Başvuru, özel hayata ilişkin birtakım unsurlar gerekçe gösterilerek Türk Silahlı Kuvvetlerinden çıkarma cezasına hükmedilmesi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının, uzun süren yargılama nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru; özel hayata ilişkin birtakım unsurlar gerekçe gösterilerek Türk Silahlı Kuvvetlerinden çıkarma cezasına hükmedilmesi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının, uzun süren yargılama nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 12/11/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Muvazzaf subay statüsünde bulunan başvurucu hakkında, Denizli'de görev yaptığı sırada 2006 yılında tanıştığı R.H. isimli kadınla birlikte yaşadığı, sonraki süreçte aynı evde yaşamayı sürdürdüğü ve bu eylemlerin karı koca gibi herhangi bir kimse ile nikâhsız olarak devamlı surette yaşamakta ısrar etmek suçunu oluşturduğu gerekçesiyle Isparta Dağ Komando Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığı Askerî Savcılığınca (Askerî Savcılık) soruşturma başlatılmıştır. Başvurucu hakkında Askerî Savcılık tarafından düzenlenen 3/6/2008 tarihli iddianameyle Türk Silahlı Kuvvetlerinden (TSK) çıkarılmasına karar verilmesi talebiyle kamu davası açılmıştır. İddianamede; başvurucunun R.H. isimli kadınla aynı evde bir süre yaşadığı, 22/5/1930 tarihli ve 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun maddesinde düzenlenen söz konusu suç gereğince hakkında işlem yapılacağı hususunda başvurucunun uyarıldığı, buna rağmen Ankara'da bulunduğu sırada kiraladığı evde R.H. ile yaşamayı sürdürdüğü ve R.H.yi eşi olarak tanıttığı, bu suretle üzerine atılı suçu işlediği belirtilmiştir. Isparta Dağ Komando Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığı Askerî Mahkemesinde (Askerî Mahkeme) yapılan yargılamada başvurucu; R.H. ile arkadaş ortamında tanıştığını, birkaç kez R.H.nin evine gittiğini, söz konusu kişiyle yolda yürürken eşinin kendilerini gördüğünü ve bu durumu tugay komutanının eşine söylediğini, sonrasında açılan idari soruşturma neticesinde hakkında uyarı cezası tesis edildiğini belirtmiştir. Başvurucu, mesleki kurs kapsamında bir dönem bulunduğu Ankara'da R.H. ile görüştüğünü ancak hiçbir zaman karı koca hayatı yaşamadığını ifade etmiştir. Askerî Mahkemenin 16/12/2008 tarihli kararıyla başvurucunun karı koca gibi herhangi bir kimse ile nikâhsız olarak devamlı surette yaşamakta ısrar etmek suçunu işlediği gerekçesiyle TSK'dan çıkarma cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir. Kararda; başvurucunun R.H. isimli kadınla sık sık kiraladıkları daireye gittikleri, orada kaldıkları ve karı koca gibi görüntü verdikleri hususlarının tanık beyanlarıyla sabit olduğu belirtilmiştir. Anılan karar, Askerî Yargıtayın 23/6/2009 tarihli kararıyla bozulmuştur. Gerekçede, geçici nitelikteki ilişkilerin bu suçu oluşturmayacağı vurgulanmış ve suçun devamlılık unsurunun hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde açıklığa kavuşturulması gerektiği belirtilmiştir. Bozma kararında, yargılama konusu olaydaki eylemlerin bu yönüyle yeniden tartışılmasının uygun olacağı sonucuna ulaşılmıştır. Bozma kararı üzerine davaya yeniden bakan Askerî Mahkemenin 14/10/2011 tarihli kararıyla başvurucunun beraatine hükmedilmiştir. Karar gerekçesinde, isnat edilen suça konu eylemlerin gerçekleştiği tarihte başvurucunun eşi olan ancak sonradan boşandığı N.T. dâhil olmak üzere dinlenen tanıkların ifadelerinden suçun devamlılık unsurunun gerçekleşmediğinin anlaşıldığı belirtilmiştir. Söz konusu karar, Askerî Yargıtayın 30/1/2013 tarihli kararıyla bozulmuştur. Bozma kararında; tanık ifadelerinde yer alan bir kısım detay arasında çelişkiler olduğu, maddi gerçeklerin ortaya çıkması amacıyla başvurucunun R.H. ile birlikte yaşadığı iddia edilen binada oturan diğer komşuların da tanık sıfatıyla dinlenmesi gerektiği ifade edilmiştir. Askerî Mahkemenin 24/5/2013 tarihli kararıyla yeniden başvurucunun beraatine hükmedilmiştir. Kararda 14/10/2011 tarihli kararda yer verilen gerekçelere dayanılmıştır. Ayrıca başvurucuya gönderilen bir tebligatın 2/4/2009 tarihinde R.H. tarafından tebellüğ edildiğinin görüldüğü ancak söz konusu tarihin isnat edilen suça konu eylemlerin gerçekleştiği tarihten sonra olduğu ve inkâr edilmemiş olsa da bu durumun birlikte devamlı yaşamanın somut bir kanıtı olarak değerlendirilemeyeceği belirtilmiştir. Anılan beraat kararı, Askerî Yargıtayın 27/12/2013 tarihli kararıyla esas yönünden hukuka aykırılık sebebinin bulunduğu gerekçesiyle bozulmuştur. Kararda, başvurucuya gönderilen bir tebligatın R.H.ye tebellüğ edilmesinin karı koca gibi birlikte yaşama durumunun yargılama aşamasında da sürdürüldüğünü gösterdiği belirtilmiştir. Bu durumda başvurucunun müsnet suçtan mahkûmiyetine dair hüküm kurulması gerekirken beraatine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu ifade edilmiştir. Davaya yeniden bakan Askerî Mahkemenin 5/6/2014 tarihli kararıyla karı koca gibi herhangi bir kimse ile nikâhsız olarak devamlı surette yaşamakta ısrar etmek suçunu işlediği sabit görülen başvurucunun TSK'dan çıkarılmasına karar verilmiştir. Kararda, Askerî Yargıtayın 27/12/2013 tarihli kararında yer verilen gerekçelere atıfla suçun devamlılık unsurunun gerçekleştiği belirtilmiştir. Askerî Yargıtay Birinci Dairesinin 30/10/2014 tarihli kararıyla söz konusu mahkûmiyet kararının bozulmasına hükmedilmiştir. Kararda, Askerî Mahkemece başvurucu hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Buna gerekçe olarak ise isnat edilen eylemlerin ceza hukuku açısından suç, disiplin hukuku açısından disiplinsizlik hâli olarak düzenlenmesi, söz konusu eylemlerin 31/1/2013 tarihli ve 6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu kapsamında aynı yaptırımla karşılanması gösterilmiştir. Söz konusu Daire kararına Askerî Yargıtay Başsavcılığınca itiraz edilmiş ve başvurucu hakkında verilen çıkarma cezasının hukuka uygun olduğu ileri sürülmüştür. Askerî Yargıtay Daireler Kurulunun 29/1/2015 tarihli kararıyla Askerî Yargıtay Başsavcılığının itirazı kabul edilerek Daire kararının kaldırılmasına ve Askerî Mahkemenin 5/6/2014 tarihli mahkûmiyet kararının onanmasına hükmedilmiştir. Nihai karar 15/10/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 12/11/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. İlgili Mevzuat 1632 sayılı Kanun’un "İffetsiz bir kimse ile evlenen veya böyle bir kimse ile yaşayanlar" kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:"...veya karı koca gibi herhangi bir kimse ile nikahsız olarak devamlı surette yaşamakta ısrar eden asker kişiler hakkında Türk Silahlı Kuvvetlerinden çıkarma cezasına, erbaşlar hakkında rütbenin geri alınmasına hükmolunur." Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında TSK'da görev yapan askerî personel hakkında ahlaki nedenlerle ayırma işlemi tesis edilmesine ilişkin uluslararası hukuka yer vermiştir (G.G. [GK], B. No: 2014/16701, 13/10/2016, §§ 23-30; Tevfik Türkmen [GK], B. No: 2013/9704, 3/3/2016, §§ 23-39; Murat Deniz, B. No: 2014/5318, 21/9/2016, §§ 25-31; Yaşar Türkmen, B. No: 2014/5418, 15/2/2017, §§ 20-33; Mehmet Çakır, B. No: 2014/5121, 16/2/2017, §§ 19-27).B. İlgili Yargı Kararı 1632 sayılı Kanun'un maddesinde yer alan "veya karı koca gibi herhangi bir kimse ile nikâhsız olarak devamlı surette yaşamakta" ibaresinin iptali talebiyle yapılan itiraz başvurusu Anayasa Mahkemesinin 27/5/2015 tarihli ve E.2014/176, K.2015/53 sayılı kararıyla oyçokluğuyla reddedilmiştir. Söz konusu kararın ilgili kısımları şöyledir: "...Kanun koyucu düzenleme yetkisi kapsamında, statüleri kanunlarla oluşturulan ve buna göre mesleğe alınan kamu görevlilerine bir takım hak veya yükümlülükler getirebilir. Askerlik mesleği disiplin ve fedakârlık temeline dayanır. Bundan dolayı bu görevi ifa edenlerin güven, itibar ve saygınlığın gereği olarak katı meslek ilkelerine tabi tutulmaları da normaldir.Kişiler askerlik mesleğini seçmekle birlikte artık sivillere getirilemeyecek bazı sınırlamaların askerî disiplinin tesisi için kendileri açısından uygulanmasını kabul etmiş olmaktadırlar. Askerî ceza kanunları tarafından aynı veya benzer eylemler askerlik hizmetinin gereği olarak, genel ceza kanunlarına nispeten daha ağır veya daha hafif bir şekilde cezalandırılabilir. Hatta genel ceza kanunlarında öngörülmemiş bazı fiil ve eylemlerin askerî ceza kanunları ile cezalandırılması da mümkündür. Nitekim kanun koyucu da askerî hizmetlerin gereklerine uygun olarak bazı fiil ve davranışları TSK mensupları için yasaklamıştır.İtiraza konu kural ile yaptırıma bağlanan eylem için kanun koyucu tarafından belirlenen yaptırım, hürriyeti bağlayıcı bir ceza olmayıp disiplini temine yönelik TSK’dan çıkarma cezasıdır. Bunun dışında asker kişiler açısından suçun sübut bulması için yapılan uyarı ve ikazlara rağmen söz konusu fiilin işlenmesinde ısrar etme şartı da aranmaktadır. Ayrıca sadece asker kişiler ile ilgili bir düzenleme olduğundan ve askerlik hizmetinin gereği gibi yürütülmesini sağlamayı amaçladığından demokratik toplum düzeni ile de çelişmemektedir. Dolayısıyla özel hayatın gizliliği hakkına keyfi ya da hakkın özüne dokunacak bir sınırlama getirmeyen, temel hakkın kullanımını ortadan kaldırmayan itiraz konusu kural, istisnai bir alanda ve dar kapsamlı olduğundan sınırlı ve ölçülüdür.Diğer yandan özel hayatın korunmasını, istisnai bir alanda ve anayasal ilkelere uygun olarak asgari oranda sınırlandırılan düzenlemenin birey hakları ile kamu yararı arasında açık bir dengesizlik yarattığı da söylenemez. Bu anlamda kural, askerlik hizmetinin gereği gibi yürütülmesini sağlamayı amaçladığından, sınırlamanın bu açıdan da ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olduğu açıktır.Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın , ve maddelerine aykırı değildir. İptal istemlerinin reddi gerekir." Ayrıca Anayasa Mahkemesi, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara ilişkin olarak Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığına (Tazminat Komisyonu) başvuru imkânının getirilmesine ilişkin mevzuata önceki içtihadında yer vermiştir (Ferat Yüksel, B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §§ 11-14).