Başvuru, kolluk görevlilerince toplumsal bir olaya müdahale sırasında kullanılan gaz fişeğinin neticesinde yaralanma meydana gelmesi ve bu olay hakkında yürütülen ceza soruşturmasının etkin olmaması nedeniyle yaşam hakkı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, kolluk görevlilerince toplumsal bir olaya müdahale sırasında kullanılan gaz fişeğinin neticesinde yaralanma meydana gelmesi ve bu olay hakkında yürütülen ceza soruşturmasının etkin olmaması nedeniyle yaşam hakkı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvurular 10/12/2015 ve 25/9/2020 tarihlerinde yapılmıştır. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. 2020/31111 numaralı bireysel başvuru dosyası, aralarında kişi ve konu yönünden hukuki irtibat bulunması nedeniyle 2015/18831 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmiş olup inceleme 2015/18831 numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütülmüştür. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 19/9/1993 doğumlu olup başvuruya konu olay tarihinde Hacettepe Üniversitesinde öğrencidir. Kamuoyunda Gezi Parkı olayları olarak bilinen gösterilerde hayatını kaybeden E.S.nin cenaze töreni nedeniyle 16/6/2013 tarihinde Ankara Kızılay Meydanı'nda bir gösteri düzenlenmiştir. Başvurucu da anılan gösteriye katılanlar arasındadır. Kolluk kuvveti toplantının kanuna uygun olmadığı gerekçesiyle gösteriye müdahalede bulunmuştur. Müdahale sonrası başvurucunun da aralarında bulunduğu bir kısım gösterici Kızılay Meydanı'ndan Kurtuluş semtine doğru Ziya Gökalp Caddesi üzerinden yaya olarak kaçmaya başlamıştır. Kaçan göstericilerin bir kısmı zaman zaman bir araya gelerek Kurtuluş Parkı'ndan ve yol kenarından söktükleri bankları caddeye dizmek suretiyle trafik akışını engellemeye çalışmıştır. Kolluk kuvvetinin müdahalesiyle banklar kaldırılarak trafik akışı sağlanmış ancak göstericiler yolu yine benzer şekilde kapatmıştır. Kolluk görevlileri göstericilerin koyduğu engelleri tekrar kaldırarak yolu trafiğe açmıştır. Ziya Gökalp Caddesi Kolej Kavşağı civarındaki olaylar sırasında kolluk kuvveti, toplumsal olaylara müdahale aracı (TOMA) ile Shortland olarak isimlendirilen üç zırhlı araç kullanmıştır. Zırhlı araçların kulesinden kolluk görevlilerince göz yaşartıcı gaz bombası atılarak göstericiler dağıtılmaya çalışılmıştır. Plakası olmayan Shortlan'den atılan gaz kapsülünün başvurucunun başının arka kısmına isabet etmesi sonrası başvurucu yaralanarak yere düşmüştür. Başvurucunun yaralandığını fark eden etraftaki bazı kişiler başvurucuya yardımcı olmak üzere yanına gitmiştir. O sırada başvurucunun yaralandığını fark eden TOMA'da görevli bir kolluk görevlisi de araçtan inerek başvurucunun yanına gitmiş ve başvurucuya yardımcı olmak maksadıyla yoldan geçmekte olan sivil bir aracı durdurmuştur. Olay yerinde tesadüfen bulunan ve başvurucuya ilk tıbbi müdahaleyi yapan Ö.P. isimli beyin cerrahi uzmanı doktor ile çevredeki sivil kişilerin yardımıyla başvurucu, sivil araca bindirilmiş ve Ö.P.nin refakatinde hastaneye götürülmüştür. Cebeci Polis Merkez Amirliğinde (Polis Amirliği) görevli oldukları değerlendirilen polis memurları G.P. ve A.R.B.nin imzasını taşıyan ve daha sonra soruşturma evrakına eklenen 16/6/2013 tarihli tutanakta; olay tarihinde saat 20 sıralarında Ankara Numune Hastanesinden polis merkezinin arandığı, Kurtuluş Kavşağı'nda başından yaralanan Dilan Dursun isimli bir vatandaşın hastaneye getirildiği bilgisinin verildiği, bunun üzerine hastaneye intikal edilmek istendiği, ne var ki devam eden toplumsal olaylarda eylemcilerin polise yönelik saldırgan tavırları nedeniyle ancak saat 00 sıralarında hastaneye gidilebildiği, şahsın tedavisinin devam ettiği ve ifade verebilecek durumda olmadığı bildirildiğinden ifadesinin alınamadığı, şahsı hastaneye götüren kişilerin de polise tepki göstererek kötü sözler sarf etmeleri nedeniyle bu kişilerle de sağlıklı iletişim kurulamadığından olay ve olay yeri hakkında kesin bilgi temin edilemediği, bu nedenle Olay Yeri Görgü ve Tespit Tutanağı ile olay yeri teknik incelemesinin yapılamadığı kayıt altına alınmıştır. Başvurucu vekili 21/6/2013 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına (Cumhuriyet Başsavcılığı) başvurucuyu yaralayan kolluk görevlisinin tespit edilmesi ve cezalandırılması için iddianame düzenlenmesi talebiyle suç duyurusunda (ilk suç duyurusu) bulunmuştur. Başvurucu vekili suç duyurusu dilekçesine olay yerine ait olduğunu belirttiği bazı fotoğrafları da eklemiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı bu suç duyurusu üzerine 21/6/2013 tarihinde olayla ilgili adli soruşturma başlatmıştır. Soruşturma kapsamında; başvurucu hakkında düzenlenen adli rapor, olay anına ilişkin kamera kayıtları, başvurucunun ve olayla ilgili görgüsü bulunan tanıkların ifadeleri, bazı kolluk görevlilerinin şüpheli sıfatıyla alınan ifadeleri ile adli kolluk tarafından 20/6/2013 tarihinde düzenlenen olay yeri inceleme raporu temin edilmiştir. Bunun dışında olay gününe ait polis telsiz kayıtları, bazı polis memurlarının şüpheli sıfatıyla alınan ifadeleri, olaya karışma ihtimali bulunan bazı polis memurları ile zırhlı araçların fotoğrafları da ilerleyen süreçte dosya arasına alınmıştır. Toplanan delillerin detayı şu şekildedir:i. Başvurucu hakkında düzenlenen kesin adli tıp raporunda sol oksipital depresyon fraktürü (kafatasının enseye yakın sol arka kısmında kemik kırığı) nedeniyle hastanın opere (ameliyat) edildiği, postoperatif (ameliyat sonrası) dönemde yoğun bakımda takibinin yapıldığı, özel servise yatırıldığı, tetkik ve tedavisine devam edildiği, kranial BT'de (bilgisayarlı tomografi tetkiki) sol temporo oksipitopariyetal periferde (beynin kafatası sol arka alanındaki kısmı) hipodens (doku bozukluğu) ödem alanı, sol oksipitopariyetalde deplase (ayrılmış) parçalı çökme fraktürü (kırığı), hemorojik (kanamalı) kontüzyo (ezik) ile uyumlu alanlar izlendiği tespitlerine yer verilmiştir. Bu tespitlere göre söz konusu yaralanmanın başvurucunun yaşamını tehlikeye soktuğu basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olmadığı, kemik kırığına neden olduğu, parçalı deprese oksipal kemik kırığının yaşam fonksiyonlarını derecede (ağır) etkilediği belirtilmiştir.ii. Olay anına ilişkin kamera görüntüleri ile olay tarihinde görevli personel ve araç fotoğrafları üzerinde mukayeseli inceleme yapılması için bilirkişi raporu alan Cumhuriyet Başsavcılığı, bu görüntülerden yola çıkmak suretiyle temel olarak iki hususu araştırmıştır: Bunlardan ilki gaz mühimmatını atan personelin kim olduğu, ikincisi ise plaka bilgisi bulunmayan aracın bilgilerinin tespiti ile kolluğun hangi birimine ait olduğudur. Bilirkişi incelemeleri sonucunda görüntü kalitesi ve kameranın olay yerine uzaklığı gibi bazı teknik nedenlerle her iki hususta da net bir bilgi elde edilememiştir.iii. Müşteki ile tanıklar beyanlarında olayın zırhlı polis aracından atılan gaz mühimmatı nedeniyle meydana geldiğini, gaz mühimmatı atan personel kasklı olduğu için personelin yüzünü göremediklerini beyan etmiştir. 21/2/2014 ile 1/2/2018 arasında şüpheli sıfatıyla ifadeleri alınan kolluk görevlilerinin bir kısmı olay yerinde bulunmadığını, bir kısmı olay yerinde bulunmakla birlikte gaz mühimmatı atmadığını, bir kısmı olay anında gaz mühimmatı kullanmakla birlikte gaz mühimmatını başvurucuya doğru atmadığını belirtmiş; sonuç olarak şüpheliler üzerilerine atılı suçlamayı kabul etmemiştir. Bununla birlikte şüphelilerden bir kısmı olay tarihinde hangi zırhlı araç içinde görev yaptığını ve araç içinde görevli diğer personelin kim olduğunu belirtmiştir.iv. Temin edilen polis telsiz kayıtlarındaki konuşmalardan kolluk görevlilerinin aynı anda Ankara'nın birçok farklı yerine müdahale ettiği anlaşılmıştır. Telsiz kayıtlarının dökümüne ilişkin belgeden başvurucunun yaralandığı yer ile ilgili olan bilgiler şu şekildedir:"Çevik Kanalı...Saat 13:31:53...3338- ... Ayrıca Kurtuluş istikamtine yine bir TOMA'yla geçin bir arkadaşımız geçsin orda barikat kurulmuş, yol şu anda trafiğe kapanıyor gitsin barikatı kaldırsın gelsin tamam.6210- Emir anlaşıldı efendim 6210 Merkez ...6212- EfendimTOMA 7 yanında ayrıca 3 Shortland uygunsa Kolej kavşağına gönderiyorum. Oradaki grubun gereğini yaptırıyorum.6210- Doğrudur, doğrudur. TOMA'da geçsin yolu da açsın tamam.6212- Merkez TOMA 7 6273 Shortland ve 2 diğer Shortland Kolej Kavşağına doğru devam edin ordaki grup bir daha toplanamayacak şekilde dağıtın. Ayrıca, ayrıca bölgede imtihanların yapıldığı ... var. Gaz uygulaması yaparken dikkat edin.6273- Emir anlaşıldı efendim.3338- 4110- Havuz başında bi 50-60 kişi var efendim açıklama da söz konusu değil....Saat 13:43:36...6273- Merkez.Merkez- Merkez dinliyor.6273- Merkez Kurtuluş Kavşakta bir tane vatandaş oraya bir 112 gönderirsen.Merkez- Anlaşıldı Kurtuluş Kavşağın neresinde efendim?6273- Kurtuluş Lisesi önü, Kurtuluş Lisesi önünde Kurtuluş Kavşakta tamam.Merkez- Anlaşıldı tamam.6212- 6273 Merkez o 155 anonsu olan meslektaşımızda olabilir. Bir çevre güvenliğini alın.6273- Olumsuz efendim bi tane vatandaş, vatandaş, eylemci yaralandı. 112 lazım efendim tamam....6210- Merkez 6295 bu Kurtuluş, Kurtuluş Kavşağına giden unsurlarımızda araçtan inmesinler. Konunun gereğini yaptılarsa dönsünler.6296 Doğrudur ben varım efendim gereğini ... dönüyoruz.... "v. Olay yeri inceleme raporunda 20/6/2013 tarihinde Cumhuriyet savcısının sözlü talimatı ile soruşturma başlatıldığı, olayın bildirildiği tarihin ve saatin 20/6/2013, 05 olduğu, inceleme bitiş saatinin 50 olduğu, avukat E.B.nin olay yerinde hazır bulunduğu belirtilmiştir. Raporda ayrıca olay yerinde kurumuş kan lekesi bulunduğu ve bundan örnek alındığı, fotoğraf ve video görüntüsü alınarak kroki çizildiği, Olay Yeri Tutanağı düzenlendiği de ifade edilmiştir. Kan örneği üzerinde yapılan analiz sonucunda düzenlenen uzmanlık raporunda ise kan örneğinin bir kadına ait olduğu belirtilmiştir. Başvurucunun yaralanmasına neden olan kolluk görevlisinin tespit edilebilmesi amacıyla Cumhuriyet Başsavcılığınca farklı tarihlerde Ankara Emniyet Müdürlüğüne (Emniyet Müdürlüğü) çeşitli talepler içeren birçok müzekkere yazılmıştır. Bu doğrultuda;i. Cumhuriyet Başsavcılığının olay tarihindeki araç ve personel bilgisine dair 24/6/2013 ve 25/6/2013 tarihli müzekkerelerine, Emniyet Müdürlüğü 8/7/2013 tarihli ve Güvenlik Şube Müdürü S.nin imzasını taşıyan cevabı vermiştir. Bu cevapta dört TOMA ile bu araçlarda görevli toplam sekiz personelin, birinin plaka bilgisi bulunmayan beş Shortland ile bu araçlarda görevli toplam on personelin bilgisi yer almaktadır. ii. Cumhuriyet Başsavcılığınca 16/9/2014 tarihinde Emniyet Müdürlüğüne yazılan müzekkerede ise yazı ekinde gönderilen evrakta belirtilen aracın hangi birime ait olduğu ve olay tarihinde bu araçta görev yapan personelin kimlik bilgileri istenmiştir. Emniyet Müdürlüğü bu isteme 10/10/2014 tarihli, Güvenlik Şube Müdürü A.A. ile Çevik Kuvvet Şube Müdürü Y.E.nin imzalarını taşıyan bir yazıyla cevap vermiştir. Bu cevapta, olay tarihinde görevli toplam sekiz Shortland araç ile bu araçlarda görevli bazı personelin bilgilerine yer verilmiştir. Araçlardan dördünün plaka bilgisine yer verilmeyen yazıda, dört aracın personel bilgisi belirtilmiş; diğer dört aracın personelinin ise anlık olarak görevlendirildiği için tespit edilemediği gerekçesiyle kimlik bilgilerine yer verilmemiştir. Ayrıca yazı ekinde göz yaşartıcı gaz mühimmatı kullanmaya yetkili toplam 72 personelin kimlik bilgileri liste hâlinde yer almıştır. Ancak Emniyet Müdürlüğünün olay tarihindeki araç ve personel bilgisine dair 8/7/2013 tarihli yazısı ile 10/10/2014 tarihli yazısındaki bilgilerin bir kısmının aynı olmadığı görülmüştür. Olaya ilişkin ilk soruşturma işleminin Polis Amirliğince başlatıldığı, 16/6/2013 tarihli Polis Tutanağı'ndan (bkz. § 16) ve Cumhuriyet Başsavcılığının Polis Amirliğine yazdığı -ilk soruşturma işleminin kendileri tarafından başlatıldığı bilgisini de içeren- 24/6/2013 tarihli müzekkeresinden anlaşılmıştır. Bu doğrultuda başvurucu, Polis Amirliğince gerçekleştirilen olay yeri incelemesinin ancak kendi girişimleriyle olaydan dört gün sonra 20/6/2013 tarihinde yapılabildiğini ileri sürmüştür. Bu nedenle başvurucu vekili 11/8/2014 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığına yeni bir suç duyurusunda (ikinci suç duyurusu) bulunarak başvurucunun yaralanmasının ardından olay yerine yakın olan kolluk görevlilerinin başvurucuyu yaralayan şüpheliyi yakalamamalarından ve olay yerindeki delilleri toplayarak muhafaza altına almamalarından yakınmış, ilgililerin görevlerini kötüye kullandıkları iddiasında bulunmuştur. Söz konusu şikâyete ilişkin ayrıca bir soruşturma yürüten Cumhuriyet Başsavcılığı 18/7/2014 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Karara başvurucu vekili itiraz etmiş, itiraza bakan Ankara Sulh Ceza Hâkimliği 23/10/2015 tarihli kararı ile itirazı reddetmiştir. Anılan ret kararı başvurucuya 11/11/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 10/12/2015 tarihinde ilk bireysel başvurusunu (B. No: 2015/18831) yapmıştır. Başvurucu ayrıca 27/2/2015 tarihli dilekçesiyle Cumhuriyet Başsavcılığına bir suç duyurusunda (üçüncü suç duyurusu) daha bulunmuştur. Bu suç duyurusunda Emniyet Müdürlüğüne yazılan müzekkerelere çelişkili ve farklı cevaplar verilmesi (bkz. § 19) nedeniyle S., A.A. ve Y.E. isimli üç kolluk amiri görevi kötüye kullanma, suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme, resmî belgede sahtecilik suçlarını işlemekle itham edilmiştir. Zira başvurucuya göre şikâyetçi olduğu kolluk amirleri soruşturmanın akamete uğramasını istemekte ve bu şekilde sorumlu kolluk görevlilerinin cezalandırılmalarının önüne geçmeye çalışmaktadır. Cumhuriyet Başsavcılığınca söz konusu suç duyurusu hakkında açılan adli soruşturma 12/3/2015 tarihli kararla asıl soruşturma dosyası ile birleştirilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı aralarında başvurucunun 27/2/2015 tarihli suç duyurusuyla şikâyetçi olduğu üç kolluk amirinin de bulunduğu toplam 57 kolluk personeli hakkında ek kovuşturmaya yer olmadığı kararı vermiştir. Ek kovuşturmaya yer olmadığı kararının ilgili kısmı şöyledir:"...şüphelilerin suç tarihinde Ankara ilinde görevli emniyet mensupları oldukları, şikayetçi Dilan Dursun'un 16/06/2013 günü ilimiz Kurtuluş Semti Ziya Gökalp Caddesi Kıbrıs Caddesi kavşağında Tevfik İleri Ortaokulu duvarının dibindeki kaldırımda atılan gaz bombası kapsülü ile başından yaralandığı, alınan adli tıp raporuna göre; yaşamsal tehlike geçirdiği, basit BTM ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olmayan yaralanmasının, kemik kırığına neden olduğu, parçalı bu kırığın yaşam fonksiyonlarını 4 (dört) ağır derecede etkilediği, Cumhuriyet Başsavcılığımızca şikayetçinin yaralanması ile ilgili çok yönlü soruşturma yürütüldüğü, olaya karışan emniyet mensubunun tespiti için yapılan yazışmalar sonucunda olay günü görev alan tüm personelin cep telefonlarının sinyal bilgisi için Sulh Ceza Hakimliğinden karar alındığı, bu karar doğrultusunda BTK ya yazılan yazının dosyaya ithali neticesi yapılan incelemede; şüphelilerin bahsi geçen olayın gerçekleştiği iddia edilen yerde bulunmadıkları, haklarında kamu davası açabilmek için yeterli şüphe oluşturacak delilin elde edilemediği tüm dosya kapsamından anlaşılmakla;Şüpheliler hakkında KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA,..." Başvurucu vekili kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz etmiştir. İtiraz dilekçesinde başvurucu vekili; şikâyetçi olduğu S., A.A. ve Y.E. isimli üç kolluk amirine ilişkin soruşturmanın esas soruşturmayla birleştirildiğini ve daha sonra bu kişiler de dâhil olmak üzere toplam 57 kolluk görevlisi hakkında olay yerinde bulunmadıkları gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini ancak üç kolluk amirinden şikâyetçi olmasının nedeninin başvurucuyu yaralamış olmaları değil Emniyet Müdürlüğüne yazılan müzekkerelere çelişkili ve farklı cevaplar vermeleri nedeniyle görevi kötüye kullanma, suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme ile resmî belgede sahtecilik suçları olduğunu belirtmiştir. İtirazda ayrıca kolluk amirleri hakkındaki bu şikâyetle ilgili olarak yaklaşık üç yıl boyunca hiçbir soruşturma işlemi yapılmadan diğer şüphelilerle birlikte ve aynı gerekçeyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesinin etkili soruşturma yükümlülüğünü ihlal ettiği de dile getirilmiştir. Ankara Sulh Ceza Hâkimliğinin 25/12/2018 tarihli kararıyla itiraz reddedilmiştir. Ret gerekçesinde kovuşturmaya yer olmadığı kararının usul ve yasaya uygun olduğu belirtilmekle yetinilmiştir. Ret kararı 18/9/2020 tarihinde başvurucu vekiline elektronik tebligat usulüyle tebliğ edilmiştir. Bunun üzerine başvurucu 25/9/2020 tarihinde ikinci bireysel başvuruda (B. No: 2020/31111) bulunmuştur. Öte yandan Cumhuriyet Başsavcılığı olay tarihinde olay yerinde olma ihtimali olan kolluk görevlilerinin cep telefonlarının baz sinyal bilgilerini (HTS kayıtları) de Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumundan temin etmiştir. Alınan bu HTS kaydına göre olay anında olay yerinde sadece S.K. isimli bir polis memuruna ait cep telefonunun sinyal bilgisine erişilmiştir. Bu doğrultuda Cumhuriyet Başsavcılığı yürüttüğü asıl soruşturma sonucunda başvurucuyu yaraladığı yönünde hakkında yeterli delil bulunduğu iddiasıyla polis memuru S.K. hakkında 23/5/2018 tarihinde iddianame tanzim etmiştir. İddianamenin Ankara Asliye Ceza Mahkemesince 20/7/2018 tarihinde kabul edilmesiyle kamu davası açılmıştır. Duruşmanın 28/2/2019 tarihli ilk celsesinde, iddianamede taksirli yaralama olarak nitelendirilen eylemin kasten öldürmeye teşebbüs iddiası açısından değerlendirilmesinde hukuki zorunluluk bulunduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir. Anılan görevsizlik kararına itiraz edilmiş, itiraz 25/1/2019 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir. Ankara Ağır Ceza Mahkemesince (Mahkeme) 7/5/2019 tarihinde verilen karşı görevsizlik kararı ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesinin (Daire) 28/6/2019 tarihli kararıyla kaldırılmıştır. Bu doğrultuda yargılamaya Ankara Ağır Ceza Mahkemesinde devam edilmiştir. Anayasa Mahkemesi tarafından Mahkemeye farklı tarihlerde yapılan UYAP erişim istemleri reddedilmiş, dosya kapsamında istenen bilgi ve belgelerin müzekkere ile talep edilmesi durumunda cevap verilebileceği belirtilmiştir. Bunun üzerine Anayasa Mahkemesi 1/10/2019, 18/8/2020, 6/9/2021, 10/3/2022 ve 7/6/2022 tarihlerinde müzekkereler yazarak dosya kapsamındaki belgelerin onaylı suretlerini, ayrıca kovuşturma sonucunda verilecek karar ile bu kararın kesinleşmesinden sonra da bilgi verilmesini istemiştir. İstenen belgeleri Mahkeme 30/10/2019, 23/10/2020, 23/9/2021, 15/3/2022 ve 8/6/2022 tarihlerinde göndermiştir. Kovuşturma kapsamında polis memuru sanık S.K.nın savunması ile başvurucunun ve tanıkların beyanları alınmış, sanığın HTS kaydı ile ilgili olarak bilirkişi incelemesi yaptırılmış, bu inceleme sonucunda HTS kaydına göre sanığın olay yerinde bulunmasına imkân olmadığı belirlenmiştir. Mahkeme; sanığın atılı suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin, yeterli ve inandırıcı delil bulunmadığı gerekçesiyle 3/2/2022 tarihinde beraat kararı vermiştir. Kararda suçun gerçek failinin araştırılması yönünde Cumhuriyet Başsavcılığına herhangi bir suç duyurusunda bulunulmamıştır. Yargılama kanun yolu aşamasında derdesttir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:"...Kızılay bölgesindeki gösterinin dağıtılması amacıyla polis müdahalesi başlamış, müşteki Dilan’ın da bulunduğu bir kısım gösterici koşar durumda Kurtuluş parkı civarına doğru kaçmışlar, grubu takip eden zırhlı araçlarda bulunan polis ekipleri gaz fişeği ve gaz bombaları atarak burada yaşanabilecek toplanmayı önlemeye çalıştıkları sırada atılan bir gaz fişeği kapsülünün müşteki Dilan’ın kafasına isabet etmesi üzerine 2014 tarihli Adli Tıp Kurumu raporuna göre yaşamsal tehlike oluşacak ve derecede ağır kırık oluşacak şekilde yaralanmıştır....Mahkememizce yapılan yargılama sonunda değerlendirilen tüm delilerden;* Sanığın aksi kanıtlanamayan suçu inkara dayalı savunmaları,*İddianamede belirtildiği gibi sanık aleyhine tek delil olan HTS kayıtlarının mahkememizce de bilirkişiye inceletilmesi sonucu sanığın fiilen kullandığı cep telefonunun hizmet aldığı baz istasyonunun olay yerine en az 1630 metre uzaklıkta oluşu,*Müşteki Dilanın yaralanmasına sebep olan shotland tipi zırhlı polis aracında bulunan polis memurunun başında kask olması sebebiyle kimliğinin tespit edilememesi, bu hususta kimliği teşhise yarar tanık anlatımının bulunmaması,*Olay yerinde gaz kullanım yetkisi bulunan bir çok polis memurunun gaz fişeği attığının kamera görüntülerinden anlaşılması, özellikle polis memuru [O.Z.]’nun kurtuluş bölgesinde Siirt shortland araç içinde iken kurtuluş parkına doğru iki tane gaz fişeği attığı yönündeki beyanları,*Yaralanmaya sebep olan gaz fişeğinin atıldığı iddia olunan 06 A 1570 plakalı araçta sanığın görev aldığına ilişkin somut bir delilin bulunmaması hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın Zed olarak tanımlanan gaz fişeği atmaya yarayan tüfek ile müşteki Dilan’ın yaralanmasına sebep olan gaz fişeği kapsülünü attığına dair her türlü şüpheden uzak mahkumiyete yeter derecede delilin bulunmadığı mahkemece kabul ve takdir edilerek aşağıda hüküm fıkrasında belirtilen şekilde [beraat] karar[ı] vermek gerekmiştir." Öte yandan başvurucu hakkında 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na muhalefet iddiasıyla adli soruşturma açıldığına dair bir bilgi ya da belgeye başvuru formu ve eklerinde rastlanmadığı gibi UYAP aracılığı ile yapılan incelemede de bu yönde bir bilgiye ulaşılamamıştır. A. Ulusal Hukuk Anayasa Mahkemesi Özlem Kır (B. No: 2014/5097, 28/9/2016, §§ 22-27) kararında; 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu’nun “Zor ve silah kullanma” kenar başlıklı maddesine, 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Kanunun hükmü ve amirin emri” kenar başlıklı maddesine, 5237 sayılı Kanun'un "Sınırın aşılması" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrasına,5237 sayılı Kanun'un "Kasten yaralama" kenar başlıklı maddesinin (3) numaralı fıkrasının ilgili bölümüne, 5237 sayılı Kanun'un "Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmına, 5237 sayılı Kanun'un "Taksirle yaralama" kenar başlıklı maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkrasının ilgili bölümüne yer vermiştir. Ayrıca Anayasa Mahkemesi Güven Boğa (B. No: 2014/17222, 3/7/2019, §§ 24-30) kararında 2911 sayılı Kanun'un ilgili hükümlerine değinmiştir. Anayasa Mahkemesi Ali Ulvi Atunelli (B. No: 2014/11172, 12/6/2018, §§ 25-27) ve Özlem Kır (aynı kararda bkz. §§ 28-30) kararlarında 30/12/1982 tarihli ve 17914 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Polis Çevik Kuvvet Yönetmeliği’nin maddesinin ilgili kısımlarına, İçişleri Bakanlığının yayımladığı 25/8/2011 tarihli Toplumsal Olaylarda Görevlendirilen Personelin Hareket Usul ve Esaslarına Dair Yönerge'nin ve maddelerinin ilgili kısımlarına, Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından 26/6/2013 ve 22/7/2013 tarihlerinde çıkarılan iki ayrı genelgeyle daha ayrıntılı hâle getirilen, Emniyet Genel Müdürlüğünün Aralık 2008 tarihinde hazırladığı Göz Yaşartıcı Gaz Silahları ve Mühimmatları Kullanım Talimatı'nın ilgili bölümlerine yer vermiştir.B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) ilgili maddeleri ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) konuya ilişkin içtihatları Ali Ulvi Atunelli (aynı kararda bkz. §§ 29-45) kararında yer almaktadır. Anayasa Mahkemesi Ali Rıza Özer ve diğerleri ([GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 47-51) ve Özlem Kır (aynı kararda bkz. §§ 31-35) kararlarında 13/1/1993 tarihli Kimyasal Silahların Geliştirilmesi, Üretimi, Stoklanması ve Kullanımının Yasaklanması ve Bunların İmhası ile İlgili Sözleşme’ye, Kolluk Görevlileri Tarafından Zor ve Ateşli Silah Kullanılması Hakkında Temel İlkelerin [Birleşmiş Milletler (BM) Suçun Önlenmesi ve Suçluların Islahı Sekizinci Kongresi, Havana, 27/8/1990-7/9/1990, BM, A/CONF.144/28/Rev.1, 1990, s. 112-115] ilgili bölümlerine, BM barışçıl toplanma ve gösteri yapma özgürlüğü özel raportörü tarafından hazırlanan raporun (BM İnsan Hakları Komisyonu A/HRC/20/27, 21/5/2012) maddesine, Avrupa İşkencenin ve İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesinin (CPT) biber gazına ilişkin görüş ve tavsiyelerine değinmiştir.