Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2020/4922 E. , 2024/1562 K. T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No: 2020/4922 Karar No: 2024/1562 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ... TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Genel Müdürlüğü / ... VEKİLİ : Av. ... İSTEMLERİN_KONUSU : ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının taraflarca aleyhlerin olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı tarafından, tren teş…
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2020/4922 E. , 2024/1562 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No: 2020/4922 Karar No: 2024/1562 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ... TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Genel Müdürlüğü / ... VEKİLİ : Av. ... İSTEMLERİN_KONUSU : ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının taraflarca aleyhlerin olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı tarafından, tren teşkil memuru olarak görev yapmakta iken 10/08/2006 tarihinde İzmir Halkapınar Gar-Liman arası yapılan koteynır taşımacılığı manevrası sırasında vagondan düşerek sol kolunun koptuğundan bahisle, uğradığını ileri sürdüğü zararlara karşılık fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 80.000,00 TL (miktar artırımı sonucu 341.428,50 TL) maddi, 40.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince; Danıştay Onuncu Dairesinin 02/10/2017 tarih ve E:2017/750, K:2017/3834 sayılı maddi tazminata ilişkin bozma kararına uyularak, bilirkişi incelemesi yaptırılması üzerine dosyaya sunulan bilirkişi raporu ve ek raporların anılan bozma kararına uygun olmadığından bahisle hükme esas alınabilecek nitelikte görülmediği, davacının olaydan sonra emekliye ayrılmadığı, memur olarak aynı kurumda çalışmaya devam ettiği de dikkate alınarak, Mahkemelerinin 01/06/2018 tarihli ara kararıyla, davacı tren teşkil memuru olarak emekli olma koşullarına sahip olsaydı bağlanabilecek emekli aylığının tutarı ve alacağı emekli ikramiyesinin tutarı ile memur olarak emekli olması halinde aldığı emekli aylığı ve emekli ikramiyesinin tutarının miktarının ne olduğunun sorulması üzerine, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığınca verilen cevapta memur ile tren teşkil memurunun genel idari hizmetler sınıfında olmasından dolayı aralarında herhangi bir fark bulunmadığının belirtildiği; Mahkemelerinin 05/02/2020 tarihli ara kararıyla, davacının emsali olan tren teşkil memuru ile emeklilik tarihine kadar davacının aldığı ücretlerin her aya ilişkin ayrı ayrı hesaplandığı tablonun onaylı ve okunaklı örneğinin istenilmesi üzerine, davalı idarece verilen cevapta davacının emsali tren teşkil memuru ile arasında oluşan maaş farkının 5.392,39 TL olduğu yönünde cevap verildiği, bu itibarla, davacının aktif dönem işlemiş dönem zararının önceki görevi ile sonraki görevi arasında oluşan 5.392,39 TL maaş farkı olduğu, aktif dönem sona erdiğinden işleyecek dönem zararının bulunmadığı, davacının önceki görevi ile sonraki görevi arasında emekli maaş ve ikramiye farkı olmadığından pasif dönem zararının olmadığı sonucuna varıldığı, kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince davacının yoksun kaldığı 5.392,39 TL maaş farkının maddi tazminat olarak davalı idareden alınarak davacıya ödenmesi gerektiği gerekçesiyle davacının maddi tazminat isteminin kısmen kabulüne 5.392,39 TL maddi tazminatın, ... Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan dava tarihi olan 13/11/2006 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idare tarafından davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin maddi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir. TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacı tarafından, Mahkemece aldırılan bilirkişi raporlarının hükme esas alınmamasının sebebinin anlaşılamadığı, yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılarak karar verilmesi gerektiği; davalı idare tarafından, olayda zarar görenin ağır kişisel kusurunun bulunduğu, idarelerinin kusursuz sorumluluğunun bulunmadığı ileri sürülmektedir. TARAFLARIN_SAVUNMALARI: Davacı tarafından davalı idarenin temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. Davalı idare tarafından savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Davalı idarenin temyiz isteminin reddi, davacının temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Dava, tren teşkil memuru olarak görev yapmakta iken 10/08/2006 tarihinde İzmir Halkapınar Gar-Liman arası yapılan koteynır taşımacılığı manevrası sırasında vagondan düşerek sol kolunun koptuğundan bahisle davacı tarafından, uğradığını ileri sürdüğü zararlara karşılık fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 80.000,00 TL (miktar artırımı sonucu 341.428,50 TL) maddi, 40.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. A) Temyize konu Kararın, maddi tazminat isteminin kısmen kabulüne ilişkin kısmının incelenmesi: HUKUKİ DEĞERLENDİRME: İdare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen kararın, maddi tazminat isteminin kısmen kabulüne ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, davalı idarece ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. B) Temyize konu Kararın, maddi tazminat isteminin kısmen reddine ilişkin kısmının incelenmesi: İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. İdare, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun "Bedensel zarar" başlıklı 54. maddesinde, bedensel zararların; tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar olduğu; "Belirlenmesi" başlıklı 55. maddesinin 1. fıkrasında, destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararların, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanacağı, kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemelerin, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemeyeceği; zarar veya tazminattan indirilemeyeceği, hesaplanan tazminatın, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamayacağı veya azaltılamayacağı, bu Kanun hükümlerinin, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanacağı hükümlerine yer verilmiştir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesinin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, "Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir." hükmü düzenlenmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Borçlar Kanunu'nun 54. maddesi hükmünden de görüleceği üzere; kazanç kaybı ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar, maddenin ayrı bentlerinde farklı bedensel zarar kalemleri olarak örnekleme yoluyla sayılmıştır. Buna göre, bedensel zarara uğrayan kişiler hem "kazanç kaybına" hem de "çalışma gücü kaybı"na uğrayabilirler. Öte yandan; bedensel zararın neden ve etkisiyle çalışma gücü kaybına uğrayan, bir başka ifadeyle, kısmen veya tamamen çalışma gücünü kalıcı/sürekli kaybeden kişinin gelirinde veya kazancında bir azalma meydana gelmemiş olsa dahi işini ya da günlük yaşamsal faaliyetlerini eskisine ve emsallerine nazaran daha fazla efor sarf ederek yapması nedeniyle oluşan ve bir maddi zarar kalemi olan "efor/güç kaybı zararı", yukarıda anılan Kanun hükmüne geçen "çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar" kapsamında yer almaktadır. Zira, kişinin uğradığı bedensel zararı, çalışma gücündeki kayıp nedeniyle fazladan sarf ettiği "efor" oluşturmaktadır. Başka bir ifadeyle, çalışma gücü kaybına uğrayan kişinin günlük yaşamını sürdürebilmesi ve/veya mevcut işini yapabilmesi için zarardan önceki durumuna ve diğer kişilere göre daha fazla bir güç (efor) sarf ettiği gerçeğinden hareket edilerek zararı, bir anlamda, bu "fazladan sarf edilen gücün" oluşturduğu esası benimsenmiştir. Bu doğrultuda, idari faaliyetlerin neden ve etkisiyle kamu görevlilerinin veya diğer kişilerin güç (efor) kaybına dayanan maddi zararının idare hukukunun ilke ve kuralları uyarınca idarece tazmin edilmesi gerektiği hususunda kuşku bulunmamaktadır. Dolayısıyla, idari eylem nedeniyle kalıcı sakatlığa uğrayan kişinin gelirinde/kazancında, bu sakatlığa bağlı olarak bir azalma meydana gelmişse, uğradığı bu kazanç kaybının yanı sıra çalışma gücü kaybından kaynaklanan efor (güç) kaybı tazminatının da ödenmesi gerekmekte olup, her ikisinin birlikte ödenmesi, iki ayrı tazminat kalemi olması nedeniyle mükerrer ödeme olarak değerlendirilmemelidir. Uyuşmazlıkta, tren teşkil memuru olan davacı Yaşar Akbaba'nın, zararı doğuran ve tazminat istemine dayanak teşkil eden olayın gerçekleştiği 10/08/2006 tarihinden, emekli olduğu tarihe kadar memur olarak çalıştığı tartışmasız olup; davacının maddi zararı, görevine tren teşkil memuru olarak devam edememesi nedeniyle meydana gelen gelir kaybı ile günlük yaşamını sürdürebilmesi için zarardan önceki durumuna ve emsallerine göre daha fazla bir güç (efor) sarf etmesi nedeniyle oluşan efor (güç) kaybından kaynaklanmaktadır. Bu durumda, temyize konu Mahkeme kararının davacının gelir kaybına ilişkin kısmının Dairemizin iş bu kararı ile onandığı dikkate alınarak, güç (efor) kaybından doğan zararlarının aşağıda belirtilen açıklamalar çerçevesinde bilirkişi marifetiyle hesaplanması suretiyle bu konuda yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir. 1-Davacının güç (efor) kaybı zararının incelenmesi: Yukarıda değinildiği üzere, tazminat hukukunda, çağın gereklerine uygun olarak geliştirilen içtihatlarla, kişinin kalıcı sakatlığı nedeniyle uğramış olduğu beden gücü kaybına bağlı olarak gelirinde ve dolayısıyla mal varlığında bir eksilme meydana gelmemiş olsa dahi "güç (efor) kaybı tazminatı" olarak adlandırılan tazminatın ödenmesi gerektiği kabul edilmiştir. Beden gücü kaybına uğrayan kişinin günlük yaşamını ve/veya çalışma hayatını sürdürebilmesi için zarardan önceki durumuna ve diğer kişilere göre daha fazla bir güç (efor) sarf ettiği gerçeğinden hareket edilerek zararı, bir anlamda, bu "fazladan sarf edilen gücün" oluşturduğu esası benimsenmiştir. Bu doğrultuda, idari faaliyetlerin neden ve etkisiyle kamu görevlilerinin veya diğer kişilerin güç (efor) kaybına dayanan maddi zararının idare hukukunun ilke ve kuralları uyarınca idarece tazmin edilmesi gerektiği hususunda bir duraksama bulunmamaktadır. İdare hukuku ilkelerine göre maddi zarar; idari işlem veya eylem nedeniyle kişinin mal varlığının (patrimuanın) aktifinde meydana gelen azalma nedeniyle uğranılan zarar ile elde edilmesi kesin olan gelirden yoksun kalma sonucu uğranılan toplam zarar olup; bedensel nitelikteki maddi zarar ise, kişinin sağlığına kavuşmak için yaptığı tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalması ya da yok olması nedeniyle elde edeceği gelirde ve gücünde meydana gelen azalmayı ifade etmektedir. Uyuşmazlıkta, davacının tren teşkil memuru olarak çalışmakta iken 10/08/2006 tarihinde İzmir Halkapınar Gar-Liman arası yapılan koteynır taşımacılığı manevrası sırasında, vagondan düşerek sol omuzunun kolundan koptuğu, 07/09/2006 tarihinde Karşıyaka Devlet Hastanesinden alınan sağlık kurulu raporunda, davacıya sol omuz dezartikülasyonu tanısı konularak, sakatlık oranının %60 olarak belirlendiği, davacının Basmane Gar Müdürlüğüne memur olarak çalışmaya devam ettiği, 15/01/2018 tarihi itibarıyla son maaşını alarak emekliye ayrıldığı anlaşılmaktadır. Buna göre, davacının dava konusu olay nedeniyle kalıcı bedensel güç kaybına uğradığı ve buna bağlı olarak günlük yaşamını emsallerine ve eskiye nazaran daha fazla güç (efor) sarf ederek sürdürmek zorunda kaldığı anlaşıldığından, fazladan sarf ettiği bu efor nedeniyle maddi zararının bulunduğu açıktır. Bu durumda, davacının güç (efor) kaybından doğan zararı; Aktif dönemde, davacının emekli olduğu tarihe kadar asgari geçim indirimi (AGİ) dahil net asgari ücrete güç kaybı oranı uygulanarak; pasif dönemde ise, davacının TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosuna göre belirlenen muhtemel yaşam süresinin sonuna kadar geçecek süre için -bir çalışmanın karşılığı olmaması nedeniyle- AGİ hariç net asgari ücrete, çalışma gücü kaybı oranı uygulanarak ortaya çıkacak miktarların toplanması suretiyle hesaplanmalıdır. Söz konusu hesaplamada, gelecek yılların asgari ücretlerinin, bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihte bilinen net asgari ücret miktarının her yıl %10 artırılması ve %10 iskontoya tabi tutulması suretiyle belirlenmesi gerekmektedir. Bu itibarla, temyize konu Mahkeme kararının maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmında hukuki isabet görülmemiştir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; Davalı idarenin temyiz isteminin REDDİNE, davacının temyiz isteminin KABULÜNE, 2. ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı temyize konu kararının, maddi tazminat isteminin kısmen kabulüne ilişkin kısmının ONANMASINA, kısmen reddine ilişkin kısmının BOZULMASINA, 3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, 4. 2577 sayılı Kanun'un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (on beş) gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25/04/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.