltd. Şti. İSTEMİN KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesin
Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2020/9373 E. , 2024/4847 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ALTINCI DAİRE Esas No : 2020/9373 Karar No : 2024/4847 TEMYİZ EDENLER : I - (DAVACI) ... İnşaat Emlak Tekstil Otomotiv San. ve Tic. Ltd. Şti. VEKİLİ : Av. ... II- (DAVALI) : ... Belediye Başkanlığı/... VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF : I - (DAVALI) ... Belediye Başkanlığı II- (DAVACI) ... İnşaat Emlak Tekstil Otomotiv San. ve Tic. Ltd. Şti. İSTEMİN KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının esasa ilişkin kısmının davacı tarafından, vekalet ücretine ilişkin kısmının davalı idare tarafından temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: ... ili, ... ilçesi, ... Mahallesi, ... pafta, ... ada, ... parsel sayılı taşınmazda inşa edilen yapı için düzenlenen ... tarih ve ... sayılı yapı ruhsatının ... Belediye Başkanlığının ... tarih ve ... sayılı işlemi ile iptal edilmesi sebebiyle uğranıldığı ileri sürülen 326.895,40-TL maddi zararın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istenilmektedir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:...5 sayılı kararda; davalı idarece iptal edilen yapı ruhsatı başvurusu öncesinde davacı tarafından hazırlatılan ... tarihli jeolojik etüt raporunda, taşınmazda kuru dere yatağı bulunduğu ifadesine yer verildiği ve davacı tarafından, yapı ruhsat alındıktan sonra yapılan 26/04/2017 tarihli başvuruda, davalı idareden derenin ıslahıyla ilgili çalışma yapılmasının istenildiğinin görüldüğü, inşaat işiyle iştigal eden davacı şirketin dere yatağında bulunan taşınmaz üzerinde yapılaşma konusunu düzenleyen düzenleyici işlemler ve bu işlemlerin uygulama koşullarına ilişkin bir araştırma yapması, tüm yasal ve idari mevzuatın cevaz vermesi halinde yapı ruhsatı aldıktan sonra inşaata başlaması gerekirken, asgari özen yükümlülüğünü yerine getirmeyerek basiretli bir tacir gibi hareket etmediği, bu nedenle davacının uğradığını ileri sürdüğü zararın idare tarafından tazmininin olanaklı olmadığı neticesine varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın reddine, maktu olarak hesaplanan vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararının özeti: İstinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve istinaf dilekçelerinde ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından; davanın reddine karar verildiğinden vekalet ücretinin nisbi olarak hesaplanması gerektiği gerektiği ileri sürülmektedir. Davacı tarafından; Dava konusu taşınmazın imar planlarında konut alanı olarak planlandığı, hem imar planları hem de inşaat öncesinde imar durum belgesi ve ruhsat verilmesi aşamasında idare tarafından yapılması gereken denetim ve çalışmaların yapılmamasından yani idarenin ihmali davranışlarından davacının sorumlu tutulamayacağı, davacının, jeolojik etüt raporunda yer verilen derenin ıslahı için idareye başvurmasının, davacının iyi niyetli olduğunun göstergesi olduğu, bu sebeple, davacının uğradığı maddi zararın tazminine karar verilmesi gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından; savunma verilmemiştir. Davalı idare tarafından; Temyiz edilen kararda davacı tarafından ileri sürülen bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, usul ve kanuna uygun olan kararın esasının onanması gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Görülmekte olan tam yargı davasının, ... ada, ... parsel sayılı dava konusu taşınmaz için düzenlenen ... tarih ve ... sayılı yapı ruhsatının, davalı ... Belediye Başkanlığının ... tarih ve ... sayılı tek taraflı, kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikteki bir irade beyanı olan idari işlemi ile iptal edilmesi nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararın tazminine karar verilmesi istemiyle açıldığı konusunda tereddüt bulunmamaktadır. Olayda, yapı ruhsatının iptaline ilişkin ... tarih ve ... sayılı idari işlem sonrasında, davacı şirket tarafından, davalı idareye sunulan 27/09/2017 tarihli dilekçede, ... ada, ... sayılı parselde başlanacak inşaat için alınan yapı ruhsatının belediye tarafından iptal edildiği belirtilerek anılan ruhsata ilişkin olarak yatırılan ruhsat harcının iadesinin talep edildiği görüldüğünden davacının, ruhsat iptaline ilişkin idari işlemden en geç bu tarihte haberdar olduğunun kabulü gerekmektedir. Bu durumda, öğrenme tarihi olarak kabul edilen 27/09/2017 tarihinden itibaren 60 gün içinde, en son (dava açma süresinin son günü olan 26/11/2017 haftasonu tatiline denk geldiği için) 27/11/2017 tarihine kadar açılması gerekirken yasal dava açma süresi geçirildikten sonra 05/02/2018 tarihinde açılan davada süre aşımı bulunduğu neticesine varılmıştır. Belirtilen sebeplerle, temyize konu edilen karar neticesi itibariyle usul ve hukuka uygun olup temyiz dilekçelerinde ileri sürülen sebepler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediği sonucuna ulaşıldığından temyize konu kararın belirtilen gerekçeyle onanmasına karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : ... ili, ... ilçesi, ... Mahallesi, ... pafta, ... ada, ... parsel sayılı taşınmazın bulunduğu alanda, bodrum+zemin+30 kat olmak üzere A ve B bloktan oluşan yapıların inşaatı için davacı şirket ile parsel malikleri arasında 03/02/2011 tarihli kat karşılığı inşaat sözleşmesi imzalanmıştır. Yapı ruhsatı talep dilekçesine eklemek üzere, davacı şirket tarafından... Araştırmaları Ltd. Şti.'ye hazırlatılan jeolojik zemin etüt raporunda, uyuşmazlık konusu parselde kuru dere yatağı olduğu ve taşkın riskine karşı dreneja müsaade edilmemesi gerektiği belirtilmiştir. Gerekli evraklar eklenmek suretiyle yapılan yapı ruhsatı başvurusu neticresinde, A Blok 54 bağımsız bölümlü ve 32 katlı, B Blok 54 bağımsız bölümlü ve 32 katlı olacak şekilde yapı inşa etmek üzere ... tarih ve ... sayılı yapı ruhsatı tanzim edilmiştir. Davacı şirket tarafından 26/04/2017 tarihli dilekçe ile idareye müracaat edilerek özetle, "inşaata başlanmasının plânlandığı ancak, araziden geçen ve (arazide) doğal şekilde oluşan bir dere yatağının bulunduğu, dere yatağının blokların temellerine denk geldiği, bu nedenle dere yatağının idarece ıslah edilmesi" talebinde bulunulması üzerine, davalı idare tarafından, DSİ'ye ve ... Su ve Kanalizasyon İdaresi'ne (MESKİ) 27/04/2017 tarihinde yazı yazarak durumun incelenmesi ve dere ıslahının mümkün olup olmadığının değerlendirilmesi talep edilmiştir. Yapılan inceleme neticesinde, DSİ ... ncı Bölge Müdürlüğü ... nci Şube Müdürlüğü tarafından davalı idareye yazılan 22/05/2017 tarihli yazıda özetle, "parselden doğal dere yatağının geçtiğinin tesbit edildiği, parsel üzerinde yapılaşmanın uygun olmadığı, imarda (imar plânında) dere yatağının korunarak sağ ve soldan 10 m mesafenin yapılaşmadan hariç tutulması, ilâveten dere servis yolu konulması, bunlar yapıldıktan sonra parselde yapılaşma talep edilirse DSİ'den görüş sorulması" gerektiği belirtildiğinden davalı idare tarafından davacı şirkete yazılan 10/08/2017 tarihli yazıda, parselde inşaata başlanmaması bildirilmiş ve ... Belediye Başkanlığının ... tarih ve ... sayılı işlemi ile... tarihli yapı ruhsatı iptal edilmiştir. Yapı ruhsatının iptali sonrasında, davacı şirket tarafından, davalı idareye sunulan ... tarihli dilekçe ile; ... ada, ... sayılı parselde başlanacak inşaat için alınan yapı ruhsatının belediye tarafından iptal edildiği belirtilerek anılan ruhsata ilişkin olarak yatırılan ruhsat harcının iadesinin talep edilmesi üzerine, ... Belediye Başkanlığınca, davacı tarafından ödenen bir kısım tutarlar hariç olmak üzere davacının ruhsat harçlarının iadesine ilişkin talebinin kabul edilmesine yönelik... tarihli karar alınmıştır. Daha sonra, davacı şirket tarafından 19/12/2017 tarihinde davalı idareye tekrar müracaat edilerek bu kez; ... ada, ... sayılı parsele ilişkin olarak düzenlenen yapı ruhsatının iptal edilip edilmediği, iptal edilmiş ise neden iptal edildiğinin açıklanarak, iptal kararının davacı şirkete tebliğ edilmesinin talep edilmesi üzerine davalı idarece verilen 28/12/2017 tarihli cevap aynı gün davacıya tebliğ edilmiştir. Bunun üzerine, 05/02/2018 tarihinde, görülmekte olan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasa'nın 125. maddesinin 1. fıkrasında; idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu, son fıkrasında da, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinde de; idarenin eylem ve işlemlerinden dolayı hakları muhtel olan kişiler tarafından tam yargı davası açılabileceği düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un 7. maddesinde; dava açma süresinin özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış gün olduğu, 12. maddesinde, İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilecekleri, 13. maddesinde ise, idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerektiği, bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında otuz gün (olay tarihinde altmış gün) içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabileceği, hüküm altına alınmıştır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: İdari işlemler ve bu işlemlerin uygulanması ile idari eylemler sonucu meydana gelen hak ihlâllerinin giderilmesi istemiyle açılacak tam yargı davalarına yönelik olarak 2577 sayılı Kanun'da ayrı usûl hükümleri ve farklı dava açma süreleri öngörülmüştür. Kanun'un 13. maddesi uyarınca, idari eylemler nedeniyle uğranılan zararın tazmini için bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurularak, başvurunun kısmen, tamamen veya zımnen reddi hâlinde bu tarihten itibaren dava açma süresi içinde dava açılması gerekirken; 12. maddede yer alan düzenleme uyarınca, idari işlemlerin yol açtığı hak kayıplarının giderilmesinin istenilmesi hâlinde ise doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davasının açılması veya ilk önce iptal davası açılarak bu davanın karara bağlanması üzerine veya işlemin icrası nedeniyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içerisinde tam yargı davasının açılması gerekmektedir. 2577 sayılı Kanun'daki bu farklı düzenleme nedeniyle öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen tasarrufların nitelendirilmesi, idari işlem mi yoksa idari eylem mi olduklarının belirlenmesi gerekmektedir. İdari işlemler, idari makam ve mercilerin idari faaliyet alanında idare hukuku çerçevesinde, tek taraflı irade açıklamasıyla hukuk aleminde sonuç doğuran kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte tasarruflardır. İdarenin, temelinde bir idari karar veya işlem olmayan veya bir idari sözleşmeye dayanmayan her türlü faaliyeti (fizik alanında görülen iş, hareket, ameliye ve çalışmalar) veya hareketsiz kalması ise idari eylem olarak tanımlanmaktadır. İdari işlemlerin, hukuk aleminde değişiklik, yenilik doğuran irade açıklamaları olmalarına karşın, idari eylemler, sadece ilgililerin hak ve yetkilerini kullanmaları koşuluyla hukuki etki ve sonuç doğurmaktadırlar. Görülmekte olan tam yargı davasının, ... ada, ... parsel sayılı dava konusu taşınmaz için düzenlenen ... tarih ve ... sayılı yapı ruhsatının, davalı ... Belediye Başkanlığının ... tarih ve ... sayılı tek taraflı, kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikteki bir irade beyanı olan idari işlemi ile iptal edilmesi nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararın tazminine karar verilmesi istemiyle açıldığı konusunda tereddüt bulunmadığından dava açma süresinin hesaplanmasında da kanunun, yukarıda yer verilen idari işlemden kaynaklanan zarara ilişkin hükümlerinin esas alınması gerekmektedir. Bu itibarla; giderilmesi istenilen hak ihlâline, idari işlem olarak nitelendirilen idari tasarrufun neden olduğu sonucuna varıldığından, açılan davanın, idari işlemin ilgilisine tebliği yahut herhangi bir suretle ilgilisince öğrenildiği tarihten itibaren genel dava açma süresi olan 60 gün içerisinde açılması gerekmektedir. Uyuşmazlıkta, yapı ruhsatının iptaline ilişkin ... tarih ve ... sayılı idari işlem sonrasında, davacı şirket tarafından, davalı idareye sunulan... tarihli dilekçede, ... ada, ... sayılı parselde başlanacak inşaat için alınan yapı ruhsatının belediye tarafından iptal edildiği belirtilerek anılan ruhsata ilişkin olarak yatırılan ruhsat harcının iadesinin talep edildiği görüldüğünden davacının, ruhsat iptaline ilişkin idari işlemden en geç bu tarihte haberdar olduğunun kabulü gerekmektedir. Bu durumda, öğrenme tarihi olarak kabul edilen...... tarihinden itibaren 60 gün içinde, en son (dava açma süresinin son günü olan 26/11/2017 haftasonu tatiline denk geldiği için) 27/11/2017 tarihine kadar açılması gerekirken yasal dava açma süresi geçirildikten sonra 05/02/2018 tarihinde açılan davada süre aşımı bulunduğu neticesine varılmıştır. Öte yandan, davacı tarafından, yapı ruhsatının iptaline ilişkin olarak bilgi edinilmesi amacıyla 19/12/2017 tarihinde davalı idareye yapılan başvurunun dava açma süresini ıslah etmeyeceği tabiidir. Bununla birlikte, davanın süre aşımı yönünden yahut esastan reddine karar verilmesi hallerinde, maktu vekalet ücretine hükmedileceği ve İdare Mahkemesince, esastan incelenerek ret kararı verilen görülmekte olan uyuşmazlıkta da maktu vekalet ücretine hükmediği hususları göz önünde bulundurulduğunda, süre aşımı yönünden reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılan davada maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinden kararda bu yönüyle de isabetsizlik bulunmamıştır. Belirtilen sebeplerle, temyize konu edilen karar neticesi itibariyle usul ve hukuka uygun olup temyiz dilekçelerinde ileri sürülen sebepler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının ve davalı idarenin temyiz istemlerinin reddine, 2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ...İdari Dava Dairesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının yukarıda belirtilen gerekçeyle ONANMASINA, 3. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 50. maddesi uyarınca, bu onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de anılan Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın kararı veren ilk derece Mahkemesine gönderilmesine, 24/09/2024 tarihinde, kesin olarak, oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY (X) : Dava, ... ili, ... ilçesi, ... Mahallesi, ... pafta, ada, ... parsel sayılı taşınmazda inşa edilen yapı için düzenlenen... tarih ve ... sayılı yapı ruhsatının, ... Belediye Başkanlığının ... tarih ve ... sayılı işlemi ile iptal edilmesi sebebiyle uğranıldığı ileri sürülen 326.895,40-TL maddi zararın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. 2577 sayılı Kanunun 49. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, temyiz incelemesi sonunda Danıştayın; kararı hukuka uygun bulursa onayacağı, kararın sonucu hukuka uygun olmakla birlikte gösterilen gerekçeyi doğru bulmaz veya eksik bulursa, kararın gerekçesini değiştirerek onayabileceği, 2. fıkrasında, temyiz incelemesi sonunda Danıştayın; görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, hukuka aykırı karar verilmesi ve usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması, sebeplerinden dolayı incelenen kararı bozacağı; 50. maddesinin 3. fıkrasında; bölge idare mahkemesinin, Danıştayca verilen bozma kararına uymayarak kararında ısrar edebileceği belirtilmiş; 2575 sayılı Danıştay Kanununun 38. maddesinde ise, İdari Dava Daireleri Kurulunun idare mahkemelerinden verilen ısrar kararları ile idari dava dairelerinden ilk derece mahkemesi olarak verilen kararları temyizen inceleyeceği kurala bağlanmıştır. Dosyanın incelenmesinden, davanın süresi konusunda temyize konu kararda herhangi bir gerekçe ve açıklama bulunmadığı, Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesince süre hakkında bir hüküm tesis edilmediği görülmüştür. Uyuşmazlık konusu olayda, dava açma süresi geçirilerek açılan davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken İdare Mahkemesince davanın esası incelenmek suretiyle davanın reddine karar verilmiş, bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesince reddine karar verilmiştir. Davanın süre yönünden reddine ilişkin kararın ise içeriği ve sonuçları itibarıyla esasa ilişkin karardan farklı olması nedeniyle bu gerekçe ile esasa ilişkin bir kararın onanması halinde karar veren Mahkemenin davanın süresinde olduğu gerekçesiyle ilk kararında ısrar etme imkanı ortadan kalkacağından yargılama yetkisinin usulüne uygun kullanımının sağlanması amacıyla kararın bozulmasına Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesince yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan İdari Dava Dairesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir. Bu itibarla, Mahkeme tarafından verilen davanın reddine ilişkin karara karşı yapılan istinaf başvurusunun Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesince reddi yolundaki kararın bozulması gerektiği oyuyla, anılan kararın değişik gerekçe ile onanmasına ilişkin Dairemiz kararına katılmıyorum.