Başvuru, uygulanan gözaltı ve tutuklama tedbirinin hukuki olmaması, tutukluluğun makul süreyi aşması, tutukluluğa ilişkin kararların bağımsız ve tarafsız olmayan hâkimliklerce verilmesi ve soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; gözaltı sürecindeki bazı uygulamalar nedeniyle kötü muamele yasağının; gözaltı işlemleri ve sonrasında kendi avukatından faydalanamaması nedeniyle adil yargılanma hakkının; hukuka aykırı bir şekilde mal varlığına el k
Başvuru, uygulanan gözaltı ve tutuklama tedbirinin hukuki olmaması, tutukluluğun makul süreyi aşması, tutukluluğa ilişkin kararların bağımsız ve tarafsız olmayan hâkimliklerce verilmesi ve soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; gözaltı sürecindeki bazı uygulamalar nedeniyle kötü muamele yasağının; gözaltı işlemleri ve sonrasında kendi avukatından faydalanamaması nedeniyle adil yargılanma hakkının; hukuka aykırı bir şekilde mal varlığına el konulması nedeniyle mülkiyet hakkının; gazetecilik faaliyeti ve ifade özgürlüğü kapsamındaki eylemlerin tutuklamaya konu edilmesi nedeniyle de ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvurular 11/4/2017 ve 19/3/2018tarihinde yapılmıştır. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvurucu tarafından yapılan 2018/8529 sayılı başvuru, kişi ve konu bakımından hukuki irtibat bulunması nedeniyle 2017/21149 sayılı dosya ile birleştirilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, kamuoyunca bilinen bir gazeteci ve yazardır. Türkiye, 15 Temmuz 2016 gecesi askerî bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış; bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Kamu makamları ve soruşturma mercileri -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25). Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından, darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik soruşturmalar yürütülmüş ve çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 51, Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/01/2018, § 12). İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucunun da aralarında bulunduğu ve çoğunluğu gazeteci, yazar ve akademisyen olan kırk üç şüpheli hakkında FETÖ/PDY'nin medya yapılanmasıyla bağlantılı olarak soruşturma başlatılmıştır. Anılan soruşturma kapsamında başvurucu 20/7/2016 tarihinde evinde yapılan arama sonrasında gözaltına alınmıştır. Başvurucunun ifadesi 30/7/2016 tarihinde İstanbul İl Emniyet Müdürlüğünde alınmıştır. İfade alma işlemi sırasında İstanbul Barosunca görevlendirilen müdafi de hazır bulunmuştur. İfade tutanağında belirtildiğine göre isnat edilen suçlar ifade alma işlemi öncesinde başvurucuya açıklanmıştır. İfadesine esas olmak üzere başvurucuya, darbe girişiminde bulunan FEFÖ/PDY'nin yapısının nasıl olduğuna, örgütün yayın organlarında veya diğer alanlarda kendisine bir görev verilip verilmediğine, örgütün hangi kademesinde ne tür görevler aldığına, sorumlu olduğu ya da emir aldığı kişilerin kim olduğuna, örgütün medya organlarının yayın politikasının nasıl şekillendiğine ve örgüt liderinin yayın organları ile irtibatının nasıl sağlandığına, örgüt lideri ile irtibatının bulunup bulunmadığına ve örgüt liderini ziyaret edip etmediğine, darbe girişiminden önceden haberdar olup olmadığına, darbe girişiminde bulunan kişilerle ve Türk Silahlı Kuvvetleri personeliyle bir irtibatının olup olmadığına dair sorular yöneltmiştir. Başvurucu ifadesinde, isnat edilen suçlamaları kabul etmemiş ve sorulara karşı özetle aşağıdaki şekilde beyanda bulunmuştur:"... Ben gazetenin Ankara'daki yöneticisiyim. Gazeteye nelerin konulacağını gazetenin İstanbul merkez şubesi belirlemektedir ...... Darbe girişiminde bulunan kimseyle irtibatım olmadı. Bu darbeye karışan kimseye de destek vermedim. Kimseden talimat almadım ...... Sadece Zaman gazetesi ve Aksiyon dergilerinde yazılar yazdım. Benim buradaki durumum gazetecilik ile sınırlıdır. Bahsedilen diğer yerlerle bir bağlantım yoktur ...... Ben[im] sadece Zaman gazetesinde gazetecilik ile ilgili faaliyetim var. Bunu da Ankara'da herkes bilir. Ankara haber merkezinde yayın temsilcisi olmam sebebiyle haber sorumlusuyum. FETÖ/PDY ile ilgili herhangi bir bilgim yoktur ...... 15 Temmuz kanlı darbe girişimine karşıyım. Aralarında çok sevdiğim yıllardır kadim arkadaşlık ettiğim E.O. ve oğlu da şehit oldu. Sorumluları bulunmalı. Namluyu halka doğrultanlardan en ağır şekilde hesap sorulmalı. Demokratik düzenlerde en ağır suç silahlı kalkışmadır ve affedilemez. Kendimi muhafazakar olarak tanımlıyorum. Türkiye gibi kozmopolit bir ülkeyi hiç bir muhafazakar grubun (cemaat ve tarikatlar gibi) yönettiği bir ülkede yaşamak istemem. Halkın iradesinin yansıttığı demokratik bir yönetim benim için kutsaldır. Hayatım bunun üzerine kurulmuştur." İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, aynı tarihte başvurucuyla birlikte altı şüpheliyi tutuklanması talebiyle İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir. Tutuklama talep yazısında "Şüphelilerin üzerine atılı suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve tutuklama nedeninin bulunduğu ... nitekim 15/7/2016 tarihinde örgüt lideri Fetullah Gülen'in talimatı ile darbe girişiminde bulunulduğu, şüphelilerin Zaman Gazetesinde yazdıkları dönemlerde darbe girişiminde bulunan örgütü destekleyici övücü, güzel göstermeye yönelik konuşmalar ve yazılar yazdıkları, şüphelilerin övdükleri örgütün ve örgüt liderinin de neler yaptığı 15/7/2016 tarihinde net olarak ortaya çıktığı, şüphelilerin örgüt lideri ve yöneticileri ile fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ettikleri, örgüt üyelerinin bir çoğunun haklarında yakalama kararı olmasına rağmen kaçtıkları, dolayısıyla bu şüphelilerin de kaçma kuvvetli şüphesi bulunduğu anlaşılmakla; şüphelilerin üzerlerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, suça dair yasada yazılı cezanın üst haddi dikkate alınarak..."tutuklanmasına karar verilmesi istenmiştir. Savcılığın talep yazısı, sorgu işlemi öncesinde İstanbul Sulh Ceza Hâkimliği tarafından başvurucuya okunmuştur. Ayrıca sorgu tutanağında, başvurucuya isnat edilen suçların okunup anlatıldığı da belirtilmiştir. Bu sırada başvurucunun avukatı da hazır bulunmuştur. Başvurucu, sorgu sırasında kollukta alınan ifadesini tekrar ettiğini belirtmiş ve ek olarak "... Zaman gazetesinde Ankara yayın yöneticiliği yaptım, kayyum görevlendirilmesi geldiğinde ben emekli oldum, Ankara Bürosu'nun yayın yöneticisiyim maliyesinden sorumlu değilim sadece haber ve yayın ile yetkilerim sınırlıdır, sadece yayın sorumluluğum vardır, gazetede 20 yıl boyunca haftada 3 gün yazı yazdım cemaat hiyerarşisi ile hiç bir ilgim yoktur, bu örgüt ile ilgim ve alakam yoktur, hakkımda bu hususta somut bir delil de yoktu, darbeler konusunda kesin bir duruşum vardır, 28 Şubattan 15 Temmuza kadar tüm darbe ve girişimlerine karşı duruşum vardır darbe girşimi oldugunu öğrenir öğrenmez sosyal medyada da attığım twitler ile de 'darbeye hayır' başlıkları ile yazılar yazdım halka silah çekenkerin en ağır şekilde yargılanması gerektiğini de yazdım, idam cezası ise gerekirse idam edilmelerine dair de yazılar yazdım askerin siyasete müdahalesine karşı oldugumu yazılarımda da belirttim, ben buraya gelirken ne ile suçlanacağımı bilmediğim için yazılarımı yanımda getiremedim, bir liste oldugunu ve listede adım oldugunu öğrendim evimde polisleri bekledim istesem kaçardım ancak ben kaçmadım, suçsuzum, polisleri bekledim ve teslim oldum, kaçmamı gerektiren bir husus da yoktur, atılı suçlamaları kabul etmiyorum, guatr rahatsızılıgım vardır psikolojik rahatsızlığım olması halinde nüksetmesi olası önemli bir hastalıgım davardır, ancak doktor raporum yanımda değildir dosyaya ibraz edeceğim, delilleri karartma imkanım veya gücüm de yoktur, delilleri değiştirmem zaten mümkün değildir, tutuksuz yargılanmamı talep ediyorum." şeklinde beyanda bulunmuştur. İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğince 30/7/2016 tarihinde, başvurucunun da aralarında bulunduğu şüphelilerin silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına karar verilmiştir. Hâkimlik "... 15/7/2016 tarihinde FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyelerinin silahlı kuvvetler içerisindeki unsurlarının ülke yönetimine yöneticilerine ve anayasal kurumlarına kalkışma yaptıkları, sonrasında yapılan soruşturmalar neticesinde ve daha önce yapılan soruşturmalar neticesinde şüphelilerin yazı yazdıkları bu silahlı yapıya mensup oldugu tespit edilen Zaman Gazetesi'nde bu yapıyı övücü yazılar yazdıkları, emniyet ve yargı makamlarının bu yapıya yönelik soruşturmalarını eleştiren akamete uğratan yazılar yazdıkları, gazete yöneticileri olan E. hakkında silahlı örgüt mensubiyetinden dava açıldıgı halde yine yazılarına devam ettikleri, bu nedenle bu yapıya ilişkin silahlı unsurların bulunduğunu bildikleri halde aynı yapı içerisinde bulunmaya devam ettikleri, özellikle 17 Aralık olarak bilinen süreçten sonra dahi ısrarlı bu yapıyı övücü yazılarının süre geldiği ve örgütün amaçları doğrultusunda propaganda faaliyeti yürüttükleri, yine şüphelilerin sosyal paylaşım hesaplarından da buna ilişkin katkılarını sürdürdükleri,kalkışmayı mazur gösteren yazılar yazdıkları ve bu örgütün mensuplarını sahiplenen açıklamalar yaptıkları, kamu oyunda onların masumiyetleri yönünde algı oluşturdukları, örgütün silahlı unsurlarının 15/7/2016 gecesi ortaya çıktığı bu tarihten önce kamuoyunda bu örgütün silahlı kalkışma yapacağına dair güçlü anlatımlar ve bilgilendirmeler olmasına rağmen şüphelilerin katkılarını devam ettirdikleri, sonrasında çalıştıkları gazetenin bu yapıya ait yayın organı olması nedeni ile kapatılmış olduğu ..." şeklindeki değerlendirme ile başvurucu yönünden silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu sonucuna varmıştır. Kararın tutuklama koşullarına ilişkin bölümü ise şöyledir: "... şüphelilerin üzerlerine atılı suçun CMK maddesine sayılan ve tutuklama sebepleri var kabul edilen suçlardan olduğu, ayrıca bu yapının medya ayağı yönündeki soruşturmalarda çok sayıda şüphelinin yurt dışına kaçmış olduğu, en başta bu gazetenin eski yöneticisi olan E.nin ... adli kontrol hükümlerine tabii olduğu halde aynı suçtan yurt dışına kaçtığı, atılı suç yönünden OHAL'in ülkede devam ettiği ve delillerin toplanması sürecinin devam ettiği, bu durumda şüpheliler hakkında adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacağı anlaşıldığından şüphelilerin CMK 100 ve devamı maddeleri gereğince AYRI AYRI TUTUKLANMALARINA [karar verildi.]" Anılan karar sonrasında İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğince 8/8/2016 tarihinde, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda "dosyada tutukluluk hâlinin sonlandırılmasını gerektirecek yeni bir delil bulunmadığı" gerekçesiyle itirazın kesin olarak reddine karar verilmiştir. İstanbul Sulh Ceza Hâkimliği 24/1/2017 tarihinde başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Başvurucunun bu karara yaptığı itiraz, İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğinin 28/2/2017 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Başvurucu 11/4/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 10/4/2017 tarihli iddianamesi ile başvurucunun anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM) ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlarını işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır. İddianamede, başvurucu dışında yirmi dokuz şüpheli hakkında da benzer suçlardan cezalandırma talebinde bulunulmuştur. İddianamede ilk olarak FETÖ/PDY'nin kuruluşu, amacı, yöntem ve stratejisi, hiyerarşik yapısı, istihbarat ağı, mali yapısı ve gelir kaynakları, silahlı gücü, emniyet ve yargı yapılanmasını kullanarak gerçekleştirdiği bazı yasa dışı faaliyetlere yönelik iddialara değinilmiştir. Sonrasında FETÖ/PDY'nin medyadaki yapılanmasına ve faaliyetlerine yer verilmiş; özellikle bu yapılanmanın medya unsurlarının kamuoyunca bilinen isimleriyle Tahşiye, 17/25 Aralık, MİT tırları ve Selam-Tevhid-Kudüs ordusu soruşturmalarına ilişkin etkilerine dair açıklamalar yapılmıştır. Cumhuriyet savcısı, başvurucunun da aralarında bulunduğu şüphelilerin FETÖ/PDY'nin medya gücünü oluşturduklarını,örgütün genel amacı doğrultusunda anayasal düzeni, TBMM'yi ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmak için örgüt stratejisi ve hiyerarşisi içinde rollerini yerine getirerek üzerlerine atılı suçları işlediklerini ileri sürmüştür. Başvurucunun da aralarında bulunduğu şüpheliler yönünden Savcılık tarafından yapılan hukuki değerlendirmenin ilgili bölümü şöyledir: " ...Şüpheliler T., A.B., İ.K., A.T.A., [başvurucu], Ş.A, N.U., S., O.K., ve İ. FETÖ-PDY medya organlarında görev yapan köşe yazarlarının; konjonktürel ve tarihi perspektifle bakıldığında bu yazılardaki ifadelerin 'mecaz' ya da 'metafor' olarak izah edilemeyeceği, genel olarak operasyonların ve yargı sürecinin devam ettiği dönemlerde kaleme alınan yazılarda Hükümete sadece muhalefet yapılmadığı veya eleştiri yöneltilmediği; görünürde suç unsuruna rastlanılmayan yazılarında dahi basın ve ifade özgürlüğünün sınırlarını aşarak devlet yetkililerinin ve kurumlarının haklarını ihlal niteliğinde ifadeler kullandıkları ya da ön hazırlık niteliğinde yazılar yazdıkları; şüpheli yazarların genel itibariyle de süreç içerisinde böyle bir duruş sergiledikleri, basın ve ifade özgürlüğünün sınırlarını aşarak devlet yetkililerinin ve kurumlarının haklarını ihlal niteliğinde ifadeler kullanarak örgüt amacına hizmet ettikleri; ulusal güvenliği tehdit edebilecek, toplum huzurunu, toplumsal barışı ve asayişi bozabilecek beyanlarda bulundukları, askeri darbe çağrısında bulunmaktan çekinmedikleri, bu haliyle şüpheli yazarların gerek suç unsuru ihtiva ettiği tespit edilen yazılarıyla gerek tek başına suç unsuru olduğu belirlenememekle birlikte örgütsel hedef ve amacı tamamlayan yazılarla FETÖ-PDY terör örgütü hiyerarşisi içerisindeki görevlerini yerine getirdikleri, ...Bu şekilde ... şüphelilerin FETÖ-PDY silahlı terör örgütünün medya gücünü oluşturdukları ... üzerlerine atılı suçları işledikleri anlaşılmıştır." Savcılık; başvurucunun FETÖ/PDY üyesi olduğuna ilişkin delil olarak bazı yazılarını göstermiştir. Bu yazılar ve bunlara ilişkin Savcılığın iddianamedeki değerlendirmeleri şöyledir:i. 22/12/2013 tarihli "Nereye" başlıklı, ii. 29/12/2013 tarihli "2013'e Veda Ederken" başlıklı, iii. 10/1/2014 tarihli "Kumpasa Gelmek" başlıklı,iv. 5/2/2014 tarihli "İki Türkiye" başlıklı, v. 7/2/2014 tarihli "Yeni Parti Mi?" başlıklı, vi. 28/2/2014 tarihli "28 Şubat'ın 2014 Versiyonu" başlıklı, vii. 2/3/2014 tarihli "17 Aralık, Milli Güvenlik Sorunu" başlıklı,ix. 14/3/2014 tarihli "Aman Dikkat" başlıklı yazılar ile,x. 25/12/2015 tarihli Kılıçdaroğlu'yla yapılan söyleşiye ilişkin yazı,- Savcılık özetle; kamuoyunca 17-25 Aralık soruşturmaları olarak bilinen dönemde Zaman gazetesinde yazılan köşe ve haber yazarlarının davayı etkileme amacını taşıdığını, yazılarda gerçeklerin çarpıtılarak Başbakan'ın cemaate [FETÖ/PDY] karşı saldırıya geçtiğini, emniyette yapılan atamalar ve yasal değişiklikler ile yolsuzluk soruşturmasının örtbas edilmeye çalışıldığı izlenimi doğurduğunun ifade edildiğini, Cumhurbaşkanı'nın yaşananlara seyirci kalmaması gerektiği söylenerek kurumlar arasında çatışma yaratılmasının hedeflendiğini ve gazetenin Ankara temsilcisi olan başvurucunun da aynı kapsamda bu yazıları yazdığını ileri sürmüştür. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 24/4/2017 tarihinde, iddianamenin kabulüne karar vermiş ve E.2017/112 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır. Başvurucunun kavuşturma aşamasındaki savunması şöyledir:"Önce düzeltme yapmak lazım, ben Zaman Gazetesi Ankara yayın temsilcisiyim. Künyede yazan bu. İddianame resmi bir evrak olduğunu göre doğrusu yazılmalı diye düşünüyorum. Kılıçdaroğlu’nun sıfatı unutulmuş. Kılıçdaroğlu’nun kim olduğunu herkes biliyor ama yine de ‘CHP Genel Başkanı’ ifadesi yer almalıydı. Aynı zamanda ana muhalefet partisi lideri. Bu makamın devlet protokolünde önemli yeri var. Ben vatandaş Kemal Kılıçdaroğlu ile değil CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun görüşlerini yazdım. Bu durumda iddia edilen ‘örgüt’ü savunan ben miyim? Yoksa Kılıçdaroğlu mu? Yazının tamamını buldum. CHP Lideri 2014 yılının siyasi değerlendirmesini yapmak üzere aralarında benim de bulunduğum gazetecilerle kahvaltılı basın toplantısı yapmış. Orada kendisine sorulmuş: ‘Fetullah Gülen’le ilgili ne düşünüyorsunuz?’ diye. Bu tip toplantılarda her soru sorulur. Bir kısıtlama olmaz. Ayrıca Kılıçdaroğlu her soruyu anlayışla karşılayan bir siyaset adamıdır. Soruyu ben sormadım. Kılıçdaroğlu’nun cevabı şu olmuş: 'Gülen hareketini en çok eleştiren biziz. Ama siz benim gibi düşünmüyorsunuz diye onu yok edeceğim derseniz biz mazlumun yanında oluruz. Mazlumu savunmayacağız da kimi savunacağız. Kimse kusura bakmasın’. Ben de bu ifadeleri köşeme taşımışım. Orada bulunan tüm gazetecilerin yaptığı gibi… Bunları yazmayana gazeteci denmez. Ana muhalefet liderinin gündemin sıcak konusuna ilişkin sözlerini aktarmak suçun delili olabilir mi? Ben söyleyen değil aktaranım. Bu yüzden suçlanmamı anlayabilmiş değilim..." İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 2/2/2018 tarihinde başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Başvurucu bu karara itiraz etmiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 22/2/2018 tarihinde itirazın reddine karar vermiştir. Bu karar başvurucuya 6/3/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 19/3/2018 tarihinde -2018/8529 sayılı başvuru yönünden- bireysel başvuruda bulunmuştur. 5/4/2018 tarihinde Savcılık esas hakkındaki mütalaasını sunmuştur. Savcılık mütalaasında başvurucunun:- Kendisine ait Twitter hesabından 15/7/2016 tarihinde yayımlamış olduğu mesajlarında Fetullahçı yapıya yönelik Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan ve kamuoyunda çatı iddianamesi olarak bilinen iddianame ile ilgili bazı yorumlarda bulunduğunu, "İddianamenin dili de içeriği de kesinlikle hukuki değil" dediğini, aynı tarihte yayımlanan bir başka mesajında Al Jazeera Türk isimli haber ajansında yayımlanan "Paralel yapı ana iddianamesinden; TSK içindeki yapılanma endişe verici boyutlarda" şeklindeki haberi paylaştıktan sonra bu habere atfen "İddianamenin hedefi yaş kumpası, TSK'ya operasyon için zemin hazırlamak, AKP kumpas maharetini balyozda gösterdi" şeklinde paylaşımda bulunduğunu, aynı tarihte yayımlanan bir başka mesajında yine çatı iddianamesini kastederek "Savcı avcı değildir, cadı avı yapamaz, suçun izini sürer, suçluyu tespit eder, senaryo yazmaz, roman senaryo yazarlarının işi yargının değil" dediğini,- 15 Temmuz 2016 tarihinde yani darbe gününde yayımlanan bir başka mesajında Anadolu Ajansının "Devlet içinde ayrı hiyerarşi ve işbölümü, Fetullahçı terör örgütünün çatı iddianamesi mahkemeye gönderildi" şeklindeki haberine atıfta bulunarak "İddianameden çok YAŞ kumpasına benziyor" şeklinde paylaşımda bulunduğunu, aynı tarihte yapmış olduğu diğer paylaşımlarda ise "Eğer bir ülkenin adalet terazisi bozulmuşsa felaketi bekleyin", "Savcıların hayal gücü çok geniş, senaryo konusunda yeşilçam destek alabilir", "Ak parti umuttu, AKP ile fiyasko oldu, çete ile felakete dönüştü", "Muhakkak ki Allah adaleti emreder, hayırlı cumalar..." şeklinde sözler yayımladığını, - 9/1/2014 tarihinde Beyaz TV'de katıldığı bir programda, 17-25 Aralık operasyonları sonrasında polis müdürlerine yönelik yapılan operasyonları kastederek Adalet ve Kalkınma Partisinin (AKP) kandırıldığını ve kumpasa düşürüldüğünü söylediğini, - 22/2/2015 tarihinde Zaman gazetesinde yayımlanan yazısında, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı Anayasa'yı askıya almakla suçladıktan sonra Başbakan'ın PKK 'nın cemaatten daha hoş göründüğünü söylediğini, - 19/12/2014 tarihinde Zaman gazetesinde yayımlanan yazısında, haklarında Fetullahçı terör örgütüne üye olma suçundan soruşturma yürütülen bazı şüphelileri kastederek adaletin bittiğini, vicdan ve insafın kalmadığını söylediğini, hatta yazı içeriğinden sanığın bu kişilere destek olmak amacıyla İstanbul Adliyesine geldiğinin anlaşıldığını,- 31/12/2014 tarihinde yayımlanan yazısında 17/25 Aralık operasyonlarını yapanlara yönelik işlemleri eleştirdikten sonra yazısını "2014 sancılı bir yıldı, sancı doğumun da habercisi, 2015 umut" şeklinde sözlerle bitirdiğini,- 28/12/2014 tarihinde aynı gazetede yayımlanan yazısında devletin hukuk vasfıyla birlikte merhametini de kaybettiğini ileri sürdüğünü,- 12/12/2014 tarihinde Zaman gazetesinde yayımlanan yazısında "2014 bütçe görüşmeleri bize gösterdi ki AKP, saray, 17 Aralık, yolsuzluk ve torpil iddialarının altında kalmış durumda" dediğini,- 17/12/2014 tarihinde Zaman gazetesinde yayımlanan yazısında örgütün üst düzey yöneticilerinden olan E. ve H.K.yı kastederek "Tehditle korkutarak susturulacak isimler değil, veremiyecek hesap yok çünkü" dediğini, aynı yazısında sistemde Türk tipi baas sistemine gidildiğini, AKP'nin 17 Aralık'ın altında ezilmekteyken buna şimdi bir de 14 Aralık'ın -E. ve H.K.nın gözaltına alındığı tarih- eklendiğini söylediğini, yazısını kendisinin de E. ve H.K.nın yerinde olmak istediğini söyleyerek bitirdiğini, - 5/4/2015 tarihinde yayımlanan yazısında Hükûmeti kastederek "Bu dünyada yüce divan yoksa öteki dünyada hakkın divanı var, paket paket torba torba düzenlemelere yol veren dönem AKP'li milletvekilleri pek yakında aranıza dönecek" dediğini, - 27/2/2015 tarihinde yayımlanan yazısında, Fetullahçı yapıya yönelik adli ve idari soruşturmalara atfen bu soruşturmaların 28 Şubat sürecini hatırlattığını, paralel iddiasının bir saçmalıktan ibaret olduğunu iddia ettiğini, - 16/12/2015 tarihinde yayımlanan yazısında, Fetullahçı örgütün polis müdürü ve gazeteci üyelerine yönelik operasyonun dışında başka kişilere de operasyon yapılacağı duyumunu aldığını, suçsuz, hayırsever insanların paralel devletle herhangi bir ilişkisinin olamayacağını söylediğini, - 17 Aralık operasyonu sonrasında Zaman gazetesinde 22/12/2013 tarihinde yayımlanan "Nereye?" başlıklı yazısında, 29/12/2013 tarihinde yayımlanan "2013'e Veda Ederken" başlıklı yazısında, 10/1/2014 tarihinde yayımlanan "Kumpasa Gelmek" başlıklı yazısında, 7/2/2014 tarihinde yayımlanan "Yeni Parti Mi?" başlıklı yazısında, 28/2/2014 tarihinde yayımlanan "28 Şubat'ın 2014 Versiyonu" başlıklı yazısında, 2/3/2014 tarihinde yayımlanan "17 Aralık Milli Güvenlik Sorunu" başlıklı yazısında, 7/3/2014 tarihinde yayımlanan "Ak Parti Zorda" başlıklı yazısında ve 14/3/2014 tarihinde yayımlanan "Aman Dikkat" başlıklı yazısında 17/25 Aralık soruşturmalarının sözde yolsuzluk kisvesi altında, örgüt elebaşı Fetullah Gülen tarafından verilen talimat doğrultusunda Fetullahçı polis ve sözde yargı mensuplarıyla Hükûmeti devirmek amacıyla yapıldığını bildiği hâlde bu soruşturmaların sanki hukuka uygun şekilde yapılan soruşturmalar olduğu izlenimini yaratmaya çalıştığını, - Pek çok yayın organında köşe yazısı yazdığını ve televizyon programlarına katıldığını, bu süreçte diğer dava arkadaşları gibi örgüt elebaşına hep sadık kaldığını, örgüt elebaşının en çok eleştirildiği, hakkındaki şaibelerin arttığı, açıkça devlet içinde ayrı bir yapılanmaya gittiğinin iyice görünür olduğu dönemlerde bile sadakatinden ödün vermediğini, her ne kadar tüm aşamalarda örgüt üyesi olmadığını savunmuş ise de çalıştığı uzun yıllar boyunca örgütle ilgili en küçük bir eleştiri yazısı dahi yazmadığını, mensubu bulunduğu gazetedeki diğer sanıklar gibi hep olaylara Fetullahçı çizgide yaklaştığını, - Söz konusu yazıların tek bir kaynaktan yani örgüt elebaşının emir ve talimatı doğrultusunda yazıldığının hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya konulduğunu,belirterek cezalandırılması talebinde bulunmuştur. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 6/7/2018 tarihli kararıyla başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 10 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir. Kararın ilgi kısmı şöyledir:" ... Sanık Mustafa Ünal'ın terör örgütüne müzahir kapatılan Zaman Gazetesi'nin Ankara temsilcisi olduğu; sanığın kendisine ait twitter hesabından 15/07/2016 tarihinde yayınlamış olduğu mesajlarında Fethullahçı yapıya yönelik Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan ve kamuoyunda çatı iddianamesi olarak bilinen iddianame ile ilgili bazı yorumlarda bulunduğu 'iddianamenin dili de içeriği de kesinlikle hukuki değil' dediği, aynı tarihte yayınlanan bir başka mesajında Al Jazeera Türk isimli haber ajansında yayınlanan 'Paralel yapı ana iddianamesinden; TSK içindeki yapılanma endişe verici boyutlarda' şeklindeki haberi kendi hesabında paylaştıktan sonra, üzerine ve bu habere atfen 'iddianamenin hedefi yaş kumpası, TSK'ya operasyon için zemin hazırlamak, AKP kumpas maharetini balyozda gösterdi' şeklinde paylaşımda bulunduğu, aynı tarihte yayınlanan bir başka mesajında yine çatı iddianamesini kastederek 'savcı avcı değildir, cadı avı yapamaz, suçun izini sürer, suçluyu tespit eder, senaryo yazmaz, roman senaryo yazarlarının işi yargının değil' dediği, 15 Temmuz 2016'da yanidarbe günündeyayınlanan bir başka mesajında Anadolu Ajansının 'devlet içinde ayrı hiyerarşi ve işbölümü, Fetullahçı terör örgütünün çatı iddianamesi mahkemeye gönderildi' şeklindeki habere atıfta bulunarak 'iddianameden çok YAŞ kumpasına benziyor' şeklinde paylaşımda bulunduğu, aynı tarihte yapmış olduğu diğer paylaşımlarda ise 'eğer bir ülkenin adalet terazisi bozulmuşsa felaketi bekleyin', 'savcıların hayal gücü çok geniş, senaryo konusunda yeşilçam destek alabilir', 'Ak parti umuttu, AKP ile fiyasko oldu, çete ile felakete dönüştü' şeklinde sözler yayınladığı, sanığın 9/1/2014 tarihinde Beyaz TV'de katıldığı bir programda 17-25 Aralık operasyonları sonrasında polis müdürlerine yönelik yapılan operasyonları kastederek Ak Parti'nin kandırıldığını ve kumpasa düşürüldüğünü söylediği, sanığın 22/2/2015 tarihinde Zaman Gazetesi'nde yayınlanan yazısında, dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ı Anayasayı askıya almakla suçladıktan sonra başbakanın PKK'yı cemaatten daha hoş gördüğünü söylediği, sanığın 19/12/2014 tarihinde Zaman Gazetesi'nde yayınlanan yazısında, haklarında fetullahçı terör örgütüne üye olmak suçundan soruşturma yürütlen bazı şüphelileri kastederek adaletin bittiğini, vicdan ve insafın kalmadığın söylediği, hatta yazı içeriğinden sanığın bu kişilere destek olmak amacıyla İstanbul Adliyesine geldiğinin belirtildiği, sanığın 31/12/2014 tarihinde yayınlanan yazısında 17/25 aralık operasyonlarını yapanlara yönelik işlemleri eleştirdikten sonra yazısını '2014 sancılı bir yıldı, sancı doğumun da habercisi, 2015 umut' şeklinde sözlerle bitirdiği, sanığın 28/12/2014 tarihinde aynı gazetede yayınlanan yazısında devletin hukuk vasfıyla birlikte merhametini de kaybettiğini ileri sürdüğü, sanığın 12/12/2014 tarihinde Zaman Gazetesi'nde yayınlanan yazısında '2014 bütçe görüşmeleri bize gösterdi ki AKP, saray, 17 Aralık, yolsuzluk ve torpil iddialarının altında kalmış durumda' dediği, sanığın 17/12/2014 tarihinde Zaman Gazetesi'nde yayınlanan yazısında örgüt üst düzey yöneticilerinden olan E. ve H.K.yı kastederek 'tehditle korkutarak susturalacak isimler değil, veremiyecek hesap yok çünkü' dediği, aynı yazısında sistemin Türk tipi baas sistemine gidildiğini, AKP'nin 17 Aralığın altında ezilmekteyken buna şimdi bir de 14 Aralık'ın (E. ve H.K.nın gözaltına alındığı tarih) eklendiğini söylediği, yazısını kendisinin de E. ve H.K.nın yerinde olmak istediğini söyleyerek bitirdiği,sanığın 05/04/2015 tarihinde yayınlanan yazısında hükümeti kastederek 'Bu dünyada yüce divan yoksa öteki dünyada hakkın divanı var, paket paket torba torba düzenlemelere yol veren dönem AKP'li milletvekilleri pek yakında aranıza dönecek' dediği, sanığın 27/02/2015 tarihinde yayınlanan yazısında Fetullahçı yapıya yönelik adli ve idari soruşturmaları atfen bu soruşturmaların 28 Şubat sürecini hatırlattığını, paralel iddiasının bir saçmalıktan ibaret olduğunu söylediği, sanığın 16/12/2015 tarihinde yayınlanan yazısında Fethullahçı örgütün polis müdürü ve gazeteci üyelerine yönelik operasyon dışında başka kişilere de operasyon yapılacağı duyumunu aldığını, suçsuz, hayırsever insanların paralel devletle herhangi bir ilişkisinin olamayacağını söylediği, sanığın bu şekilde süregelen ve devamlılık arz eden terör örgütü lehine propaganda yazılarının TCK'nın 314/2 maddesinde belirtilen terör örgütü üyeliği suçunu oluşturduğu,...... verilen ceza miktarı, tutuklama tarihi ve infaz şartları, mahkumiyetine konu olan suçun CMK'nun 100/maddesinde sayılan ve tutuklama sebebi var kabul edilen suçlardan olması, sanığın üyesi olduğuna karar verilen FETÖ terör örgütü ile irtibatlı kişilerin önemli bir kısmının yasal ya da yasa dışı yollarla Türkiye'den kaçmış olmaları nedeniyle sanığın da kaçma ihtimalinin bulunması birlikte değerlendirildiğinde tutuklama şartlarının devam ettiği, adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı kanaatiyle tutukluluk halinin devamına [karar verildi]". Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla istinaf mahkemesinde derdesttir ve başvurucunun tutukluluk durumu devam etmektedir. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Mahir Kanaat, B.No.2017/12653, 30/10/2018, §§ 28-48).