DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2024/303 E. , 2024/1022 K. T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2024/303 Karar No : 2024/1022 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALILAR) : 1-… 2-… Bakanlığı VEKİLİ : Hukuk Müşaviri … İSTEMİN KONUSU : Danıştay Altıncı Dairesinin 20/11/2023 tarih ve E:2022/8126, K:2023/8429 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Diyarbakır ili, Sur ilçe…
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2024/303 E. , 2024/1022 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2024/303 Karar No : 2024/1022 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALILAR) : 1-… 2-… Bakanlığı VEKİLİ : Hukuk Müşaviri … İSTEMİN KONUSU : Danıştay Altıncı Dairesinin 20/11/2023 tarih ve E:2022/8126, K:2023/8429 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Diyarbakır ili, Sur ilçesinde ilan edilen riskli alan sınırları içerisinde bulunan ve ekli listede yer alan taşınmazların, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 27. maddesi uyarınca acele kamulaştırılmasına ilişkin 25/03/2016 tarih ve 29664 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 21/03/2016 tarih ve 2016/8659 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı'nın, Sur ilçesi, ... Mahallesi, ...ada … parsel (eski … ada … parsel) sayılı taşınmaz yönünden iptali istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 20/11/2023 tarih ve E:2022/8126, K:2023/8429 sayılı kararıyla; Anayasa'nın 35. maddesi; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin Ek 1 Nolu Protokolü'nün "Mülkiyetin korunması" başlıklı 1. maddesi ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 3., 5., 6. ve 27. maddelerine yer verilerek, Acele kamulaştırma kararına yönelik yapılacak incelemede, nihai olarak taşınmazın kamuya devrinin gerçekleşmesi planlandığından, öncelikle acele kamulaştırma yoluyla el konulmak istenilen taşınmazın kamusal bir amaca -plan, proje ve bu konuda yetkili makamlarca alınan kamu yararı kararı gibi- özgülendiğinin ortaya konulması gerektiği, burada acele kamulaştırma işleminin kurucu unsuru olan kamu yararının bulunup bulunmadığı hususu ile sınırlı olarak inceleme yapılacak olup, kamu yararının hukuka uygun olup olmadığına ilişkin incelemenin ise olağan kamulaştırma sürecine ilişkin işlemlere -kamu yararı/kamulaştırma kararı, proje vb.- karşı ilk derece yargı yeri olarak İdare Mahkemesinde açılacak davalarda yapılacağının tabii olduğu, Diğer taraftan, acelelik halinin varlığının ortaya konulmasının, işlemin temel dayanağını teşkil ettiği, acelelik halinin varlığından söz edilebilmesi için, idarenin acele kamulaştırmaya konu taşınmaza bir an önce fiilen müdahalede bulunması için olağan usulden ayrılmasının bir zorunluluktan kaynaklandığının, diğer bir ifadeyle gecikmesinde sakınca bulunan bir faaliyetin gerçekleştirilmesinde üstün kamu yararı bulunduğunun ortaya konulması gerektiği, Davaya konu taşınmazın da bulunduğu alanın 22/10/2012 tarih ve 3900 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun'un 2. maddesi uyarınca riskli alan olarak belirlendiği, davalı idareler tarafından savunma dilekçesinde terör olayları sonucunda sur içi bölgesinde 1295 adet binanın tamamen yıkıldığı, 1335 adet binanın ağır hasar gördüğü, 1269 adet binanın ise az hasar gördüğü, toplam 4500 civarında bağımsız birimin hasar gördüğünün tespit edildiği, bölgede bulunan 97 adet kamu binası ile 8818 adet yapının %10,29'unun ruhsatının bulunduğu, alanın büyük çoğunluğunun ruhsatsız yapılardan oluştuğu hususlarının belirtildiği, dava konusu işlem ile uyuşmazlığa konu alanda gerçekleştirilecek dönüşüm uygulamaları ile riskli yapı stoğu içinde yaşayan nüfusun can ve mal güvenliğinin sağlanmasının, proje ile sur içi bölgesinin sağlıksız yapılaşmalardan arındırılarak tarihi ve kültürel dokunun yeniden gün yüzüne çıkarılmasının, riskli yapılardan kaynaklanacak afet risklerinin azaltılması ve nihayetinde ortadan kaldırılmasının, ülkemizin ve dünyanın kültürel zenginlikleri arasında yer alan sur içi bölgesinin bu nitelik ile bağdaşmayan, yapı ve kültür bütünlüğünü bozan veya kültürel varlıkları tahrip eden yapıların dokuya uyumlu hale getirilmesinin, mevcut kültür varlıklarının restorasyon, bakım, onarım, güçlendirme ve iyileştirme çalışmalarının yapılmasının, terör olayları sonucu zarar gören yapıların yıkım ve yenileme işlemlerinin gerçekleştirilmesinin, yapıların tarihi yapılara ve yöresel mimariye uygun olarak yenilenmesi suretiyle alanın özgün yapısının korunmasının amaçlandığı; yapıların birbirleriyle koordineli bir biçimde, altyapıları da ele alınmak suretiyle riskli yapıların can ve mal güvenliği açısından risk teşkil etmesi sebebiyle yeni yapıların bir an önce yapılabilmesi için acele kamulaştırma kararının alındığı; bölgenin sağlıklı yapılaşmasının taşınmaz kültür varlıklarının ihya ve restorasyon çalışmalarının ivedilikle aslına uygun olarak tamamlanmasının sağlanmasının hedeflendiği, dava konusu taşınmazın sivil mimarlık örneği olarak korunması gerekli taşınmaz kültür varlıkları arasında yer aldığına dair dosyada bilgi ve belgenin bulunmadığı, 6306 sayılı Kanun ile çarpık kentleşmenin düzeltilmesi, riskli yapıların deprem ve diğer doğal afetlere karşı dayanıklı hale getirilmesi suretiyle yaşanabilecek can ve mal kayıplarının azaltılmasının hedeflendiği, afet riski altındaki alanlar ile bu alanlar dışındaki riskli yapıların bulunduğu arsa ve arazilerde, fen ve sanat norm ve standartlarına uygun, sağlıklı ve güvenli yaşama çevrelerini teşkil etmek üzere iyileştirme, tasfiye ve yenilemelere dair usul ve esasları belirlemek olarak belirtilen genel amacıyla birlikte değerlendirildiğinde, "Riskli Alan" ilanının, iskan projesi niteliği taşıdığı, Buna göre, "Riskli Alan" olarak ilan edilen bölgede gerçekleştirilecek projelerde, acelelik halinin bulunduğu, Bu durumda; acele kamulaştırmaya yönelik Bakanlar Kurulu Kararı'nın dört ayrı sebebe dayalı bulunduğu; bu sebeplerden birincisinin, alanda riskli yapılar olduğu ve bu riskli yapı stoğu içinde yaşayan nüfusun can ve mal güvenliğinin sağlanması, riskli yapılardan kaynaklanacak afet risklerinin azaltılması ve nihayetinde ortadan kaldırılması, ikincisinin, ülkemizin ve dünyanın kültürel zenginlikleri arasında yer alan sur içi bölgesinin bu nitelik ile bağdaşmayan, yapı ve kültür bütünlüğünü bozan veya kültürel varlıkları tahrip eden yapıların dokuya uyumlu hale getirilmesi, üçüncüsünün, alanda mevcut kültür varlıklarının restorasyon, bakım, onarım, güçlendirme ve iyileştirme çalışmalarının yapılması, dördüncüsünün de terör olayları sonucu zarar gören yapıların yıkım ve yenileme işlemlerinin gerçekleştirilmesi olduğu; bu dört sebebin birlikte, birbirleriyle koordineli bir biçimde, altyapıları da ele alınmak suretiyle ve riskli alan olarak ilan edilen uyuşmazlığa konu bölgenin sağlıklı yapılaşmasının, taşınmaz kültür varlıklarının ihya ve restorasyon çalışmalarının gecikmeksizin aslına uygun olarak tamamlanmasının hedeflendiği, dokusu bozulan ve kullanılamaz hale gelen bölgenin önemi ve özelliği dikkate alınarak bütünlüğünün sağlanması amacı doğrultusunda acele kamulaştırma kararının alındığı ve bu haliyle Kamulaştırma Kanunu'nda öngörülen acelelik halinin bulunduğu sonucuna varıldığından, "riskli alan" olarak ilan edilen bölgede kalan davaya konu taşınmazın acele kamulaştırılması yolundaki dava konusu Bakanlar Kurulu Kararı'nda hukuka aykırılık görülmediği, Öte yandan; dava konusu 21/03/2016 tarih ve 2016/8659 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı'nın iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Dairelerinin 14/12/2022 tarih ve E:2022/3376, K:2022/11365; 04/04/2023 tarih ve E:2022/4050, K:2023/3360; 04/04/2023 tarih ve E:2022/4537, K:2023/3362 sayılı kararlarının; Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 26/04/2023 tarih ve E:2023/848, K:2023/844; 05/10/2023 tarih ve E:2023/2102, K:2023/1815; 05/10/2023 tarih ve E:2023/2107,K:2023/1816 sayılı kararlarıyla onanarak kesinleştiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, dava konusu taşınmaz yönünden ... İdare Mahkemesinin .. tarih ve E:.., K:… sayılı iptal kararındaki gerekçeler dikkate alınmadan hukuka aykırı bir şekilde davanın reddine karar verildiği, Diyarbakır ili Sur ilçesi hudutları içinde kalan 187 Ha alanın 22/10/2012 tarih ve 2012/3900 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile riskli alan olarak belirlendiği ancak 2016 yılınan kadar söz konusu karar kapsamında taşınmazı yönünden herhangi işlem tesis edilmediği, acele kamulaştırma kararı sonrasında, mahkemeden el koyma kararı alması ve söz konusu maddede belirtilen işlemleri yapması gerekirken 2018 tarihli yerinde konut sözleşmesi dışında acele kamulaştırma kararı kapsamında 2021 yılına kadar herhangi bir işlem tesis etmediği, taşınmazın bedel tespiti suretiyle acele kamulaştırılmasına dair işleminin dayanağı olan dava konusu 21/03/2016 tarih ve 2016/8659 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı'nın taşınmazı yönünden iptali gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI : Davalı idareler tarafından, istemin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'UN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile sonucu itibarıyla usul ve hukuka uygun olan Daire kararının gerekçeli onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davacının duruşma istemi yerinde görülmeyerek ve dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin 2577 sayılı Kanun'un 20/A maddesi uyarınca gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : 04/11/2012 tarih ve 28457 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 22/10/2012 tarih ve 2012/3900 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile; Diyarbakır ili, Sur ilçesinde uyuşmazlığa konu taşınmazın da dahil olduğu alanın, 6306 sayılı Kanun'un 2. maddesi uyarınca riskli alan olarak ilan edilmesine karar verilmiştir. Dava konusu 21/03/2016 tarih ve 2016/8659 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Diyarbakır ili, Sur ilçesinde ilan edilen riskli alan içerisinde yer alan uyuşmazlığa konu taşınmazın da dahil olduğu taşınmazların Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 2942 sayılı Kanun'un 27. maddesi uyarınca acele kamulaştırılmasına karar verilmiştir. Davalı Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından hazırlanan, "Riskli Alan Sınırları İçerisinde Konutunu Kendisi Yapmak İsteyen Maliklerce İmzalanacak Muvafakatname" 06/04/2017 tarihinde, "Riskli Alan Sınırları İçerisinde Bakanlık tarafından Maliklerin Borçlandırılması Suretiyle Konut Yapımına İlişkin Muvafakatname" ise 27/07/2018 tarihinde davacı ile davalı idare görevlisi tarafından imzalanmıştır. Anılan muvafakatname ile davacı tarafından, uyuşmazlık üzerine Bakanlıkça inşa edilecek yapının koruma amaçlı imar planına uygun olarak hangi alanda kaldığının belirlenmesi sonrasında koruma kurullarından alınacak izin ve Bakanlıkça hazırlanacak proje doğrultusunda yapılması kabul ve taahhüt edilmiştir. Davacı tarafından verilen 30/07/2020 tarih ve 23/12/2020 tarihli dilekçeler ile kendi taşınmazı üzerinde yapılacak konut, ticarethane veya arsasını istediği, bunun dışındaki koşulları kabul etmediği hususu beyan edilmiştir. Diyarbakır Valiliğinin 28/09/2020 tarih ve 16859 sayılı yazısı ile davacının hak sahibi olduğu konuta dair gayrimenkul satış sözleşmesinin hazırlandığı, sözleşme imzalanmadığının uzlaşma komisyonu tarafından tespit edildiği belirtilerek 30/10/2020 tarihine kadar sözleşme komisyonuna müracaat edilmesi gerektiği, aksi takdirde sözleşmenin ve konut kurasının iptal edileceği hususu davacıya bildirilmiştir. Davalı idare görevlileri tarafından, davacının davet edilmesine rağmen gelmediğinden bahisle uzlaşma sağlanamadığına dair 18/01/2021 tarihli uzlaşmazlık tutanağı hazırlanmıştır. Diyarbakır Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün 06/01/2021 tarih ve 23812 sayılı yazısı ile davacının 08/06/2020 tarihli dilekçesine davacının hak sahibi olduğu konuta dair gayrimenkul satış sözleşmesinin hazırlandığı, davacı ile görüşülmesine rağmen uzlaşmaya varılmadığı ve sözleşme imzalanmadığının uzlaşma komisyonu tarafından tespit edildiği, Bakanlık talimatı doğrultusunda 20/12/2020 tarihinde uzlaşma görüşmelerinin nihayete erdirildiği, uzlaşmaya varılmayan taşınmazların 2016/8659 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı doğrultusunda kamulaştırmaya konu edileceği yönünde cevap verilmiş, Diyarbakır Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün 06/01/2021 tarihli işleminin iptali istemiyle açılan davada, .... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile dava konusu işlemin iptaline karar verilmiş olup, .... İdari dava Dairesinin E:… sayılı dosyasında istinaf yolu incelemesi için beklemektedir. Davacı tarafından, .... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı iptal kararındaki gerekçeler doğrultusunda, dava konusu acele kamulaştırma kararının taşınmazı yönünden iptali istemiyle temyizen incelenen dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT : Anayasa'nın 40. maddesinin 2. fıkrasında; Devletin, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorunda olduğu hükme bağlanmış, 125. maddesinin 3. fıkrasında da; 40. maddedeki düzenlemenin devamı niteliğinde, "İdari işlemlere karşı açılacak davalarda süre, yazılı bildirim tarihinden başlar." hükmüne yer verilmiştir. 2577 sayılı Kanun'un "Dava açma süresi" başlıklı 7. maddesinin 1. fıkrasında, dava açma süresinin, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış gün olduğu; 2. fıkrasında, bu sürenin, idari uyuşmazlıklarda yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden itibaren başlayacağı; 4. fıkrasında ise, ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava açma süresinin, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı kuralları düzenlenmiştir. Aynı Kanun'un "İvedi yargılama usulü" başlıklı 20/A maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde; acele kamulaştırma işlemlerinden doğan uyuşmazlıklar hakkında ivedi yargılama usulünün uygulanacağı, 2. fıkrasının (a) bendinde ise; ivedi yargılama usulünde dava açma süresinin otuz gün olduğu hükme bağlanmıştır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: İlgili mevzuat başlığı altında belirtilen Anayasa ve 2577 sayılı Kanun hükümleri uyarınca; özel kanunlarında aksine bir hüküm bulunmadıkça, idari işlemlerde dava açma süresinin başlamasında yazılı bildirimin esas olduğu, dava açma süresi hesabında ilân tarihinin, ancak "ilanı gereken" düzenleyici nitelikteki işlemler açısından dikkate alınacağı, bireysel/subjektif nitelikteki işlemlere karşı ilgililerin, bu işlemlerin kendilerine yazılı olarak bildirildiği tarihten itibaren dava açabilecekleri açıktır. İdari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin, yazılı bildirim tarihinden başlayacağı kuralı, idari işlemlerin idare tarafından ilgililere açık ve anlaşılır bir biçimde duyurulması ve bu işlemlere karşı idari yollara veya dava yoluna başvurmalarına olanak sağlama amacını taşımaktadır. Bununla birlikte, idari işlemin niteliğinin ve hukuki sonuçlarının davacı tarafından bütünüyle öğrenildiği kimi davalarda, bilgi edinmenin (ıttılanın) yazılı bildirimin sonuçlarını doğuracağı ve dava açma süresine başlangıç alınacağı Danıştay içtihatlarıyla kabul edilmiştir. Ancak, bilgi edinmenin (ıttılanın) idari dava açma süresine başlangıç alınacağı şeklindeki genel bir kabul, Anayasa'nın 125. maddesi ve 2577 sayılı Kanun'la bağdaşmadığından, bu istisnai durumun oluştuğu kabul edilerek bilgi edinmenin dava açma süresine başlangıç alınması, idari işlemin niteliği ve doğurduğu hukuki sonuç itibarıyla davacılar tarafından öğrenildiğinin kanıtlanması koşuluna bağlı olup; bu koşulun gerçekleşip gerçekleşmediği de açılan idari davada idari yargı merciince karara bağlanacaktır. 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nda acele kamulaştırmaya ilişkin Bakanlar Kurulu kararlarının Resmi Gazete'de yayımlanmasının ilgililere tebliğ hükmünde olduğuna dair bir hükme yer verilmemiştir. Ayrıca, acele kamulaştırmaya ilişkin işlemlerin Anayasa'da yer alan bir temel hak ve özgürlük olan mülkiyet hakkını kısıtlayıcı nitelikte olması itibarıyla, yazılı bildirim yapılması, Anayasa'da güvence altına alınmış olan hak arama özgürlüğünün de gereğidir. Bu çerçevede, muhatapları açısından subjektif ve kişisel nitelikte olan acele kamulaştırma kararlarının, uygulanma süresi içerisinde, yazılı bildirim veya öğrenme üzerine yasal dava açma süresi içinde dava konusu edilebileceği açıktır. Öte yandan, idari işlemlerin nitelikleri gereği özel kanunlarda genel dava açma süreleri dışında ayrı dava açma sürelerinin öngörülmüş olması halinde, idare tarafından idari işlemlerin nitelikleri ve tabi oldukları dava açma süreleri gösterilmedikçe özel dava açma sürelerinin işletilmesine olanak bulunmadığından, Anayasa'nın 40. maddesi hükmü uyarınca, özel dava açma süresine tabi olmasına rağmen bu hususun idari işlemde açıklanmaması halinde, dava konusu idari işlemin tebliği tarihinden itibaren özel dava açma süresinin değil, 60 günlük genel dava açma süresinin uygulanması gerekmektedir. Bu açıklamalar çerçevesinde, uyuşmazlıkta, dava konusu edilen acele kamulaştırmaya ilişkin Bakanlar Kurulu kararı davacıya tebliğ edilmediğinden, bu işleme karşı öğrenme tarihinden itibaren 60 günlük genel dava açma süresi içerisinde dava açılabileceğinin kabulü gerekmektedir. Dosyada mevcut bilgi ve belgeler ile UYAP üzerinden gönderilen istek üzerine incelemeye açılan, .... İdare Mahkemesinin E:... sayılı dosyasının birlikte incelenmesinden; davacı tarafından .... İdare Mahkemesinin E:... dosyasına sunulan dava dilekçesinde; 21/03/2016 tarih ve 2016/8659 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile acele kamulaştırma kararının alındığı, Diyarbakır Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün acele kamulaştırma başlıklı ...tarih ve ...sayılı işlemi ile uzlaşma sağlanamadığından bahisle uzlaşma görüşmelerinin sonlandırıldığı, uzlaşma sağlanamayan taşınmazlar yönünden 21/03/2016 tarih ve 2016/8659 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı gereği acele kamulaştırmaya konu edileceği bilgisinin verildiği hususlarının belirtilerek, anılan Bakanlar Kurulu Kararının dava dilekçesi ekinde Mahkemeye sunulduğu anlaşılmıştır. Uyuşmazlıkta, davacının .... İdare Mahkemesinin E:... sayılı dosyasına verilen dilekçeyle birlikte anılan davanın açıldığı 08/03/2021 tarihinde davaya konu acele kamulaştırma kararını, tüm ayrıntılarıyla öğrendiğinin kabulü gerekmektedir. Bu durumda, acele kamulaştırmaya ilişkin Bakanlar Kurulu Kararını 08/03/2021 tarihinde öğrendiği anlaşılan davacı tarafından, bu tarihten itibaren 60 gün içerisinde ve en son 07/05/2021 (Cuma) günü dava açılması gerekirken, bu süre geçirildikten sonra 10/10/2022 tarihinde açılan davanın süre aşımı nedeniyle esasının incelenme olanağı bulunmamaktadır. Bu itibarla, davanın reddi yolundaki Daire kararında sonucu itibarıyla hukuka aykırılık görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1.Davacının temyiz isteminin reddine, 2.Davanın reddine ilişkin Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu 20/11/2023 tarih ve E:2022/8126, K:2023/8429 sayılı kararının, yukarıda belirtilen gerekçeyle ONANMASINA, 3.Adli yardım kararından dolayı ertelenmiş olan temyiz aşamasına ilişkin yargılama giderinin, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin 1. fıkrası uyarınca davacıdan tahsili için Dairesince müzekkere yazılmasına, 4.Kesin olarak, 09/05/2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.