Başvuru, trafik kazasında yaralanma üzerine açılan manevi tazminat davasında yeterli giderim sağlanmaması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının; yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, trafik kazasında yaralanma üzerine açılan manevi tazminat davasında yeterli giderim sağlanmaması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının; yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 9/12/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 8/1/2001 tarihinde geçirdiği trafik kazası sonucu yaralanmıştır. Kaza tarihinde başvurucu özel bir dershanede (Şirket) öğretmen olarak çalışmaktadır ve olay günü çevre ilçelerdeki okulları gezip öğrenci kaydı yapmak üzere Şirket yetkilisi A.Ç.nin sevk ve idaresindeki araç ile yola çıkmışlardır. Başvurucunun içinde bulunduğu araç yüksek hızla mıcırlı yola girmesi sonucu takla atmış, sürücü ve başvurucu yaralanmıştır. Başvurucunun bel ve kaburga kemiklerinde kırılma, akciğerinde yırtılma meydana gelmiştir. SSK (Sosyal Sigortalar Kurumu) Başkanlığı Sigorta Teftiş Kurulu Başkanlığına bağlı sigorta müfettişi tarafından hazırlanan 3/3/2004 tarihli raporda maluliyet oranının%37 olduğu, kazanın iş kazası niteliğinde olduğu bildirilmiştir. Başvurucu 1/1/2006 tarihinde araç sürücüsü, araç sahibi ve Şirkete karşı Şereflikoçhisar Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) manevi tazminat davası açmıştır. Mahkeme makine mühendisi ve iş güvenliği uzmanlarından oluşan üç kişilik bilirkişi heyetinden rapor almıştır. 14/6/2007 tarihli raporda araç sürücüsünün%75 oranında kusurlu olduğu, başvurucunun ön koltukta oturmasına rağmen emniyet kemeri takmamış olması nedeniyle %25 kusurlu olduğu, araç sahibinin kaza ile doğrudan bir ilintisi bulunmamakla birlikte 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu hükümleri uyarınca sürücünün kusurundan müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu belirtilmiştir. Söz konusu rapora tarafların itirazı üzerine Mahkeme İstanbul Teknik Üniversitesinde görevli iki öğretim üyesi ve bir iş güvenliği uzmanından oluşan üç kişilik bilirkişi kurulundan rapor almıştır. 14/2/2011 tarihli raporda olayda araç sürücüsünün %60 oranında kusurlu olduğu, araç sahibinin bu kusurdan müteselsilen sorumlu bulunduğu, aracın ön koltuğunda oturan başvurucunun emniyet kemeri takılı olmadığı için %20 oranında kusurlu olduğu, yol şartlarının kazaya etkisinin ise%20 olduğu bildirilmiştir. Mahkeme 25/12/2012 tarihli kararla araç sahibi ve Şirket yönünden davanın kısmen kabulü ile başvurucuya 000 TL manevi tazminat ödenmesine, davanın sürücü aleyhine açılan kısmının reddine hükmetmiştir. Karar Yargıtay Hukuk Dairesince 30/4/2013 tarihinde bozulmuştur. Yargıtay karar gerekçesinde kazada kusuru bulunan araç sürücüsünün de tazminattan sorumlu tutulması gerektiği ve ayrıca belirlenen tazminat miktarının yetersiz olduğu ifade edilmiştir. Mahkeme tarafından bozmaya uyulmuş 10/10/2013 tarihli kararla davanın kısmen kabulü ile 000 TL manevi tazminatın davalılardan alınarak başvurucuya ödenmesine hükmedilmiştir. Bu karar Yargıtay Hukuk Dairesince 30/4/2013 tarihinde tazminat miktarının yüksek olduğu gerekçesiyle bozulmuştur. Mahkeme bozmaya uymuş, 15/10/2014 tarihinde davanın kısmen kabulüne ve 000 TL manevi tazminatın başvurucuya ödenmesine karar vermiştir. Karar Yargıtay Hukuk Dairesince 12/10/2015 tarihinde onanmıştır. Bu karar başvurucu vekiline 10/11/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 9/12/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk Olay tarihinde yürürlükte olan 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'nun maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararın tazminine mecburdur."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. (2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre kişinin yaşamına ve vücut bütünlüğüne yönelen ancak ihmal suretiyle meydana gelen olaylara ilişkin etkili bir yargısal sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülük mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez. Mağdurlara tek başına ya da bir ceza soruşturmasıyla birlikte hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (Vo/Fransa [BD], B. No: 53924/00, 8/7/2004, § 90; Mastromatteo/İtalya [BD], B. No: 37703/97, 24/10/2002, §§ 90, 94, 95; Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], B. No: 32967/96, 17/1/2002, § 51; Anna Todorova/Bulgaristan, B. No: 23302/03, 24/5/2011, § 73; Ercan Bozkurt/Türkiye, B. No: 20620/10, 23/6/2015, § 59; Cavit Tınarlıoğlu/Türkiye, B. No: 3648/04, 2/2/2016, § 114; Fatih Çakır ve Merve Nisa Çakır/Türkiye, B. No: 54558/11, 5/6/2018, § 42). AİHM, Sözleşme'nin maddesi kapsamındaki pozitif yükümlülüklere ilişkin ilkelerin, Sözleşme'nin maddesi kapsamına giren fiziksel bütünlüğün korunması hakkına yönelik ciddi müdahaleler bakımından da aynı düzeyde uygulanabilir olduğuna işaret etmektedir (Trocellier/Fransa (k.k.), B. No: 75725/01, 5/10/2006; Codarcea/Romanya, B. No: 31675/04, 2/6/2009, § 103; S.B./Romanya, B. No: 24453/04, 23/9/2014, § 70).