Başvuru, yakalama, gözaltına alma ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması ve soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; tutuklamaya konu suçlamaların ifade özgürlüğü kapsamındaki eylemlere ilişkin olması nedenleriyle de ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, yakalama, gözaltına alma ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması ve soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; tutuklamaya konu suçlamaların ifade özgürlüğü kapsamındaki eylemlere ilişkin olması nedenleriyle de ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 23/1/2017 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:A. Genel Bilgiler PKK'nın terör örgütü olduğu ulusal ve uluslararası makamlar tarafından kabul edilmiş tartışmasız bir olgudur. Anılan örgütün gerçekleştirdiği terörist şiddet bölücü amaçları dolayısıyla anayasal düzene, millî güvenliğe, kamu düzenine, kişilerin can ve mal emniyetine yönelik ağır tehdit oluşturmaktadır. Bu yönüyle ülkenin toprak bütünlüğünü hedef alan PKK kaynaklı terör, onlarca yıldır Türkiye'nin en hayati sorunu hâline gelmiştir (Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, §§ 7-18). Bununla birlikte kamuoyunda demokratik açılım süreci, çözüm süreci ve Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi gibi farklı isimlerle ifade edilen süreç içinde 2012 yılının son döneminden itibaren PKK tarafından gerçekleştirilen terör saldırıları önemli ölçüde azalmıştır. Ancak Suriye'de son yıllarda yaşanan iç savaşın Türkiye'nin güvenliği üzerinde etkileri olmuş, PKK ve DAEŞ kaynaklı terör olayları yeniden artmaya başlamıştır. Kamuoyunda 6-7 Ekim olayları ve hendek olayları olarak bilinen terör eylemleri bunların başında gelmektedir (Gülser Yıldırım (2), §§ 21-30). Türkiye 2015 yılı Haziran ayından itibaren yeniden yoğun bir şekilde terör saldırılarına maruz kalmıştır. Bu kapsamda PKK tarafından Şırnak il merkezi ile Cizre, Silopi ve İdil ilçelerinde, Hakkâri'nin Yüksekova ilçesinde, Diyarbakır'ın Silvan, Sur ve Bağlar ilçelerinde, Mardin'in Dargeçit, Nusaybin ve Derik ilçelerinde, Muş'un Varto ilçesinde cadde ve sokaklara hendekler kazılıp barikatlar kurularak ve bu barikatlara bomba ve patlayıcılar yerleştirilerek teröristler tarafından bu yerleşim yerlerinin bir kısmında öz yönetim adı altında hâkimiyet sağlanmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda çok sayıda terörist, halkın bu yerlere giriş ve çıkışını engellemek istemiştir. Güvenlik güçleri, hendeklerin kapatılması ve barikatların kaldırılması suretiyle yaşamın normale dönmesini sağlamak amacıyla operasyonlar yapmış ve teröristlerle çatışmaya girmiştir. Aylarca devam eden bu operasyon ve çatışmalar sırasında yaklaşık iki yüz güvenlik görevlisi hayatını kaybetmiş, tonlarca patlayıcı ve bomba imha edilmiştir (Gülser Yıldırım (2), §§ 28-30). Terör saldırılarının gittikçe yoğunlaştığı ve ülkenin birçok bölgesine yayıldığı bu dönemde hem güvenlik güçleri hem de siviller hedef alınmıştır. Bu bağlamda PKK tarafından başvurucunun konuşmalar yaptığı Diyarbakır'da da çok sayıda terör saldırısı gerçekleştirilmiştir. Bu terör saldırılarında önemli bir bölümü sivillerden oluşan çok sayıda kişi hayatını kaybetmiş ve yaralanmıştır.B. Başvurucunun Tutuklanmasına İlişkin Süreç Başvurucu 23/7/2007 tarihinde bağımsız olarak Batman'dan ve 12/6/2011 tarihinde yapılan milletvekili seçimlerinde ise Halkların Demokrasi Partisi (HDP) Batman milletvekili olarak seçilmiştir. 7/6/2015 tarihinde yapılan dönem seçimlerine kadar devam eden milletvekilliği bu tarihte sona ermiştir. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucu hakkında PKK terör örgütüyle bağlantılı olarak değişik tarihlerde yürütülen çok sayıda soruşturma dosyaları "eylem bütünlüğü" açısından -2015/31910 sayılı soruşturma dosyasında- birleştirilmesine karar verilmiştir. Bu soruşturma dosyası kapsamında başvurucu 26/10/2016 tarihinde Diyarbakır'da yakalanarak gözaltına alınmış ve sonrasında hakkında soruşturma işlemlerinin yürütüldüğü Diyarbakır Emniyet Müdürlüğüne getirilerek burada dört gün süre ile gözaltında tutulmuştur. Başvurucu 30/10/2016 tarihinde ifadesi alınmak üzere Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığında hazır edilmiştir. İfade alma işlemi sırasında başvurucunun avukatları da hazır bulunmuştur. İfade tutanağında belirtildiğine göre başvurucuya, ifade alma işlemi öncesinde isnat edilen suçlamalar açıklanmıştır. Başvurucuya Demokratik Toplum Kongresi (DTK) kapsamındaki faaliyetlerine, PKK lehine değişik tarihlerde yaptığı basın açıklamalarına, PKK tarafından yapılan çağrılar üzerine toplantı ve yürüyüş yapması ile bunlara katılmasına ilişkin sorular yöneltilmiştir. Başvurucu anılan suçlamaların hiçbirini kabul etmemiştir. Başvurucunun müdafilerinin ise tutuklama koşullarının oluşmadığını iddia ederek müvekkillerinin serbest bırakılmasını talep ettikleri görülmüştür. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı 30/10/2016 tarihinde "kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve tutuklama nedeninin bulunduğu ... suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, suça dair yasada yazılı cezanın üst haddi" gerekçesiyle başvurucuyu tutuklanması istemiyle Diyarbakır Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir. Tutuklama talep yazısında, başvurucuya isnat edilen suçlamalara ilişkin ayrıntılı açıklamalara yer verilmiş; bu kapsamda başvurucunun bazı konuşmalarına ve DTK bünyesindeki faaliyetlerine değinildiği anlaşılmıştır. Savcılığın talep yazısı, sorgu işlemi öncesinde Diyarbakır Sulh Ceza Hâkimliği tarafından başvurucuya okunmuştur. Sorgu tutanağında, başvurucuya isnat edilen suçların okunup anlatıldığı da belirtilmiştir. Bu sırada da başvurucunun üç avukatı hazır bulunmuştur. Başvurucunun Hâkimlikteki ifadesi şöyledir:"...2007 de bağımsız olarak milletvekili seçildim, daha sonra öteki arkadaşlarım ile birlikte DTP ye geçtik, ve mecliste grup kurduk, aynı yılın Ekim ayında Demokratik Toplum Kongresi kuruldu, ben DTP ve DTK daki görevlerimi eş zamanlı olarak yaptım, DTP de Adalet Komisyonunda görevler aldım, grup başkan vekili olarak görev yaptım, DTK daki görevim kordinasyon kurulu üyesi olarak görev yaptım, zaten şuanda daimi meclis üyesi olarak görev yapmaktayım, şuanda 101 kişiden oluşan daimi meclis üyesi görev yapmaktadır, Aynı zamanda ben anayasa hukuk ve insan hakları komisyonunda görev yapmaktayım, 8 yıl aralıksız olarak millet vekilliği yaptım, ben aralıksız bir şekilde çözüm için silahların durması için bir siyasetçinin ne yapması gerekiyorsa onu yaptım, Meclis'te kurulan yeni anayasa kurulu üyesiydim, anayasa ve kürt sorunun çözümü için ilk olarak atılması gereken adımlar için görüşme ve temaslarımız oldu, [DTK'nın PKK, KCK terör örgütü talimatları doğrultusunda kurulduğuna yönelik tanık beyanlarıyla ilgili olarak] Ben DTK'nın hangi koşullarda kurulduğunu ifade ettim. DTK gizli tanık ifadeleri ile aydınlanacak bir kuruluş değildir, başta hükümet yetkilileri tarafından da bu husus bilinmektedir, DTK çözümsüzlüğün açığa çıkarmış olduğu siyasi muhattaplardan biridir, tıpkı BDP, KJA gibi, meşrudur, bu güne kadar bir kapatılmaya konu olmamıştır, [Abdullah Öcalan'ın avukat görüşme tutanaklarında geçen ifadeleriyle ilgili olarak] Tutanakta da belirtiği üzere barışın sağlanması, cumhuriyetin demokratikleşmesi için DTK sayın Öcalan'ın önerisi ile kurulmuş bir çatı yapıdır, kendi içerisinde birden fazla bileşeni vardır, kurulduğu ilk günden bu yana yaptığı çalışmaların hepsi kamuoyuna açık bir şekilde yapılmıştır, hiçbir şekilde gizli toplantı yapmamıştır, şeffaf ve kamuoyuna açık bir şekilde faaliyetlerimize devam ettik, toplum nezdinde demokratik özerklik, özellikle Türkiye toplumu açısından demokratik özerkliğin ne anlam ifade ettiğini anlatmaya çalıştık, Bir bütün olarak değerlendirdiğimizde DTK'daki KJA daki siyasi çalışmalarımın hepsini inanarak bilinçli bir şekilde yaptık, şiddetin tek hak arama yöntemi olmadığını anlattım, bu kurumlar olmasaydı Türkiye hakkımızda bilgi sahibi olmayacaktı, biz 2007 de DTK'yı kurarken Türkiye için yeni bir başlangıcın arefesindeydik, şiddet bir hak arama yöntemi olmaktan çıkacaksa, savaş ve çatışma sona erecekse insanların kendilerini ifade edebileceği bu tarz çatı yapıların yaşatılması gerekmektedir, bu gün tartıştığımız konular ise şiddeti reddeden bu tarz yapıların kapatılmasıdır, bu da Türkiye için bir dönüm noktası olabilir, dosyanın bir bütün olarak değerlendirildiğinde herhangi bir şiddet çağrısı olmadığı açıktır, Türkiye toplumu yeni bir toplumsal sözleşme ile nasıl bir arada yaşayabilir, yeni bir vatandaşlık tanımı, bizim projemiz demokratik özerklik bütün Türkiye içindir, Öz yönetim bir siyasi taleptir, biz bu yönde silahı kınayan bir çok açıklama yaptık, ben çözüm sürecinin bir seçim için bittiğini düşünüyorum, hiçbir zaman kendim silahlı mücadeleyi tasvip etmedim, Benim şuanda sizin karşınızda olmamın tek sebebi siyasi faaliyetlerim ve savunmuş olduğum demokratik özerklik, Türkiye de kadın haklarına olan tahammülsüzlük, bunların hepsi burada olmamın bir nedeni, yargı Kürt sorunun çözüm yeri değildir, bu ağır bir sorumluluktur ve yargıya yüklenemez, sorunun çözümsüzlüğü yargıya havale edilmektedir, ben hakkımdaki dosyalardan haberdardım, benim henüz aldığım bir ceza yoktur, KJA 1,5 yıl oldu kurulalı, 2 defa basıldı, üyeleri gözaltına alındı, birçoğu tutuklandı, Silopi de çalışan bir arkadaşımız katledildi, kendisi örgüt üyesi değildi, baştan beri kadınlar bu sürecin dışında tutulmaya çalışıldı, İmralı adasına çözüm süreci kapsamında görüşmeye giden ilk heyetin içerisindeyim, sayın öcalan görüşmede devlet heyetine şunu söyledi: 20 yıldır konuşuyoruz, ancak bu konuştuklarımızın arkasında bir siyasi irade konulacak mı diye sordu, devletin ilgili heyeti ise buna evet diye cevap verdi, parlementoda bu görüşmelerle ilgili olarak sadece 1 yasa çıktı, benim şuanda önünüzde olmamın sebebi bu görüşmelerde alınan kararlar çerçevesinde çözüm için çalışmamdır, dediğim gibi KJA bu görüşmelerde karar alınıp kurulmuştur, çıkan yasada bu faaliyetlerin cezasızlık sebebi olduğu belirtilmesine rağmen bu gün yargıya konu edilmiştir, Direnme hakkı uluslar arası belgelerde geçen bir haktır, direnmek sadece savaşmak kaos anlamına gelmemektedir, Demokratik çözüm yolları her zaman için açık olmalıdır, açık olmadığı takdirde şiddet ortaya çıkar, yaptığım siyasetten ve demokratik kurumların faaliyetlerinden dolayı burada bulunmaktayım ..." Başvurucunun müdafileri ise tutuklama nedenlerinin bulunmadığını belirterek müvekkillerinin serbest bırakılmasını talep etmişlerdir. Diyarbakır Sulh Ceza Hâkimliğinin 30/10/2016 tarihli kararı ile başvurucunun silahlı terör örgütü kurma veya yönetme suçundan tutuklanmasına karar verilmiştir. Hâkimliğin tutuklama kararının ilgili bölümü şöyledir: "Şüphelinin üzerine atılı silahlı terör örgütü kurma veya yönetme suçunu işlediğine dair kuvvetli suç varlığını gösterir somut delillerin (Şüphelinin,PKK/KCK terör örgütü kurucusu ve yönetici olmak suçundan hükümlü Abdullah Öcalan isimli şahsın terör örgütünün amaçları doğrultusunda faaliyet yürütmesi için kurulması talimatı verdiği legal yapı altında örgütlenerek illegal faaliyet yürüten Demokratik Toplum Kongresi isimli yapının kordinasyon kurulu üyesi olması, DTK isimli yapının terör örgütü talimatlarına istinaden kurulduğuna dair terör örgütü lideri Abudlah Öcalan'ın avukatları ile yapmış olduğu görüşmelere ilişkin tutanaklar, çeşitli soruşturmalar çerçevesinde alınmış dosyda mevcut şüpheli ve tanık beyanları, dinleme tutanakların içeriği, örgüt mensuplarınca yapılan telsiz konuşmalarının içeriğine ilişkin dökümlerin mevcut olması, şüphelinin bu yapı içerisinde aktif olarak yönetici pozisyonunda görev aldığını ve yapılan çalışmaları benimsediğini beyan etmesi, şüphelinin terör örgütünün propagandası haline dönüşen yasadışı pankarların açıldığı, terör örgütü lideri lehine sloganlar atılan, teröristlerden şehit adı altında bahsedilen 20'den fazla kanun dışı gösteriye katıldığı, bu gösterilerin bir kaçında konuşma yaparak terör örgütünün amaçlarını benimsediği, terör örgütü liderinden önder sayın öcalan diye bahsettiği, silahlı terör örgütü'nün kolluk kuvvetlerine karşı girişmiş olduğu yasa dışı silahlı eylemleri direniş diye nitelendirdiği, tüm bu yukarıdaki hususlar birlikte değerlendirildiğinde Yargıtay Ceza Dairesinin yerleşmiş içtihatlarında belirtildiği gibi şüphelinin eylemlerinin terör örgütü üyeliği veya yöneticiliği suçunun oluşması bakımandan gerekli olan süreklilik, yoğunluk ve çeşitlilik unsurlarını bir arada taşıdığı ve tüm dosya kapsamı) mecut olması dikkate alındığında, Şüpheli hakkında 5271 Sayılı CMK’ 100/1 maddesinde belirtilen “kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin”, Anayasanın 19/ maddesinde belirtilen “kuvvetli belirti“ in (şüphe) ve AİHS’ in 5/1-c. maddesinde belirtilen “makul şüphenin” bulunduğuna dair hakimliğimizi ikna edebilecek bilgi ve somut deliller var olduğu...... Şüphelinin üzerine atılı silahı terör örgütü kurma ve yönetme suçunun nitelik itibariyle 5271 Sayılı CMY'nun 100/3-a11 maddesindeki belirtilen katalog suçlar içerisinde yer olması, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunduğuna yönelik yukarıda yapılan açıklamalar dikkate alındığında isnad edilen suçlamanın işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunduğu anlaşılmakla; şüpheli hakkında CMY'nun 100/3-a11 maddesinde belirtilen tutuklama nedeni var olduğu ... tutuklama tedbirinin ölçülü olması bu nedenlerle adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı anlaşıldığından tutuklanmasına ... [karar verildi.]" Başvurucu 8/11/2016 tarihinde tutuklama kararına itiraz etmiştir. Diyarbakır Sulh Ceza Hâkimliği 11/11/2016 tarihinde "soruşturma dosyasında mevcut olay tutanakları görüntü tespit tutanakları terör örgütüne müzahir internet sitelerinde yayınlanan örgüt çağrıları alıntıları ile değerlendirme tutanakları nazara alındığında şüphelinin üzerine atılı suçu işlediğine dair kuvvetlu suç şüphesi oluşturan somut delillerin bulunması sorgu tutunaklarında belirtilen delil durumunda herhangi bir değişiklik bulunmadığı atılı suç için öngörülen cezanın miktarı dikkate alındığında kaçma ve delilleri karartma şüphesi bulunduğu bu aşamada adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağı, tutuklama tedbirinin orantılı ve ölçülü olduğu" gerekçeleriyle itirazın reddine karar vermiştir. Diyarbakır Sulh Ceza Hâkimliği 11/1/2017 tarihinde yaptığı inceleme sonunda başvurucunun tutukluluk halinin devamına karar vermiştir. Başvurucunun itirazı üzerine Diyarbakır Sulh Ceza Hâkimliği 19/1/2017 tarihinde "delil durumunda herhangi bir değişiklik olmadığı, Diyarbakır Sulh Ceza Hâkimliği'nin 2017/337 İşile verilen kararda herhangi bir isabetsizlik görülmediği, kararda belirtilen gerekçeler dikkate alındığında kararın usul ve yasaya uygun olduğu, şüphelinin tutukluluk halinin sonlandırılmasını gerektirecek nitelikte henüz yeni bir delilin bulunmadığı, tutuklama nedenlerinin ortadan kalkmadığı anlaşıldığından tutuklama tedbirinin bu aşamada ölçülü olduğu" gerekçeleriyle itirazın reddine karar vermiştir. Anılan karar 23/1/2017 tarihinde başvurucu tarafından öğrenilmiştir. Başvurucu 23/1/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 23/1/2017 tarihli iddianamesi ile başvurucunun silahlı terör örgütü kurma veya yönetme, kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenleme, yönetme, bunların hareketlerine katılma ve terör örgütü propagandası yapma suçlarından cezalandırılması istemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır. İddianamede başvurucu hakkında ileri sürülen iddialar özetle şöyledir:i. Başvurucunun PKK/KCK terör örgütünün tabana yayılması için oluşturulduğu iddia edilen DTK'nın kuruluş sürecinde görev aldığı, ayrıca DTK tarafından organize edilen birçok etkinliğe katıldığı soruşturma mercilerince ileri sürülmüştür. İddianamede PKK/DTK ilişkisi şu şekilde ifade edilmiştir:"PKK/KCK terör örgütünün amacının ülkemiz doğu ve güneydoğu bölgelerini de içine alacak şekilde Suriye, İran ve Irak toprakları üzerinde Kürdistan olarak adlandırdıkları bölgede marksist/leninist ilkeler doğrultusunda Bağımsız Birleşik Kürdistan Devleti kurmak olduğu bilinmektedir. Bu kapsamda birinci aşama olarak Türkiye, Suriye, İran ve Irak ülkelerinde özerk yönetimlerin oluşturulması, ikinci aşama olarak Türkiye, Suriye, İran ve Irak ülkelerinde oluşturulan özerk yönetimlerin birleştirilmesinden müteşekkil Kürdistan Demokratik Konfederalizminin oluşturulması, üçüncü ve son aşama olarak ise 4 parçada oluşturulan yönetimin Bağımsız Birleşik Demokratik Kürdistan adı altında devletleştirilmesi şeklinde planlandığı, örgüt tarafından hayata geçirilmeye çalışılan Bağımsız Birleşik Demokratik Kürdistan hedefinin ilk aşaması olan demokratik özerklik stratejisinin (siyasi boyut, hukuki boyut, özsavunma boyutu, kültürel boyut, sosyal boyut, ekonomik boyut ve diplomasi boyutu) 8 boyutta hayata geçirilmesinin hedeflendiği, belirlenen bu hedeflerin hayata geçirilmesi kapsamında Demokratik Toplum Kongresi, Kent Meclisleri, Mahalle Meclisleri, Köy Komünleri/Komiteleri, YDG-H, Komalen Jinen Azadi (Özgür Kadınlar Birliği) gibi yapılanmalar ile aktif faaliyet yürütüldüğü, devlet kurumlarının işlevsiz hale getirilmesi amacıyla bazı il ve ilçelerde öz yönetim adı altında demokratik özerklik ilan edildiği, Abdullah Öcalan tarafından 'Yerel birimlerin daha güçlü hale getirilmesini, idari yapıda özerk yönetim birimleri olarak yapılandırılacak bölgesel meclislerin kurulmasını, tüm yerel birimlerde meclis sistemini esas alan bir modelin geliştirilmesini, bölgede emniyet ve adalet hizmetlerinin ortak yürütülmesini' şeklinde ifade edilen ve politik idari bir yapılanma olarak tanımlanan demokratik özerkliğin ilk aşama olarak değerlendirildiği, uzun vadedeki ana hedefin ise Birleşik Bağımsız Demokratik Kürdistan olduğu ...PKK/KCK silahlı terör örgütünce ... önderlik olarak nitelendirilen Abdullah Öcalan’ın 26/9/2007 tarihinde avukatları ve ... önderlik komitesi aracılığıyla terör örgütünün yönetimine ve müzahir oluşumlara vermiş olduğu talimatlar neticesinde terör örgütünün 2000 yılı sonrası süreçte yeniden yapılandırıldığı, özellikle 2007 yılında KCK örgütlenmesinin teorik ve pratik olarak bizzat Abdullah Öcalan’ın talimatlarıyla şekillendirildiği, bahsi geçen süre zarfında KCK' nın PKK/KCK silahlı terör örgütünün çatı örgütlenmesi pozisyonuna ulaştığı, yine yurdumuzda ... özerk bir bölge oluşturma amacı kapsamında bölgesel bir meclis pozisyonunda olması hedeflenen ve KCK tarafından doğrudan yönetilen/yönlendirilen DTK örgütlenmesinin de bizzat Abdullah Öcalan’ın talimatlarıyla 26-27-28/10/2007 tarihinde Diyarbakır ilinde Demokratik Toplum Partisi (DTP) il binası içerisinde bu partiye ait milletvekilleri, çevre il ve ilçelerden gelen DTP Belediye Başkanları ve delegeler ile birlikte yaklaşık 500 kişinin katıldığı sözde Olağan Genel Kurul ile kuruluş aşamasına geçtiği ..."ii. Başvurucunun Kongeya Jinen Azad Derneğinin -Özgür Kadınlar Kongresi Derneği- (KJA) yöneticisi ve bu derneğin çıkarmış olduğu KovaraJinen Azad (KJA) isimli dergide imtiyaz sahibi olduğu, söz konusu KJA Derneğinde yapılan aramada Abdullah Öcalan'a ait, PKK örgüt mensuplarının posterlerinin ve PKK propagandası içeren basılı dergi ve kitapların ele geçirildiği, bu Derneğin ve Dernek çerçevesinde yayımlanan yayınlarda PKK propagandası yapıldığı, bu kapsamda suç teşkil eden eylemlerde Derneğin yöneticisi ve yayınlarının imtiyaz sahibi olan başvurucun sorumlu olduğu ileri sürülmüştür. 22/11/2016 tarihli ve 677 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile söz konusu Dernek kapatılmıştır.iii. Başvurucunun DTK yönetciliği dışında çeşitli tarihlerde PKK/KCK'nın propagandasını yaptığı, 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na muhalefet ettiği ileri sürülmüş ancak bu eylemelerin 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun kapsamına dâhil olmasından dolayı erteleme kararı verildiği belirtilmiştir.iv. Başvurucunun çeşitli tarihlerde PKK/KCK silahlı terör örgütünün propagandasını yaptığı, 2911 Sayılı Kanun'a muhalefet ettiği ve kendine ait Twitter hesabından PKK terör örgütünün propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür.- Başvurucu tarafından yapıldığı belirtilen eylemlerin ve konuşmaların bazıları özetle şöyledir:i. 29/1/2012 tarihinde Diyarbakır'da yapılması planlanan Kürt Sorununun Çözümü için Müzekkere ve Özgürlük konulu açık hava toplantısının Valilik tarafından yasaklanmasını protesto etmek amacıyla Barış ve Demokrasi Partisi İl Başkanlığınca yapılan toplantıda Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) il yönetimi ve milletvekillerinin olduğu, başvurucunun da bu eyleme katıldığı ve yaptığı konuşmasında "... bu mitingi yasaklayanlar kürt halk önderi sayın Abdullah Öcalan üzerindeki tecriti protesto etmek amacıyla miting düzenleyen halkımızın önüne yasaklama kararı koyanlar bu yasakların halkların demokratik birliğine koymuşlardır." şeklinde açıklamalarda bulunduğu, açıklamanın yapıldığı sırada topluluğun Abdullah Öcalan'ın fotoğrafının olduğu flamaları ve PKK'yı simgeleyen pankartların taşındığı, böylece terör örgütünün propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür. ii. 2012 yılı nevruz kutlamalarıyla ilgili olarak www.fıratnews.ws isimli sitenin 13/3/2012 tarihli yayınında “KCK yürütme konseyi başkanı Murat Karayılan’ın Amed ve İstanbul nevrozu önemli, nevroz isyanın zafere ulaştığı bir gündür, nevroz her tarafta özgürlük mücadelesinin verildiği bir gündür, Amed nevrozunu büyük bir şenlik havasıyla kutlamak üzere herkesi Amed nevrozuna katılmaya çağırıyorum ... KCK operasyonlarına karşı bir duruş olacak” şeklindeki çağrısı üzerine 18/3/2012 tarihinde, içinde başvurucunun da bulunduğu BDP yöneticilerinin Diyarbakır'da nevruz programı düzenledikleri, bu kapsamdaki protestolarda birçok olayın çıktığı, başvurucunun ön saflarda yer aldığı, güvenlik güçlerinin tedbirlerine zor kullandığı, böylece 2911 sayılı Kanun'a muhalefet ettiği ve terör örgütünün propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür. iii. 15/4/2012 tarihinde Diyarbakır'da yapılacak açık hava konserinin Diyarbakır Valiliği kararı ile yasaklanmasını protesto etmek için birden çok kişinin bir araya geldiği, BDP İl Başkanlığı tarafından organize edilen eylemde başvurucunun basın açıklaması yaptığı, bu açıklamasında Abdullah Öcalan'ı övdüğü, “Bahar Ortadoğuya dayanmışken bu baharı Kürtlerin yaşamaması (yaşaması) engellenmektedir.” sözleriyle ülkenin güneyinde gerçekleşen halk ayaklanmalarına atıfta bulunarak Kürt halkını ayaklanmaya teşvik ettiği, söz konusu yasa dışı eylemlerin en ön safında yer aldığı, böylece terör örgütünün propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür. iv. 18/9/2015-19/9/2015 tarihlerinde Diyarbakır'da bir parkta Demokratik Bölgeler Partisince (DBP) öz yönetim konulu bir etkinlik düzenlendiği, bu toplantıda KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı BeseHOZAT'ın özerklik ilanlarının her yerde yapılmasını savunduğu, bu kişinin Özgür Gündem gazetesinde yayımlanan açıklamasında "Öz yönetim ilanlarının ve uygulamalarının her yerde geliştirilmesi gerekiyor, devletin her türlü yönelimi karşısında daha çok güçlü bir şekilde toplumsal direniş ve öz savunmayla kendi sistemini halkımızın savunması gerekiyor. Öyle olmalı ki polis tek bir kişiyi tutuklamaya dahi cesaret edemesin, polisin mahallellere girişine izin verilmemelidir, halkımız devletin hiç biri kurumuna ihtiyaç duymadan kendi sistemini inşa edip, kendini yönetmeli ve savunmalıdır." şeklinde özerklik konusunda açıklamalarda bulunduğu, başvurucunun da aynı tarihte PKK/KCK terör örgütünün talimatları ve yol haritasından hareketle yapmış olduğu basın açıklamasında terör örgütü propagandası yaptığı ileri sürülmüştür. v. 6/2/2016 tarihinde PKK mensuplarınca Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde PKK/KCK terör örgütülerine yönelik olarak güvenlik güçlerinin yapmış olduğu operasyonları kınamak amacıyla barış nöbeti tutma eylemi ve bu eylem kapsamında basın açıklamalarının yapıldığı, başvurucunun burada yaptığı konuşmada "...bugün burada daha sürecin başında E.nın cenazesine ölümü bile fazla görüp, soyup sokağın ortasına atıp, onun bedeninin çıplaklığıyla çıplak kalan devlete, katil devlete, utanın demek için biraraya geldik buraya... Kürdistan bu ülkenin parçasıdır ve demokratik özerk Kürdistan demokratik Türkiye'nin olmazsa olmazıdır." şeklinde açıklamalarda bulunduğu, böylece terör örgütünün propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür.vi. 13/2/2016 tarihinde PKK/KCK'ya müzahir bir televizyonda KCK yürütme konseyince “Sur ve Cizre’de gerçekleşen öz yönetim direnişlerini sahiplenelim.” çağrısı üzerine 15/2/2016 tarihinde Diyarbakır'ın Sur bölgesinde PKK mensuplarına karşı gerçekleştirilen operasyonları protesto etmek amacıyla başvurucunun da ön saflarında yer aldığı bir grup tarafından Diyarbakır'da eylem gerçekleştirildiği, bu eylemde aynı zamanda Abdullah Öcalan’ın yakalanmasının protesto edildiği, eylemde yer alan grubun “Yaşasın Sur direnişi”, “Öndersiz yaşam olmaz.” şeklinde sloganlar attığı, başvurucunun burada yaptığı açıklamada ise Abdullah Öcalan’ın yakalanmasını uluslararası bir komplo olarak ifade ettiği, böylece terör örgütünün propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür. vii. 27/2/2016 tarihinde Diyarbakır'ın Sur bölgesinde PKK mensuplarınca hendeklerin kazılması, yollara ve sokaklara barikat kurularak PKK mensuplarınca ilçede devlet egemenliğinin engellendiği, bu kapsamda Sur ilçesinde başlatılan operasyonları protesto etmek amacıyla Diyarbakır'da yaklaşık bin beş yüz kişilik bir grubun toplandığı, bu grubun “Her yer Suriçi, her yer direniş”, “PKK halktır, halk burada”, “Suriçinde direnen gerillaya bin selam”, “PKK intikamdır”, “Gerilla gerilla” şeklinde sloganlar atıldığı, olaydan bir gün önce 26/2/2016 günü PKK/KCK'ya müzahir bir televizyona konuşmacı olarak katılan başvurucunun PKK'nın Cizre ve Sur’da gerçekleştirmiş olduğu eylemlerden dolayı başlatılan operasyonları protesto etmek amacıyla 27/2/2016 tarihinde yapılan bu eylemlere halkın destek vermesi yönünde çağrıda bulunduğu, organizasyon içinde yöneticisi olduğu KJA Derneğinin de yer aldığını belirttiği, böylece terör örgütünün propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür.viii. 8/3/2016 tarihinde 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kapsamında yapılan toplantının PKK/KCK'ya müzahir bir televizyonda canlı olarak yapılan yayında başvurucunun bir konuşma yaptığı, bu konuşmasında "Değerli arkadaşlar sevgili kadınlar eğer 2016, 8 Martında bir yerlere selam göndereceksek ve gurur duyduğumuzu ifade edecekseko da direnenler olacaktır. Sur'a selam olsun, Nusaybin'e selam olsun, Cizre'ye selam olsun, Silopi'ye selam olsun...", PKK mensuplarına yönelik yürütülen operasyonları kastederek "Buralara selam olsun." dediği, bu operasyonlarda yaşamını yitiren bölücü terör örgütü mensuplarını ve gerçekleştirilmek istenen öz yönetim, özerklik eylemlerini övdüğü, böylece terör örgütünün propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür. ix. 12/4/2016 tarihinde Diyarbakır'da Demokratik Bölgeler Partisi tarafından parti binası önünde siyasi tutuklamalar adı altında basın açıklaması yapıldığı, başvurucunun burada yaptığı konuşmada "... sayın Öcalan'a özgürlük istedik, çözüm yolu imralıdan geçer dedik, ... öz yönetimleri tanıyın dedik... Sur'daki abluka kalksın diye günlerce nöbet tutarken aynı şeyleri söyledik, demokrasi dedik, özgürlük dedik, eşitlik dedik... AKP Hukuk Devletinin ruhuna fatiha okumuştur, öldürmüştür, fiziki olarak bir imha, katliam politikası vardır..." şeklinde beyanda bulunduğu, böylece terör örgütünün propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür. x. 5/8/2016 tarihinde Diyarbakır'da "Önderliğe Sahip Çıkıyoruz" adı altında yapılan toplantının PKK/KCK güdümünde yayın yapan bir televizyonda canlı olarak yayımlandığı, başvurucunun burada yaptığı konuşmasında Abdullah Öcalan'ı övdüğü ve öz yönetimi savunduğu, böylece terör örgütünün propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür. xi. 11/8/2016 tarihinde Diyarbakır Barış Anneleri adlı oluşum tarafından Abdullah Öcalan'a tecrit uygulandığı ve Siirt ilinde yapılan saldırıyla ilgili Dernek binasında basın toplantısı düzenlendiği, bu toplantıda başvurucunun yapmış olduğu konuşmasında "...analara 15 gün verilmiştir, 15 gün sonra sizinde sonunuz gelecek denmiştir, 15 gün sonra devletni yapacağı bir operasyon daha mıdır?,... bu analar tam da Diyarbakır'da koşu yolu parkında öcalan siyasi idaremdir dedikleri için aylarca cezaevinde tutuklu kaldılar, yargılandılar..." şeklinde açıklamalarda bulunduğu, böylece terör örgütünün propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür. xii. PKK/KCK'ya müzahir bir televizyonda 31/8/2016 tarihinde başvurucu ile yapılan röportajda "...siz posteri engelleyebilirsiniz, asılmasın engelleyebilirisiniz sayın Öcalan'ı İmralı Cezaevinde tutubilirisiniz dört duvar arasında ama onun şahsında Türkiye'de yaşayan tüm kürdistanlı halkları özellikle kürt halkını, ortadoğuda yaşayan Kürtleri Avrupa'da yaşana Kürtleri esir alma arayışınız önünde bugün var olan bir özgürlük iddiası vardır ve sayın Öcalan'ın ortaya koyduğu proje ile şekillenmiştir..." şeklinde açıklamalarda bulunduğu, böylece terör örgütünün propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür. - Başvurucu tarafından yapılan başlıca sosyal medya paylaşımları ile ilgili tespitler ise şöyledir:"5 Eylül 2015 tarihli paylaşımında bölücü terör örgütü liderinin basılı fotoğrafının olduğu tişörtleri giyen birden fazla kadın fotoğrafı paylaşılarak 'direnişi ören kadınlarımızı dönüşümsüz açlık grevine girdi' paylaşımının yapıldığı, 7 Eylül 2015 tarihli paylaşımında F.S. twitini reedtweedleyerek propaganda yaptığı, 7 Eylül 2015 tarihli paylaşımında N.A. twitini reedtweedleyerek propaganda yaptığı, 5 Eylül 2015 tarihli paylaşımında Z.P. tiwitini reedtweedleyerek propaganda yaptığı, 6 Mart 2015 tarihinde yapmış olduğu iki paylaşımla PKK terör örgütünün Suriye'deki kadın örgütlenmesi olan YPJ'li iki teröristin ölümüyle ilgili propaganda yaptığı, 3 Mart 2015 tarihli yapmış olduğu paylaşımında PKK terör örgütünün Suriye kolu olan YPG terör örgütüne mensup olduğu öldürülmüş bir teröristin fotoğrafını paylaştığı [ileri sürülmüştür.]" Savcılık, suçlamaya konu olaylarla ilgili dosyaların "eylem bütünlüğü açısından birleştirildiğini ve bir bütün olarak suç nitelendirilmesi yapılması yoluna gidildiğini" belirttikten sonra başvurucuya yöneltilen eylemlere ilişkin hukuki değerlendirmelerini ortaya koymuştur. Bu değerlendirmeler özetle şöyledir:"...Şüphelinin PKK/KCK terör örgüt yapısı içerisinde yer alan DTK'da DTK sözcülüğü, koordinasyon kurulu üyeliği gibi üst düzey yönetici olarak görev yaptığı, şüphelinin bu eylemiyle silahlı terör örgütünün yapısı içerisinde üst düzey yönetici olduğu, şüphelinin kendi ikrarı, iletişimin tespiti, teknik araçlarla izleme ve dosya kapsamındaki tüm delil ve belgeler neticesinde somut delillerle tespit edildiği, şüphelinin bu eylemiyle Türk Ceza Kanunu 314/1 fıkrasında belirtilen suçu işlediği......Şüphelinin 2012 yılından başlayarak yakalandığı tarihe kadar gerek PKK/KCK terör örgütüne destek vermek amacıyla organize eden toplantılara katılarak yapmış olduğu konuşmalarda gerekse de yukarıda belirtilen açık kaynak araştırması sonucu elde edilen terör örgütü propagandası niteliğindeki paylaşımları ile yöneticisi olduğu KJA Derneğinde elde edilen delil ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde şüphelinin farklı tarihlerde terör örgütü propagandası suçunu işlediği,...Şüphelinin 14 defa terör örgütü propagandası suçunu işlediği, 1 defa 2911 sayılı yasanan 28/1 fıkrasına muhalefet ettiği, şüphelinin sosyal medya hesabı olan twitter hesabı üzerindeki paylaşımlarının birden çok olması ve yapılan paylaşımlarının zaman aralığının kısa olmasından kaynaklanarak TCK 43 kapsamındaki zincirleme suç hükümlerinin oluştuğu, bu çerçevede şüphelinin 1 defa 2911 sayılı yasanan 28/1 fıkrası gereği, 14 defa terör örgütü propagandası yapmak suçu kapsamında cezalandırılması,...Şüphelinin DTK kapsamındaki eylemleri çerçevesinde örgüt yöneticisi olduğu hususunun tespitiyle beraber şüphelinin farklı tarihlerde birden çok kez terör örgütü propagandası suçunu işlediği hususlarının tespit edildiği... [anlaşılmaktadır.]" Başvurucu hakkındaki dava Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesine tevzi edilmiş,3/2/2017 tarihinde iddianamenin kabulüne karar verilmiş ve E.2017/110 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır. Aynı tarihte yapılan tensip incelemesiyle başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına da karar verilmiştir. Başvurucu 4/5/2017 tarihli duruşmada savunmasının alınmasından sonra söz konusu yargılama kapsamında tahliye edilmiştir. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk derece mahkemesinde derdesttir. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Gözaltı" kenar başlıklı maddesinin (1) ve (5) numaralı fıkraları şöyledir:"(1) Yukarıdaki maddeye göre yakalanan kişi, Cumhuriyet Savcılığınca bırakılmazsa, soruşturmanın tamamlanması için gözaltına alınmasına karar verilebilir. Gözaltı süresi, yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç, yakalama anından itibaren yirmidört saati geçemez. Yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilme için zorunlu süre oniki saatten fazla olamaz.... (5) Yakalama işlemine, gözaltına alma ve gözaltı süresinin uzatılmasına ilişkin Cumhuriyet savcısının yazılı emrine karşı, yakalanan kişi, müdafii veya kanunî temsilcisi, eşi ya da birinci veya ikinci derecede kan hısımı, hemen serbest bırakılmayı sağlamak için sulh ceza hâkimine başvurabilir. Sulh ceza hâkimi incelemeyi evrak üzerinde yaparak derhâl ve nihayet yirmidört saat dolmadan başvuruyu sonuçlandırır. Yakalamanın veya gözaltına alma veya gözaltı süresini uzatmanın yerinde olduğu kanısına varılırsa başvuru reddedilir ya da yakalananın derhâl soruşturma evrakı ile Cumhuriyet Savcılığında hazır bulundurulmasına karar verilir." 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama nedenleri" kenar başlıklı maddesinin ilgili bölümü şöyledir:"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez. (2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.b) Şüpheli veya sanığın davranışları; Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa. (3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:a) 2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;... Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),..." 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama kararı" kenar başlıklı maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir. (2) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;a) Kuvvetli suç şüphesini,b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir." 5271 sayılı Kanun'un "Adlî kontrol" kenar başlıklı maddesinin (1) ve (3) numaralı fıkraları şöyledir:"(1) Bir suç sebebiyle yürütülen soruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına karar verilebilir.… (3) Adlî kontrol, şüphelinin aşağıda gösterilen bir veya birden fazla yükümlülüğe tabi tutulmasını içerir: a) Yurt dışına çıkamamak. b) Hâkim tarafından belirlenen yerlere, belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurmak. c) Hâkimin belirttiği merci veya kişilerin çağrılarına ve gerektiğinde meslekî uğraşlarına ilişkin veya eğitime devam konularındaki kontrol tedbirlerine uymak. d) Her türlü taşıtları veya bunlardan bazılarını kullanamamak ve gerektiğinde kaleme, makbuz karşılığında sürücü belgesini teslim etmek....f) Şüphelinin parasal durumu göz önünde bulundurularak, miktarı ve bir defada veya birden çok taksitlerle ödeme süreleri, Cumhuriyet savcısının isteği üzerine hâkimce belirlenecek bir güvence miktarını yatırmak. g) Silâh bulunduramamak veya taşıyamamak, gerektiğinde sahip olunan silâhları makbuz karşılığında adlî emanete teslim etmek. ...j) Konutunu terk etmemek. k) Belirli bir yerleşim bölgesini terk etmemek. l) Belirlenen yer veya bölgelere gitmemek." 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat istemi" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:"Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,...Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler." 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat isteminin koşulları" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir." 5271 sayılı Kanun'un "Müdafiin dosyayı inceleme yetkisi" kenar başlıklı maddesinin (2) numaralı fıkrasının ilgili bölümü ile (3) ve (4) numaralı fıkraları şöyledir:"(2) Müdafiin dosya içeriğini inceleme veya belgelerden örnek alma yetkisi, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek ise Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim kararıyla kısıtlanabilir. Bu karar ancak aşağıda sayılan suçlara ilişkin yürütülen soruşturmalarda verilebilir: a) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan; ... Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315, 316),...(3) Yakalanan kişinin veya şüphelinin ifadesini içeren tutanak ile bilirkişi raporları ve adı geçenlerin hazır bulunmaya yetkili oldukları diğer adli işlemlere ilişkin tutanaklar hakkında, ikinci fıkra hükmü uygulanmaz." (4) Müdafi, iddianamenin mahkeme tarafından kabul edildiği tarihten itibaren dosya içeriğini ve muhafaza altına alınmış delilleri inceleyebilir; bütün tutanak ve belgelerin örneklerini harçsız olarak alabilir." 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Silâhlı örgüt" kenar başlıklı maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir." 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun "Terör tanımı" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir." 3713 sayılı Kanun'un "Terör suçlusu" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi terör suçlusudur.Terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına suç işleyenler de terör suçlusu sayılır." 3713 sayılı Kanun'un "Terör suçları" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında yazılı suçlar, terör suçlarıdır." 3713 sayılı Kanun'un "Cezaların artırılması" kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrası şöyledir: "3 ve 4 üncü maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin edilecek hapis cezaları veya adlî para cezaları yarı oranında artırılarak hükmolunur. Bu suretle tayin olunacak cezalarda, gerek o fiil için, gerek her nevi ceza için muayyen olan cezanın yukarı sınırı aşılabilir. Ancak, müebbet hapis cezası yerine, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur."