Başvuru, kişilik haklarına saldırı teşkil eden yasa dışı kayıtlara iddianamede yer verilmesi üzerine açılan tazminat davasının reddedilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, kişilik haklarına saldırı teşkil eden yasa dışı kayıtlara iddianamede yer verilmesi üzerine açılan tazminat davasının reddedilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurucu, İzmir askerî casusluk soruşturması kapsamında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan 6/1/2013 tarihli iddianamede mağdur sıfatıyla yer almıştır. İddianame, (kapatılan) İzmir Ağır Ceza Mahkemesince 22/1/2013 tarihinde kabul edilmiştir. İddianamede yer alan hususlarla ilgili olarak yargılamanın sekizinci celsesinin gerçekleştiği 11/4/2013 tarihinde başvurucunun mağdur olarak beyanı alınmıştır. Söz konusu ceza davasında İzmir Ağır Ceza Mahkemesince 26/2/2016 tarihinde verilen karar, Yargıtay tarafından 21/10/2016 tarihinde onanarak kesinleşmiştir. Başvurucu 6/1/2013 tarihli iddianamede kişilik haklarına ve özel hayatına saldırı niteliğinde ifadelerin bulunduğu iddiasıyla 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun maddesinin (3) numaralı fıkrasına dayanarak 15/6/2017 tarihinde Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesinde 000 TL istemli manevi tazminat davası açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu; askerî hâkim olarak görev yaptığını, kendisi hakkında yasa dışı şekilde tutulan fişleme kayıtlarına anılan iddianamede keyfî şekilde yer verildiğini, yargılama sürecinde de fişlemelerin duruşmalarda alenileştirildiğini, kayıtların CD ortamında birçoğu askerî şahıs olan sanıklara ve avukatlarına dağıtıldığını, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) tarafından sistematik şekilde tutulan bu kayıtlara yer verilmesinin kişilik haklarını zedelediğini belirtmiştir. Başvurucu; iddianameyi hazırlayan yargı mensubunun yargılandığını, özel hayatına ilişkin yalan yanlış değerlendirmeler içeren ifadelere iddianamede yer verilmesi nedeniyle psikolojik olarak ağır şekilde yıprandığını ve aile ilişkilerinin zarar gördüğünü ifade etmiştir. Başvurucu, dava dilekçesinde yer alan "Davanın süresinde açılmasıyla ilgili açıklamalar" başlıklı kısımda ise özetle 5271 sayılı Kanun'un maddesinde düzenlenen sürelerden olan üç aylık dava açma süresinin başlangıç tarihinin kesinleşen hükmün tebliğiyle birlikte başlayacağını ancak kesinleşmiş kararın kendisine tebliğ edilmediğini ifade etmiştir. Ayrıca söz konusu kayıtların iddianamede aleni hâle getirilmesinin akabinde yargılamayı yürüten Mahkemece CD ortamında sanıklara ve avukatlarına dağıtıldığını, alenileştirilen bu kayıtların hüküm kesinleşinceye kadar etkilerini sürdürdüğünü, kesinleşen ancak henüz tebliğ edilmeyen kararı öğrenmesinin akabinde açtığı davanın süresinde olduğunu ileri sürmüştür. Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesi, davanın süresinde açıldığını kabul etmiş ve iddianamede yer verilen ifadeler nedeniyle başvurucuda oluşan üzüntüye karşılık olarak 000 TL manevi tazminat ödenmesine 2/4/2018 tarihinde karar vermiştir. Başvurucu uğradığı zararlar karşısında hükmedilen tazminat miktarının çok düşük olduğunu ve takdir hatası yapıldığını; davalı idare ise davanın reddine karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek istinaf başvurusunda bulunmuştur. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi, Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasına ve davanın süre yönünden reddine 31/5/2019 tarihinde kesin olarak karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; 5271 sayılı Kanun'un maddesine eklenen (3) numaralı fıkranın 28/6/2014 tarihinde yürürlüğe girdiği ve bu tarihten sonra tazminat istenebileceğinin hükme bağlandığı belirtilmiştir. Kararda; 5271 Kanun'un maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince tazminat davalarının bir yıllık hak düşürücü süreye tabi olduğu, başvurucunun iddianameye ilişkin beyanlarının alındığı 11/4/2013 tarihinde ceza yargılamasının konusuyla ilgisi bulunmayan ve haksız fiil teşkil eden iddianame içeriğinin başvurucu tarafından öğrenildiği ifade edilmiştir. Dolayısıyla iddianamenin içeriğinden haberdar olan başvurucunun 5271 sayılı Kanun'un maddesine eklenen (3) numaralı fıkrasının yürürlüğe girdiği 28/6/2014 tarihinden itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde dava açması gerekirken bu süre içinde tazminat davası açmadığı, bu nedenle davanın süre yönünden reddedilmesinin gerektiği vurgulanmıştır. Nihai karar, başvurucu tarafından 23/10/2019 tarihinde öğrenilmiş ve 11/11/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.