8. Hukuk Dairesi 2023/490 E. , 2025/2163 K. MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2021/5 E., 2021/28 K. Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen kadastro tespitine itiraz davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; birleşen davanın reddine, müdahil Hazinenin dav…
**8. Hukuk Dairesi 2023/490 E. , 2025/2163 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2021/5 E., 2021/28 K. Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen kadastro tespitine itiraz davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; birleşen davanın reddine, müdahil Hazinenin davasının kabulüne ve müdahil ...'ın davasının reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacı ... mirasçıları vekili, davalı ... ve ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Kaş ilçesi ... köyü 195 ada 190 parsel sayılı ve 2.823,48 metrekare yüzölçümlü taşınmaz, satış ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle zeytinli tarla vasfı ile 2300/2800 hissesi ..., 500/2800 hissesi ... adına, 195 ada 184 parsel sayılı ve 5.112,68 metrekare yüzölçümlü taşınmaz ise ham toprak vasfı ile Hazine adına tespit edilmiştir. Asıl davada davacılar vekili, 195 ada 190 parselde kayıtlı taşınmazı müvekkillerinin murisi ...’ın 60 yılı aşkın süredir malik sıfatıyla zilyetliğinde bulundurduğunu, taşınmaza zeytin ağaçlarının dikildiğini, kireç çıkartıldığını, ...’ın taşınmazı başkasına devretmediği ve halen davacıların zilyetliğinde olduğu halde taşınmazın köy senedi ile ...’a devredildiği, bu kişinin de 500 metrekaresini ...’ya kadastro tarihinden önce devrettiği, halbuki ...’a böyle bir devir olmadığı gibi lehine tespit yapılan ... ile devir sözleşmesinde adı yazılı ...’ın farklı kişiler olduğunu, ...’ın kadastro komisyonunda çalışan ...’ya pay vermek suretiyle adına tespit sağladığını ileri sürerek kadastro tespitinin iptali ile müvekkileri adına hisseleri oranında tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Birleşen 2008/503 Esas sayılı dava dosyasında; davacı gerçek kişiler vekili 195 ada 184 parselin müvekkilleri murisi ...’tan müvekkillerine intikal ettiğini ve müvekkilleri lehine kazandırıcı zamanaşımı yoluyla mülk edinme koşullarının oluştuğunu ileri sürerek Hazine adına yapılan tespitin iptali ile müvekkileri adına hisseleri oranında tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir. Hazine, 195 ada 190 parsel sayılı taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan yerlerden olduğu, özel mülkiyete konu olabilecek yerlerden olduğunun anlaşılması halinde dahi kişiler yararına iktisap koşullarının oluşmadığını ileri sürerek taşınmazın Hazine adına tescili talebiyle davaya müdahil olmuştur. ... 07.07.2010 tarihli dilekçe ile; davacı ...’ın 195 ada 190 parseldeki hissesini dilekçe ekindeki 2010 tarihli satış senedi ile satın alması nedeniyle dava sonunda ... adına tescil edilecek hissenin adına tesciline karar verilmesi talebiyle davaya müdahil olmuştur. Mahkemece dosyalar birleştirilerek yapılan yargılama sonunda; asıl davada davacı gerçek kişilerin ve müdahil Hazinenin davasının reddine, dava konusu 195 ada 190 parsel sayılı taşınmazın tespit gibi tapuya kayıt ve tesciline, birleşen 2008/503 Esas sayılı davanın kısmen kabulü ile dava konusu 195 ada 184 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin iptaline, harita mühendisi Osman Karabaş'ın 20.06.2015 tarihli ek raporu ve eki krokisinde 184/B rumuzu ile işaretli 1143,77 metrekarelik alanın Hali Arazi vasfı ile aynı ada ve parsel numarası altında Maliye Hazinesi adına tapuya kayıt ve tesciline, aynı raporda 184/A rumuzu ile işaretli 3968,79 metrekarelik alanın zeytinlik tarla vasfı ile ... mirasçıları adına hisseleri oranında tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, hüküm davacılar vekili ve müdahil-birleşen dosya davalısı Hazine ve müdahil ... tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 04.11.2019 tarihli ve 2019/2985 Esas, 2019/6222 Karar sayılı kararıyla; "...Müdahil Hazinenin temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede; Mahkemece 184 parsel sayılı taşınmazın “ A” rumuzu ile işaretli 3968,79 metrekarelik alanının kişiler adına tesciline yol açar şekilde kısmen kabulüne; kişiler adına eklemeli kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı olarak tespit edilen 190 parsel sayılı taşınmazda müdahil Hazinenin davasının reddine karar verilmiş ise de verilen karar usul ve kanuna aykırıdır. Şöyle ki; keşif sonucu uzman orman bilirkişi kurulu tarafından orman tahdit haritasına dayalı yapılan uygulamada çekişmeli taşınmazların 3116 sayılı Kanuna göre 1941 yılında yapılan orman tahdit sınırları dışında kaldığı yine 2002 yılında ilan edilen evvelce sınırlaması yapılmamış ormanların kadastrosunda orman kadastro sınırları dışında bırakıldığı belirlenmiştir. Yörede 3573 sayılı Kanun uyarınca çalışma yapılmış olup, çekişmeli taşınmazlar hakkında 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun hükümlerine göre yetkili makamlarca oluşturulmuş bir tapu kaydı veya tescile izin veren valilik onayı bulunmamaktadır. Zeytincilik parsellerinin dağıtılıp imar ve ihya koşulları tamamlandıktan sonra kişiye tahsis ve temlikinin yetkili makamlarca yapılmak suretiyle tapu kaydının oluşturulması halinde o yerin Hazinenin mülkiyetinden çıkacağı tartışmasızdır. Taşınmazlar 3116 sayılı Kanun uyarınca yapılan tahditte orman sınırları dışında bırakılmış ise de taşınmazların orman niteliğinin 4785 sayılı Kanuna göre değerlendirilmesi gerekmektedir. Kural olarak orman kadastrosunun kesinleştiği yerlerde, bir yerin orman olup olmadığı kesinleşmiş orman kadastrosu, harita ve tutanaklarının uygulanmasıyla çözümlenirse de, o yerde 4785 sayılı Kanun hükümleri de uygulanarak, köy ya da belde sınırlarının tümünü kapsayan (seri bazda olmayan) orman kadastrosunun yapılması halinde sağlıklı çözüme ulaştırılacaktır. Çünkü, 3116 sayılı Kanunda sadece Devlet ormanlarının kadastrosunun yapılması öngörülmüştür. Bu nedenle; 4785 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 13.07.1945 tarihinden önce yapılan sınırlandırmalar sonucu kesinleşen orman kadastrosu, harita ve tutanaklarının uygulanmasıyla, orman sınırı dışında kalan taşınmazların orman niteliğini ve hukuki durumu saptanamaz. Bu yerlerin orman olup olmadığı, 6831 sayılı Kanunun 4999 ve 6292 sayılı Kanunlar ile değişik 7. maddesi hükmü gözetilerek, 4785 ve 5658 sayılı Kanunlar ile 6831 sayılı Kanun'un 1. maddesine göre çözümlenmelidir. Ayrıca 6831 sayılı Kanun'un 8. maddesi gereğince orman tahditi, idari sınırlar dikkate alınmadan orman serisine göre yapılırken, 1744 sayılı Kanun ile değişik 8. maddesinin 3. fıkrasıyla, orman kadastrosunun belde ve köy sınırları esas alınmak suretiyle bu sınırlar dahilinde kalan bütün ormanları kapsayacak biçimde yapılması esası kabul edilmiş, aynı maddede 2896, 3302 ve 3373 sayılı kanunlarla değişiklik yapılmışsa da bu fıkra değiştirilmemiş, Orman Kadastro Yönetmeliklerinde de benzer düzenlemelere yer verilmiştir. Somut olayda, getirtilen tutanak ve haritalardan yörede 1941 yılında orman tahditinin yapıldığı, daha sonra 2002 yılında evvelce sınırlandırılmamış ormanların kadastrosu ile aplikasyon ve 2/B işlemleri yapıldığı anlaşılmaktadır. 6831 sayılı Kanun'un 4999 ve 6292 sayılı Kanunlar ile değişik 6831 sayılı Kanun'un 7 ilâ 11. maddesi gereğince, orman sayılan yerlerden olduğu halde, orman kadastrosu sınırları dışında bırakılmış ormanların sınırlandırılmasına imkan verilmiş, 15.07.2004 günlü Resmi Gazete'de yayımlanan 6831 sayılı Orman Kanununa Göre Orman Kadastrosunun Uygulanması Hakkında Yönetmeliğin 10. maddesinin (a) bendinde orman kadastro komisyonlarının aynı görev ve yetkisi tekrarlandıktan sonra 26/a maddesinde “6831 sayılı Kanun'un 1. maddesine göre, orman sayılan ve eskiden beri Devlete ait olduğu bilinen ormanlar, orman içindeki kültür arazileri dışında 6831 sayılı Kanun'un 17. maddesinde yer alan orman içinde bulunan doğal olarak ağaç ve ağaçcık içermeyen, genel olarak otsu bitki veya bazı durumlarda yer yer odunsu bitkiler içeren açıklıklar” 26/h maddesinde “Her hangi bir nedenle orman sınırları dışında kalmış ormanlar” 26/j maddesinde “Orman ve toprak muhafaza karakteri taşıyan funda ve makilik alanlar”ın ormanı olarak sınırlandırılacağı öngörülmüştür. Yüksek eğimli funda ve makilerle kaplı alanlar orman ve toprak muhafaza karakteri taşıması nedeniyle 6831 sayılı Kanun'un 1/J maddesi kapsamı dışında aynı kanunun 1. maddesinin 1. fıkrası gereğince orman sayılan yerdir. Bilim ve fen bakımından eğimi % 12'yi geçen yerlerin orman ve toprak muhafaza karakteri taşıdığı kabul edilmektedir. Yukarıda zikredildiği gibi taşınmazlar hakkında 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun hükümlerine göre yetkili makamlarca oluşturulmuş bir tapu kaydı veya tescile izin veren valilik onayı bulunmamaktadır. Uzman orman bilirkişi kurulu tarafından yapılan ölçümde 184 parsel sayılı taşınmazın eğiminin kuzey kısımlarında %30-35, güney kısımlarında %50 olduğu, üzerinde 30-50 aşı yaşlarında aşılı zeytin ağaççıkları ile münferit harnup, keçiboğan, yabani zeytin, sütleğen, geven bulunduğu; 1963 tarihli hava fotoğrafında taşınmazın kuzey kısmında münferit ağaççıklar görünen açık sahada, güney köşesinin dağın gölgesinde ve görünebildiği kadarıyla üzerinde bir miktar ağaççıkların bulunduğu; 190 numaralı parselin eğiminin %30-40 arasında olduğu, üzerinde 30-80 yaşlarında aşılı zeytin ile münferit olarak harnup, menengiç, pırnal meşesi ağaççıklarının bulunduğu, 1963 tarihli hava fotoğrafında taşınmazın tamamının üzerinde münferit ağaççıklar bulunan açık sahada kaldığının tespit edildiği, 23.07.2015 havale tarihli ziraat bilirkişi raporuna göre 184 nolu parselin “A” harfi ile gösterilen kısmının % 30-35 eğimde olup taşınmazın taşlık kayalık yapısı sebebiyle tarım makineleri ile toprak işlemesine uygun olmadığı, taşınmaz üzerinde zeytinlik amacı dışında tarımsal faaliyet yapılmasının mümkün olmadığı, taşınmazın üzerinde bulunan iri taşlar ve kaya parçalarının geçmiş yıllarda toplanarak toprak koruma ve eğim azaltması yapılarak teraslamalar yapıldığı, 35-50 yaşlarında aşılı zeytin ağaçlarının bulunduğu; 184 nolu parselin “B” harfi ile gösterilen kısmın ise % 50 eğimde olup taşınmazın diğer kısmına istinaden daha dik ve kayalık bulunduğu, taşınmaz üzerinde çok az sayıda yabani zeytin ağaçlarının aşılanması sonucu kültür forma çevrilen zeytin ağaçlarının bulunduğu, taşınmaz içerisinde genellikle maki bitkilerinin bulunduğu, taşınmazın tarıma elverişli hale getirilmesi amacına yönelik olarak imar ihya işlemlerinin yapılmadığı; 190 parsel sayılı taşınmazın ise, % 30-40 eğimde olup taşınmazın taşlık kayalık yapısı sebebiyle tarım makineleri ile toprak işlemesine uygun olmadığı, taşınmaz üzerinde yabani zeytin ağaçlarının aşılanması sonucu kültür forma çevrilen 30-80 aşı yaşlarında aşılı zeytin ağaçlarının bulunduğunun belirtilmesi karşısında taşınmazın öncesinin 6831 sayılı Kanun'un 1. maddesinin J fıkrasının karşıt kavramından orman sayılan yerlerden olduğu, 2002 yılında ilan edilen orman kadastrosunda orman sınırları dışında bırakıldığı, dava konusu kadastro tespitinin 2007 yılında yapıldığı, 3402 sayılı Kadastro Kanununda düzenlenen yirmi yıllık kesintisiz ve çekişmesiz zilyetlik süresi koşulunun gerçekleşmediği, dolayısıyla taşınmazlarda 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14 ve 17. maddelerine göre zilyetlikle kazanma koşullarının oluşmadığına göre mahkemece davacı gerçek kişilerin her iki parsele ilişkin davalarının reddi ile 184 nolu parselin tespit gibi tesciline, 190 nolu parsel yönünden ise müdahil Hazinenin davasının kabulü ile 190 parsel sayılı taşınmazın tespitinin iptali ile tespitteki nitelik ve yüzölçümü ile Hazine adına tesciline karar verilmesi gerekirken aksi düşüncelerle yazılı biçimde karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bu nedenle hükmün bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir. Müdahil ...’ın temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede; müdahil gerçek kişi 08/07/2010 havale tarihli dilekçesiyle harçlarını karşılayarak 190 numaralı parselde davacı ...’ın hissesini satın aldığını ileri sürerek kendi adına tescil talebiyle davaya katıldığına göre müdahil gerçek kişinin temyiz itirazları hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi gerekirken müdahilin talebi hakkında hüküm kurulmaması bozmayı gerektirmiştir...." gerekçesiyle bozma kararı verilmiştir. Bozma sonrası Mahkemece yapılan yargılama sonunda; birleşen 2008/503 Esas sayılı davanın davalarının ayrı ayrı reddine, müdahil davacı ...'ın davasının usulden reddine ve Mahkemenin görevsizliğine, müdahil davacı Hazinenin davasının kabulüne, Antalya ili, Kaş ilçesi, Bezirgan köyünde bulunan 195 ada 190 parsel sayılı taşınmazın kadastro tutanak tespitinin iptali ile tespitteki nitelik ve yüzölçümü ile Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline, 195 ada 184 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespit tutanağının tespit gibi tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı ... mirasçıları vekili, davalı ... ve ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, yapılan yargılama ve uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirmesine, uyulan bozma ilamı doğrultusunda hüküm verildiğine ve 6100 sayılı Kanun’un Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun’un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de bulunmadığına göre, uyulan bozma ilamında ve İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı ... mirasçıları vekili, davalı ... ve ... vekilinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. SONUÇ: Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA, 80,70 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 534,70 TL'nin temyiz edenlerden ayrı ayrı alınmasına, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 17.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.