22. Hukuk Dairesi 2017/31145 E. , 2017/9461 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi DAVA TÜRÜ : İŞE İADE Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili, mü
**22. Hukuk Dairesi 2017/31145 E. , 2017/9461 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi DAVA TÜRÜ : İŞE İADE Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili, müvekkiline ait fabrikada çalışanların 15.10.2015 tarihinde iş bırakarak beş gün süreyle eylem yapıldığı, tüm uyarılara rağmen eyleme katılanların işbaşı yapmaması ve meydana gelen direniş karşısında, şirketin başvurusu üzerine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından görevlendirilen müfettişlerce düzenlenen müfettiş raporunda, iş sözleşmelerinin işverence feshinin sendikal nedene dayanmadığı konusunda isabetli bir tespit yapılmasına rağmen, işveren feshinin haklı bir nedene dayanmadığı ve işçi çıkışlarının toplu işçi çıkarma olarak değerlendirildiği belirtilerek, müfettiş raporu ile müvekkili şirket aleyhine yapılan tüm tespitlerin iptalini talep ve dava etmiştir. Davalı Savunmasının Özeti: Davalı Kurum, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkeme Kararının Özeti: İlk Derece Mahkemesi, İş Teftiş Kurulu’nun yaptığı değerlendirmeler sonucunda, işyerinde teftiş tarihi itibariyle çalışan işçi sayısının 62 olarak tespit edildiği, bu işçilerden bir kısmının iş sözleşmelerinin 12.10.2015 ve 14.10.2015 tarihinde, diğer bir kısmının ise 19.10.2015 tarihi itibariyle feshedildiği, 19.10.2015 tarihinde iş sözleşmesi feshedilen işçilerin işten ayrılış bildirgesinde ‘işveren tarafından işçinin ahlak ve iyiniyet kurallarına aykırı davranış nedeniyle fesih’ nedeninin (kod 29) bildirildiği, işverenin 19.10.2015 tarihinde feshi gerçekleştirmeden önce, 16.10.2015 tarihinde işçilere noter kanalıyla ihtarname keşide ederek, 15.10.2015 tarihinden bu yana sürdürdükleri kanun dışı grev ve direnişe son vererek, işbaşı yapmalarını ihtar ettiği, daha sonra iş sözleşmelerinin 6356 sayılı Sendikalar Kanunu ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 58,60,70/1 maddeleriyle 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/1-(g) ve (h) maddesi uyarınca haklı sebeple tazminatsız olarak feshedildiğinin bildirildiği, dosya içinde bulunan müfettiş raporu ve diğer belgeler değerlendirildiğinde, işyerinde yapılan teftişin sebebinin, eylemin, toplu işçi çıkarmaya ilişkin 29. maddeye aykırı olup olmadığının tespiti olduğu, madde metninde feshin haklılığından ziyade işten çıkartmanın prosedürünün düzenlendiği, işyerinde çalışan işçilerle gerçekleşen çalışmama eyleminin işverence işten çıkartılan işçilerin işe alınması ve işçilerin çıkarlarını koruma ve düzeltme amacını taşıdığı, Avrupa Sosyal Şartının 6/4 maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ve ILO ile benimsenen kurallara göre, işçilerin ekonomik ve sosyal durumlarını etkileyen ve işyerindeki uygulamalara yönelik olarak kısa süreli protesto eylemlerinin toplu eylem hakkına dahil olduğu, eylemin barışçıl bir niteliğin dışına çıkmaması ve ölçülülük ilkesi ile bağdaşmayan bir tutuma rastlanmaması sebebiyle eylemin kanun dışı grev olmadığı, müfettiş raporundaki tespitlerin yerinde olduğu kanaatine varılarak davanın reddine karar verilmiştir. İstinaf: İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı davalı istinaf yoluna başvurmuştur. Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti: Bölge Adliye Mahkemesince; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 106/3 maddesine göre maddi vakıaların tek başına tespit davasına konu olamayacağı, aynı Kanun’un 114/1-(h) maddesine göre de, hukuki yararın dava şartı olduğu, iptali istenen müfettiş raporunda işverenin yaptığı feshin haksız olduğuna ve işçilerin eyleminin kanun dışı sayılamayacağına dair tespitte bulunulduğu, her bir işçinin hangi işçilik alacağından ne miktarda alacaklı olduğu yönünde bir tespit yapılmadığı, müfettişlerce somut olaya ilişkin kanaat belirtildiği, İş Kanunu’nun 92/3 maddesinde belirtilen davanın ise ancak iş müfettişlerinin miktar içeren ve hangi işçiye ait olduğu belirtilen işçilik alacaklarına ilişkin olduğu, davanın taraflarının işçi ve işveren olduğu; bu davada Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve Türkiye İş Kurumu’nun taraf sıfatının da bulunmadığı, bu dava ile 6356 sayılı Kanunu’nun 71. maddesine göre toplu iş sözleşmesi süreci devam ederken işçiler tarafından yapılan bir grevin kanun dışı olup olmadığının tespitinin de istenmediğini, somut olayda işçilik alacaklarına ilişkin olarak miktar yönünden bir tespit yapılmaması, müfettiş raporunun maddi vakıa tespiti ve ileride açılacak eda davasında dayanılabilecek delil niteliğinde olması dikkate alındığında ilk derece mahkemesince verilen ret kararının yerinde olması nedeniyle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun düzeltilmiş gerekçe ile 6100 sayılı Kanun'un 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine dair karar verilmiştir. Temyiz: Bölge Adliye Mahkemesi kararını davacı vekili temyiz etmiştir. Gerekçe: İlk Derece Mahkemesinin davanın esastan reddine dair kararı, Bölge Adliye Mahkemesince, değişik gerekçelerle yerinde görüldüğünden, davacı işverenin istinaf başvurusu hakkında esastan ret kararı verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararında, davacı işverenin Türk İş Kurumu’na yaptığı yazılı başvuru, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 92. maddesinin 3. fıkrası kapsamında değerlendirilerek; gerek davacı işverenin istinaf başvurusu, gerekse İlk Derece Mahkemesinin kararı bu yasal dayanak çerçevesinde ele alınmıştır. Böylece, Dairemizin İş Kanunu’nun 92/3. maddesine ilişkin emsal kararlarına atıf yapılmak suretiyle, somut olayda, 6100 sayılı Kanun'un 106/3 ve 114/1-(h) maddesine göre davacının bu davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığı, davalı Kuruma da husumet yöneltilemeyeceği kanaatine varılmıştır. Çözümü gereken ilk mesele, somut olayda davacı işverenin başvurusunun hangi yasal dayanak çerçevesinde ele alınıp değerlendirileceği ve bu davayı açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığıdır. Davacı işverence Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Kur ... İl Müdürlüğü’ne hitaben yazılan 19.10.2015 tarihli şikayet dilekçesinde, bir kısım işçilerinin 15.10.2015 tarihi saat 14.50’den itibaren 6356 sayılı Kanun'a aykırı olarak iş bırakma eylemi yaptığı, ekli listede isimleri bulunanların 15.10.2015 günü 15.00/23.00 vardiyasında, 16.10.2015 günü 07.00/15.00 ve 15.00/23.00 vardiyasında, 17.10.2015 günü 07.00/15.00 ve 15.00/23.00 vardiyasında, 19.10.2015 günü 07.00/15.00 vardiyasında işbaşı yapmayarak kanun dışı grev ve iş bırakma eylemine halen devam ettiğini ifade ederek, kanun dışı grev ve iş bırakma eylemine katılan çalışanların 6356 sayılı Kanun’un 78. maddesinin (g) ve (h) bentleri uyarınca cezalandırılmalarını talep ettiği anlaşılmaktadır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı iş müfettişinin raporunda ise, işyerinde işçilerce gerçekleştirilen çalışmama eyleminin ‘kanun dışı grev’ olmadığı, 19.10.2015 tarihinde işçilerin hizmet akitlerinin işverence 6356 sayılı Kanun’un 58,60 ve 70/1. maddeleri ile 4857 sayılı Kanun’un 25/II, (g) ve (h) maddesi uyarınca feshedilmesi işleminin haklı nedenden yoksun olduğu, bu çerçevede işyerinde çalışan işçilere kıdem ve ihbar tazminatlarının ödenmesi gerektiği, ayrıca işverenin 12.10.2015-19.10.2015 tarihleri arasında 38 işçinin hizmet akdini 4857 sayılı Kanun’un 17. maddesine istinaden feshederek, toplu işçi çıkarma eylemini gerçekleştirdiği, toplu işçi çıkarma prosedürüne uymadığı, bu nedenle işveren hakkında idari para cezası uygulanması gerektiği yönünde tespitte bulunulmuştur. Davacı işverenin 19.10.2015 tarihli başvurusu ile, işçilerin 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 78. maddesine göre cezalandırılması yönünde talebi varken, bu talebin dışına çıkılarak, talebin kapsamını aşacak şekilde tespit yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle öncelikle davacı işverenin mevcut davayı açmakta hukuki yararının bulunduğunun kabul edilmesi gerekir. Bölge Adliye Mahkemesin kararı bu yönüyle yerinde değildir. Dosya kapsamına göre ise, ilk derece mahkemesi tarafından kabul edildiği şekilde, işçiler tarafından gerçekleştirilen eylemin kanun dışı grev olup olmadığı hususu önem kazanmaktadır. Uluslararası Çalışma Örgütü'nün "Sendika Özgürlüğü ve Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin 87 ve Kamu Hizmetinde Örgütlenme Hakkının Korunmasına ve İstihdam koşullarının belirlenmesi yöntemlerine ilişkin 151 sayılı Sözleşmelerine göre sendikanın amaçları doğrultusunda üyelerinin etkinlikte bulunmalarını sağlayabilirler. Anayasa'nın 51. maddesinde “sendika kurma hakkı”, 54. maddesinde de “grev ve lokavt hakkı” güvence altına alınmıştır. Anayasa'nın 13. maddesine göre, temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. 6356 sayılı Kanun’un 58. maddesinde, “İşçilerin, topluca çalışmamak suretiyle işyerinde faaliyeti durdurmak veya işin niteliğine göre önemli ölçüde aksatmak amacıyla, aralarında anlaşarak veya bir kuruluşun aynı amaçla topluca çalışmamaları için verdiği karara uyarak işi bırakmalarına grev denir. Toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması hâlinde, işçilerin ekonomik ve sosyal durumları ile çalışma şartlarını korumak veya geliştirmek amacıyla, bu Kanun hükümlerine uygun olarak yapılan greve kanuni grev denir. Kanuni grev için aranan şartlar gerçekleşmeden yapılan grev kanun dışıdır” şeklinde kurala yer verilmiştir. Açıklanan uluslarası düzenlemeler ve yasal düzenlemeler çerçevesinde; işçilerin bireysel veya toplu iş hukukuna dair bazı haklarının savunulması için demokratik ve barışçıl toplu eylem hakları bulunmakla birlikte; bu hakkın sınırsız şekilde kullanımı söz konusu değildir. Eylemin işverene özel olarak zarar verme kastı içermemesi ve ölçülü olması gereklidir. Davaya konu müfettiş raporunda, eylemin işçilerin ekonomik ve sosyal durumlarını etkileyen veya işyerindeki uygulamalara yönelik olarak kısa süreli demokratik bir hakkın kullanımı niteliğindeki protesto eylemi olduğu, bu şekliyle barışçıl olduğu ve ölçülülük ilkesi ile bağdaşmayan bir yönüne rastlanmadığı ifade edilmiştir. Oysa, işçilerin 15.10.2015-19.10.2015 tarihleri arasında iş başı yapmadıkları, vardiya sistemini aksattıkları, işverence keşide edilen ihtarnameye rağmen eylemlerine son vermedikleri, bu şekilde toplu iş bırakma eyleminin zamanlaması ve süresi değerlendirildiğinde ölçülü olmaktan uzak olduğu açıktır. Diğer taraftan, toplu eylemin amacının işyerinde sürekli olarak fazla çalışma yapılması nedeniyle çalışma şartlarının düzeltilmesi ve işten çıkartılan arkadaşlarını desteklemek olduğu, eylemin süre itibariyle sadece iki buçuk gün devam ettiği ileri sürülmüş ise de; eylemin asıl amacının işten çıkartılan çalışma arkadaşlarının işe alınmasını sağlamak olduğu, eylemin “dayanışma” amacıyla yapıldığı açıktır. Dayanışma amacıyla yapılan böyle bir eylemin, işçiler tarafından ileri sürüldüğü şekliyle, sadece iki buçuk gün devam ettiği kabul edilse dahi, eylemin “süre” itibariyle “ölçülü” olduğundan söz edilemez. Anılan nedenlerle, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna göre, işçiler tarafından gerçekleştirilen eylemin kanun dışı olduğunun kabulü ile dava konusu müfettiş raporunun iptaline karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi; Bölge Adliye Mahkemesi tarafından da hatalı gerekçe ile başvurunun esastan reddine dair karar verilmesi doğru olmamıştır. Sonuç: Belirtilen nedenlerle, Bölge Adliye Mahkemesi kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 25.04.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.