Başvuru, işveren ile arasındaki güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesiyle iş sözleşmesinin feshedilmesi üzerine açılan işe iade davasında, davanın sonucuna etkili iddianın kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ve yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, işveren ile arasındaki güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesiyle iş sözleşmesinin feshedilmesi üzerine açılan işe iade davasında, davanın sonucuna etkili iddianın kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ve yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 13/12/2018 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 18/2/2013 tarihinden beri Borsa İstanbul Anonim Şirketi (Şirket) bünyesinde özel pazar uzman yardımcısı olarak çalışırken 18/7/2016 tarihinde başvurucunun iş akdi feshedilmiştir. Başvurucu, feshin geçersizliğinin tespitine ve işe iadesine karar verilmesi talebiyle 12/8/2016 tarihinde dava açmıştır. Dava dilekçesinde, çalıştığı süre içinde iş akdini haklı olarak feshedebilecek herhangi bir olumsuz davranışının bulunmadığını belirtmiştir. İş akdinin haklı bir sebep olmaksızın feshedilmesinden yakınmıştır. Feshin son çare olma ilkesinin de ihlal edildiğini ileri sürmüştür. İstanbul İş Mahkemesi (Mahkeme) 1/2/2017 tarihinde, 1/9/2016 tarihli ve 29818 Mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 673 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (673 sayılı KHK) maddesi gereğince davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermiştir. Kararda; Şirketin kamu sermayeli şirket olduğu, 673 sayılı KHK'nın maddesi gereğince başvurucunun Şirkette yeniden istihdam edilemeyeceği ifade edilmiştir. Başvurucu, karara karşı 7/2/2017 tarihinde istinaf yoluna başvurmuştur. İstinaf dilekçesinde başvurucu; iş akdinin ihtiyaç kalmaması nedeniyle feshedildiği, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) ile ilişkili olma ihtimali üzerinde durulmadığı gibi güveninin zedelenmesine de gerekçe gösterilmediğini, aynı gerekçe ile sözleşmesi feshedilen kişilerden bazılarının işe geri alınmasına karşın kendisinin hâlen işsiz olduğunu ifade etmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi) 25/5/2017 tarihinde istinaf başvurusunu kabul ederek mahkeme kararını kaldırmış ve davayı kabul ederek feshin geçersizliği ile başvurucunun işe iadesine karar vermiştir. Kararda, başvurucunun Genel Müdürlük kararının ekindeki 51 kişilik listede sırada yer aldığı bilgisine yer verilmiştir. Karar içeriğinden, ekli listedeki personelin iş sözleşmelerinin "hizmetlerine ihtiyaç duyulmaması" şeklindeki gerekçeyle feshedildiğinin anlaşıldığı aktarılmıştır. Her ne kadar Şirket, başvurucunun FETÖ/PDY kapsamında yapılan inceleme ve değerlendirmeler sonucunda iş akdinin feshedildiğini söylese de gerek Genel Müdürlük kararı ve ekindeki listede gerekse bu karara dayalı olarak düzenlenen fesih bildiriminde başvurucunun iş akdinin belirtilen nedenle feshedildiğine yönelik bir açıklamanın olmadığı ifade edilmiştir. İşverenin -fesih bildiriminde ileri sürmüş olduğu fesih sebebi ile bağlı olup- sebep bildirmemesinin ya da bildirdiği sebebi sonradan değiştirmesinin mümkün olmadığı belirtilmiştir. Bu nedenle başvurucu hakkında tesis edilen fesih işleminin geçerli olduğunu söylemenin mümkün olmadığı söylenmiştir. Şirket 18/7/2017 tarihinde karara karşı temyiz yoluna başvurmuştur. Yargıtay Hukuk Dairesi (Yargıtay) 7/5/2018 tarihinde dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine geri çevrilmesine karar vermiştir. Kararda; başvurucu hakkında adli ve idari yönden FETÖ/PDY soruşturması olup olmadığı, varsa buna ilişkin belgelerin ve sonucunun Cumhuriyet Başsavcılığından, çalıştığı Şirketten sorularak gelecek cevap ve belgelerle birlikte gönderilmesi gerektiği belirtilmiştir. Yargıtay 8/10/2018 tarihinde Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılmasına ve davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir:"Dairemizce yapılan geri çevirme sonrasında gelen müzekkere cevaplarında davacı hakkında Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde soruşturmanın devam ettiğini bildirmiştir. Davacı işçi hakkında Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından terör örgütü üyeliği kapsamında hazırlık soruşturması başlatılması, işveren yetkili kurulları tarafından yapılan feshin şüphe feshine dayandığını göstermektedir. Bu durumda işveren tarafından yapılan fesih geçerli nedene dayanmakta olup, ilk derece mahkemesi tarafından verilen karar yerindedir.Bölge Adliye Mahkemesinin fesih bildiriminde neden gösterilmemesine dayalı olarak verdiği işe iade kararı hatalı olup, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine ve özellikle şüphe feshini gerektiren delillerin bulunmasına, göre Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın bozularak ortadan kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir." Nihai karar başvurucuya 13/12/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu karara karşı 13/12/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucu hakkında 2016 yılında FETÖ/PDY'ye üye olma suçuna ilişkin soruşturma başlatılmıştır. Söz konusu soruşturmaya ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 18/3/2022 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Kararda, başvurucunun ByLock kullanıcısı olmadığı, örgütle iltisaklı dernek ve vakıflarda üyelik kaydının bulunmadığı, örgüt tepe yönetimi ile irtibatının bulunmadığı ifade edilmiştir. Ayrıca başvurucunun örgütle iltisaklı şirketlerde sigorta kaydının bulunmadığı bilgisine yer verilmiştir. Bank Asya'da hesabı bulunmadığı gibi kullandığı GSM hattının geçmişe dönük HTS kayıtlarının incelendiği ancak atılı suça ilişkin bir tespitte bulunulmadığı aktarılmıştır. Elde edilen tüm bilgilerin değerlendirilmesinden başvurucunun örgütle üyelik olarak nitelendirilebilecek seviyede bir ilişki içinde olduğuna dair kamu davasına dayanak teşkil edecek herhangi bir delil bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. A. İlgili Mevzuat İlgili mevzuat için bkz. Berrin Baran Eker [GK], B. No: 2018/23568, 2/7/2020, §§ 20-B. Yargıtay Kararları Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15/11/2018 tarihli ve E.2015/22-2715, K.2018/1720 sayılı kararı şöyledir:"... şüphe feshinin söz konusu olabilmesi için iş ilişkisinin devamı için gerekli olan güveni yıkmaya elverişli, objektif olay ve vakıalara dayanan güçlü bir şüphe mevcut olması ve ayrıca olayın aydınlatılması için işverenin kendisinden beklenebilecek bütün çabaları göstermesine karşın eylemin gerçekleştiğinin kanıtlanamaması gerektiğinden, somut uyuşmazlıkta davacının sabit olan, doğruluk ve bağlılığa uymayan nitelikteki eyleminin şüphe feshi teşkil etmediği de açıktır. ..." Yargıtay Hukuk Dairesinin 3/10/2018 tarihli ve E.2018/10430, K.2018/20956 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"...Yukarıda açıklanan ilke ve esaslar çerçevesinde değerlendirme yapılacak olursa, somut olayda davacının iş sözleşmesinin feshi ile ilgili yasal dayanakların 4857 sayılı İş Kanunu ile birlikte Bakanlar Kurulu kararı ile ülke genelinde ilan edilen Olağanüstü Hal kapsamında çıkartılan kanun hükmünde kararnameler olduğu konusunda tereddüt bulunmamaktadır. Söz konusu kararnamelerin iş sözleşmesi ile çalışan işçilere yönelik hükümleri incelendiğinde, gerek 667 sayılı KHK’nin maddesi gerekse 673 sayılı KHK’nin maddesinde bu kanun hükmünde kararnameler kapsamında iş sözleşmesi feshedilen işçilerin bir daha yeniden doğrudan veya dolaylı olarak eski işinde veya benzer işlerde görevlendirilemeyecekleri, bunların işe iadesinin mümkün olmadığı şeklinde emredici nitelikte düzenlemelerin yer aldığı görülecektir. Bu yasal düzenlemelerin nitelik itibariyle, kamu düzenine ilişkin ve açıkça emredici nitelikte olduğu değerlendirildiğinde, açılacak davalarda taraflarca hazırlama ilkesine üstünlük tanınamayacağı göz önüne alınmalıdır. Bu itibarla, ilgili kanun hükmünde kararnameler kapsamındaki fesihlere ilişkin olarak açılan işe iade davalarında, taraflarca hazırlama ilkesi yerine istisnai nitelikteki kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulanması gerekmektedir.Buna göre görülmekte olan davada, sözleşmenin feshine dayanak bilgi ve belgelerin mahkemece resen araştırılması gerekmekte ise de, dosyada sadece Erzurum Cumhuriyet Baş Savcılığına davacı hakkında soruşturma veya kovuşturma olup olmadığı yönünde yazılan yazı cevabi ile yetinildiği , bu yönde başkaca bir araştırma yapılmadığı anlaşılmaktadır. Davacının iş sözleşmesinin feshine dayanak objektif değerlendirmelerin neler olduğu, hangi bilgi ve belgelerin feshe gerekçe yapıldığı davalı bankadan sorularak; bunun yanında resen araştırma ilkesi kapsamında davacı hakkında mevcut ise adli ya da idari soruşturma evrakları, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı’nın Terörle Mücadele, Kaçakçılık, Organize Suçlar ve İstihbarat ile ilgili birimlerinden ve Bilgi Teknolojileri Kurumu’ndan getirtilmeli, varsa davacı ile ilgili bilgi ve belgeler ile yine Bank Asya nezdinde açılmış mevduat hesapları, hesap hareketleri ve bankacılığa ilişkin işlemler olup olmadığı sorulmalı, tüm bilgi ve belgeler değerlendirilerek ulaşılacak sonuca göre hüküm kurulmalıdır. Eksik incelemeyle yazılı gerekçe ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davacının davasının kabulüne karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirir." Yargıtay Hukuk Dairesinin 26/11/2018 tarihli ve E.2018/11097, K.2018/25472 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Taraf iradesine öncelik verilmesi sadece davanın açılmasında değil, yargılama sırasında taraflara ait bir çok usul işleminde de kendisini gösterir...Yani, yargılamada esas olan, dava malzemelerinin taraflarca toplanması ve mahkemeye sunulması olarak tanımlayabileceğimiz 'taraflarca hazırlama (getirilme) ilkesi' dir. Bu ilkenin geçerli olduğu davalarda, dava malzemelerinin mahkemeye tam olarak getirilmemesinin sorumluluğunu taraflar üstlenmiş olup; hakim, kural olarak tarafların ileri sürmediği vakıaları ve belirli bir delili kendiliğinden araştıramaz ve taraflara hatırlatamaz. Diğer yandan, kamu düzenini ilgilendiren davalarda, irade serbestisinin ve taraf iradesine tanınan üstünlüğün bir sonucu olan 'taraflarca hazırlama ilkesi' yerine, kendiliğinden (resen) araştırma ilkesinin uygulanması esastır. Kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda; hâkim, davanın ispatı için gereken bütün delillere kendiliğinden başvurur; taraflar da yargılama bitinceye kadar delil gösterebilirler. Bu davalarda bir bakıma, dava ile ilgili olguların hazırlanmasında, tarafların yanında, hakimin de görevli olması söz konusudur.Bu açıklamalar karşısında kamu ya da özel hukuk tüzel kişiliği de olsa işçinin terör örgütleri ile irtibatının bulunması halinde bu durumun hem kamu güvenliğini hem de özel güvenliği tehdit edeceği açıktır. Bu nedenle davalı tarafın cevap dilekçesi ile davacının iş akdinin .../... bağlantısı bulunduğuna dair kuvvetli şüphe duyulması sebebi ile feshedildiğini belirttiği görülmekle; eldeki davada taraflarca hazırlama ilkesi yerine istisnai nitelikteki kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulanması gerekmektedir."