Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. İkinci başvurucu birinci başvurucunun eşi, beşinci başvurucu annesi diğer başvurucular ise kardeşleridir. Birinci başvurucu hâlsizlik şikâyeti ile 23/8/2008 tarihinde Elâzığ Fırat Üniversitesi Tıp Merkezi Hastanesi (Hastane) acil servisine başvurmuştur. Yapılan muayene sonrası sinüzit teşhisi konularak başvurucuya iğne yapılmıştır. Yapılan tıbbi müdahale sonrası başvurucu bacağında uyuşma ve ağrı şikâyetiyle ertesi gün aynı Hastaneye tekrar gitmiştir. Başvurucuya uygulanan tedavilere rağmen şikâyetleri geçmemiş ve anılan Hastanenin 16/9/2008 tarihli raporuyla enjeksiyon nörapatisi, siyatik sinir denervasyonu ve sağ düşük ayak teşhisi konulmuştur.A. Ceza Yargılamasına İlişkin Süreç Başvurucunun kendisine iğne yapan hemşire hakkında suç duyurusunda bulunması üzerine yapılan soruşturma sonucunda Elâzığ Asliye Ceza Mahkemesinde taksirle yaralamaya neden olmak suçundan dava açılmıştır. Yargılama sürecinde Yüksek Sağlık Şûrası tarafından 6/1/2012 tarihli rapor düzenlenmiştir. Anılan raporda yapılan enjeksiyon sonucu gelişen nörolojik tablonun tedavinin beklenebilecek bir komplikasyonu olduğuna ve hemşireye atfedilebilecek bir kusur bulunmadığına oyçokluğuyla karar verilmiştir. Karara katılmayan iki üye karşıoy gerekçesinde; gluteal bölgenin seçildiği kasiçi ilaç uygulamalarından sonra ortaya çıkan siyatik sinir yaralanmalarının genellikle akut olarak ortaya çıkan ve uygulayıcının dikkatsizlik ve özensizliğinden kaynaklanan bir uygulama kusuru olduğunu belirtmişlerdir. Bu çerçevede dikkatsizlik ve özensizliğin kalça kasları gelişmemiş veya zayıflamış olan özellikle yaşlı ve çocuk hastalarda uygulama yapmamak, uygun iğne boyunu seçmemek, verilen ilacın hacminin fazla olması veya siyatik sinire dönük yolda yapmak şeklinde olabildiği, bu kusurların biri veya birkaçının birlikte bulunabileceği vurgulanarak hemşirenin enjeksiyondan sonra ortaya çıkan sağ siyatik sinir yaralanmasında kusurunun bulunduğu ifade edilmiştir. Mahkeme anılan rapora dayanarak hemşirenin görevi gereği başvurucuya yaptığı tıbbi müdahalede kusur ve ihmalinin bulunmadığı, başvurucuda meydana gelen arazın oluşumunda sanığa kusur atfının mümkün görülmediği gerekçesiyle 5/6/2012 tarihinde beraat kararı vermiştir. Başvurucuların temyiz istemini Yargıtay Ceza Dairesi 19/11/2013 tarihinde kabul etmiş ve anılan kararın bozulmasına karar vermiştir. Bozma kararının gerekçesinde; Yüksek Sağlık Şûrasınca düzenlenen raporun ekinde yer alan karşıoy yazısına istinaden, Elâzığ İdare Mahkemesince alınan Adli Tıp Kurumunca tanzim edilen raporun getirtilerek, raporlar arasında çelişki bulunup bulunmadığının tespit edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir. B. Bireysel Başvuruya Konu Tam Yargı Davasına İlişkin Süreç Başvurucu tıbbi müdahale nedeniyle uğradığı zararlarının tazmini için idare aleyhine Elâzığ İdare Mahkemesinde 7/8/2009 tarihinde tam yargı davası açmıştır. Dava dilekçesinde; iğnenin yarı yatık olarak ve acele biçimde birinci başvurucuya yapıldığı bu nedenle iğnenin sinire temas ettiği, birinci başvurucunun refleks göstermesine rağmen hemşirenin bu durumu dikkate almadığı belirtilmiştir. Birinci başvurucunun şikâyeti dillendirmesine rağmen ilgilenilmeyerek eve gönderildiği, ağrılarının geçmemesi üzerine ertesi gün Hastaneye tekrar gittiği, burada doktor tarafından iğnenin yanlış enjekte edildiğinin ikrar edildiği iddia edilmiştir. Birinci başvurucunun hatalı tıbbi müdahale sonucu bir ayağını kullanamadığı, tek başına ayakta duramadığı, düşük ayak teşhisinin konulduğu, 20 yaşında olan başvurucunun olay nedeniyle hayatının karardığı, özel sektördeki işine son verildiği, olayda sağlık hizmetini veren idarenin çalışanlarının açık kusurunun olduğu vurgulanmıştır. Birinci başvurucunun sakat kalmasında idarenin subjektif ve objektif kusurunun sabit olduğu belirtilerek maddi ve manevi zararların tazmini talep edilmiştir. Yargılama sürecinde Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulu (ATK) tarafından, tıbbi belgeler ve yapılan muayene bulguları gözetilerek hazırlanan 31/8/2016 tarihli raporda; uygulanan enjeksiyon sonucu gelişen bulguların enjeksiyon nöropatisi ile uyumlu olduğu ancak tıbbi belgelerde enjeksiyonun yanlış yere uygulandığına dair bir kayıt bulunmadığı vurgulanmıştır. Enjeksiyonun doğru bölgeye uygulanması hâlinde meydana gelebilecek ödem, hematom gibi durumların mekanik etkisiyle veya ilacın diffüzyon yolu ile toksik etkisiyle nöropatinin gelişebileceği değerlendirildiği, başvurucuda gelişen rahatsızlığın enjeksiyon uygulamalarının beklenebilir komplikasyonu olduğu ifade edilmiştir. Başvurucu anılan rapora itiraz dilekçesinde; ATK raporunun bilimsel açıklamalara dayanmadığı ve Yüksek Sağlık Şûrası raporundaki karşıoy gerekçesinde belirtilen tıbbi tespitler ile uyumlu olmadığını vurgulamıştır. Ayrıca raporun kusur sorumluluğuna dayandığını ancak tıbbi müdahale sonrası gelişen sakatlıkta kusursuz sorumluluk ilkesine göre zararın gideriminin gerektiğini belirtmiştir. Anayasa'nın maddesine göre idarenin her türlü eylem ve işleminden kaynaklanan zararlardan sorumlu olduğunu, bu düzenlemenin esasen kusursuz sorumluluğu işaret ettiğini, idarenin işlemi ve eylemi ile zarar arasında illiyet bağının kurulmasının idarenin sorumluluğu için yeterli olduğunu vurgulayarak bu kapsamda ATK'dan alınacak bir raporla başvurucunun iş gücü kaybının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkeme 2/2/2017 tarihinde ATK raporunu hükme esas alarak davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; sağlık hizmetinin içeriğinde hizmetten yararlanan için her zaman risk barındırdığı, bu nedenle de idari tazminat hukukunda normal kusurun değil tazmin için ağır kusur şartının arandığı belirtilmiştir. Enjeksiyon uygulamasının usulüne ve protokollere uygun şekilde gerçekleştirilmiş olması hâlinde dahi hasta üzerinde olumsuz etkilerinin ve komplikasyonların oluşması ihtimalinin tıbbi bir veri olarak kabul edildiği, bu aşamada böyle bir tıbbı verinin varlığında, teşhis ve tedaviyi protokole uygun şekilde yapan idareye kusur atfedilemeyeceği, ATK raporunda uygulamanın hatalı olduğuna yönelik bir verinin bulunmadığının bildirildiği, aynı kanaate ceza yargılamasında oyçokluğuyla ulaşıldığı vurgulanarak idarenin maddi ve manevi tazmin şartlarının bulunmadığı değerlendirmesine yer verilmiştir. Ayrıca başvurucunun olayın kusursuz sorumluluk ilkesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği iddiası ile Yüksek Sağlık Şûrası kararının iki üye tarafından imzalanan karşıoyunda belirtilen gerekçenin daha tıbbi ve açıklayıcı olması nedeniyle yeni bir değerlendirme yapılması için tekrar ATK'ya muayeneye gönderilmesine yönelik itiraz ve talepleri ile bilirkişi raporuna itirazlarının yerinde görülmediği belirtilmiştir. Başvurucu bilirkişi raporuna itirazındaki beyanlarını ve somut olayda kusursuz sorumluluk ilkesinin uygulanması gerektiği yönündeki iddiasını yineleyerek anılan kararı temyiz etmiştir. Danıştay Onbeşinci Dairesi 12/4/2017 tarihinde oyçokluğuyla reddedilen maddi tazminat bakımından davalı idare lehine nispi vekâlet ücretine hükmedilmesine ilişkin kısmının bozulmasına ve kararın diğer kısımlarının onanmasına hükmetmiştir. Karara muhalif kalan üye karşıoy gerekçesinde; birinci başvurucuda oluşan arazın uygulanan enjeksiyon sonucu geliştiği, yapılan enjeksiyondan önce herhangi bir sakatlığı bulunmayan birinci başvurucunun bu enjeksiyon sonucu sakatlandığının açık olduğunu vurgulayarak sunulan sağlık hizmetine kusur atfedilememesi nedeniyle uğranılan zarara başvurucunun katlanmasının beklenmesinin hukuken imkân bulunmadığını vurgulamıştır. Bu nedenle kusur sorumluluğu ilkesi çerçevesinde tazmin edilemeyen zararların yine idare hukukunun temel ilkelerinden birisi olan kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca tazmin edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Nihai karar 12/12/2017 tarihinde başvurucular vekiline tebliğ edilmiş olup başvurucular 11/1/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.