Başvuru, idari işlemin iptali istemiyle açılan davanın süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının; davanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, idari işlemin iptali istemiyle açılan davanın süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının; davanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 20/8/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu Türkiye Halk Bankası A.Ş. (Banka) Diyarbakır Melikahmet Şubesinde memur olarak görev yapmakta iken özelleştirme uygulamaları kapsamında29/4/2002 tarihinde Genel Müdürlük emrine atanmıştır. Genel Müdürlük başvurucunun ismini 15/11/2000 tarihli ve 4603 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun’un geçici maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca istihdam fazlası personel olarak Devlet Personel Başkanlığına bildirmiştir. Başvurucu 23/9/2002 tarihinde Gümrük Müsteşarlığı Mersin Gümrükler Başmüdürlüğü emrine atanmıştır. Söz konusu atama sırasında Banka tarafından başvurucunun son maaş durumunu gösteren 4/10/2002 tarihli maaş nakil ilmuhaberi düzenlenmiştir. Maaş nakil ilmuhaberinde net maaş tutarı 629 eski Türk lirası olarak gösterilmiştir. Başvurucu 7/10/2002 tarihinde yeni kurumunda göreve başlamıştır. Başvurucu 18/11/2004 tarihinde Bankaya başvurmuş, atama sırasında maaşının yeni kurumuna eksik bildirildiğini belirterek söz konusu hatanın düzeltilmesini talep etmiştir. Başvuru 18/11/2004 tarihli işlem ile reddedilmiştir. Bu işlem 22/11/2004 tarihinde başvurucuya teliğ edilmiştir. Başvurucu söz konusu işlemin iptali istemiyle 24/1/2005 tarihinde Ankara İdare Mahkemesinde dava açmıştır. Başvurucu dava dilekçesinde, Bankada çalıştığı son ay 849 eski Türk lirası maaş aldığını, Mersin Gümrükler Başmüdürlüğüne atanması sırasında Bankanın maaşını 629 eski Türk lirası olarak bildirmesi nedeniyle yeni görev yerinde bu maaşı almaya başladığını, bu durumun bir yanlışlıktan kaynaklandığının ve düzeltileceğinin şifahi olarak kendisine bildirildiğini ancak iki yıldan fazla bir süre geçmesine rağmen yanlışlığın düzeltilmemesi nedeniyle idareye başvurmak zorunda kaldığını belirtmiştir. Dava, Ankara İdare Mahkemesinin 23/3/2006 tarihli kararıyla yetki yönünden reddedilerek dava dosyası yetkili Mersin İdare Mahkemesine gönderilmiştir. Mersin İdare Mahkemesi 27/4/2007 tarihli kararıyla dava konusu işlemi kısmen iptal etmiş, kısmen de davayı süre aşımı nedeniyle reddetmiştir. Kararın gerekçesinde öncelikle başvurucunun atama sırasında düzenlenen maaş nakil bildiriminde Bankadaki görevine ait aylık, ek gösterge, ikramiye, her türlü zam ve tazminatı ile sözleşme ücretinin esas alınması ve hesaplanarak kendisine ödenmesi gerekirken Genel Müdürlük emrine aldığı maaşa göre işlem tesis edildiğinin anlaşıldığı belirtilmiştir. Kararda ayrıca, idari yargıda özlük hakları yönünden belli bir uygulama tarihi esas alınarak talepte bulunulan davalar yönünden dava açma süresinin hesaplanmasına ilişkin içtihattan bahsedilmiştir. Belirtilen içtihat uyarınca, başvurucunun idareye başvurduğu 18/11/2004 tarihinden geriye doğru altmış günlük süre içindeki ilk uygulama tarihi olan 15/10/2004 tarihinden itibaren maaşındaki eksikliğin düzeltilmesi isteğinin reddine ilişkin dava konusu işlemin 15/10/2004 tarihinden sonraki kısmında hukuka uygunluk bulunmadığı belirtilmiştir. Dava konusu işlemin 15/10/2004 tarihinden önceki uygulamalara ilişkin kısmının ise süre aşımı nedeniyle esasını inceleme olanağı bulunmadığı ifade edilmiştir. Karar, davalı tarafından temyiz edilmiştir. Danıştay Beşinci Dairesi 15/12/2009 tarihli kararıyla ilk derece mahkemesi kararını onamıştır. Söz konusu onama kararına karşı davalı karar düzeltme talebinde bulunmuştur. Danıştay Beşinci Dairesi 27/12/2012 tarihli kararıyla davalı idarenin karar düzeltme istemini kabul etmiş, 15/12/2009 tarihli onama kararını kaldırarak Mersin İdare Mahkemesinin 27/4/2007 tarihli kararını bozmuştur. Bozma kararının gerekçesinde, dava açma süresinin hesaplanmasında 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun maddesinin dikkate alınmasının mümkün olmadığı, ve maddelerinin uygulanması gerektiği ifade edilmiştir. Buna göre yeni kurumunda 7/10/2002 tarihinde göreve başlayan başvurucunun, maaş nakil ilmuhaberinin yeniden düzenlenmesi istemiyle atandıktan sonraki ilk uygulama işlemi olan 15/10/2002 tarihinden sonra 2577 sayılı Kanun'un ve maddelerini gözönünde bulundurarak altmış günlük dava açma süresi içinde dava açması gerekirken 24/1/2005 tarihinde açtığı davanın süresinde olmadığı belirtilmiştir. Mersin İdare Mahkemesi 28/3/2013 tarihli kararıyla bozma kararındaki gerekçeler doğrultusunda davayı süre aşımı nedeniyle reddetmiştir. Karar, Danıştay Beşinci Dairesinin 8/10/2013 tarihli kararıyla onanmıştır. Başvurucunun karar düzeltme istemi de aynı Dairenin 17/6/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Nihai karar 22/7/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 20/8/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 2577 sayılı Kanun'un "Dava açma süresi" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:" Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış... gündür. Bu süreler;a) İdari uyuşmazlıklarda; yazılı bildirimin yapıldığı,(...)Tarihi izleyen günden başlar.(...)" 2577 sayılı Kanun'un "İdari makamların sükutu" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:" İlgililer, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilirler. Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. İlgililer altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde, konusuna göre Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine dava açabilirler.(...)" 2577 sayılı Kanun'un "Üst makamlara başvurma" kenar başlıklı maddesi şöyledir:" İlgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durdurur. Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar geçmiş süre de hesaba katılır."B. Uluslararası Hukuk İlgili Sözleşme Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:"Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar verecek olan,... bir mahkeme tarafından ... görülmesini isteme hakkına sahiptir..." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin maddesinin birinci fıkrasının açık bir biçimde mahkeme veya yargı merciine erişim hakkından söz etmese de maddede kullanılan terimler bir bütün olarak dikkate alındığında mahkemeye erişim hakkını da garanti altına aldığı sonucuna ulaşıldığını belirtmiştir (Golder/Birleşik Krallık, B. No: 4451/70, 21/2/1975, §§ 28-36). AİHM'e göre mahkemeye erişim hakkı Sözleşme'nin maddesinin birinci fıkrasında mündemiçtir. Bu çıkarsama, Sözleşmeci devletlere yeni yükümlülük yükleyen genişletici bir yorum olmayıp maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinin lafzının Sözleşme'nin amaç ve hedefleri ile hukukun genel prensiplerinin gözetilerek birlikte okunmasına dayanmaktadır. Sonuç olarak Sözleme'nin maddesinin birinci fıkrası, herkesin medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili iddialarını mahkeme önüne getirme hakkına sahip olmasını kapsamaktadır (Golder/Birleşik Krallık, § 36). AİHM; adil yargılanmanın bir unsurunu teşkil eden mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığını, doğası gereği devletin düzenleme yapmasını gerektiren bu hakkın belli ölçüde sınırlanabileceğini kabul etmektedir. Ancak AİHM; bu sınırlamaların, kişinin mahkemeye erişimini hakkın özünü zedeleyecek şekilde ve genişlikte kısıtlamaması ve zayıflatmaması gerektiğini ifade etmektedir. AİHM'e göre meşru bir amaç taşımayan ya da uygulanan araç ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi kurmayan sınırlamalar Sözleşme'nin maddesinin birinci fıkrasıyla uyumlu olmaz (Sefer Yılmaz ve Meryem Yılmaz/Türkiye, B. No: 611/12, 17/11/2015, § 59; Eşim/Türkiye, B. No: 59601/09, 17/9/2013, § 19; Edificaciones March Gallego S.A./İspanya, B. No: 28028/95, 19/2/1998, § 34). AİHM, dava hakkını süre sınırına bağlayan iç hukuk hükümlerinin yorumlanmasının öncelikli olarak kamu otoritelerinin ve özellikle mahkemelerin görevi olduğunu belirtmekte; AİHM'in rolünün bu yorumun etkilerinin Sözleşme'yle uyumlu olup olmadığının tespitiyle sınırlı olduğunu ifade etmektedir. Süre sınırı getiren kuralların uygun adalet yönetiminin güvence altına alınması amacına dayandığına işaret eden AİHM, bu kuralların veya bunların uygulanmasının, ilgililerin ulaşılabilir başvuru yollarına müracaatlarını engelleyecek mahiyette olmaması gerektiğini değerlendirmektedir. AİHM, bu bağlamda her bir olayın somut başvuru yolunun özellikleri ışığında ve Sözleşme'nin maddesinin birinci fıkrasının amaç ve hedefleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizmektedir (Eşim/Türkiye, § 20). AİHM; bu ilkeler uyarınca mahkemelerin dava açılabilmesi için öngörülen yasal yükümlülükleri uygularken hem yargılama adaletinin zayıflamasına yol açacak düzeyde aşırı şekilcilikten hem de kanunlarda öngörülen usule ilişkin gereklilikleri abes hâle getirecek seviyede aşırı esneklikten kaçınması gerektiğini belirtmektedir. AİHM, kuralların belirlilik ve iyi adalet yönetimini sağlama amacına hizmet etme işlevlerini yitirmesi hâlinde ve davaların esasının yetkili mahkeme tarafından karara bağlanmasını önleyecek birtakım bariyerler oluşturma fonksiyonu görmesi durumunda mahkemeye erişim hakkının zedeleneceğini ifade etmektedir (Eşim/Türkiye, § 21).