Başvuru, idari işlemin iptali istemiyle açılan davanın, dava konusu işlemle kişisel, meşru ve güncel bir menfaat ilişkisinin bulunmamasından dolayı ehliyet yönünden reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, idari işlemin iptali istemiyle açılan davanın, dava konusu işlemle kişisel, meşru ve güncel bir menfaat ilişkisinin bulunmamasından dolayı ehliyet yönünden reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 30/11/2017 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Trabzon İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünde veteriner hekim olarak görev yapmaktadır. Başvurucu, yönetmeliğe uygun olmayan araçlarla balık sevkine müsaade ettiği gerekçesiyle şahsına uyarma cezası verilmesine karşın aynı birimde görev yapan diğer veteriner hekimlere aynı nitelikteki fiillerinden dolayı ceza verilmemesi nedeniyle çalışanlar arasında ayrımcılık yaptığı iddiasıyla Hayvan Sağlığı Şube Müdür Vekili O.B. hakkında şikâyet dilekçesi vermiştir. İl Müdür Yardımcısı nin muhakkik olarak tayin edilmesi üzerine düzenlenen ön inceleme raporunda O.B. için soruşturma izni verilmemesi önerilmiş, bahsi geçen rapor doğrultusunda Trabzon Valiliği işlemiyle soruşturma izni verilmemesine karar verilmiş ve soruşturma izni verilmemesine ilişkin karara karşı yapılan itiraz Trabzon Bölge İdare Mahkemesinin 7/6/2011 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Başvurucu bu kez 16/11/2011 tarihli dilekçesiyle, ön inceleme raporunu usulüne uygun olarak hazırlamadığını ve gerekli araştırmayı yapmadığını ileri sürerek İl Müdür Yardımcısı hakkında idari soruşturma açılması talebinde bulunmuş; şikâyet dilekçesi üzerine hakkındaki idari soruşturmayı yürütmek üzere Trabzon Su Ürünleri Merkez Araştırma Enstitüsü Müdürü muhakkik olarak görevlendirilmiş ve yürütülen soruşturma sonucunda muhakkik görüşü doğrultusunda şikâyetin işleme konulmamasına ve disiplin yönünden işlemden kaldırılmasına karar verilmiştir. Başvurucu, hakkında verdiği şikâyet dilekçesinin işleme konulmamasına ve disiplin yönünden işlemden kaldırılmasına yönelik işlemin iptali istemiyle Trabzon İdare Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Mahkeme 16/4/2013 tarihli kararı ile davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde özetle; Trabzon İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdür Yardımcısı hakkında davacı tarafından verilen şikâyet dilekçesi üzerine ile aralarında ast üst ilişkisi bulunmayan Trabzon Su Ürünleri Merkez Araştırma Enstitüsü Müdürünün muhakkik olarak görevlendirilmesi suretiyle araştırma raporu hazırlandığı, söz konusu araştırma raporunun şikâyet dilekçesinde iddia olunan hususlara ilişkin yeterli açıklamalar içerdiği ve anılan rapor esas alınmak suretiyle tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilerek davanın reddine hükmedilmiştir. Karar, davacının temyiz yoluna başvurması üzerine Danıştay Onikinci Dairesinin (Daire) 1/12/2015 tarihli kararıyla bozulmuştur. Bozma kararının gerekçesinde; davacının dava konusu işlemler yönünden kişisel, meşru ve güncel bir menfaatinin bulunmadığı, bu anlamda iptal davası açma konusunda menfaat ihlali şartının gerçekleşmediği, aksi durumun kişilerin kendilerine etkisi bulunmayan, menfaatlerini ihlal etmeyen idari işlemler hakkında da iptal davası açma hakkını doğuracağı ve bu durumun idarenin işleyişini olumsuz yönde etkileyeceği sonucuna varıldığından davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek davanın reddi yolunda verilen Mahkeme kararında hukuki isabet görülmediği belirtilmiştir. Mahkeme 29/3/2016 tarihli kararıyla, Danıştayın bozma kararında belirtilen gerekçeyle davanın ehliyet yönünden reddine karar vermiştir. Karar, Dairenin 6/4/2017 tarihli kararıyla onanmış ve karar düzeltme istemi de Dairenin 21/9/2017 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Nihai karar 9/11/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 30/11/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk İlgili Kanun Hükmü 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “İdari dava türleri şunlardır:a) İdarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları,b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,...” Danıştay İçtihadı Danıştay Beşinci Dairesinin 30/11/2017 tarihli ve E.2016/7186, K.2017/23533 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:"Dava, ... Polis Merkezinde görev yapan polis memurları hakkında davacıların yaptıkları şikayet üzerine yapılan araştırma sonucunda disiplin soruşturması açılmasına gerek görülmeyerek araştırma dosyasının işlemden kaldırılmasına ilişkin ... sayılı işlemin iptali istemiyle açılmıştır.Zonguldak İdare Mahkemesinin ... sayılı kararıyla; kamu görevlisinin disiplin suçu işlediğine dair ciddi bir suç duyurusu veya şikayeti halinde ilgili hakkında araştırma ve soruşturma yapılması zorunlu ise de, davacıların, şikayet ettiği polis memurları hakkında başlatılan araştırma sonucunda söz konusu araştırma dosyasının işlemden kaldırılması şeklinde tesis edilen işlemin iptalini istemekte geçerli ve kişisel bir menfaatlerinin bulunduğundan söz edilemeyeceği gerekçesiyle dava ehliyet yönünden reddedilmiştir....Yukarıda değinilen hususlar, disiplin cezaları özelinde değerlendirildiğinde ise, disiplin cezalarının, hizmetin iyi işlemesi ve kamu görevlisinin uyması gereken düzenleme ve yasaklara uyulmasının sağlanması amacıyla getirilmiş olduğu ve kamu görevlileri hakkındaki şikayetlerin disiplin suçunun ihbarı niteliğinde olması nedeniyle, şikayetçinin hak ve çıkarlarını doğrudan ilgilendirmediği sonucuna varılmaktadır. Bununla birlikte, şikayet konusu olayın, doğrudan kişilik haklarını ilgilendirir nitelikte olması ve bu yönüyle şikayetçiyi doğrudan etkilemiş olması idarî yargıda menfaat ihlâlinin varlığı için yeterli sayılmalıdır.Dava dosyasının incelenmesinden; davacıların ... Polis Merkezinde görev yapan polis memurları hakkında yaptıkları şikayet üzerine ilgili kişiler hakkında araştırma başlatıldığı, bu araştırma sonucunda hakkında araştırma yapılan polis memurlarının olayla ilgili ihmal ve kusurlarının bulunmadığı disiplin soruşturması açılmasına gerek olmadığı sonucuna varılarak dava konusu işlem ile söz konusu araştırma dosyasının işlemden kaldırılmasına karar verildiği, bu işlemin iptali istemiyle de bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır.Bakılan uyuşmazlıkta, davacıların dava açma ehliyetinin bulunup bulunmadığının saptanabilmesi için, şikayet konusu olayın, davacıların doğrudan kişilik haklarına saldırı niteliğinde olup olmadığınınve bu yönüyle davacıyı maddi veya manevi yönden doğrudan etkileyip etkilemediğinin açıklığa kavuşturulması, bunun için de şikayet üzerine yapılan araştırma sonucu düzenlenen rapor da dahil olmak üzere uyuşmazlığa ilişkin tüm bilgi ve belgeler araştırılarak, iptali istenen işlem ile davacılar arasında belirtilen şekilde meşru, kişisel ve güncel bir menfaatin bulunup bulunmadığının incelenmesi ve sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, bu hususlar gözetilmeksizin davanın ehliyet yönünden reddedilmesi yolunda verilen kararda hukuki isabet görülmemiştir.Açıklanan nedenlerle, [kararın] bozulmasına..." Danıştay Beşinci Dairesinin 30/12/2014 tarihli ve E.2014/4551, K.2014/10017 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:"Aksaray İli, ... Hastanesinde Aile Hekimi olarak görev yapmakta olan davacı; ... Tarihinde, ... Müdürü ... hakkında vermiş olduğu şikayet dilekçesi üzerine, adı geçen şahıs hakkındaki iddiaların sübuta ermediği gerekçesiyle iddiaların işleme konulmaması yönünde tesis edilen ... sayılı işlemin iptali istemiyle dava açmıştır.Aksaray İdare Mahkemesi kararıyla; kamu görevlileri hakkında yapılan şikayetler, disiplin suçunun ihbarı niteliğinde olup, şikayetçinin hak ve çıkarlarını doğrudan ilgilendirmediği, kamu görevlisinin disiplin suçu işlediğine dair ciddi bir suç duyurusu veya şikayet halinde ilgili hakkında başlatılan soruşturmanın sonucunda, disiplin cezasına veya soruşturmaya gerek görülmemesi halinde şikayetçinin menfaatinin ihlal edildiğinden bahsedilemeyeceği, buna göre; davacının, kendisini doğrudan ilgilendirmeyen, disiplin işlemi yapılmasına gerek olmadığı yönündeki, işlemekarşı açtığı bu davanın ehliyet yönüyle incelenemeyeceği gerekçesiyle davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmiştir....Bu durumda, şikayet edilen kişi hakkındaki iddiaların subuta ermediğinden bahisle iddiaların işleme konulmamasına dair dava konusu işlemin, davacının şikayeti üzerine şikayet dilekçesindeki iddialarla ilgili olarak yapılan inceleme sonucunda tesis edilmesi ve tesis edilen bu işlemin, davacının maddi ve manevi haklarının tazmini ile ilgili hukuksal sonuç doğuracak nitelikte olması karşısında, şikayette bulunulan personelin kusurunun bulunup bulunmadığına yönelik olarak düzenlenen dosyanın işlemden kaldırılmasına dair işlem ile davacının güncel, kişisel ve meşru menfaati ihlal edilmiş olup, uyuşmazlığın esasını incelemeyerek davayı ehliyet yönünden reddeden Mahkeme kararında hukuki isabet görülmemiştir.Açıklanan nedenlerle, [kararın] bozulmasına..."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, ... bir mahkeme tarafından, ... görülmesini isteme hakkına sahiptir." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) maddesinin (1) numaralı fıkrasının medeni hak ve uyuşmazlıklar kolunun uygulanabilirliğine ilişkin içtihadını Regner/Çek Cumhuriyeti ([BD], B. No: 35289/11, 19/9/2017, § 99-112) kararında toparlamıştır. Kararın ilgili kısımları şöyledir:" AİHM 'medeni' kol bağlamında maddenin uygulanabilir olması için Sözleşme'de korunup korunmadığından bağımsız olarak ulusal hukukta tanınan -en azından savunulabilir bir temeli bulunan- bir 'hak' ile ilgili bir 'uyuşmazlık' olması gerektiğini tekrarlar. Uyuşmazlık samimi ve ciddi olmalıdır. Uyuşmazlık sadece bir hakkın gerçek varlığıyla değil, hakkın kapsamı ve uygulanma şekliyle de ilgili olabilir. Son olarak yargılamanın sonucu söz konusu hak için doğrudan belirleyici olmalıdır. Ancak hafif bağlantılar ya da uzak sonuçlar maddenin devreye girebilmesi için yeterli olmaz . AİHM hakkın varlığıyla ilgili olarak, ulusal hukukun ilgili hükümlerinin ve ulusal mahkemelerin bunlara ilişkin yorumlarının başlangıç noktası olması gerektiğini tekrarlar. maddenin (1) numaralı fıkrası 'hak ve yükümlülükler' için taraf devletin maddi hukukunda herhangi bir somut içerik garanti etmez. AİHM taraf devletin ulusal hukukunda yasal bir temeli bulunmayan maddi bir hakkı maddenin (1) numaralı fıkrasının yorumu yoluyla türetmeyebilir. Bu çerçevede AİHM ulusal kanun koyucu tarafından ihdas edilen hakların maddi veya usule ilişkin ya da alternatifli olarak bu ikisinin bir kombinasyonu da olabileceğini gözlemler. Ulusal hukukta tanınan ve mahkemeler kanalıyla icra ettirilebilme usul güvencesiyle desteklenmiş bir maddi hakkın bulunduğu hallerde maddenin (1) numaralı fıkrası bağlamında hakkın var olduğu hususunda şüphe yoktur. Kanun hükmünün lafzının [otoritelere] takdir yetkisi bahşetmesi tek başına hakkın varlığını dışlayan bir unsur olarak görülemez. Gerçekte madde başvurucunun hakkına müdahale sonucunu doğuran takdir yetkisine dayalı kararlara ilişkin davalara da uygulanır. Ancak madde ulusal kanun koyucu tarafından -herhangi bir hak bahşetmeksizin- mahkemelerde ileri sürülmesi mümkün olmayan belli avantajlar sağladığı hallerde uygulanmaz. Aynı durum bir kimsenin ulusal mevzuattaki haklarının, bunların tanınacağına dair basit bir umut ile sınırlı olduğu ve hakkın tanınmasının bütünüyle otoritelerin takdirine ve keyfiyetine bağlı bulunduğu haller yönünden de geçerlidir. ... Bazı durumlarda ulusal hukuk bireyin öznel bir hakkını tanımamasına karşın işlemin keyfi olduğu veya yetki aşımı içerdiği ya da usul hataları bulunduğu yolundaki iddialarını inceletmek için dava açma hakkı bahşetmektedir. Bu durum, kamu otoritelerinin bir avantajı veya ayrıcalığı tanımak veya buna ilişkin isteği reddetmek hususunda mutlak takdir yetkisini haiz olduğu ve kanunun kişiye bu hakla ilgili olarak tanıdığı, mahkemelere başvuru hakkının kullanımı üzerine mahkemelerin bu işlemi hukuka aykırı bularak iptal edebildiği hallerde önem taşır. Böyle bir durumda maddenin (1) numaralı fıkrası avantaj ya da ayrıcalığın bir kere tanınmakla medeni bir hakka vücut vermesi koşuluyla uygulanabilir. " AİHM'e göre, bir başvurunun "medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıklar" kapsamında ele alınabilmesi için öncelikle bir mevzuat hükmü ya da içtihat yoluyla tanınmış ve savunulabilir şekilde ileri sürülebilen bir hakkın ve bu hakla ilgili bir uyuşmazlığın mevcudiyeti gerekmektedir. Bu uyuşmazlık bir hakkın varlığı, kapsamı ya da kullanılma şekillerine ilişkin gerçek ve ciddi bir uyuşmazlık olmalı; davanın sonucu da söz konusu hak için doğrudan belirleyici olmalıdır (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Vilho Eskelinen ve diğerleri/Finlandiya, B. No: 63235/00, 19/4/2007, § 40; Kienast/Avusturya, B. No: 23379/94, 23/6/2003, § 38). AİHM, savunulabilir bir hakkın mevcut olup olmadığı değerlendirilirken ilk olarak ileri sürülen hakka ilişkin iç hukuk hükümleri ile ulusal yargı makamlarının içtihatlarının dikkate alınması gerektiğini belirtmektedir. Zira adil yargılanma hakkı bakımından iç hukukta yasal temeli olmayan bir hakkın yorum yoluyla hak olarak tanınması gibi bir durum söz konusu olamaz. Bu nedenle ancak yasal bir düzenleme ile ya da yargı mercilerinin yorumu yoluyla tanınan haklarla ilgili uyuşmazlıklar adil yargılanma hakkının konusu olabilir. Öte yandan bir başvurucunun hakka ilişkin olarak ileri sürdüğü iddiaların esasının yargı mercileri tarafından incelenmesi, o hakkın yargı mercileri önünde savunulabilir şekilde ileri sürülebildiğini gösteren kriterlerden biridir (benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Boulois/Lüksemburg [BD], B. No: 37575/04, 3/4/2012, §§ 91-94).