4. Hukuk Dairesi 2023/1618 E. , 2025/3880 K. MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/91 Esas - 2019/407 Karar Taraflar arasındaki kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat ve kararın yayınlanması davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairenin 21.09.2022 tarihli 2021/18277 Esas 2022/10750 Karar sayılı ilamıyla hükmün onanmasına karar ver…
**4. Hukuk Dairesi 2023/1618 E. , 2025/3880 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/91 Esas - 2019/407 Karar Taraflar arasındaki kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat ve kararın yayınlanması davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairenin 21.09.2022 tarihli 2021/18277 Esas 2022/10750 Karar sayılı ilamıyla hükmün onanmasına karar verilmiştir. Kararın düzeltilmesi davacı vekili tarafından istenilmekle; kesinlik, süre, karar düzeltme şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; karar düzeltme dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı olan davalı tarafından 24.06.2014 tarihinde TBMM Parti Grubu haftalık değerlendirme toplantısında yapılan konuşmada müvekkili hakkında gerçeklikle ilgisi olmayan, hakaret ve iftira içeren söz ve ifadeler kullanıldığını, ifade özgürlüğü sınırlarının aşıldığını, müvekkili vakfın kişilik haklarının saldırıya uğradığını belirterek 100.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsili ile kararın yayınlanması talep edilmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu açıklamaların siyasi parti genel başkanı sıfatıyla kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla yapıldığını, ifade özgürlüğü sınırlarının aşılmadığını belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemenin 22.03.2016 tarihli, 2014/294 Esas ve 2016/102 Karar sayılı kararıyla; davanın kısmen kabulü ile 7.500,00 TL manevi tazminatın 23.06.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararının süresi içerisinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine Dairenin 19.12.2018 tarihli ve 2017/4017 Esas, 2018/8111 Karar sayılı ilamıyla; davaya konu ifadelerin, eleştiri ve ifade özgürlüğü sınırları içerisinde kaldığı, davacı TÜRGEV’in şöhret ve itibarına saldırı oluşturmadığı, davalının tazminat ile sorumlu tutulmasının yerinde görülmediği gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir. B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu söz ve ifadelerin davacının kişilik haklarına saldırı teşkil etmediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. C. Onama Kararı İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararının süresi içerisinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 21.09.2022 tarihli 2021/18277 Esas 2022/10750 Karar sayılı ilamıyla; kararın onanmasına karar verilmiştir. V. KARAR DÜZELTME A. Karar Düzeltme Sebepleri Davacı vekili karar düzeltme dilekçesinde; onama kararının gerekçelendirilmediğini, bu hususun adil yargılanma ilkesine aykırı olduğunu, gerçekliğine dair hiçbir delil bulunmayan isnat ile ilgili yapılan eleştirinin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesinin hatalı olduğunu, konuşmada suç isnat edildiğini, bilinçli olarak kamuoyunda yanlış bir izlenim yaratılmasının amaçlandığını, konuşmada kamu yararı bulunmadığını, müvekkili vakfın kişilik haklarının saldırıya uğradığını, onama kararının kaldırılması gerektiğini belirtmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık; Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı olan davalı tarafından 24.06.2014 tarihinde TBMM Parti Grubu haftalık değerlendirme toplantısında yapılan konuşmada sarf edilen söz ve ifadeler nedeniyle davacının kişilik haklarının saldırıya uğradığı iddiası ile manevi tazminat ve kararın yayınlanması istemine ilişkindir. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili kavram ve yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır. Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." Anayasa'nın 26 ncı maddesi şöyledir: "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. ... Bu hürriyetlerin kullanılması, ... başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının ... korunması ... amaçlarıyla sınırlanabilir...." AİHS'nin 10 uncu maddesi şöyledir: "1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. ... 2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ... başkalarının şöhret ve haklarının korunması ... için gerekli olan bazı ...sınırlamalara ... tabi tutulabilir." TMK'nın "Kişiliğin korunması" başlıklı 24 üncü maddesi şöyledir: “Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.” TBK’nın “Kişilik hakkının zedelenmesi” başlıklı 58 inci maddesi şöyledir: “Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.” Anılan anayasal ve yasal düzenlemeler ile Anayasa'nın 90 ıncı maddesinin beşinci fıkrasının son cümlesine göre ulusal hukukun bir parçası hâline gelmiş bulunan AİHS'nin 10 uncu maddesi uyarınca kişilik hakları zarara uğrayanların manevi tazminat isteme hakları vardır. Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil, onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin karşılığı manevi zarar olarak kabul edilerek keder ve acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için kanunlarımız manevi tazminat verilebilecek bazı olguları özel olarak düzenlemiştir. TMK'nın 24 ve TBK'nın 58 inci maddelerinde yer verilen kişilik haklarının korunması da bunlardan biridir. İfade özgürlüğü; haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilme, düşünce, tavır ve kanaatlerinden dolayı kınanmama ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilme, anlatabilme, savunabilme, başkalarına aktarabilme ve yayabilme imkânlarına sahip olma anlamlarına gelir. Muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve bu konuda başkalarını ikna çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için hayati önemdedir (Anayasa Mahkemesi (AYM); Bekir Coşkun, B. No: 2014/12151, 04.06.2015; Mehmet Ali Aydın, B. No: 2013/9343, 04.06.2015). İfade özgürlüğü; aynı zamanda demokratik toplumun temelini oluşturan, toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel unsurlardan olup bu özgürlük, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil; incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. İfade özgürlüğü; yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); Von Hannover/Almanya, B. No: 40660/08). Ancak belirtmek gerekir ki ifade özgürlüğü sınırsız değildir. Başta siyasi kişiler olmak üzere, en geniş hâlde dahi ifade özgürlüğünün, kişilerin itibarına zarar verecek boyuta ulaşmaması gerekir. Bu gereklilik, temel hak ve hürriyetlerin; kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva ettiğini belirten Anayasa'nın 12 nci maddesinin ikinci fıkrasından doğan bir zorunluluktur (AYM; Fatih Taş, B. No: 2013/1461, 12.11.2014). Bu itibarla, Anayasa'nın 26 ncı maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden biri de başkalarının şöhret ve itibarının korunmasıdır. Davalının söylediği sözlerin, ifade özgürlüğünün sınırlarını aştığını tespit ederken mahkemece ortaya konulan gerekçenin, bu özgürlüğü sınırlamak için yeterli ve ilgili olmasının yanında, ifade özgürlüğüne getirilecek sınırlamanın, demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik, ölçülü, orantılı ve istisnai nitelikte olması gerekir. Buna göre, ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahale, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değilse, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez. Bu tür davalarda mahkemece yapılması gereken; kamuya mal olmuş kişilerin şöhret ve itibarı ile ifade özgürlüğünün çatışması hâlinde bu iki hak arasında makul bir dengenin kurulmasıdır. Dengeleme yapılırken her bir somut olay bakımından şu hususları göz önüne almak gerekmektedir: Dava konusu açıklamanın kamu yararına ilişkin bir tartışmaya sağladığı katkı, ilgili kişinin tanınırlığı, toplumdaki rolü ve işlevi ile yazıya konu olan faaliyetin niteliği, açıklama veya yayının konusu, kapsamı, şekli ve etkileri, ilgili kişinin daha önceki davranışları, bilgilerin elde edilme koşulları ve gerçekliği ile uygulanan yaptırımın niteliği (AYM; ... (3), B. No: 2015/1220, 18.07.2018). Dosya kapsamından; Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı olan davalı tarafından 24.06.2014 tarihinde TBMM Parti Grubu haftalık değerlendirme toplantısında yapılan konuşmada davacı hakkında sarf edilen söz ve ifadelerin davacının kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğu iddiası ile eldeki davanın açıldığı, konuşmada gerçekliğine ilişkin hiçbir somut bilgi bulunmayan hususlarla ilgili davacıya somut olgu isnadında bulunulduğu, kesin yargı içeren şekilde beyanda bulunularak özle biçim arasındaki dengenin bozulduğu, doğrulanmamış ve/veya yanlış bilgilerin yayılmasında kamunun kamuoyunu bilgilendirme hak ve sorumluluğunun bulunduğunun kabul edilemeyeceği, kamu yararının ve toplumsal ilginin bulunmadığı, kullanılan söz ve ifadelerin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, ifade özgürlüğünün sınırlarının aşıldığı ve davacının kişilik haklarına saldırının gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Bu durumda davacının şeref ve itibarının korunmasını isteme hakkı, davalı tarafın ifade özgürlüğünden üstün tutulmalı ve davacının kişilik haklarının saldırıya uğradığı kabul edilmelidir. İfade özgürlüğüne bu kapsamda getirilen sınırlama, ölçülü ve orantılı olduğu gibi demokratik toplum düzeninin gereklerine de uygundur. Şu durumda; kişilik hakları saldırıya uğrayan davacı yararına TBK'nın 58 inci maddesi uyarınca uygun miktarda manevi tazminata karar verilmesi gerekirken istemin reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden onama kararının kaldırılarak, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Değerlendirme bölümününde açıklanan sebeplerle davacı vekilinin karar düzeltme isteğinin KABULÜ ile Dairemizin 21.09.2022 tarihli 2021/18277 Esas 2022/10750 Karar sayılı onama ilamının KALDIRILMASINA, mahkeme kararının BOZULMASINA, 3.815,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davacıya verilmesine, Peşin alınan temyiz ve tahsisi karar harçlarının istek halinde davacıya iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,06.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.