DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/3065 E. , 2024/836 K. T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/3065 Karar No : 2024/836 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Kurulu VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVACI): … VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 02/02/2022 tarih ve E:2016/58725, K:2022/118 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedb…
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/3065 E. , 2024/836 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/3065 Karar No : 2024/836 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Kurulu VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVACI): … VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 02/02/2022 tarih ve E:2016/58725, K:2022/118 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun 24/08/2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine dair 29/11/2016 tarih ve 2016/434 sayılı kararının iptaline, bu kararlar nedeniyle yoksun kalınan parasal hakların yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük hakların iadesine karar verilmesi istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 02/02/2022 tarih ve E:2016/58725, K:2022/118 sayılı kararıyla; Davalı idarenin usule ilişkin iddiaları ve davacının birleştirme talebi yerinde görülmemiş, "Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak, Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede; Davacının, ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 223/2-e maddesi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraatine karar verildiği, Davacı hakkındaki tanık beyanları yönünden, davacı hakkında somut herhangi bir bilgiye sahip olmadığı anlaşılan Gizli Tanık 1'in beyanının, başka delillerle de desteklenmediğinden, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği, Davacının kendi beyanı yönünden, davacının eğitim amacıyla FETÖ/PDY yapılanmasına ait dershaneye gittiği, barınma amacıyla kalmış olduğu FETÖ/PDY yapılanmasına ait yurttan bir kaç ay sonra ayrıldığına dair beyanlarının, bir başka ifadeyle barınma ya da eğitim saikiyle hareket ettiğinin aksini ortaya koyabilecek bir tanık beyanı ya da bilgi ve belgenin davalı idarece dosyaya sunulamadığı görüldüğünden davacının anılan beyanlarının örgütle irtibat ve iltisaklı sayılması için yeterli bir delil olarak değerlendirilmediği, Ayrıca, davalı idare tarafından davacının örgütle irtibat/iltisaklı olabilecek kişilerle ilgili beyanlarının davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve/veya iltisaklı olduğunu gösterir delil niteliğinde olduğu ileri sürülmüşse de, davacının ifadesinde belirttiği H.Ö.Ö. isimli kişiyle mahiyeti ve yoğunluğu belli olmayan ilişkide olduğu ve H.Ö.Ö. isimli kişi hakkında FETÖ/PDY üyeliği kapsamında adli soruşturmanın olup olmadığı hususunda herhangi bir bilginin dava dosyasına sunulmadığı görüldüğünden, davacının anılan beyanlarının örgütle irtibat ve iltisaklı sayılması için yeterli bir delil olarak değerlendirilmediği, Öte yandan, davalı idare tarafından, davacının 2014 HSK seçimleri sırasında bir kısım sözde bağımsız FETÖ/PDY adayına oy verdiğine yönelik beyanının davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve/veya iltisaklı olduğunu gösterir delil niteliğinde olduğu ileri sürülmüşse de, davacının Yargıda Birlik Platformu adayları lehine de oy kullandığı yönünde beyanlarının aksini ortaya koyabilecek bir tanık beyanı ya da bilgi ve belgenin davalı idarece dosyaya sunulamadığı görüldüğünden davacının anılan beyanlarının örgütle irtibat ve iltisaklı sayılması için yeterli bir delil olarak değerlendirilmediği, Davacının kullandığı GSM hattının ByLock listesinde yer alması yönünden, davacı tarafından, adına kayıtlı … nolu GSM hattı ile ByLock uygulamasının kullanılmadığının tespit edilmesi nedeniyle davalı idarece bu konuya ilişkin ileri sürülen hususun, davacının örgütle irtibat ve iltisaklı sayılması için delil olarak değerlendirilmediği, Davacıyla ilgili soruşturma bilgisi yönünden, Dairelerinin E:2016/54090 sayılı dosyasında, E:2016/58725 sayısına kayıtlı olarak açılmış olan işbu davaya da esas olmak üzere yapılan ara kararına cevaben davalı idare tarafından E:2016/54090 sayılı dosyasına sunulan 07/09/2021 tarihli beyanda, davacı hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesinin 2020/241 esas sayılı (Hâkimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin 2016/7900 sayılı) disiplin dosyasının dışında FETÖ/PDY örgütü ile bağlantılı olarak yürütülen veya sonuçlandırılan başka idari soruşturma bulunmadığı belirtilmiş ise de, bu disiplin soruşturması kapsamında davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatına ilişkin varsa elde edilen bilgi ve belgelerin neler olduğu ortaya konulmadığından, söz konusu soruşturmanın, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde dikkate alınmadığı, Diğer taraftan, davacının eşinin dosyalarına sunulmuş belgelerin davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı sonucuna varıldığı, Dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davalı idarece bakılmakta olan dosyada davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğuna ilişkin yeterli delil sunulmadığı, sunulan delillerin ise davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyacak yeterlilikte ve nitelikte olmadığı, ayrıca ilgili kamu kurumları ve özel kuruluşlarca Dairelerinin E:2016/54090 sayılı dosyasında yapılan ve E:2016/58725 sayısına kayıtlı olarak açılmış olan işbu davaya da esas olan 08/04/2021 tarihli ara kararına verilen cevaplarda da davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyan herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığının anlaşıldığı, Bu nedenle, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle tesis edilen dava konusu kararlarda hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varıldığı, Dava konusu kararlarda hukuka uyarlık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi gerektiği, Öte yandan, davalı idarece, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyacak nitelikte delillerin tespit edilmesi halinde yeniden işlem tesis edilebileceğinin de açık olduğu gerekçesiyle, Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararının ve bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine dair … tarih ve … sayılı kararının iptaline, yoksun kalınan parasal haklarının davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, öncelikle, davacının 2. dilekçesinde (savunmaya cevap) parasal ve özlük hak isteminde bulunarak davayı genişleten talebinin Daire tarafından dikkate alınmaması gerekirken, davacı lehine parasal ve özlük haklara hükmedilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığı, usule ilişkin itirazlarının karşılanmadığı, dava konusu işlemin bir disiplin işlemi olmadığı, Dairece davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle irtibat ve iltisaklı olduğu noktasında katı bir bakış açısıyla sonuca varıldığı, davacının hâkimlik ve savcılık mesleğinde kalmasının uygun olup olmaması yönünden yapılan değerlendirmede sübut derecesinin aranmasının usul ve yasaya aykırılık oluşturduğu, Dairenin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak ve irtibatları nedeniyle meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcılar tarafından açılan davalarda verdiği bir kısım ret kararlarında yer alan değerlendirmeler ile işbu dosyadaki gibi verilen iptal kararlarının gerekçelerinde ciddi çelişkiler bulunduğu, Dairenin, işbu dosyada etkin pişmanlık hükümlerini, ceza yargılamasını esas alarak; etkin pişmanlık hükümlerinden yararlandırılmadığından bahisle, davacının FETÖ terör örgütüyle açıkça iltisakını ortaya koyan ikrarını gözardı ederek karar vermesinin, kabul edilebilecek makul ve hukuki hiçbir yönünün olmadığı, gizli tanığın beyanının davacıyı teşhis etmeye gerek olmaksızın, tereddütsüz somut tespitler içerdiği ve Kurul müfettişliği yapmış biri olarak ilgiliyi yakından tanıma olanağı bulunan idarelerinin bu beyanın doğruluğu konusunda kanaat getirdiği, davacının kendi ifadesinde belirttiği H.Ö.Ö. hakkında dosyaya bir bilgi veya belge sunulmadığını belirten Dairenin, bu incelemeyi kendisi yapabileceği (hatta bazı dosyalarda yaptığı) veya ara kararıyla idarelerinden isteyebileceği, davacı tarafından da örgüt üyesi olduğunun belirtildiği, 2014 seçimleri hakkında davacı beyanları arasında çelişki olduğunun Daire tarafından irdelenmediği/gözardı edildiği, (oyları karışık verdiğine dair beyanı ile oylarını Yargıda Birlik Platformuna verdiği yönündeki beyanı) bu durumun ise davacı lehine kabul edilmesinin hukuka aykırı olduğu, Dairenin, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisaklı okulda/dershanede eğitim görmesi ve örgüt ile iltisaklı yurtta kalınması hususunu sadece davacının beyanını esas alarak, bu beyanın ve eğitim/barınma saikiyle hareket edildiğinin aksini gösteren bir tespit olmadığı gerekçesiyle delil olarak kabul etmediği, bu hususun Dairece benzer bazı dosyalarda aleyhe delil olarak kabul edildiği, idarelerinin kişinin iç dünyasındaki bir güdülenmenin aksini ispat etmesinin, bu bağlamda bir tespiti dosyaya sunmasının mümkün olmadığı, Dairenin de bunu öngöremeyeceği, davacı hakkında kamu davasının açılmış olduğunu, iddianamedeki delillerin iltisak ve irtibat hususunu ortaya koyduğunu savunmalarına rağmen bu hususun dikkate alınmadığı, evliler hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak veya irtibat hususundaki değerlendirme bireysel olarak yapıldığından, eşleri meslekten çıkarıldığı halde kendileri göreve devam eden pek çok hâkim ve savcının bulunduğu, davacıyla ilgili kanaatlerinin olumsuz yönde oluştuğu, parasal ve özlük hak, maddi, manevi tazminat ve faize ilişkin taleplerin yasal dayanaktan yoksun olduğu, 685 sayılı KHK, Anayasa'nın 159. maddesinin 10. fıkrası ve 7075 sayılı Kanun'un 10. maddesinin 1. fıkrası uyarınca tam yargı davalarına karşı yargı yolunun kapalı olduğu, 685 sayılı KHK'nın yürürlüğe girdiği 23/01/2017 tarihi öncesi için hiçbir şekilde parasal ve özlük hak, maddi ve manevi tazminat ve faize hükmedilemeyeceği, söz konusu taleplerin dava tarihinden itibaren dikkate alınabileceği ve faiz konusunda da yasal faizin dikkate alınabileceğine dair yerleşik Danıştay içtihatlarına aykırı taleplerin de kabulünün mümkün olmadığı ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Kurulumuzun 13/12/2023 tarihli ara kararına davalı idarece verilen cevaba ilişkin bilgi ve belgelerin dosyaya sunulması üzerine, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini "Yurtta Sulh Konseyi" olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır. Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir. MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır. 23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarih ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararıyla, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiş, bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi aynı Kurulun 29/11/2016 tarih ve 2016/434 sayılı kararıyla reddedilmiştir. Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır. Öte yandan, davacı hakkında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan açılan ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 223/2-e maddesi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraatine karar verildiği ve anılan kararın 17/05/2022 tarihinde kesinleştiği görülmüştür. İLGİLİ MEVZUAT : 1) Anayasa Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir. Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır." Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz." Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır." Anayasa’nın 13. maddesi: "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." Anayasa’nın 14. maddesi: "Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz. ..." Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir. Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz." Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz." Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz." Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler." Anayasa’nın 139. maddesi: "Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır." Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: "Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler." Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar." Aynı maddenin sekizinci fıkrası: "Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar. ..." 2) AİHS AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir." AİHS'in 8. maddesi: "Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir." AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir. Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez. Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir." 3) Kanun 667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir." Üçüncü fıkrası: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır." Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır. ..." 4) Etik İlkeler Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir. Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 1) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarih ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir. Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır. 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, "meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan "olağanüstü tedbir" niteliğindedir. Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile "terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen" üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir. Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir. Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını "kavuşan, bitişen, birleşen", irtibatlı kavramını ise "bağlantılı" olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır. Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için birtakım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır. 2) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir. Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemlerin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemlerin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir. Öte yandan, 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi uyarınca olağanüstü tedbir niteliğinde bir idari yaptırım olarak meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen yargı mensupları hakkında bu olağanüstü tedbirin sebebini oluşturan eylem ve davranışların niteliği ve mahiyeti itibarıyla aynı zamanda ceza hukuku bakımından da suç oluşturması halinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) uyarınca "Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak" suçundan ceza soruşturması ve kamu davası açıldığı da görülmüştür. Bununla birlikte, 667 sayılı KHK uyarınca bir yargı mensubu hakkında terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti olmasa da bu terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olması nedeniyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına yönelik olağanüstü idari tedbirin uygulanabilmesi karşısında, anılan yargı mensubu hakkında açılan ceza soruşturmasında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına veya ceza davasında beraatine karar verilmiş olmasının, ilgili hakkında anılan olağanüstü tedbirin hukuka uygunluğu yönünden yürütülen yargılama faaliyeti için bağlayıcı olmayacağı açıktır. Bu durumda, davacı hakkında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan açılan ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 223/2-e maddesi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraatine karar verilmiş olmasının, davacının FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi Kurulumuz tarafından yapılacak idari yargılama yönünden bağlayıcılığı da bulunmamaktadır. Dava dosyasında yer alan davacı hakkındaki bilgi ve belgelerin değerlendirilmesine gelince; Davacı hakkında düzenlenen iddianamede; "... Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından … sayılı soruşturma evrakı ile ilgili olarak alınan 30.07.2016 tarihli Gizli Tanık 1 ifadesinde özetle; 4-5 yıl kadar önce Mehmet Akif Ersoy İlköğretim Okulu’ nda öğretmenlik yapan ve Savaştepe ilçesinde memurların öğretmen sorumlusu olarak örgütsel anlamda çalışmalar yapan, sohbet toplantıları düzenleyen ve kendisini de sohbete davet eden H.G. ile konuştuğu dönemde Savaştepe'de savcılık yapan, esmer, elinde sürekli Zaman gazetesi taşıyan, daha sonra Ankara' ya müfettiş olarak giden, gözlüklü, 2012-2013 yılları arası kaldığını düşündüğü, ismini bilmediği bir savcının da olduğunu bildirdiği, Yapılan soruşturmada, şüpheli ...’nun 02.07.2013–15.05.2014 tarihleri arasında Savaştepe Cumhuriyet savcısı, 15.05.2014–23.12.2014 tarihleri arasında da HSYK Kurul Müfettişi olarak görev yaptığı ve gizli tanık ifadesinde bildirilen savcı olduğu tespit olunmuştur..." şeklinde tespit yer almaktadır. Davacı hakkında … Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 26/12/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağında şu ifadelere yer verilmiştir: "18/07/2016 tarihinde yürütülen soruşturma kapsamında ifade vermiştim, halen Silivri Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nda tutuklu olarak bulunmaktayım, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben etkin pişmanlıktan yararlanmak istediğimi, ek ifade vereceğimi beyan etmiştim, etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak istiyorum.İkokul 2.sınıfta iken 29 Ekim 1988'de Şanlıurfa'dan Ankara'ya taşındık, babam bankacı, annem ise ilkokul öğretmeni idi, ortaokul 2.sınıftan 3.sınıfa geçtiğim sene 1994 ya da 1995 yılında Ankara Bahçelievler 7.Caddedeki Bahçelievler Camii Kuran Kursuna yazıldım, ancak bu kursta bizimle ilgilenen caminin hocası ya da imamı değildi, Gazi Üniversitesi Fizik Bölümü öğrencisi olduğunu bildiğim H. isimli daha sonradan Ö.Ö. ya da H.Ö.Ö olarak ismini öğrendiğim şahıs ilgileniyordu, fakat bu dönemde kuran öğretme dışında başka bir faaliyet yürütmedi, top oynama, güreş gibi aktivitelerde yapıyorduk.Bu kuran kursundan ayrıldıktan sonra ben ... Bloklarında bulunan H. isimli şahsın kaldığı eve bize ders çalıştıracağını söylediği için 1 ay kadar gittim, burada da yine ders çalışma dışında başka bir faaliyet yürütmedik, ancak evdeki Fetullah Gülen kitaplarından ben bu evin cemaate ait ev olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum, bu ev Alpaslan Türkeş'in mezarı ile öğretmenevinin çaprazında Emek 8.Cadde girişinde idi.Burada çalışırken H. isimli şahıs bize askeri lise ve fen liselerine hazırlayabileceğini, bu sınavlara girmemizi istedi, ancak benim not ortalamam düşük olduğu için Bahçelievler Deneme Lisesine devam ettim, bu sıralar annem Alpaslan İlkokulunda öğretmendi, babam ise Emlak Bank'dan emekli olmuştu.Lisede izci grubuna girmiştim, bu gruptakiler daha çok Atatürkçü, laik, demokrat çizgide arkadaşlar ve aile gruplarından geliyorlardı, dolayısıyla benimde düşüncem bu yönde gelişti, lise döneminde cemaatle hiçbir bağlantım olmadı.Lise son sınıfta üniversiteye Kızılay Dershanesinde hazırlandım, 1998 yılındaki ilk sınavı kazanamadım, bu dershane zaten cemaate ait bir dershane değildi, 2.yıl dershane arayışına başladım, bu sırada H. isimli şahıs bana gelip "bir dershane açacağını, istersem benimde bu dershaneye devam edebileceğimi" söyledi, başlangıçta Gazi Mustafa Kemal bulvarında, sonrasında Maltepe metrosu çıkışında bir binanın 2.katında (şimdi ciğerci olarak hizmet vermektedir) etüt merkezi olarak adlandırılan bu yere devam ettim, benimle birlikte tahminen 10 arkadaş vardı.Daha sonra 2.dönemde Halit isimli şahıs Zirve Dershanesini kurunca bizler Keçiören Zirve Dershanesine geçtik, hatta bu şahıs dershaneler kapatılınca Evren Kolejinide kurdu, Zirve Dershanesi ise birçok şube açtı, ben gerek etüt merkezinde gerek dershanede paramı vererek ders aldım, zaten bana yönelik cemaatle ilgili herhangi bir faaliyet yürütülmedi...Zirve Dershanesindeki çalışmamdan sonra 1999 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandım, o sene deprem olduğu için yakınlarını kaybedenlere öncelik verildiğinden bana İstanbul'da yurt çıkmadı, akrabamda olmadığı için H. isimli şahıstan yardım istedim, çünkü H. beni ve S. isimli arkadaşı üniversite sınavından önce İstanbul'a gezmeye götürmüştü, İstanbul'u istediğimi biliyordu, yardım isteyince önce eve çıkmamı teklif etti, ben kabul etmeyince Ünalan mahallesi Atıf Bey Erkek Öğrenci Yurdu'nu ayarladı, bu yurdun müdürü A. isimli bir şahıstı, 28 Şubat süreci sonrası olduğu için yurtta cemaat yurdu olduğundan yurtta kalmaktan çekindim, yurt müdürü A. "sizin kaydınız yok sıkıntı olmaz” dediği için yurtta kaldım, yurtta hukuk ve teknik eğitim öğrencileri kalıyordu.Yaklaşık 2 ay sonra yurttan en son Danıştay Tetkik Hakimi olduğunu bildiğim H.A. ve Futbol Federasyonu Disiplin Kurulu üyeliği yapan Av.S.Ö. ile Acıbadem'de bir eve çıktık, ancak bu ev cemaatin evi değildi, tüm masraflarını biz karşılıyorduk, bu arkadaşlarında benim gibi esasen cemaatle ilgileri yoktu.Ben S.Ö. ile anlaşamayınca bu evi dağıttık, okuldan arkadaşlarım olan T.T.Ö., E.G., Y.K. ve Ö.C. ile bir ev tuttuk, bu arkadaşlarında cemaat ile hiçbir ilgileri yoktu, hatta benim yurt geçmişimide bilmiyorlardı, ilk üç arkadaş halen avukatlık yapmakta, ... ise spor akademisi mezunudur.Özellikle size yurtta kalan ya da yurttan cemaat evine çıkan ve yurtta belletmenlik yapan şahıslardan hatırladıklarımın ismini vermek istiyorum.Yurttan cemaat evine geçtiğini bildiğim U.K.(en son Mersin Cumhuriyet savcısı idi) yurtta kalanları ve cemaat evine geçenleri en iyi bilebilecek durumdadır, bildiğim kadarıyla evleri alt dönemler, üst dönemler, hukukçular, idareciler şeklinde ayırıyorlardı.Yine yurtta kalıp sonradan benim gibi ayrılan ve bir süre beraber kaldığımız H.A. (en son Danıştay Tetkik Hakimi idi), E. isimli idari yargıda olduğunu bildiğim bir arkadaş, Av.H.F.E. (Fatih Üniversitesinde Yard.Doç. ya da Doçenttir), Av.E.G.A. (17-25 Aralık sonrası tutuklanan polislerin avukatlığını yapan), Av.U.E., Av.Ç.K., Av.A.D., Av.Z.E.Y., Av.F.Ö. ya da Öz. (Mizan Hukuk Derneği kurucusu)'i hatırlıyorum, bunlardan H.A. ile H.F.E. benden sonra aynı evde kaldılar, ancak kaldıkları evin cemaat evi olmadığını biliyorum, yukarıda saydığım kişilerde yine cemaate ait değil, kendi imkanları ile kiraladıkları evlerde kalıyorlardı...Bu şahısların dışında bunlar vasıtası ile tanıştığım, U.K.ya da diğerlerinin yanında gördüğüm, nerede kaldıklarını bilmediğim B.C. (en son HSYK Tetkik Hakimi iken sanırım Adana Kozan'a atandı) ve Ü.Ü. (en son Burdur Cumhuriyet savcısı idi) vardı.Bu arada U.K. bu gruptaki en faal kişiydi, gerek 2010 gerek 2014 HSYK seçimlerindede faal çalışmıştı, U.K.'nin evine üniversite 2. ya da 3.sınıfta bir kez yemek davetine gitmiştim, sadece kaldığımız yurttan arkadaşlar katılmıştı.Bu yemektede cemaatle ilgili sohbet olmamıştı, sadece yemek yemiştik.Ayrıca U.E. isimli arkadaş biz yurtta iken yurtta kalanları Mudanya'ya geziye götürmüştü, Mudanya'da cemaate ait bir yurtta yemek yemiştik.Okul bitince doğrudan Ankara'ya döndüm, bu yapıyla hiçbir irtibatım olmadı, Av.Z.C.D.'ın yanında staj yaptım, daha sonra Av.F.S. ile ortak büro açtık, askere gidip geldim, avukatlık olarak işler yolunda gitmeyince 2005 yılında kazanamadığım hakimlik sınavına 2006 Nisan ayında yine girdim, 73 puan aldım, hakimlik sınavına kendi imkanlarımla hazırlandım, kimseden soru almadım, dershaneye gitmedim, gerek staj yaptığım avukatın gerek ortağımın bu yapıyla hiçbir ilgisi yoktur.Hakimlik mülakatı için Yargıtay üyeliğinden emekli olan A.İ.'ye babam vasıtası ile gittim, zira bankacı olan babam onun eşi ile Şanlıurfa'da çalışmışlar, o sırada A.İ. Bozova Cumhuriyet savcısı imiş, ben onun referansı ile mülakatı kazandım, Ankara'da hakimlik sınavına başladım. Staj döneminde anaokulu öğretmeni olan E. isimli kızarkadaşımdan sırf cemaat sohbetlerine katılıyorum dediği için ayrıldım, bu dönemde akademide eşim A. ile tanıştım, eşim gerek kendisi gerek ailesi itibariyle cemaatle ve bu düşüncelerle ilgisi olmayan birisidir, eşime daha önceki yurt geçmişimden, etüt ve yurt dönemimden bahsetmedim, zira bu yapıyla irtibatım yoktu ve böyle anılmak istemiyordum.Akademi dönemindede cemaat mensubu bir kimse ile irtibatım olmadı, zaten akademide cemaat mevzusu da konuşulmuyordu.Eşimle kura ile İnebolu'ya atandık, 2010 HSYK seçimlerinde oradaydık, U.K. isimli yukarıda bahsettiğim arkadaş İ.O. listesi olarak adlandırılan listeye oy istedi, hatta elinde bir liste vardı ve Türkiye'yi geziyordu, ben kendisine listedekiler dışında başkalarınada oy vereceğimi söyleyince 7 isim söyleyip, H.K., H.T., C.A. ve bir üyeyi daha (ismini hatırlamıyorum) çizebileceğimi söyledi, bende karışık bir şekilde oyumu kullandım, hatta H.T. ile C.A.'ya da oy verdim.Eşim ise zaten doğum iznindeydi, ancak seçimde oy kullandı, o da bildiğim kadarıyla karışık bir listeye oy verdi.İnebolu'dan beklemediğimiz şekilde 2011 yılında Şırnak İdil'e tayin olduk, 2.5 yıl orada kaldık, bu dönemdeki tetkik hakimliği ve müfettişlik taleplerimiz reddedildi, eşimle aramda birtakım sorunlar vardı, Ankara'ya gidip ayrı evlerde kalmak suretiyle sorunlarımızı aşabiliriz düşüncesindeydik, ancak buna imkan verilmedi. Öte yandan U.K. seçimler sonrası Akyazı Başsavcısı, B.C. HSYK Tetkik Hakimi, Ü.Ü. Tatvan Başsavcısı oldu.Daha sonra Savaştepe'ye tayin edildik, orada iken de müfettişlik ve tetkik hakimliği taleplerimiz kabul edilmedi, 18 Aralık 2013 yılında yapılan müfettişlik mülhakatını kazanamadım.Mart 2014 yılında müfettişlik ve tetkik hakimliği başvurusunda yeniden bulundum, bu kez o tarihte Gölbaşı Sulh Ceza Hakimi olan ve daha önce İnebolu'da çalıştığım F.Y. ile görüştüm, bana "müfettişliği, tetkik hakimliğini bırak, Yargıda Birlik Platformu kuruldu seni Savaştepe temsilcisi yapalım” dedi, ancak ben eşimle olan sorunlarıda gözeterek Ankara'yı istediğimi söyledim, bunun üzerine F.Y.'ın yanına gittim, beni Gölbaşı Başsavcısı A.Ç.'nin yanma götürdü, oradan Ş.K.'ya gönderdiler, Ş.K. bir üyenin sorun çıkardığını söyleyince ben bu durumu A.Ç.'ye ilettim, bunun üzerine A.Ç. R.A ile görüştü, hatta ben bunlarlada yetinmeyip yine A.İ.'den yardım istedim, neticede 30 Nisan 2014 tarihli mülhakatı kazandım, 15 Mayıs 2014 yılında göreve başladım, bu arada Şanlıurfa Valisi C.G. vasıtası ile HSYK üyesi İ.A.'ya da ulaştım, yine HSYK üyesi A.G.'ye üniversiteden tanıdığım için ulaştım, gerek F.Y. gerek A.Ç., gerekse A.İ. ve diğerleri benim cemaat yurdunda kaldığımı, etüt ve dershanelerine gittiğimi bilmiyorlardı.2014 yılında HSYK seçimleri öncesi U.K. beni arayarak yine oy istedi, bu kez bağımsız adayları kastederek onlara oy istedi,ayrıca Savaştepe'de iken Balıkesir Başsavcısı olan F.S. ile HSYK Tetkik Hakimi İ.B.'de oy istediler, F.S. sonradan kendisinin çekildiğini söyleyip L.U. ve M.K. için oy istedi, her biri bunların bağımsız aday olduğunu söylüyorlardı, cemaatten bahsetmediler, sadece F.S. bağımsız adayları kastedip birlikte hareket ettiklerini söylemişti. Seçimlerden sonra HSYK Tetkik Hakimi B.C. bağımsızlar listesini eski HSYK Genel Sekreteri M.A.'nın hazırladığını söylemişti.Ben bu dönemde müfettiş olduğum için bize seçimlerle ilgili taraf olmamamız yönünde Teftiş Kurulunun uyarılarınıda dikkate alarak faal görev yapmadım, kimse için oy toplamadım, Seferihisar denetimine gittim, Ankara'da 2 kez Yargıda Birlik yemeğine katıldım, nakdi yardım yaptım, oyumu daha çok Yargıda Birlik Platformu adayları için kullandım, bağımsızlardan da İ.Ç., O.G., İ.B., A.B. ve M.A.'ya verdim, eşim ise bildiğim kadarıyla tamamen Yargıda Birlik adaylarına oy verdi, zaten o dönemde ayrı yaşıyorduk, sonuç itibariyle ne bağımsızlara ne de Yargıda Birlik adaylarına hayır diyememiş oldum.Müfettiş olarak 33 kişi alınmıştık, ben ve A.A., H.S.K., E.G. 2014 HSYK seçiminden sonra teftişten gönderildik, zaten 3 kişinin listeyi deldiği,bunların kripto olduğu sürekli konuşuluyordu, A.A.'da bildiğim kadarı ile teftişte yaşadığı konuşma nedeni ile gönderildi.Benim dışımdaki diğer kişilerin listeyi deldiği düşünülen kişilerden olup olmadıklarını bilmiyorum.Bunun dışında örgüt içerisinde herhangi bir görev almadım, bu yönde tarafıma bir talimat verilmedi, örgütün yargı imamının kim olduğunu, yıllar itibariyle değişiklik olup olmadığını, sohbet gruplarında kimlerin yer aldığını bilmiyorum, menfi takip havuzu, dava takip havuzu, istişare heyeti kavramlarını duymadım, örgütün kriptolu haberleşme için kullandığı uygulamaları kurmadım, kullanmadım.Örgüte herhangi bir yardımda bulunmadım, aidat ödemedim, kurban bağışlarını Diyanet İşleri ve LÖSEV'e yaptım, bu arada yukarıda bahsettiğim H.Ö.Ö. ile 2013 yılındaki buluşmamızda bana kurban bağışları için Afrika'da bir ülkeye gittiğini söylemişti.Esasen benim bu şahısla sık irtibatım yoktur, ancak telefonlarımız birbirimizde vardı, 2005 ve 2013 yıllarında birer kez olmak üzere iki kez dışarıda yemek yemek üzere Ankara'da görüştük, bunun dışında cemaat mensubu olduğunu bildiğim meslek dışından herhangi biriyle görüşmem olmamıştır.Etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak istiyorum, zaten suç işleme kastım da yoktur, tutuklu kaldığım süre, atılı suçun vasıf ve mahiyeti gözetilerek tahliyemi istiyorum, dedi." Temyize konu Daire kararında, Dairece dosyadaki mevcut deliller davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakı için yeterli görülmemiş ise de, Gizli Tanık 1'in, Savaştepe ilçesinde memurların öğretmen sorumlusu olarak örgütsel anlamda çalışmalar yapan, sohbet toplantıları düzenleyen ve kendisini de sohbete davet eden H.G. ile konuştuğu dönemde Savaştepe'de savcılık yapan, esmer, gözlüklü, elinde sürekli Zaman Gazetesi taşıyan, daha sonra Ankara'ya müfettiş olarak giden, 2012-2013 yılları arası kaldığını düşündüğü, ismini bilmediği bir savcının da olduğu yönündeki ifadesi; davacının ceza yargılaması aşamasında etkin pişmanlıktan yararlanmak istediğini beyan ederek örgütle irtibat/iltisaklı olabilecek bir kısım kişilere dair bilgiler vermesi ve 2014 HSYK seçimlerinde FETÖ/PDY terör örgütünce desteklenen bağımsız görünümlü adaylardan bir kısmına oy verdiği, üniversiteye hazırlık döneminde FETÖ/PDY yapılanmasına ait dershaneye gittiği, üniversite döneminde iki ay süreyle anılan yapının yurdunda kaldığına ve diğer hususlara yönelik kendi beyanının bir bütün olarak değerlendirilmesinden, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan beraatine karar verilmiş olması, başka bir ifadeyle isnat edilen suç yönünden suçlu bulunmaması nedeniyle Türk Ceza Kanunu'nun 221. maddesi kapsamında etkin pişmanlık hükümlerinden yararlandırılmadığı anlaşılan davacının, bu kapsamda yaptığı başvuru ve verdiği ifade, FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatını gösteren delil olarak değerlendirilmiştir. 3) Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi Dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir. Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır. Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır. Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike"nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır. Bu itibarla, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır. 4) Sonuç olarak Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir. Bu itibarla, Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararının ve bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine dair … tarih ve … sayılı kararının iptali ve yoksun kalınan parasal haklarının davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi yolundaki Daire kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne; 2.Yukarıda özetlenen gerekçeyle dava konusu işlemlerin iptaline, yoksun kalınan parasal haklarının davacının meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 02/02/2022 tarih ve E:2016/58725, K:2022/118 sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine, 4. Kesin olarak, 18/04/2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.