Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurucu, 15/12/2011 tarihinde bel ağrısı şikâyetiyle Özel İstanbul Cerrahi Hastanesine (Hastane) başvurmuştur. Yapılan muayene ve çekilen MR filmleri sonucunda bel omurları seviyesinde çok sayıda bel fıtığı bulunduğu tespit edilen başvurucu 16/12/2011 tarihinde aynı Hastanede bel fıtığı ameliyatı olmuştur. Hastanede iki gün kalan başvurucu yirmi günlük rapor verilerek taburcu edilmiştir. Başvurucunun şikayetlerinin devam etmesi üzerine birinci ameliyatı gerçekleştiren doktora gönderilen yeni MR ve bilgisayarlı tomografi üzerinde yapılan incelemede belde büyük tek bir fıtığın bulunduğu tespit edilmiş ve yeni bir ameliyat önerisinde bulunulmuştur. Başvurucu aynı doktor tarafından 5/2/2013 tarihinde Acıbadem Fulya Hastanesinde yeniden ameliyat edilmiştir. Başvurucu 26/4/2013 tarihinde Sağlık Bakanlığına şikâyet dilekçesi yazmıştır. İstanbul İl Sağlık Müdürlüğünün 12/7/2013 tarihli yazısında yapılan inceleme neticesinde 27/3/2002 tarihli ve 24708 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Özel Hastaneler Yönetmeliğine aykırı bir unsura rastlanmadığı belirtilmiştir. Başvurucu hatalı ameliyat nedeniyle sağ bacağında sinir yaralanması sonucu "düşük ayak sendromu" meydana geldiğini iddia ederek 24/4/2014 tarihinde Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinde 000 TL maddi, 000 TL manevi tazminat istemini içeren tazminat davası açmıştır. Mahkemece dosya Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanelerinde profesör olan üç kişilik bilirkişi heyetine tevdi edilmiştir. Bilirkişi heyetinin 1/6/2015 tarihli raporunda, her iki operasyon için başvurucunun bilgilendirilmiş onam belgelerinin imzalı olarak dosyada bulunduğu, başvurucuda ortaya çıkan düşük ayak sendromunun bu tür ameliyatlar sonucu ortaya çıkabilecek istenmeyen bir klinik durum ve ameliyatın komplikasyonu olduğu, komplikasyonların doktor kusuru olarak sayılamayacağı, bu nedenle davalı tarafın ve hastanenin tedavi hatası bulunmadığı belirtilmiştir. Mahkeme başvurucunun rapora itiraz etmesi üzerine dosyayı Adli Tıp Kurumuna (ATK) göndermiştir. ATK İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen 11/11/2015 tarihli raporda, başvurucunun söz konusu ameliyatlar sonrası takiplerinde sağ bacağında düşük ayak sendromu geliştiğinin tıbbi belgelerde kayıtlı bulunduğu, başvurucuya konulan tanı ve yapılan ameliyatların tıp bilimince genel kabul görmüş ilke ve kurallara uygun olduğu, kişide ameliyat sonrası ortaya çıkan tablonun her türlü özene rağmen oluşabilen herhangi bir tıbbi kusur ya da ihmal izafe edilemeyen komplikasyon olarak nitelendirilebileceği, kişinin tedavisinde görev alan sağlık çalışanlarına atfı kabil kusur tespit edilemediği bildirilmiştir. Mahkeme 31/3/2016 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararda konuyla ilgili alınan bilirkişi ve ATK raporlarının birbirini doğruladığı, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna göre başvurucuya uygulanan ameliyat ve tedavinin genel kabul görmüş tıp kurallarına uygun olduğu, ortaya çıkan rahatsızlığın ameliyat komplikasyonu olarak değerlendirildiği, davalılara atfı kabil bir kusur ve ihmal bulunmadığı belirtilmiştir. Başvurucu tarafından karar temyiz edilmiştir. Başvurucu temyiz dilekçesinde söz konusu ameliyatlardan önce meslek etiği kuralları gereğince aydınlatılmadığını, aksine ameliyatı gerçekleştiren doktor tarafından ameliyatın risk taşımadığının ifade edildiğini, kendisine ameliyattan önce gözlüğünün yanında olmadığını söylemesine rağmen okumanıza gerek yok tedaviyi kabul ettiğinize dair bir belge denilerek tek sayfalık bir kağıt imzalatıldığını, bir suretinin verilmediğini, ameliyattan sonra eşinin ısrarı üzerine imzalı sayfaya üç sayfa daha eklenerek verildiğini, ancak bu sayfalarda imza ve beyanının bulunmadığını, bu belgenin aydınlatılmış onamın içermesi gereken hiçbir bilgiyi içermediğini, hile ile alındığını ifade etmiştir. Yargıtay Hukuk Dairesi 20/6/2018 tarihinde hükmü onamıştır. Kararda delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığı, kararın usul ve yasaya uygun olduğu belirtilmiştir. Başvurucunun karar düzeltme istemi de Dairenin 12/11/2018 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Başvurucu nihai kararı 3/12/2018 tarihinde tebliğ aldıktan sonra 31/12/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Komisyonca başvurucunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.