(Kapatılan) 6. Hukuk Dairesi 2009/6999 E. , 2010/2254 K. "" MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi (Aile Mah.Sıfatıyla) Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı alacak davasına dair karar davalı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü. Uyuşmazlık, boşanma davasından bağımsız olarak açılmış eşler arasındaki ziynet eşyasının iadesi istemine ilişkindir. Mahkemece istemin kabulüne karar…
**(Kapatılan) 6. Hukuk Dairesi 2009/6999 E. , 2010/2254 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi (Aile Mah.Sıfatıyla) Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı alacak davasına dair karar davalı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü. Uyuşmazlık, boşanma davasından bağımsız olarak açılmış eşler arasındaki ziynet eşyasının iadesi istemine ilişkindir. Mahkemece istemin kabulüne karar verilmesi üzerine hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir. Davacı vekili dava dilekçesinde; tarafların 1991 yılında evlendiklerini ve 2007 yılında ise boşandıklarını, evlilik sırasında düzenlenen mehir senedinde belirtilen 10 adet 22 ayar 22 gr burma bilezik, 1 adet altın çerçeveli beşi birlik kolyenin evlilik süresince çeşitli vesilelerce davalı tarafından alındığını belirterek bu ziynetlerin aynen iadesini ya da bedeli olan 6552.-TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle tahsilini istemiştir. Davalı vekili ziynet eşyalarını davacının üzerinde götürdüğünü ve davanın reddini savunmuştur. Türk Medeni Kanunu’nun 6.maddesi hükmü uyarınca kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde, gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Öte yandan ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kimse iddia ettiği olayı kanıtlaması gerekir. Davacı kadın dava konusu edilen ziynet eşyasının davalıda kaldığını ileri sürmüş, davalı koca ise onun tarafından götürüldüğünü savunmuştur. Hayat deneylerine göre olağan olanın bu çeşit eşyanın kadının üzerinde olması ya da evde saklanması, muhafaza edilmesidir. Başka bir anlatımla bunların davalı tarafın zilyetlik ve korumasına terk edilmesi olağan durumla bağdaşmaz. Diğer taraftan ziynet eşyası rahatlıkla saklanabilen, taşınabilen, götürülebilen türden eşyalardandır. Bu nedenle evden ayrılmayı tasarlayan kadının bunları önceden götürmesi, gizlemesi her zaman mümkün olduğu gibi evden ayrılırken üzerinde götürmesi de mümkündür. Bunun sonucu olarak normal koşullarda ziynet eşyalarının kadının üzerinde olduğunun kabulü gerekir.