Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2021/704 E. , 2024/4079 K. T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2021/704 Karar No : 2024/4079 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : Kendi adlarına asaleten ...'e velayeten ... ve ... VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA VEKİLİ : Hukuk Müşaviri Av. ... İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ …
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2021/704 E. , 2024/4079 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2021/704 Karar No : 2024/4079 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : Kendi adlarına asaleten ...'e velayeten ... ve ... VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA VEKİLİ : Hukuk Müşaviri Av. ... İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılar tarafından, müşterek çocuklarının, Muş Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde doğum sırasında oksijensiz kaldığı, gereken dikkat ve özen gösterilmediğinden ağır hizmet kusuruyla felç geçirmesine ve sakat kalmasına sebebiyet verildiği ileri sürülerek uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık, müşterek çocuk ... için 3.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi, baba ... için 50.000,00 TL , anne ... için 50.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 3.000,00 TL maddi, 200.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu ... İdare Mahkemesi kararı hukuka ve usule uygun bulunarak istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, gözlem altına alınırken gerekli tetkikler yapılmadan doğumun normal yolla gerçekleştirileceğinin söylendiği, ancak doğumun başlamasından yaklaşık yarım saat sonra normal doğumun gerçekleşmemesi üzerine doğumun sezaryenle yapılması kararının alındığı, doğum başlamış olmasına rağmen hastanın yaklaşık yarım saatlik bir süre bekletildikten sonra sezaryenle doğum için ameliyata alındığı ve doğumun gerçekleştiği, doğum esnasında felç geçirilmesinden sonra hiç bir bilgi verilmediği ve bu hastalığın tedavisi için hiç bir girişimde bulunulmadığı, zamanında ileri teknoloji ile donatılmış bir araştırma hastanesine sevki sağlanmış olsa idi ...in iyileşmesinin mümkün olabileceği, ağır hizmet kusurunun işlendiği ileri sürülmektedir. KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kısmen kabulü, kısmen reddi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Daire since, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : A) Temyize konu kararın maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının incelenmesi: Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen kararın maddi tazminat isteminin reddine yönelik kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. B) Temyize konu kararın manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının incelenmesi: MADDİ OLAY : Dosyanın incelenmesinden, davacılar tarafından, müşterek çocuklarının, Muş Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde doğum sırasında oksijensiz kaldığı,yapılan işlemlerin hatalı olduğu, gereken dikkat ve özen gösterilmediğinden ağır hizmet kusuruyla felç geçirmesine ve sakat kalmasına sebebiyet verildiği ileri sürülerek uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık müşterek çocuk ... için 3.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi, baba ... için 50.000,00 TL , anne ... için 50.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 3.000,00 TL maddi, 200.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan dava açılmıştır. Mahkemece olayda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan 25/10/2017 tarih ve 4114 karar numaralı raporda; "1986 doğumlu anne ...'in 26/08/2014 tarihinde hasta 10.45 te Muş Devlet Hastanesine suları gelen ağrılı, kanamalı gebe olarak acile başvurduğu, SAT göre miad gebelik olduğu, TA:110/70 olduğu, spekulum muayenesinde açıklık 3 cm %60 efasman olduğu, sızıntı şeklinde sulu kanaması olduğu, gebe ultrasona alındığı, abdominal ultrasonda 150 ortalama kalp hızı olan tek baş geliş 36 hafta 5 gün ile uyumlu amniyos mayi yeterli olduğu, plesanta sol yanda izlendiği, plesanta sol yan aşağı uzanımlı olduğu için transvaginal ultrason yapıldığı, plesanta servikal osa 3 cm uzaklıkta sonlanmaktaydı, hasta saat 11.10 NST'ye bağlandı yarım saatlik NST takibinde NST non reaktif olması nedeniyle acil sezaryen kararı verildiği, aileye bilgi verildiği, hasta acil sezaryene alındığı, pediatri acil çağrıldığı, saat 11.50 apgar 5-7 olan canlı bir bebek doğurtulduğu, ameliyat gözleminde plesanta arkasında dekolman alanı izlenildiği, doğan bebek Yeni Doğan Yoğun Bakım Ünitesine yatırıldığı,hastanın konvülzif hareketleri olduğu, fenobarbital tedavisi başlandığı, doğan bebek daha sonra fetal asfiksi geliştiği, mevcut tıbbi belgelere: sezaryen kararının doğru olduğu, ameliyat gözleminde plesanta arkasında dekolman alanı izlendiği, plesanta dekolmanı öngörülemez, önlenemez, bir klinik tablo olduğu, plesanta dekolmanı ağır kanama ile seyir eden bir klinik tablo olduğu, kanamaya bağlı intrauterin ani olarak bebeklerde hipoksi gelişebileceği, anne ve bebeğe yapılan tedavinin tıbben doğru olduğu, cihetle; annenin sezaryen ameliyatına katılan ve doğum sonrası bebeğin takip ve tedavisi ile ilgilenen hekimlere ve idareye atfi-kabil kusur bulunmadığı " yönünde görüş bildirilmiştir. İdare Mahkemesince, anılan raporun hükme esas alınabilecek nitelikte olduğu ve davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Anılan karara karşı davacılar tarafından yapılan istinaf başvurusu üzerine, Bölge İdare Mahkemesince yeniden bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan ... tarih ve ... karar numaralı raporda, Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan ... tarih ve ... karar numaralı raporuna eklenecek veya değiştirilecek bir husus bulunmadığı yönünde görüş bildirilmiştir. Bölge İdare Mahkemesince istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir. Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetimi yapılacağından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün hizmet kusuruna dayanması asli prensip olmakla beraber, zararın idarenin de dahil olduğu bir faaliyet sırasında meydana gelmesi ve öncesinde ya da sonrasında aksayan bazı durumların tespiti de önem arz etmektedir. Özellikle de sağlık hizmeti gibi bünyesinde risk unsuru taşıyan hizmet alanlarında, sağlıktan sorumlu olan idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır. Esasen Anayasa'nın 56. maddesi de "Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemekle ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirmekle" ilgili pozitif bir yükümlülük getirmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin devlete yüklediği pozitif yükümlülükler, devlet tarafından, özel ya da kamu hastanelerine hastaların yaşamını koruyacak nitelikteki tedbirleri alma zorunluluğu getiren yasal ve düzenleyici çerçevenin konulmasını gerektirmektedir. Bu yükümlülük, hastaları, tıbbi müdahalelerin bu bağlamda meydana getirebileceği ağır sonuçlardan mümkün olabildiğince koruma gerekliliğine dayanmaktadır. Böylelikle, taraf devletler, bu yükümlülük uyarınca, hekimlerin, uygulanması düşünülen tıbbi müdahalenin hastaların fiziksel bütünlüğüyle ilgili olarak meydana getirebileceği öngörülebilir sonuçlar hakkında sorgulanmaları ve hastalarını aydınlatarak, rıza göstermelerini sağlayacak şekilde kendilerini bu tıbbi müdahale hakkında önceden bilgilendirmeleri amacıyla gereken düzenleyici yasal tedbirleri almakla yükümlüdürler (Codarcea/Romanya, No. 31675/04, 2 Haziran 2009). 11/04/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesinde "Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir." hükmü yer almaktadır. 5013 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan 16/03/2004 tarih ve 2004/7024 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan "Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi)"nin "Amaç ve konu” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Sözleşmenin Tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayrım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır.”; "Mesleki standartlar" başlıklı 4. maddesinde; “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” kurallarına yer verilmiştir. Sözleşme, iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, anılan düzenlemede her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir. Sözleşmenin "Muvafakat" başlıklı (II) numaralı bölümünde yer alan 5. maddesinde “muvafakat” konusu düzenlenmiş ve “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatini her zaman serbestçe geri alabilir.” düzenlemesiyle muvafakatin kapsamı belirlenmiştir. 01/08/1998 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği'nin davacıya tıbbi müdahale yapıldığı tarih itibarıyla yürürlükte bulunan haliyle 15. maddesinde, “Hasta; sağlık durumunu, kendisine uygulanacak tıbbi işlemleri, bunların faydaları ve muhtemel sakıncaları, alternatif tıbbi müdahale usulleri, tedavinin kabul edilmemesi halinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçları ve hastalığın seyri ve neticeleri konusunda sözlü veya yazılı olarak bilgi istemek hakkına sahiptir. ...", 22. maddesinin birinci fıkrasında, “Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz.", “Rızanın Kapsamı” başlıklı 31. maddesinde de, “Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır. Hastanın, uygulanacak tıbbi müdahale için verdiği rıza, bu müdahalenin gerektirdiği sair tıbbi işlemleri de kapsar. Ancak, tıbbi işlemlerin uygulanmasında, bu Yönetmelik'te ve diğer mevzuatta belirlenen hakların ihlal edilmemesi için azami ihtimam gösterilir.” düzenlemeleri yer alır. Anılan düzenlemeler özetle, herhangi bir tıbbi müdahaleye başlamadan önce kişilerin yapılacak işlemlerle ilgili riskleriyle birlikte aydınlatılarak rızalarının alınmasını öngörmektedir. Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın zenginleşmeye yol açmayacak ve idarenin kusurunun ağırlığını ya da sorumluluğunu ve zarar doğuran olayla ilgisini ortaya koyacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Davalı idare tarafından dosyaya sunulan hasta dosyasının incelenmesinden, yukarıda anılan mevzuat hükümleri uyarınca, davacıya uygulanan sezaryen ameliyatı öncesi işlemin komplikasyonları hakkında bilgilendirilerek rızasının alındığına ilişkin aydınlatılmış onam belgesinin, doğuma ilişkin ÇKS'lerin, ayrıntılı NST dökümlerinin olmadığı görülmekte olup, belirtilen yükümlülüğün yerine getirilmemiş olmasının sağlık hizmetinin gerektiği gibi yürütülmediği konusunda davacılarda endişeye, üzüntüye yol açacağı tabiidir. Dava konusu olayda davacıların, tıbbi kayıtların eksik tutulması ve sezaryen ameliyatı öncesi aydınlatılmış onamın alınmamış olması nedeniyle uğradığı manevi zararın, manevi tazminatın zenginleşme aracı olamayacağı ilkesi de gözetilerek manevi tatmin sağlayacak, idarenin kusurunu ortaya koyacak makul bir tutarın ödenmesine karar verilmek suretiyle giderilmesi gerekirken, manevi tazminat isteminin reddi yolunda verilen Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacıların temyiz isteminin KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE, 2. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı temyize konu kararının maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının ONANMASINA, manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının BOZULMASINA, 3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 16/10/2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.