Başvuru 15/3/1995 tarihinde meydana gelen olaylar sırasında başvurucunun annesinin ölmesi nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü maddi ve manevi zararların tazmini istemiyle açtığı davada Anayasa’nın 2. , 36. ve 125. maddelerinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru 15/3/1995 tarihinde meydana gelen olaylar sırasında başvurucunun annesinin ölmesi nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü maddi ve manevi zararların tazmini istemiyle açtığı davada Anayasa’nın , ve maddelerinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 18/12/2013 tarihinde İstanbul Bölge İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 23/1/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm tarafından 18/02/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 15/4/2014 tarihli görüş yazısı 29/4/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. A. Olaylar Başvuru dilekçesi ile başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir: İstanbul ili Gaziosmanpaşa ilçesi Gazi Mahallesi’nde 12/3/1995 tarihinde meydana gelen olayda çok sayıda insan ölmüş ve yaralanmıştır. Bu olayı protesto etmek amacıyla başvurucunun annesinin de içinde bulunduğu topluluk 15/3/1995 tarihinde Pir Sultan Abdal Derneği önünde toplanmış, bu sırada meydana gelen olaylar neticesinde başvurucunun annesi dâhil beş kişi hayatını kaybetmiştir. Annesinin ölümü nedeniyle uğradığı maddi ve manevi zararların tazmini istemiyle başvurucu tarafından 12/3/1996 tarihinde İçişleri Bakanlığına başvuru yapılmış ancak Bakanlık başvuruya cevap vermemiştir. Başvurucu 10/7/1996 tarihinde İstanbul İdare Mahkemesinde maddi ve manevi zararının tazmini istemiyle dava açmıştır. İstanbul İdare Mahkemesi 25/05/1999 tarihli ve E.1996/824, K.1999/651 sayılı kararıyla zararın sosyal risk ilkesi uyarınca tazmininin gerektiği ancak maddi tazminatın hesaplanabilmesi için ihtiyaç duyulan bilirkişi avansı ile ölenin çalıştığı işi ve gelirini gösteren belgeler sunulmadığından başvurucunun maddi tazminat isteminden vazgeçtiği sonucuna ulaştığından maddi tazminat isteminin reddine, manevi tazminat isteminin ise kabulüne karar vermiş; bu karar Danıştay Onuncu Dairesinin 11/12/2002 tarihli ve E.2000/754, K.2001/4706 sayılı kararıyla uğranılan zararın münferit olaydan kaynaklandığı ve niteliği itibarıyla sosyal risk ilkesine göre tazmininin gerekmediği, bu nedenle tazmini istenen zararın meydana gelmesinde davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı araştırılmaksızın verilen kararda hukuki isabet bulunmadığı gerekçesiyle bozulmuş; İdare Mahkemesinin 21/10/2002 tarihli ve E.2002/778, K.2002/1167 sayılı kararıyla bozma kararına uyularak davalı idarenin örgütlenme ve genel güvenlik hizmetlerinin olay öncesi, olay sırasında ve de olay sonrasında hiçbir şekilde kusurlu işletilmediği, bu nedenle tazmini istenen zararın meydana gelmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı, olayda maddi ve manevi tazminat sorumluluğu için gereken koşulların oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bu kararın temyiz incelemesi sonucunda Danıştay Onuncu Dairesinin 14/4/2006 tarihli ve E.2003/2554, K.2006/2426 sayılı kararıyla başvurucunun annesinin izinsiz gösteri yürüyüşünde çatışmayı tahrik ettiğinin veya çatışmaya katıldığının belirlenmesi hâlinde idarenin tazmin sorumluluğuna gidilemeyeceği, dava konusu olayda ise başvurucunun annesinin izinsiz gösteri yürüyüşü içinde yer almakla birlikte 15/3/1995 tarihinde meydana gelen olaylara katkısının olduğu ve emniyet güçlerine aktif biçimde mukavemet ettiği konusunda dava dosyasında somut bilgi ve belge bulunmadığı, salt izinsiz gösteri yürüyüşüne katılmasının ise silahtan çıkan mermiyle vurularak öldürülmesi olayındaki idarenin hukuki sorumluluğunu ortadan kaldıran bir sebep olarak nitelendirilemeyeceği, hâl böyle olunca ölüm olayında başvurucunun annesinin kusurunun bulunmadığını kabul etmek gerektiği, annesinin ölümü nedeniyle başvurucunun uğradığı maddi ve manevi zararların sosyal risk ilkesi uyarınca tazmin edilmesi gerekirken tazmini istenilen zararın meydana gelmesinde davalı idarenin hizmet kusuru bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddi yolunda verilen kararda hukuki isabet görülmediği gerekçesiyle bozulmuş ise de İdare Mahkemesi 26/5/2009 tarihli ve E:2008/782, K:2009/878 sayılı kararıyla bozma kararına uymayarak zararın meydana gelmesinde davalı idarenin hizmet kusuru bulunmadığından bahisle davanın reddi yolundaki ilk kararında ısrar etmiştir. Karar gerekçesi şöyledir:“…davalı idarenin örgütlenme ve genel güvenlik hizmetlerinin olay öncesi, olay sırasında ve de olay sonrasında hiçbir şekilde kusurlu işletilmediğinden tazmini istenilen zararın meydana gelmesinde davalı idarenin hizmet kusuru bulunmadığından olayda maddi ve manevi tazminat sorumluluğu için gereken koşulların oluşmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.” Bu kararın temyiz edilmesi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu (İDDK) 27/5/2013 tarihli ve E.2009/3035, K.2013/2056 sayılı kararıyla Mahkeme kararını gerekçe değiştirerek onamıştır. Karar gerekçesi şöyledir:“…Bakılmakta olan davaya ilişkin yargılama devam ederken, aralarında davacı Ali Gül Yüksel'inde bulunduğu bir kısım kişiler tarafından, Avrupa İnsan Haklan Mahkemesine, akrabalarının İstanbul'da gerçekleşen gösterilerde polisin gereğinden fazla güç kullanması sebebiyle öldürüldüğü, olaylara yönelik yerel soruşturmanın yetersizliği ve etkili olmaması bağlamında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin , , ve maddesinin ihlal edildiği gerekçe gösterilerek yapılan başvuru üzerine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin İkinci Dairesinin 26/07/2005 tarihli kararı ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ve maddelerinin ihlal edildiğinden bahisle Ali Gül Yüksel'in de bulunduğu başvuru sahiplerinin her birine manevi tazminat olarak 000'er Euro (Otuz Bin Euro) ödenmesine karar verilmiştir.Ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin İkinci Dairesi'nin 26/07/2005 tarihli kararı incelendiğinde, aralarında Ali Gül Yüksel'in de bulunduğu başvuranların akrabalarının ölümleri nedeniyle herhangi bir maddi zarara uğradıklarını kanıtlayamadıkları, dosyada, ölen kişilerin ailelerine maddi yardımda bulunup bulunmadıklarına dair bir bilginin de yer almadığı, sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin bu dava şartlarında başvuranlara maddi tazminat olarak bir ödeme yapmayı uygun bulmadığının belirtildiği anlaşılmaktadır.…Uyuşmazlık konusu olayda, davacının annesinin dava konusu olaya katkısı ve olaylar sırasında; aktif biçimde emniyet güçlerine mukavemet ettiği konusunda bilgi ve belge bulunmamaktadır.Bu itibarla, davacının annesinin ölümü nedeniyle davacının uğradığı zararın "sosyal risk" ilkesi uyarınca tazmini gerektiği sonucuna varılmıştır.Ancak yukarıda anılan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İkinci Dairesi'nin 26/07/2005 tarihli kararıyla davacıya uyuşmazlık konusu olay nedeniyle 000 Euro (otuzbin Euro) manevi tazminat ödenmesine karar verildiğinden bu davada ayrıca aynı olay nedeniyle manevi tazminat ödenmesine olanak bulunmamaktadır.Davacının maddi tazminat istemine gelince: İstanbul İdare Mahkemesi'nin 26/02/2009 günlü ara kararı ile davacı vekilinden, kez, davacının miras bırakanı İsmihan Yüksel'in bir işte çalışıp çalışmadığının sorulduğu, çalışmış ise ücret veya maaş tutarını gösterir bilgi ve belgeler istenildiği; Davacı vekili tarafından ara kararına verilen cevapta, davacı Ali Gül Yüksel ve annesi İsmihan Yüksel'in 15/03/1995 tarihinde ve öncesinde bir işte çalışmadıklarının, bu nedenle herhangi bir gelirlerinin bulunmadığının belirtildiği anlaşılmaktadır.Yukarıda da belirtildiği üzere davacının maddi tazminat talebi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İkinci Dairesi'nin 26/07/2005 tarihli kararıyla da maddi zarara uğranıldığını kanıtlayamadığından bahisle reddedilmiştir.Dolayısıyla ortada tazmini gereken bir maddi zararın bulunmadığı sonucuna varılmıştır.Bu itibarla davanın reddi yolundaki temyize konu İdare Mahkemesi kararında sonucu itibarıyla isabetsizlik görülmemiştir.” Karar, başvurucuya 18/11/2013 tarihinde tebliğ edilmiş ve karara karşı 2/12/2013 tarihinde karar düzeltme başvurusu yapılmıştır. Başvurucu 18/12/2013 tarihinde bireysel başvuru yapmıştır.B. İlgili Hukuk Anayasa’nın maddesinin son fıkrası şöyledir:“İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.” 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun uyuşmazlığın devamı sırasında yürürlükte bulunan hâliyle maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Temyiz incelemesi sonunda Danıştay:a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,b) Hukuka aykırı karar verilmesi,c) Usul hükümlerine uyulmamış olunması, Sebeplerinden dolayı incelenen kararı bozar.” 2577 sayılı mülga Kanun'un maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"Danıştay dava daireleri ve İdari veya Vergi Dava Daireleri Kurullarının temyiz üzerine verdikleri kararlar ile bölge idare mahkemelerinin itiraz üzerine verdikleri kararlar hakkında, bir defaya mahsus olmak üzere kararın tebliğ tarihini izleyen onbeş gün içinde taraflarca;a) Kararın esasına etkisi olan iddia ve itirazların, kararda karşılanmamış olması,b) Bir kararda birbirine aykırı hükümler bulunması,c) Kararın usul ve kanuna aykırı bulunması,d) (Değişik: 5/4/1990 - 3622/23 md.) Hükmün esasını etkileyen belgelerde hile ve sahtekarlığın ortaya çıkmış olması,Hallerinde kararın düzeltilmesi istenebilir."