Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru; tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. İkinci başvurucu doğum sancılarının başlaması üzerine 28/1/2009 tarihinde Mardin Kızıltepe Devlet Hastanesine başvurmuştur. İkinci başvurucuya ağrılarının artması üzerine ağrı kesici iğne yapılmıştır. Anne ve bebeğin durumunun müsait olduğu değerlendirilerek sezaryen düşünülmemiş, ikinci başvurucu normal doğuma alınmıştır. Doğum esnasında vakum ekstraksiyon uygulanmıştır. Gerçekleşen doğum sonrasında üçüncü başvurucu bedensel engelli olarak dünyaya gelmiştir. Doğum sonrasında düzenlenen raporda üçüncü başvurucunun kalp atım hızının 100/dakika olduğu, solunumunun olmadığı, siyanoze olduğu, tonus ve refleksinin olmadığı belirtilmiştir. Akabinde üçüncü başvurucu Diyarbakır Çocuk Hastalıkları Hastanesine ve sonrasında birinci ve ikinci başvurucunun isteği ile Hacettepe Çocuk Hastalıkları Hastanesine sevk edilmiştir. Son olarak Hacettepe Üniversitesi İhsan Doğramacı Çocuk Nöroloji Ünitesinde 14/9/2011 tarihinde yapılan muayenede üçüncü başvurucunun başını dik tutamadığı, oturamadığı ve yürüyemediği belirtilmiştir. Muayene tarihi itibarıyla 2 yaş 7 aylık olan üçüncü başvurucunun gelişiminin 2 ay ile uyumlu olduğu değerlendirilmiştir. Doğumdan sonra birinci başvurucu 18/5/2009 tarihli dilekçeyle doğumu gerçekleştiren sağlık personeli hakkında meslek ve sanatta acemilik nedeniyle yaralanmaya sebebiyet verme ve görevi ihmal suçlarından Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) şikâyette bulunmuştur. Yürütülen soruşturmada konuyla ilgili olarak Adli Tıp Kurumu (ATK) Başkanlığı Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından 27/1/2012 tarihli, bu rapora itiraz edilmesi üzerine ATK Genel Kurulunca 3/4/2014 tarihli raporlar düzenlenmiştir. Her iki raporda da doğum öncesinde, doğum esnasında, doğumdan sonra küçüğün takip ve tedavisini yapan sağlık personeline atfı kabil ihmal ya da kusur tespit edilemediği sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç olarak Başsavcılık 4/2/2015 tarihli kararıyla kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar vermiştir. Anılan kararda söz konusu raporlardan hareketle şüphelilerin üzerine atılı suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığı sonucuna varıldığı belirtilmiştir. Bu karara karşı yapılan itiraz Mardin Sulh Ceza Hâkimliğinin 1/4/2015 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Bahse konu soruşturma devam ederken başvurucular, doğum esnasında gerekli müdahalelerin yerinde ve zamanında yapılmamış olduğunu belirterek idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle Mardin İdare Mahkemesinde (Mahkeme) tam yargı davası açmıştır. 7/5/2010 tarihli dava dilekçesinde; yapılan ağrı kesici iğnelerden sonra doğumun durduğu, bebeğin zamanında dışarı çıkarılmadığı, normal doğumda ısrar edilmesi, doğum esnasında gerekli müdahalelerin zamanında yapılmaması ve ikinci başvurucunun sezaryene alınmaması nedeniyle üçüncü başvurucunun %85 engelli olarak doğduğu ve ömür boyu bakıma muhtaç hâle geldiği vurgulanmıştır. Mahkeme 1/3/2011 tarihli ara kararı ile bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar vermiştir. ATK Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen 19/3/2012 tarihli raporda mevcut tıbbi belgelere göre normal doğum kararının doğru olduğu, vakum takılmasının uygun olduğu, küçükte tespit edilen hipoksinin epidural anestezi ve anestezi ilacının dozu ve hekimin eylemiyle illiyetinin bulunmadığı bu nedenle doğum öncesi, doğum esnasında, doğumdan sonra küçüğün takip ve tedavisini yapan tüm sağlık personeline ve idareye kusur atfedilemeyeceği belirtilmiştir. Öte yandan doğumu gerçekleştiren Doktor Ş.E. anılan raporda da yer alan beyanında, annenin kalça kemik yapısı ile bebeğin tahmini doğum kilosunun müsait olması nedeniyle sezaryen doğumun düşünülmediğini ve ikinci başvurucunun normal doğuma alındığını ifade etmiştir. Ayrıca rahim ağzının tam açıldığı son aşamada ise bebeğin başı doğum kanalına tamamen indiği için yine sezaryen uygulanamadığını, bebeğin vakum uygulanarak doğurulduğunu belirtmiştir. Bununla birlikte Ş.E., vakum uygulanmasının temel sebebinin annenin ıkınmaması olduğunu vurgulamıştır. Söz konusu rapora başvurucular tarafından itiraz edilmiştir. İtiraz dilekçesinde soruşturma dosyasında da aynı raporun bulunduğu ve itiraz üzerine ATK Genel Kurulu tarafından inceleme yapıldığı belirtilerek ATK Genel Kurulu tarafından düzenlenecek raporun beklenmesi veya dosyanın yeniden ATK Genel Kuruluna gönderilmesi talep edilmiştir. Anılan soruşturma dosyasında bulunan itiraz dilekçesinde başvurucular, 19/3/2012 tarihli raporda sadece bebeğin kalp atım hızının düşmesi neticesinde vakum uygulandığından bahsedildiğini, bebeğe vakum uygulanmasına neden olan sebeplere değinilmediğini vurgulamıştır. Bununla birlikte anılan raporda yer alan hipoksinin doğum öncesi, doğum esnasında veya doğumdan sonra gerçekleşip gerçekleşmediğinin bilenemeyeceğine yönelik ifadenin gerekçeden yoksun olduğu, nitekim bebeğin doğumdan önce oksijensiz kalmadığı hususunun sabit olduğu belirtilmiştir. Öte yandan başvurucular itiraz dilekçesinde, doğum sancıları başladıktan sonra uygulanan anesteziyle birlikte sancı ve ıkınmanın durduğunu, bebekteki kalp atım hızının yavaşladığını ve bebeğin oksijensiz kaldığını, uzayan doğum nedeniyle de bebeğin vakum yöntemiyle anne karnından alındığını iddia ederek 19/3/2012 tarihli raporu kabul etmediklerini beyan etmiştir. İtiraz üzerine ATK Genel Kurulunca 3/4/2014 tarihli rapor düzenlenmiştir. Bu raporda da ATK Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından düzenlenmiş olan 19/3/2012 tarihli raporla aynı şekilde; mevcut tıbbi belgelere göre normal doğum kararının doğru olduğu, vakum tatbikinin uygun olduğu, çocukta gelişen hipoksinin doğumdan önce, doğum sırasında veya doğumdan sonra ne zaman geliştiğinin bilinemeyeceği, anestezik ilaçların dozu ve hekimin uygulaması arasında illiyet bağı kurulamadığı bu nedenle doğum öncesinde, doğum esnasında, doğumdan sonra küçüğün takip ve tedavisini yapan sağlık personeline atfı kabil ihmal ya da kusur tespit edilemediği bildirilmiştir. Mahkeme 12/9/2014 tarihli kararıyla davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; ATK tarafından düzenlenmiş olan raporlara değinilerek sağlık personeline atfı kabil ihmal ya da kusur tespit edilemediğinden idarenin, doğduğu iddia edilen zararlardan sorumlu tutulmasına hukuken imkân bulunmadığı sonucuna ulaşıldığı ifade edilmiştir. Başvurucular, mahkeme kararına karşı temyiz başvurusunda bulunmuştur. 21/10/2014 tarihli temyiz dilekçesinde başvurucular, ATK tarafından düzenlenen raporların neredeyse kelimesi dahi değiştirilmeksizin aynı mahiyette düzenlendiğini, 35 üyenin imzası bulunan ATK Genel Kurul raporunda sadece bir kadın doğum uzmanının yer aldığını, bu bağlamda detaylandırılmamış, denetime elverişsiz raporların bilimsellikten uzak olduğunu vurgulamıştır. Ayrıca gebelik döneminde gerekli bütün kontrolleri yaptırdıklarını belirten başvurucular, doğum öncesi ve doğum sırasında oluşabilecek risklerden haberdar edilmediklerini, kendilerine gerekli bilgilerin verilmediğini belirtmiştir. Danıştay Onuncu Dairesi 3/2/2020 tarihli kararıyla mahkeme kararının işin esasına yönelik kısmının usul ve hukuka uygun olduğuna ve onanmasına karar vermiştir. Başvurucular nihai hükmü 11/7/2020 tarihinde öğrendikten sonra 20/7/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.