8. Hukuk Dairesi 2023/3219 E. , 2025/604 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2013/877 E., 2021/358 K. KARAR : Davanın reddine Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, davanın reddine karar verilmiş olup, kararın davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosya incelendi, gereği düşünüldü. K A R A R Çekişmeli taşınmazların 04.07.1959 tarihinde yapılan tapulama çalışmaları sırasında dere yatağı ola
**8. Hukuk Dairesi 2023/3219 E. , 2025/604 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2013/877 E., 2021/358 K. KARAR : Davanın reddine Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, davanın reddine karar verilmiş olup, kararın davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosya incelendi, gereği düşünüldü. K A R A R Çekişmeli taşınmazların 04.07.1959 tarihinde yapılan tapulama çalışmaları sırasında dere yatağı olarak tescil harici bırakıldığı, akabinde dava konusu Rize ili Güneysu ilçesi Küçükcami Mahallesi 513 ve 515 parsellerin 17.06.2002 tarihinde arsa vasfıyla idari yoldan Hazine adına tescil edildiği, taşınmazların bulunduğu yerde 23.05.2016 tarihinde 3402 sayılı Kadastro Kanunu (3402 sayılı Kanun) 22/A madde uygulaması yapıldığı anlaşılmıştır. Davacı vekili dava dilekçesinde, Rize ili Güneysu ilçesi Küçükcami Mahallesinde tapuda kayıtlı bulunan 247 parsel sayılı taşınmazın davacılar adına kayıtlı olduğunu, 513 ve 515 parsel sayılı taşınmazların Hazine adına kayıtlı olduğunu, 513 ile 515 parselin arasındaki alan ile 513 ile 316 parselin arasında kalan alanın ise tescil dışı bırakıldığını, taşınmazların kadastro tespitlerinin 1959 yılında yapıldığını, 1959 yılında Rize ilinde büyük bir sel felaketi yaşandığını, bu sel felaketi sonrasında tescil dışı bırakılan bu alanların müvekkillerinin murisi adına tescil edilmediğini, 513 parsel ile 515 parselin ise Hazine adına tescil edildiğini, dava konusu olan bu yerlerin 1959 yılındaki sel felaketinden hemen sonra suların yatağına çekilmesi ile yine müvekkillerinin murislerince kullanılmaya devam edildiğini, tarıma elverişli ... getirildiğini, taşınmazların ihya edildiğini, o tarihten sonra da söz konusu taşınmazların bir daha derenin sel suları altına kalmadığını, ihya adilmeleri nedeniyle derenin aktif etkisi alanından korunduğunu, halen zıraat arazileri olarak kullanıldığını, murislerinin vefatı ile taşınmazların zilyetlikle müvekkillerine kaldığını, 20 yılı aşkın bir süredir tüm taşınmazların nizasız, fasılasız, kesintisiz olarak zilyetlikle müvekkillerince kullanıldığını iddia ederek dava konusu davalılar adına tapuya tescil edilen 513 parsel sayılı taşınmazın tamamının, 515 parsel sayılı taşınmazın ise müvekkillerince kullanılan kısmının tespiti ile davalılardan Hazine adına olan tapu kaydının iptali ile müvekkilleri adına tapuya kayıt ve tescilini, yapılan kadastro tesbitinde tescil dışı bırakılan 513 parsel ile 515 parsel arasındaki alan ile 513 parsel ile 316 parsel arasındaki alanın müvekkilleri adına tapuya kayıt ve tescilini istemiş, davalılar cevap dilekçelerinde, davanın reddini savunmuşlardır. Dava, kadastrodan önceki nedene dayalı tapu iptali ve tescil ile tapusuz taşınmazın tescili istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; fen bilirkişisinin 27.09.2011 tarihli raporunda (A) harfi ile gösterilen 865,79 metrekarelik kısmı ile Küçükcami köyü 513 parsel sayılı taşınmazın davacılara ait tarım arazisi olduğu, taşınmazların Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan taşınmazlardan olmadığı, 1959 yılında bölgede sel baskınları olması sebebiyle tarıma ara verildiği anlaşılmış ise de taşınmazların derenin taşmasıyla oluşan sel baskınından kısa sürede kurtulup davacıların ve murislerinin zilyetlik durumlarının devam ettiği, taşınmazların derenin aktif etkisinde olmadığı, zilyetlik şartlarının davacılar lehine oluştuğu gerekçesiyle, davanın kabulüne, fen bilirkişisinin 27.09.2011 tarihli raporunda (A) harfi ile gösterilen 865,79 metrekarelik kısmın davacı adına tapuya kayıt ve tesciline, Rize Güneysu ilçesi Küçükcami köyü 513 parsel sayılı taşınmazın davalı adına olan tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, kararın davacılar vekili ve Hazine vekili tarafından ayrı ayrı temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 21.02.2013 tarihli ve 2012/8770 Esas, 2013/1817 Karar sayılı ilamında; yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli olmadığı gibi dava dilekçesinde açıklanan bir kısım taşınmazlarla ilgili İlk Derece Mahkemesince olumlu veya olumsuz bir karar verilmediği, İlk Derece Mahkemesince birbiri ile çelişkili bilirkişi raporlarına dayalı olarak davanın kabulüne karar verildiği, imar-ihyanın tamamlandığı ve taşınmazın tarımsal nitelikte kullanıldığı sürenin net bir şekilde tespit edilmediği, hava fotoğraflarından yararlanılmadığı belirtilerek hükmün bozulmasına karar verilmiş, davacılar vekili tarafından karar düzeltme talebinde bulunulması üzerine, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 26.11.2013 tarihli ve 2013/14153 Esas, 2013/17666 Karar sayılı ilamında; karar düzeltme istemi reddedilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; gerek jeoloji, (Jeoloji Mühendisi ... Paşaoğlu 10.10.2011 tarihli raporunda; "taşınmazların üzerindeki alivyon tabakası üzerinde ince bir zemin tabakası olup, yer yer dere, çakıl ve bloklarının yüzeylendiğini, geçmiş dönemde meydana gelen çok büyük taşkın olayından etkilendiğini, tarımsal toprağın tamamen yıkanıp gitmesi nedeniyle tarıma elverişli ... getirmek için yeniden ıslahın gerektiği") mühendisi gerek ziraat (Ziraat Mühendisi ... ... 06.10.2011 tarihli raporunda; "taşınmazların toprak yapısının iyileştirilerek tarla ve işlemeli tarıma uygun arazi haline getirildiği) mühendisi bilirkişilerinin raporları, gerekse jeodezi ve fotogrametri mühendisinin raporundan, dava konusu taşınmazın öncesinde aktif dere yatağının etki alanında kaldığı, sonrasında dere üzerinde yapılan ıslah çalışmaları ile derenin yatak değiştirmesi sonrası taşınmazların derenin etki alanında çıktığı, taşınmazların yüzey örtüsünün incelenmesinde dışarıdan toprak getirtilmek suretiyle imar-ihya edilmiş olduğunun belirtildiği görülmekle, bu nitelikteki taşınmazın zilyetlikle kazanılamayacağı ve bu nedenle davacılar yararına kazanma koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karar davacılar vekili ve davalı ... vekili tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir. İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyulduğu halde, bozma ilamının gerekleri tam olarak yerine getirilmeden hüküm kurulması cihetine gidilmiştir. Şöyle ki; Dairemizin bozma ilamında" bir arazinin kullanım süresi ve niteliğini en iyi belirleme yöntemi hava fotoğraflarıdır. Bu hava fotoğraflarının öncelikle kadastrodan sonraya ait olması, tescil istemi bakımından dava tarihinden, iptal ve tescil istemi yönünden tapunun oluştuğu tarihten önceki yıllara ait en az iki ayrı zamana ilişkin olması gerekir. Bu konuda sağlıklı bir yargıya ulaşmak için, tescil harici bırakılan yerlerle ilgili dava tarihi olan 2011 yılına göre 20 - 30 yıl öncesine ait (1971-1981 yılları arası); iptal ve tescil istemi bakımından tapu kayıtlarının oluştuğu 2002 yılına göre 20-30 yıl öncesi (1962-1982 yılları arası) iki ayrı zamanda çekilmiş hava fotoğraflarının dosyada yer almış olması gerekir. Mahkemece, yapılacak iş; önceki keşifte yer almayan Ziraat Mühendisi ve Jeoloji Mühendisi aracılığıyla, taşınmazların toprak yapısının ve arazi kullanım kabiliyeti bakımından sınıfının net bir biçimde belirlenmesi, mevcut durumu itibariyle tarıma elverişli bulunup bulunmadığı veya halen imar-ihyaya muhtaç yerlerden olup olmadığının tespiti, imar-ihyası tamamlanmış ise ne şekilde yapıldığının saptanması, Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatlarına göre, başka yerden toprak taşımak suretiyle dolgu yapılarak, tarıma elverişli olmayan yerin kültür arazisi haline getirilmesinin imar-ihya sayılmayacağının gözönünde bulundurulması, jeodezi ve fotogrametri mühendisi marifetiyle tescil istemi bakımından 1981-1991 yılları arası; iptal ve tescil yönünden 1972-1982 yılları arası ve iki ayrı tarihte çekilmiş hava fotoğraflarının merciinden getirtilip jeodezi ve fotogrametri Uzmanı Mühendis (Harita Mühendisi) aracılığıyla keşifte uygulanması, imar-ihyanın hangi tarihte tamamlandığı, taşınmazlardaki tarımsal amaçlı zilyetliğin hangi tarihte başladığının tespiti, tanık ve bilirkişi sözlerinin bilimsel esaslara göre hazırlanan bilirkişi raporlarıyla denetlenmesi, toplanacak delillere göre bir karar verilmesi gerekir. Eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır. Bundan ayrı; dava dilekçesinde açıklanan, 515 parselin 20 m²'lik bölümüne yönelik tapu iptali tescil ve 513 ile 515 parseller arasındaki tescil harici bırakılan yerin davacılar adına tescil isteğine ilişkin mahkemece olumlu veya olumsuz bir hüküm kurulmamış; kabule göre de, 513 parsel yönünden iptal ve tescile hükmedildiği halde, yargılama giderlerinin tamamının davacı taraf üzerinde bırakılması, bakiye harcın davacılardan tahsiline karar verilmesi ve davacılar lehine avukatlık ücretine hükmedilmemesi doğru olmamıştır. Tapu iptali ve tescil davalarının başarıya ulaşması halinde kayıt malikinin yargılama harcı ve giderleri ile avukatlık ücretinden sorumlu tutulması gerekir. Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda mahkemece yeniden keşif yapılmalı, sonucuna göre davaya konu edilen tüm taşınmazlar yönünden iddia ve savunma çerçevesinde değerlendirme yapılarak bir karar verilmesi gerekir." şeklinde bozma kararı verilmiştir. Ancak; İlk Derece Mahkemesince, konusu taşınmazın öncesinde aktif dere yatağının etki alanında kaldığı, sonrasında dere üzerinde yapılan ıslah çalışmaları ile derenin yatak değiştirmesi sonrası taşınmazların derenin etki alanında çıktığı, taşınmazların yüzey örtüsünün incelenmesinde dışarıdan toprak getirtilmek suretiyle imar ihya edilmiş olduğu belirtilerek karar verilmekle birlikte, dava konusu taşınmazların derenin etki alanından hangi tarihte çıktığı, dere ıslah çalışmalarının ne zaman yapılıp tamamlandığı, yine imar ihya çalışmalarının hangi tarihte tamamlandığı net olarak belirlenmemiş olduğu, dosya içerisinde bulunan harita mühendisi bilirkişi ... 'ın 23.03.2015 tarihli raporu, 09.09.2016 tarihli ve 06.05.2019 tarihli ek raporları, yine harita mühendisi ... 'ın 12.11.2019 tarihli ek raporu, harita yüksek mühendisi ... 'ın 08.05.2019 tarihli ek raporu ile jeodezi ve fotogrametri yüksek mühendisi ...'ün 05.07.2021 tarihli raporları arasında çelişkiler yine bu raporlar ile jeoloji mühendisi ... ve ziraat mühendisi ... 12.01.2017 tarihli müşterek raporu, jeoloji mühendisi ... ve ziraat mühendisi ... 'un 14.12.2019 tarihli müşterek raporu ve 02.06.2020 tarihli ek raporu arasında çelişkiler bulunmasına rağmen bu çelişkiler giderilmeden karar verildiği anlaşılmaktadır. Buna göre; taşınmazın bulunduğu yerde DSİ Genel Müdürlüğü tarafından ıslah çalışması yapıldığı, ıslah yapıldıktan ve derenin yatağını bulmasından sonra tescil konusu yerin ortaya çıkıp çıkmadığı hususunda tereddüt oluştuğu açıktır. İlk Derece Mahkemesince, ıslah çalışmalarına ilişkin harita ve belgeler DSİ Bölge Müdürlüğünden getirtilmemiş, ıslah çalışmalarının tamamlandığı tarihten dava tarihine kadar kazanma koşullarının oluşup oluşmadığı belirlenmemiş, Potamya Deresinin aktif yatağında veya etki alanında bulunup bulunmadığı net olarak açıklığa kavuşturulmamıştır. Yine, dosya içerisinde bulunan Güneysu Belediyesinin 11.04.2014 tarihli müzekkere cevabında; Rize ili Güneysu ilçesi Küçükcami Mahallesi 513 ve 515 parsel sayılı taşınmazların bulunduğu alanı içeren imar planının 2001 yılında hazırlandığı, Güneysu Belediyesinin 29.05.2014 tarihli müzekkere cevabında ise Rize ili Güneysu ilçesi Küçükcami Mahallesi 513 ve 515 parsel sayılı taşınmazların bulunduğu alanın 1987 yılında imar sınırları içerisine alındığı bildirilmekle bu taşınmazların imar planlarının getirtilerek taşınmazların imar planı içerisine alındığı tarihin net olarak tespitinin gerektiği, ayrıca taşınmazın yol ile Potamya Deresi arasında kaldığının bilirkişilerce belirtilmesi karşısında bu araç yolunun hangi tarihte kullanılmaya başlandığının, kadastro paftasındaki durumunun incelenmediği de açıktır. Kural olarak, dere yatakları Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerdendir. Aktif dere yatakları ile derenin etki alanında kalan yerlerin kazanılması mümkün bulunmamaktadır. Ancak, aktif (nehir-çay) dere yatağında ve etki alanında kalmayan bir yer koşulları mevcut olduğu takdirde, niteliğine göre zilyetlik ve imar-ihya yoluyla kazanılabilir. Buna göre İlk Derece Mahkemesince, taşınmazın çevresinde bulunan parsellere ait tapu kayıtları, kadastro tutanakları ile varsa dayanak belgelerinin Tapu ve Kadastro Müdürlüklerinden, bölgeye ait orman kadastro tutanakları ve orman tahdit haritaları ile varsa 2/B çalışmasına ilişkin kayıt ve belgelerin Orman İdaresinden, Potamya Deresi üzerinde yapıldığı belirtilen ıslah çalışmalarına ilişkin harita ve belgelerin DSİ Bölge Müdürlüğünden eksiksiz olarak istenilmesi, dava konusu taşınmaz başında yeniden keşif yapılması, yerel bilirkişi ve tanıkların davetiye ile çağrılması, istenilen harita ve belgelerin jeodezi ve fotogrametri mühendisi, ziraat mühendisi ve jeoloji mühendisi bilirkişi marifetiyle taşınmaz başında uygulanması, tescil konusu taşınmazın öncesi itibarıyla niteliği, davacının bu yeri nasıl imar ve ihya ettiği, imar ve ihyanın başlama ve bitiş tarihleri, imar ihyanın ve DSİ tarafından yapılan ıslah çalışmalarının tamamlandığı tarihten dava tarihine kadar davacı lehine kazanma süresinin geçip geçmediğinin belirlenmesi, bu konuda jeodezi ve fotogrametri mühendisi, ziraat mühendisi ve jeoloji mühendisi bilirkişilerden dosya arasına alındığı anlaşılan 1955, 1956, 1959, 1974 ve 1982 tarihli hava fotoğrafları ile 1966 tarihli memleket haritası, dosyada mevcut önceki tarihli tüm bilirkişi raporları da değerlendirilmek suretiyle müştereken gerekçeli ve denetime açık rapor alınması, temyiz incelemesi sırasında gözönünde tutulmak üzere dava konusu taşınmaz ve çevresinin panoramik (komşu taşınmazları da içine alan) resimlerinin çektirilip Mahkeme hakimi tarafından onaylandıktan sonra dosya arasına konulması, beyanlar arasında aykırılık çıktığı taktirde giderilmesine çalışılması, zilyetlikle kazanma koşullarının davacı taraf lehine gerçekleşip gerçekleşmediğinin gözönünde tutulması, ondan sonra uyuşmazlık hakkında hüküm kurulması gerekirken eksik araştırmaya dayalı olarak yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. İlk Derece Mahkemesince, yukarıda belirtilen hususlar gözetilmeksizin, eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak ve dahi hükmüne uyulan bozma ilamının gerekleri yerine getirilmeden karar verilmesi isabetsiz olduğundan, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. S O N U Ç : Açıklanan sebeplerle; Davacılar vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3 üncü maddesi yollamasıyla uygulanacak olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre, davalı ... vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenlerin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, İstek halinde peşin harcın temyiz edene iadesine, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 03.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.