1. Hukuk Dairesi 2010/6788 E. , 2010/7592 K. MAHKEMESİ : BAYRAMİÇ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 22/05/2008 Taraflar arasında görülen davada; Davacı, miras bırakan babası O.Y.'ın 2293 parsel sayılı taşınmazını mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla muvazaalı olarak davalı kızına temlik ettiğini ileri sürerek, payı oranında iptal ve tescil olmazsa tenkis isteminde bulunmuştur. Davalı, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davalı M. yönünden açılan davanın muvazaa olgusunun sab…
**1. Hukuk Dairesi 2010/6788 E. , 2010/7592 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : BAYRAMİÇ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 22/05/2008 Taraflar arasında görülen davada; Davacı, miras bırakan babası O.Y.'ın 2293 parsel sayılı taşınmazını mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla muvazaalı olarak davalı kızına temlik ettiğini ileri sürerek, payı oranında iptal ve tescil olmazsa tenkis isteminde bulunmuştur. Davalı, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davalı M. yönünden açılan davanın muvazaa olgusunun sabit olduğu gerekçesiyle kabulüne; Diğer davalılar yönünden ise davanın sıfat yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir. Karar, davalı M. Ö. vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü. Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali,tescil olmazsa tenkis isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu 2293 parsel sayılı taşınmazın miras bırakan O.Y. tarafından 23.8.2004 tarihinde davalıya satış yoluyla temlik edildiği anlaşılmaktadır. Davacı, miras bırakan tarafından davalıya yapılan temlikin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek, eldeki davayı açmıştır. Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa,niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türü dür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir. Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l-4-1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmeside Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tesbitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler. Bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmeside büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır. Somut olaya gelince; murisin kolunun kırılması nedeniyle birtakım ameliyatlar geçirdiği ameliyat parasının bir kısmının davalı tarafından verildiği, bakımının davalı tarafından yapıldığı hususu bu davanın kabul edilmesi halinde mirasta hak sahibi olabilecek kardeşlerin ifadeleri ile sabittir. Hemen belirtilmelidir ki; satışa konu edilen bir malın devrinin belirli bir semen karşılığında olacağı kuşkusuzdur. Semenin bir başka ifade ile malın bedelinin ise mutlaka para olması şart olmayıp belirli bir hizmet ya da emek de olabileceği kabul edilmelidir. (HGK'nun 29.4.2009 gün 2009/1-130 S.K.) Esasen, yukarıda da değinildiği üzere muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak açılan davaların hukuki dayanağını teşkil eden 1.4.1974 gün 1/2 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında miras bırakanın gerçek iradesinin mirasçıdan mal kaçırma olması halinde uygulanabilirliğinin kabulü gerekir. Başka bir ifade ile murisin iradesi önem taşır. Yukarıda değinilen somut olgular, açıklanan ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde miras bırakanın gerçek irade ve amacının diğer mirasçıdan mal kaçırma olmadığı kabul edilmelidir. Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. Davalının, temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMY.'nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 28.6.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.