Başvuru, güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesine dayalı olarak iş akdine son verilmesi üzerine açılan işe iade davasında adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesine dayalı olarak iş akdine son verilmesi üzerine açılan işe iade davasında adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 25/3/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde, yargılama sürecindeki dava dosyalarında ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden elde edilen bilgi ve belgelerde yer aldığı şekliyle olaylar özetle şöyledir: 1961 doğumlu olan başvurucu 5/9/2012 tarihinden itibaren Posta ve Telgraf Teşkilatı A.Ş. (PTT) Diyarbakır Başmüdürlüğü (Kurum) nezdinde çeşitli taşeron şirketler [en son B. Mühendislik Taşımacılık Müteahhitlik İnşaat Turizm Sanayi ve Dış Ticaret Ltd. Şti. (Şirket)] bünyesinde temizlik işçisi olarak çalışmaya başlamış 23/9/2017 tarihinde ise iş akdi feshedilmiştir. Fesih gerekçesi olarak Kurum tarafından Şirkete gönderilen yazıda şu ifadelere yer verilmiştir:"Başmüdürlüğümüz emrinde işgücü hizmet alımı suretiyle dağıtım ve temizlik hizmetlerinde görev yapan taşeron firma elemanları için yaptırılan güvenlik soruşturması arşiv araştırması sonucunda Diyarbakır Valiliği İl Emniyet Müdürlüğünden alınan ilgi yazı eki 2017 tarihli ve 0519798 sayılı yazıda belirtilen hususlarla ilgili olarak gerekli inceleme yapılmış olup, 'Milli Güvenliği Tehdit Eden Örgüt ve Yapılarla İrtibatlı Kamu Çalışanları Hakkında' 2016/4 savılı Başbakanlık Genelgesi gereğince...". Başvurucu, feshin geçersizliğinin tespitine ve işe iadesine karar verilmesi talepleriyle işveren aleyhine 5/10/2017 tarihli dilekçesi ile dava açmıştır. Ankara İş Mahkemesine sunulan dava dilekçesinde başvurucu; feshin usule aykırı olduğunu, savunması dahi alınmaksızın iş akdinin feshedildiğini, fesih sebebinin açık bir şekilde ve somut deliller ile desteklenmediğini, bahsi geçen illegal yapılar ile hiçbir irtibatının olmadığını, hakkında yürütülen bir soruşturma yahut kovuşturmanın bulunmadığını ileri sürmüştür. Davalı taşeron Şirket tarafından sunulan cevap dilekçesinde, davalı Kurumun talebi üzerine iş akdinin feshedildiği belirtilmiştir. Davalı Kurum tarafından sunulan cevap dilekçesinde ise öncelikle usule ilişkin birtakım itirazlar ileri sürülmüş, esasa ilişkin olarak ise feshin usul ve yasaya uygun olduğu belirtilerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur. Kurum, cevap dilekçesine ek olarak fesih gerekçesinde yer alan İl Emniyet Müdürlüğünün (Emniyet) 18/4/2017 tarihli yazısını da göndermiştir. Söz konusu yazıda başvurucuya yönelik olarak kardeşi A.A.nın PKK/KCK terör örgütü adına legal/illegal faaliyetlerinin bulunduğunun değerlendirildiği tespiti yer almaktadır. Başvurucu, cevaba cevap dilekçesinde, kardeşi ile ilgili yapılan tespitin asılsız olduğunu, kardeşinin İstanbul Barosuna bağlı avukat olduğunu ve hâlen mesleğini devam ettirdiğini, bu kapsamda kendisi ile ilgili yapılmış adli yahut idari bir soruşturmanın bulunmadığını belirtmiştir. Kardeşinin geçmiş yıllarda savunmasını üstlendiği bazı müvekkilleri nedeniyle böyle bir tespit yapıldığını tahmin ettiklerini ifade eden başvurucu; öte yandan uzun yıllardır böyle bir durumun da söz konusu olmadığını, kaldı ki olsa dahi bunun yasal olduğunu, suç teşkil etmediğini, ayrıca kardeşi ile ilgili bir tespitin iş akdinin feshine gerekçe yapılmasının hukuki olmadığını, bu durumun hem suç ve cezada kanunilik hem de şahsilik ilkelerine aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Mahkeme 28/12/2017 tarihli gerekçeli kararında davanın reddine hükmetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir:"Kurum tarafından verilen yazılarda, Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğü tarafından 18/04/2017 tarihli gizli kayıtlı yazıda davacı ile dava dışı 5 kişinin polis vazife ve selayet kanununun maddesi gereğince istihbarat çalışması sonucu, davacının kardeşi [A.A.]nın PKK/KCK terör örgütü adına, legal/illegal faaliyetlerinin bulunduğu değerlendirilmiştir, yazısının bulunduğu, bu kayıt üzerine 21/04/2017 tarihinde Diyarbakır PTT Başmüdürlüğü tarafından İnsan Kaynakları Daire Başkanlığına yazının gönderildiği, esasen 20 şahıs hakkında soruşturma istendiği, bunlardan 5 kişi hakkında sakınca bulunduğuna dair yazı yazıldığı, 25/09/2017 tarihli yine Diyarbakır PTT Başmüdürlüğü tarafından Destek Hizmetleri Müdürlüğüne verilen talimatla, davacı ve dava dışı 5 kişinin iş akitlerinin ivedi olarak feshedilmesinin sağlanmasının istenildiği, işverenin de buna dayanarak iş akdini feshettiği tespit edilmiştir.Her ne kadar davacı vekili ibraz etmiş olduğu, kimlik bilgilerini taşıyan vekaletname ve sabıka kayıtlarında, PKK/KCK terör örgütü ile bir ilgisinin bulunmadığını, 12 yıldan daha önce İstanbul iline avukat olarak naklini yapmadan önce bir kısım bu örgütlere ilişkin davaları almış ise de, bunun avukatlık mesleği kapsamında olduğunu söylemiş, mahkememizce de bir örgütün ya da örgüt üyesinin avukat olarak savunmasının yapılmasının, o örgüt üyesi olmak anlamına gelmeyeceği kabul edilmekle beraber, devletin resmi kurumu olan Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü tarafından böyle bir sonuca varılmış olmasının, işverene şüphe feshi imkanını tanıdığı.... davalı tarafından yapılan feshin şüphe feshi kapsamında kaldığı, bu nedenle, geçerli nedenle fesih olduğunun kabul etmek zorunluluğu doğduğundan, davanın reddine karar vermek gerekmiştir." Başvurucu; Mahkeme kararına karşı istinaf talebinde bulunmuş ve özetle kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, şüphenin işçiden kaynaklanması gerektiğini, mahkeme gerekçesinin zorlama olduğunu, Emniyet yazısında yer alan tespitin karara esas alınmasının açıkça hukuka ve cezaların kişiselliği ilkesine aykırı olduğunu belirtmiş; kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi 12/2/2019 tarihli karar ile istinaf başvurusunun esastan reddine hükmetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir:"Sonuç olarak tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, ilk derece mahkemesi hakiminin objektif, dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitleri ile karar gerekçesine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, HMK’nın maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve resen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu; ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla davacı tarafın yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun HMK.nun 353/1-b.1maddesi gereğince esastan reddine..." Başvurucu, nihai kararın 25/2/2019 tarihinde öğrenildiğini beyan etmiştir. 25/3/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur. A. İlgili Mevzuat İlgili mevzuat için bakınız Berrin Baran Eker [GK], B. No: 2018/23568, 2/7/2020, §§ 20-B. Yargıtay Kararları Yargıtay Hukuk Dairesinin 22/10/2007 tarihli ve E.2007/16878, K.2007/30923 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Davalı işveren, davacının geçmişten gelen sabıkası ve özellikle yasadışı örgütle bağlantısı nedeni ile güvenlik önlemi olarak iş sözleşmesini feshetmiştir. Bu fesih Alman Hukukunda ve Alman Federal Mahkemelerinde şüphe feshi olarak adlandırılmaktadır. Böyle bir fesihte, işverenin işçisine karşı duyduğu şüphe, aralarındaki güven ilişkisinin zedelenmesine yol açmaktadır. İşverenden katlanması beklenemeyecek bir şüpheden dolayı, işçinin iş ilişkisinin devamı için gerekli olan uygunluğu ortadan kalktığından, güven ilişkisinin sarsılmasına yol açan şüphe, işçinin kişiliğinde bulunan bir sebeptir. Ciddi, önemli ve somut olayların haklı kıldığı şüphe, güven potansiyeline sahip olmaksızın ifa edilemeyecek iş için işçinin uygunluğunu ortadan kaldırdığından, şüphe feshi, işçinin yeterliliğine ilişkin fesih türü olarak gündeme gelecektir. Davacının geçmişte yasadışı örgüt üyesi olması, davacının görev yaptığı bölgede terör olaylarının artması ve demiryolu ulaşımının da hedefte bulunması, davalı işveren açısından iş ilişkisinin devamı için gerekli olan güvenin sarsıldığı, elverişli objektif olay ve vakıalara dayanan güçlü bir şüphenin bulunduğu anlamına gelmektedir. Davacının iş sözleşmesinin feshinin geçerli nedenle yapıldığı kabul edilmelidir. Davanın reddi yerine yazılı şekilde kabulü hatalıdır." Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15/11/2018 tarihli ve E.2015/22-2715, K.2018/1720 sayılı kararı şöyledir:"... şüphe feshinin söz konusu olabilmesi için iş ilişkisinin devamı için gerekli olan güveni yıkmaya elverişli, objektif olay ve vakıalara dayanan güçlü bir şüphe mevcut olması ve ayrıca olayın aydınlatılması için işverenin kendisinden beklenebilecek bütün çabaları göstermesine karşın eylemin gerçekleştiğinin kanıtlanamaması gerektiğinden, somut uyuşmazlıkta davacının sabit olan, doğruluk ve bağlılığa uymayan nitelikteki eyleminin şüphe feshi teşkil etmediği de açıktır. ..." Yargıtay Hukuk Dairesinin 3/10/2018 tarihli ve E.2018/10430, K.2018/20956 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"...Yukarıda açıklanan ilke ve esaslar çerçevesinde değerlendirme yapılacak olursa, somut olayda davacının iş sözleşmesinin feshi ile ilgili yasal dayanakların 4857 sayılı İş Kanunu ile birlikte Bakanlar Kurulu kararı ile ülke genelinde ilan edilen Olağanüstü Hal kapsamında çıkartılan kanun hükmünde kararnameler olduğu konusunda tereddüt bulunmamaktadır. Söz konusu kararnamelerin iş sözleşmesi ile çalışan işçilere yönelik hükümleri incelendiğinde, gerek 667 sayılı KHK’nin maddesi gerekse 673 sayılı KHK’nin maddesinde bu kanun hükmünde kararnameler kapsamında iş sözleşmesi feshedilen işçilerin bir daha yeniden doğrudan veya dolaylı olarak eski işinde veya benzer işlerde görevlendirilemeyecekleri, bunların işe iadesinin mümkün olmadığı şeklinde emredici nitelikte düzenlemelerin yer aldığı görülecektir. Bu yasal düzenlemelerin nitelik itibariyle, kamu düzenine ilişkin ve açıkça emredici nitelikte olduğu değerlendirildiğinde, açılacak davalarda taraflarca hazırlama ilkesine üstünlük tanınamayacağı göz önüne alınmalıdır. Bu itibarla, ilgili kanun hükmünde kararnameler kapsamındaki fesihlere ilişkin olarak açılan işe iade davalarında, taraflarca hazırlama ilkesi yerine istisnai nitelikteki kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulanması gerekmektedir.Buna göre görülmekte olan davada, sözleşmenin feshine dayanak bilgi ve belgelerin mahkemece resen araştırılması gerekmekte ise de, dosyada sadece Erzurum Cumhuriyet Baş Savcılığına davacı hakkında soruşturma veya kovuşturma olup olmadığı yönünde yazılan yazı cevabi ile yetinildiği , bu yönde başkaca bir araştırma yapılmadığı anlaşılmaktadır. Davacının iş sözleşmesinin feshine dayanak objektif değerlendirmelerin neler olduğu, hangi bilgi ve belgelerin feshe gerekçe yapıldığı davalı bankadan sorularak; bunun yanında resen araştırma ilkesi kapsamında davacı hakkında mevcut ise adli ya da idari soruşturma evrakları, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı’nın Terörle Mücadele, Kaçakçılık, Organize Suçlar ve İstihbarat ile ilgili birimlerinden ve Bilgi Teknolojileri Kurumu’ndan getirtilmeli, varsa davacı ile ilgili bilgi ve belgeler ile yine Bank Asya nezdinde açılmış mevduat hesapları, hesap hareketleri ve bankacılığa ilişkin işlemler olup olmadığı sorulmalı, tüm bilgi ve belgeler değerlendirilerek ulaşılacak sonuca göre hüküm kurulmalıdır. Eksik incelemeyle yazılı gerekçe ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davacının davasının kabulüne karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirir." Yargıtay Hukuk Dairesinin 26/11/2018 tarihli ve E.2018/11097, K.2018/25472 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Taraf iradesine öncelik verilmesi sadece davanın açılmasında değil, yargılama sırasında taraflara ait bir çok usul işleminde de kendisini gösterir...Yani, yargılamada esas olan, dava malzemelerinin taraflarca toplanması ve mahkemeye sunulması olarak tanımlayabileceğimiz 'taraflarca hazırlama (getirilme) ilkesi' dir. Bu ilkenin geçerli olduğu davalarda, dava malzemelerinin mahkemeye tam olarak getirilmemesinin sorumluluğunu taraflar üstlenmiş olup; hakim, kural olarak tarafların ileri sürmediği vakıaları ve belirli bir delili kendiliğinden araştıramaz ve taraflara hatırlatamaz. Diğer yandan, kamu düzenini ilgilendiren davalarda, irade serbestisinin ve taraf iradesine tanınan üstünlüğün bir sonucu olan 'taraflarca hazırlama ilkesi' yerine, kendiliğinden (resen) araştırma ilkesinin uygulanması esastır. Kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda; hâkim, davanın ispatı için gereken bütün delillere kendiliğinden başvurur; taraflar da yargılama bitinceye kadar delil gösterebilirler. Bu davalarda bir bakıma, dava ile ilgili olguların hazırlanmasında, tarafların yanında, hakimin de görevli olması söz konusudur.Bu açıklamalar karşısında kamu ya da özel hukuk tüzel kişiliği de olsa işçinin terör örgütleri ile irtibatının bulunması halinde bu durumun hem kamu güvenliğini hem de özel güvenliği tehdit edeceği açıktır. Bu nedenle davalı tarafın cevap dilekçesi ile davacının iş akdinin .../... bağlantısı bulunduğuna dair kuvvetli şüphe duyulması sebebi ile feshedildiğini belirttiği görülmekle; eldeki davada taraflarca hazırlama ilkesi yerine istisnai nitelikteki kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulanması gerekmektedir."