DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/3561 E. , 2024/1783 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/3561 Karar No : 2024/1783 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Kurulu VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 25/03/2022 tarih ve E:2017/6261, K:2022/1518 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alın
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/3561 E. , 2024/1783 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/3561 Karar No : 2024/1783 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Kurulu VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 25/03/2022 tarih ve E:2017/6261, K:2022/1518 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline karar verilmesi, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun) 3. maddesinin 1. fıkrasının iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 25/03/2022 tarih ve E:2017/6261, K:2022/1518 sayılı kararıyla; Davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde, davacının Anayasa'ya aykırılık iddiası ciddi görülmemiş, "Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak, Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede; Davacının, ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 223/2-b maddesi uyarınca anılan suçu işlemediğinin sabit olduğu gerekçesiyle beraatine karar verildiği ve anılan kararın kesinleştiği, Tanık beyanları yönünden, davalı idare tarafından davacı aleyhine delil olduğu ileri sürülen tanık ifadelerinin davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği, Davacının çocuğunu örgüte müzahir okula göndermesi yönünden, 2014-2016 yılı eğitim öğretim döneminde davacının eğitim saiki dışında örgütsel tavır ve destek amacıyla çocuklarını örgüte müzahir okula gönderdiği yönünde davalı idarece dosyaya sunulmuş bir tespitin bulunmadığı görüldüğünden, belirtilen hususun davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği, HTS raporu yönünden, davalı idarece, davacı hakkındaki HTS analiz çalışmaları neticesinde düzenlenen 13/10/2018 tarihli rapordan bahsedilmiş ve bu durumun davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve/veya iltisaklı olduğunu gösterir delil niteliğinde olduğu iddia edilmiş ise de, söz konusu raporun davalı idare tarafından dosyaya sunulmadığının görüldüğü; olayda, davacıya ait HTS kayıtları ile ilgili olarak belirli bir periyot veya yoğunluk tespiti yapılmaksızın, yalnızca FETÖ/PDY terör örgütü kapsamında hakkında soruşturma yürütülen kişilerle telefon görüşmelerinin bulunduğu tespitinin, başka delillerle de desteklenmediğinden, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği, Davacıyla ilgili soruşturma bilgisi yönünden, Dairelerince yapılan 21/04/2021 tarihli ara kararına davalı idare tarafından verilen 01/07/2021 tarihli cevapta, davacı hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin ... esas sayılı (Hâkimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin ... sayılı) disiplin dosyasının dışında FETÖ/PDY örgütü ile bağlantılı olarak yürütülen veya sonuçlandırılan başka idari soruşturma bulunmadığı belirtilmiş ise de, bu disiplin soruşturması kapsamında davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakına ve/veya irtibatına ilişkin varsa elde edilen bilgi ve belgelerin neler olduğu ortaya konulmadığından, söz konusu soruşturmanın davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve/veya irtibatı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde dikkate alınmadığı, Diğer hususlar yönünden, davalı idare tarafından davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve/veya iltisaklı olduğunu gösterir delil niteliğinde olduğu belirtilen davacının eşi ... hakkındaki tespitlerde, davacının bizzat kendisini FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkilendirecek herhangi bir hususa yer verilmediği görüldüğünden, davacının eşine yönelik olan söz konusu tespitlerin davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatını ve/veya iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, diğer taraftan, davacı hakkında somut bir tespiti içermeyen sosyal çevre bilgilerinin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatını ve/veya iltisakını ortaya koyan delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı sonucuna varıldığı, Dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davalı idarece, bakılmakta olan dosyada davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğuna ilişkin yeterli delil sunulmadığı, sunulan delillerin ise davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyacak yeterlilikte ve nitelikte olmadığı, ayrıca ilgili kamu kurumları ve özel kuruluşlarca Dairelerinin 21/04/2021 tarihli ara kararına verilen cevaplarda da davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyan herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığının anlaşıldığı, Bu nedenle, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle tesis edilen dava konusu kararlarda hukuka uyarlık bulunmadığı, Davalı idarece, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyacak nitelikte delillerin tespit edilmesi halinde yeniden işlem tesis edilebileceğinin de açık olduğu gerekçesiyle, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine dair ... tarih ve ... sayılı kararının davacıya ilişkin kısmının iptaline karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, usule ilişkin itirazlarının yerinde görülmeme gerekçesinin kararda yer almadığı, dava konusu işlemin bir disiplin işlemi olmadığı, bu nedenle hukuki denetimin disiplin işlemi kapsamında yapılamayacağı, dava dosyasına sunulan delillerin, idarelerince davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak ve irtibatını ortaya koymaya yeterli görüldüğü, davacı hakkında "silahlı terör örgütüne üye olma" suçundan başlatılan adli süreç mahkûmiyet dışında bir kararla sonuçlanmış ise de, dava konusu işlem "üyelik" değil "iltisak ve irtibat" isnadına dayandığından söz konusu kararın davacının hukuki durumunu değiştirmediği; meslekten çıkarılan ilgililer hakkında işlem tesis edildiği tarihte idarelerince yapılan değerlendirmeyi destekleyen ve idari/adli süreçte taraflarına gönderilen bilgi ve belgelerin yargı yeri ile paylaşılmasının, işlemin dayanağı delillerin sonradan tespit edildiği anlamına gelmeyeceği, bu şekildeki bir ifadenin hukuki dayanaktan yoksun olduğu, davacının, çocuklarını FETÖ/PDY bağlantılı okula gönderdiğine ilişkin beyanı ile "...Siz sormadınız ama ben söyleme gereği duyuyorum ki oylarımın hatırladığım kadarı ile 6'sını Yargıda Birlik Üyelerine verdim..." şeklindeki ifadesi, sosyal çevresi anlamında en yakını olan eşinin yargı mensubu olarak görev yapmakta iken FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olduğu gerekçesiyle meslekten ihraç edilmiş olduğuna dair bilgi, tanık beyanları, davacı hakkında düzenlenen iddianamede yer alan HTS analiz raporu birlikte değerlendirildiğinde Kurul kanaatinin, davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle iltisaklı veya irtibatlı olduğu yönünde oluştuğu; davacının seçim dönemindeki hal ve hareketlerine ilişkin tanık ifadelerinin münferit bir eylem, hal, hareket veya tavır olarak değerlendirilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığı, Kurulca örgütle irtibat veya iltisaklarına karar verilen hâkim ve savcılardan neredeyse tamamı, daha iyi eğitim için veya ekonomik sebeplerle örgütün okul/dershanelerini tercih ettiklerini savunmuş olup davacının da benzer gerekçeleri sunması öngörülebilir olsa da, Dairenin benzer bazı dosyalarda bu yolda bir saptama yapmayarak bu durumu davacılar aleyhine delil kabul ederken bu dosyada delil kabul etmemesinin çelişki yarattığı, diğer yandan Kurulun kişinin iç dünyasındaki bir güdülenmenin aksini ispat etmesi, bu bağlamda bir tespiti dosyaya sunması mümkün olmadığı gibi Dairenin de bunu öngöremeyeceği, davacının geçmişe dönük iletişim trafiği (HTS) kayıtlarının incelenmesi sonucu, haklarında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle ilgili soruşturma yürütülen şahıslarla olan görüşmesinin "belirli bir periyot ve yoğunluk" tespiti yapılmaksızın delil olarak kabul edilmeyeceğine hükmedilmesinde de isabet bulunmadığı, zira belirli bir periyot ile Dairenin neyi kastettiği bilinmemekle beraber, görülen bu davalarda "periyot" belirlemesi yapılmasının doğru bir yaklaşım olmayacağı ve görüşmelerin yoğunluğunun görüşme hakkında bir veri oluşturmayacağı, davacı hakkındaki tespit ve delillerin, aile bireyleri başta olmak üzere sosyal çevre bilgileri ve Kurul kayıtlarının bir bütün olarak değerlendirildiği ve neticesinde Kurulun davacıyla ilgili kanaatinin olumsuz yönde oluştuğu belirtilerek Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, zanna dayalı olarak meslekten çıkarıldığı; diğer dosyalarda verilen kararların emsal olarak gösterilemeyeceği; hayatının hiçbir döneminde söz konusu örgüt ile iltisak ve irtibatının bulunmadığı; Dairece tanık beyanlarının ayrıntılı olarak irdelenerek değerlendirme yapıldığı; bazı tanıkların daha önce verdiklerin beyanlarını sonra çürüttükleri ve bu nedenle aleyhine değerlendirilemeyeceği; samimi olduğu belirtilen Düzce hakiminin görevine iade edildiği ve bu kişiyle iş gereği görüştüğü; bazı tanık beyanlarının ise, dayanak gösterildiği diğer kişilerce çürütüldüğü; bir kısım tanık beyanlarının da soyut ve kişisel kanaat niteliğinde bulunduğu; çocuklarını FETÖ/PDY’ye ait koleje gönderdiğine dair beyanlarının tek başına aleyhe delil olarak değerlendirilemeyeceği; sadece eğitim saiki ile bu okulu tercih ettiği; bir yıl sonra okul ile aralarında çıkan uyuşmazlık nedeniyle bu okuldan çocuklarını almak istediği, ancak oğlunun psikolojik rahatsızlığının ortaya çıkması nedeniyle okuldan alınması halinde uyum sorunu yaşayacağı için rahatsızlığın daha da artacağı endişesinin hakim olması nedeniyle bu okulda bir yıl daha öğrenimine devam etmesine karar verdiği, ancak sonrasında çocuklarını bu okuldan alarak başka bir koleje kayıtlarını yaptırdığı; HTS raporunda belirtildiği üzere görüşmesinin bulunduğu kişilerin tamamının yargı mensupları olduğu, haklarında FETÖ kapsamında soruşturma yürütülmeyen yargı mensupları ile de bir çok görüşmesinin olduğu ve yine görevde bulunan birçok yargı mensubunun da HTS kayıtları alındığında da aynı sonuçla karşılaşılacağı; eşi hakkında da idari işlemin iptaline karar verildiği; Yargıda Birliği desteklediğine ilişkin bir çok tanık beyanı mevcut olduğu; bir ifadede, eşi ile birlikte Yargıda Birlik Derneğine üye olmak istediğinin belirtildiği; Dairenin resen araştırma ilkesi gereği birçok kurum ve kuruluşla yazışmalar yapmak suretiyle hakkında araştırmalar yaptığı, ancak gelen cevabi yazıların tamamının lehine sonuçlandığı; örgüte müzahir TV kanallarının Digitürk platformundan çıkartılmasından 4 ay önce aboneliğini iptal ettirdiği ve ayrıca örgüt üyelerinin Digitürk aboneliklerini iptal ettirdiği dönemde tekrar Digitürk abonesi olduğu belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Kurulumuzun 07/02/2024 tarihli ara kararına davalı idarece verilen cevabın dosyaya sunulması üzerine, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini "Yurtta Sulh Konseyi" olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır. Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir. MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır. 23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarih ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. ... tarih ve ... sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi ... tarih ve ... sayılı kararla reddedilmiştir. Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır. Öte yandan, davacının, ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 223/2-b maddesi uyarınca anılan suçu işlemediğinin sabit olduğu gerekçesiyle beraatine karar verilmiş ve anılan karar kesinleşmiştir. İLGİLİ MEVZUAT : 1) Anayasa Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir. Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır." Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz." Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır." Anayasa’nın 13. maddesi: "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." Anayasa’nın 14. maddesi: "Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz. ..." Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir. Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz." Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz." Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz." Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler." Anayasa’nın 139. maddesi: "Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır." Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: "Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler." Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar." Aynı maddenin sekizinci fıkrası: "Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar. ..." 2) AİHS AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir." AİHS'in 8. maddesi: "Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir." AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir. Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez. Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir." 3) Kanun 667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir." Üçüncü fıkrası: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır." Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır. ..." 4) Etik İlkeler Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir. Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 1) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarih ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir. Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır. 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, "meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan "olağanüstü tedbir" niteliğindedir. Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile "terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen" üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir. Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir. Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını "kavuşan, bitişen, birleşen", irtibatlı kavramını ise "bağlantılı" olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır. Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için birtakım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır. 2) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir. Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir. Öte yandan, 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi uyarınca olağanüstü tedbir niteliğinde bir idari yaptırım olarak meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen yargı mensupları hakkında bu olağanüstü tedbirin sebebini oluşturan eylem ve davranışların niteliği ve mahiyeti itibarıyla aynı zamanda ceza hukuku bakımından da suç oluşturması halinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) uyarınca "Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak" suçundan ceza soruşturması ve kamu davası açıldığı da görülmüştür. Bununla birlikte, 667 sayılı KHK uyarınca bir yargı mensubu hakkında terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti olmasa da bu terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olması nedeniyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına yönelik olağanüstü idari tedbirin uygulanabilmesi karşısında, anılan yargı mensubu hakkında ceza yargılamasında beraat kararı verilmiş olmasının, ilgili hakkında anılan olağanüstü tedbirin hukuka uygunluğu yönünden yürütülen yargılama faaliyeti için bağlayıcı olmayacağı açıktır. Bu durumda, davacı hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan beraat kararı verilmiş olmasının, davacının FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi Kurulumuz tarafından yapılacak idari yargılama yönünden bağlayıcılığı da bulunmamaktadır. Dava dosyasında yer alan davacı hakkındaki bilgi ve belgelerin değerlendirilmesine gelince; Davacı hakkındaki tanık beyanları: Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan İ.M.'ye ait, Hakimler ve Savcılar Kurulu Müfettişliğince düzenlenen 23/03/2017 tarihli tanık ifade tutanağında şu ifadelere yer verilmiştir: "HSYK Genel Kurulunca FETÖ irtibatı gerekçesiyle meslekten çıkarılmalarına karar verilen ... ve ...’i Düzce İlinde Cumhuriyet Savcısı olduğum dönemde hakim olmaları nedeniyle tanıyorum. Ben Düzce Adliyesinde 2013 yaz kararnamesi ile göreve başladım, hatırladığım kadarıyla ... ve ...’te bir sonraki kararname ile geldiler, 2015 yılı Ocak kararnamesi ile ben Akçaabat Cumhuriyet Başsavcılığına atandım, bu şekilde kendileri ile Düzce Adliyesinde 6 ay kadar görev yaptım. ..., yine FETÖ irtibatı gerekçesiyle meslekten çıkarılan ve Düzce’de hakim olan A.A.P. ile oldukça samimi idi, 2014 yılı HSYK seçimi öncesinde sürekli bu kişiyle birlikte idi. Düzce Adliyesinde bahsettiğim seçim öncesinde Yargıda Birlik Platformu adaylarını destekleyen hakim ve savcılar bir grup, bağımsız görünümlü olup sonrasında FETÖ irtibatı gerekçesiyle meslekten çıkarılan adayları destekleyen hakim ve savcılar ise ayrı bir gruptu. ... ve ...’in seçim öncesi dönemde iki grupla da irtibatı vardı, hatta Yargıda Birlik Platformu adayları lehine ben kendilerinden oy istemiştim, kendileri de tamamen olmasa da Yargıda Birlik Platformu adaylarını destekleyeceklerini ifade etmişlerdi. Ancak, 2014 yılı HSYK seçimlerinin yapıldığı gün seçim salonunda da Yargıda Birlik Platformu adaylarını destekleyen hakim ve savcılar bir tarafta, bağımsız görünümlü adayları destekleyen hakim ve savcılar ise bir tarafta bulunuyorlardı, ... seçim salonunda bağımsız görünümlü adayları destekleyen hakim ve savcıların olduğu gruptaydı, ... ise oyunu kullanıp gitmişti.'' Aynı şahsın, davacının yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin E:... sayılı dosyasında yer alan beyanı şu şekildedir: ''Ben sanıklar ile Düzce Adliyesinde C. Savcısı olarak görev yaptığım dönemde çalıştım. Sanıklardan ... C.Savcısı olarak, eşi ... ise hakim olarak görev yapmaktaydı, Kurul müfettişliğince alınan ifademi tekrar ederim. Sanıkların 2014 yılı HSYK seçimlerinde doğrudan o dönem cemaat olarak nitelendirilen yapının adaylarını ve bağımsız adı altında bu yapıya dahil olan adayları açıkça destekledikleri hususunda herhangi bilgim ve görgüm yoktur. Sadece ben seçimler zamanında kendilerinden oy istediğimde kısmende olsa Y.B.P. Adaylarını destekleyeceklerini ifade etmişlerdi, bu seçim süreci Düzce'de yoğun bir kutuplaşma içerisinde geçmişti, ben sanıkların açıktan oy istediklerine, propaganda yaptıklarına şahitlik etmedim. ... o dönemde kararsız bir tutum sergiliyordu. Karşı tarafı destekleyen kişilerle arkadaşlığının fazla olması nedeniyle samimi görünmüş olabilir. ...'in ise o dönem Düzce'de hakimlik yapan ve meslekten ihraç edilen A.A.P. ile samimi arkadaşlıklarının olduğunu görmüştüm. Konu ile ilgili olarak bildiklerim ve söyleyeceklerim bunlardan ibarettir.'' Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan K.E.G.'ye ait, Hakimler ve Savcılar Kurulu Müfettişliğince düzenlenen 15/03/2017 tarihli tanık ifade tutanağında şu ifadelere yer verilmiştir: "...Ben Düzce’de iken 2015 yılı şubatında ... ve eşi ... Düzce’de hakim olarak görev yapıyorlardı. 2014 HSYK seçim döneminde ben Sakaryada YBP temsilcisiydim. Düzce’de ise Başsavcı A.C.Ş. ve M.D. ve Y.E.A. YBP çalışmalarında yer alıyorlardı. Ben Düzce’deki seçim dönemine ilişkin bilgileri bu arkadaşlardan aldım. Benim gözlemlerim ve aldığım bilgiler benzerdi. Benim dönemimde karı koca hep temkinli durdular bize yakın durmadılar. Ta ki 2016 haziran kararnamesi açıklandıktan sonra birçok fetöcü güneydoğuya tayin olana kadar, sonrasında bize gelip M.D. ve Y.E.A. aracılığıyla YBD derneği üyesi olmak istediklerini söylediler. Fetöcü hakimler doğu ve güneydoğuya savrulunca, böyle bir ihtiyaç hissettiler. Bundan dolayı bize yanaştığını düşünüyorum. Demek için kayıta geldiklerinde “niye geldiniz” dedim. Bana “Biz fetöcü değildik, HSYK seçimlerinde demokratik bakış açımız vardı.” dediler. Ben kendilerine; “dernek üyeliği ile ilgili söz veremem dedim. Samimiyet konusunu dernekle görüşüceğimi ifade ettim”. M.D. ve Y.E.A. ile görüştüğümde, ortada olan böyle kişileri kazanmak adına dernek üyeliği yapılabileceğini bana ilettiler. Hakim bey ve eşi hiçbir zaman net değillerdi, yanımızda durmadılar. Özellikle Hakim ... biraz daha aktif, baskın, yönlendirici durumundadır. Bizimle değillerdi tamamen paralel yapıya dahillerdi. Onların yaşıtları sayılacak bizden M... ve Y... vardı. Bütün çabalara rağmen karı kocayı kazanamadıklarını söylediler. Dernek üyesi olmak için geldikleri haziran 2015 kararname sonrası, güneydoğuya savrulan fetöcülerin dağıtıldığı zamandı. Hakim bey için cemaatin çekirdeğinden diyemem ama eşi biraz daha keskin olmakla beraber, eşi daha baskın, ... daha sessiz idi. Yalnız Cumhurbaşkanımıza karşı muhaliflikleri vardı. Cumhurbaşkanı ve hükümete muhalif duruşları ile cemaatin aynı yönde olan duruşları çakışınca, örtüşünce bunlar o tarafa meyil etmişlerdi. Kararname olmasa sonradan dönüş yapacaklarını zannetmiyorum. Eşinin başı açıktı. M... bey cumalara gittiğini görmedim. Belirgin bir siyasi kimliği yoktu. Mevcut olan bir şey var ki o da hükümeti ve Cumhurbaşkanını eleştiren muhalif yönüydü. Bana önceki arkadaşların verdiği bilgi ve benim şahsi gözlemim ... ve eşi ...’in sosyal çevre itibariyle adliyede fetö irtibatı nedeniyle ihraç edilen hakim savcılarla birlikte oldukları, sürekli onlarla oturup kalktıkları şeklindedir." Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan M.Ü.'e ait, Hakimler ve Savcılar Kurulu Müfettişliğince düzenlenen 28/03/2017 tarihli tanık ifade tutanağında şu ifadelere yer verilmiştir: "... FETÖ irtibatı nedeniyle HSYK tarafından meslekten ihraç edilen Hakim ... ve eşi Hakim ...’i Düzce Adliyesinde beraber görev yapmamız nedeniyle tanırım. Kendileriyle daha öncesinde bir tanışıklığım yoktur. Ben HSYK seçimlerinden hemen önce Düzce Adliyesine atanmıştım. O dönemde ... ve ... daha sonraki süreçte Fetö irtibatları nedeniyle HSYK tarafından meslekten ihracı yapılan hakim savcılar ile birlikte hareket ediyorlardı. ... ve ... HSYK seçimleri öncesinde hangi adaylara oy vereceklerini açıkça beyan etmediler. 15 Temmuz 2016 tarihinden sonraki süreçte her ikisi de açığa alındıktan sonra. HSYK seçimi öncesinde Düzce Hakimi olan, şu an Bitlis Adliyesinde görevli Hakim S.Y. ile yüz yüze yaptığım bir görüşmede, S.Y. bana, Hakim ...’in yanında Düzce Adliyesinde hakimlik yapan R.A. ile birlikte bağımsız görünümlü paralel adaylara oy istediğini söylemişti. ... ve ... genel olarak tavır ve hareketleri itibariyle HSYK seçimlerinde bağımsız görünümlü paralel yapı adaylarını destekleyen hakim ve savcılar ile birlikteydiler. Söyleyeceklerim bundan ibarettir.'' Aynı şahsın, davacının yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin E:... sayılı dosyasında yer alan beyanı şu şekildedir: ''Ben 2014 yılı Temmuz ayı ile 2015 yılı Kasım ayları arasında Düzce Adliyesinde Adli Yargı İlk Derece Adalet Komisyonu Başkanı olarak görev yaptım. 2015 yılı Ekim ayı kararnamesi ile de Aydın Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olarak atandım. Fetö irtibatı nedeniyle HSYK tarafından meslekten ihraç edilen Hakim ... ve eşi Hakim ...'i Düzce Adliyesinde beraber görev yapmamız nedeniyle tanırım. Kendileriyle daha öncesinde bir tanışıklığım yoktur. Ben HSYK seçimlerinden hemen önce Düzce Adliyesine atanmıştım. O dönemde ... ve ... daha sonraki süreçte Fetö irtibatları nedeniyle HSYK tarafından meslekten ihracı yapılan hakim savcılar ile birlikte hareket ediyorlardı. ... ve ... HSYK seçimleri öncesinde hangi adaylara oy vereceklerini açıkça beyan etmediler. 15 Temmuz 2016 tarihinden sonraki süreçte her ikisi de açığa alındıktan sonra. HSYK seçimi öncesinde Düzce Hakimi olan, şu an Bitlis Adliyesinde görevli Hakim S.Y. ile yüz yüze yaptığım bir görüşmede. S.Y. bana. Hakim ...'in yanında Düzce Adliyesinde hakimlik yapan R.A. ile birlikte bağımsız görünümlü paralel adaylara oy istediğini söylemişti. ... ve ... genel olarak tavır ve hareketleri itibariyle HSYK seçimlerinde bağımsız görünümlü paralel yapı adaylarını destekleyen hakim ve savcılar ile birlikteydiler. Lakin ben bu konuda HSYK müfettişine ifade verdikten sonra, Hakim S.Y. beni telefonla aradı ve bana telefonda kendisinden bağımsız görünümlü HSYK adaylarına oy isteyen kişinin ... olmadığını, sadece R.A.'ın oy istediğini söylediğini ancak benim yanlış hatırlıyor olabileceğimi söyledi. Bende kendisine benim bu şekilde hatırladığımı ancak belki de yanlış hatırlıyor olabileceğimi söylemiştim. Bu hususu da ifademde belirtmek istiyorum. Bu oy isteme hadisesinin bizzat ben şahit olmadığım için bu konuda Hakim S.Y.'nin beyanının alınması daha doğru olacaktır." Yargı mensubu olarak görev yapan G.A.'a ait olan ve davacının yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin E:... sayılı dosyasında yer alan beyanı şu şekildedir: ''2013-2016 yılları arasında Düzce Adliyesinde Hakim olarak görev yaparken sorulan ... ve eşi ... de Düzce Adliyesinde bu tarihler arasında hakim olarak görev yaptıkları için tanıdığım kişilerdir, önceden kendilerini Düzce de birlikte görev yapmadan önce tanımazdım. Düzce Adliyesinde 25 den fazla hakim ve savcı olarak görev yapıyorduk benim çalıştığım dönem içerisinde ... ve ...’in FETÖ terör örgütü üyesi oldukları veya bu örgüte sempati ile baktıklarına ilişkin hiçbir gözlemim ve düşüncem olmadı aksine bu kişilerin bu örgüt ile ilgilerinin olmadığını düşünüyorum 2016 yılı Temmuz -Ağustos ayında Düzce Adliyesinde görevli 20 nin üzerinde hakim ve savcı FETÖ örgütü üyesi olduğu iddiasıyla meslekten çıkarıldı ... ve ...’in sayıca çok olan gurup etkisi altında zaman zaman bazı olaylarda kalmış olabilirler fakat örgütle bağlantıları ve sempatileri olduğunu düşünmüyorum 2014 yılı HSK seçimlerinde kimse için oy istemediler ve bu konuda herhangi bir çalışmaları da olmadı bu konuda önceki beyanımı da tekrar ediyorum." Yargı mensubu olarak görev yapan Y.E.A.'a ait olan ve davacının yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin E:... sayılı dosyasında yer alan beyanı şu şekildedir: ''2013-2016 yılları arasında Düzce Adliyesinde C.Savcısı olarak görev yaptım. Hatırladığım kadarıyla karı koca olan ... ve ... de 2014 yılında Düzce Adliyesinde Hakim olarak gelip çalışmaya başladılar ben, eşim G.A. ile Düzce Adliyesinden 2016 yılı Haziran Kararnamesi ile ayrılmış İstanbul Anadolu Adliyesine gelmiştik, ... ve ... ise Düzce Adliyesinde o tarihte göreve devam ediyorlardı. Ben bu konuda daha önce hazırlık aşamasında beyanda bulunmuştum ekleyecek bir husus yoktur. FETÖ Örgütü Üyesi oldukları veya buna sempati ile baktıklarına ilişkin gözlemim ve duyumum olmadı ilkokul çağında olan erkek çocuklarının hiperaktivite sorunu vardı bu yüzden FETÖ gurubuna yakınlığıyla bilinen Fatih Kolejinde öğrenime başlamıştı 2014 ve sonrasında çocuklarının okuldan alınması konuşulduğunda çocuğun psikolojik rahatsızlığının olması okuldan alınması halinde uyum sorunu yaşayacağı için rahatsızlığın daha da artacağı endişesi kendilerinde hakim oldu bu nedenle çocuk bu okulda öğrenimine devam ediyordu ben Düzce de terör suçlarına bakıyordum, Fetö ile ilgili soruşturmalara da baktım her ikisi hakkında olumsuz bir bilgim olmadığı gibi böyle bir düşüncem de olmadı." Yargı mensubu olarak görev yapan M.D.'e ait olan ve davacının yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin E:... sayılı dosyasında yer alan beyanı şu şekildedir: ''Halen Bitlis Cumhuriyet Başsavcısı olarak görev yapmaktayım. 2011 yılında Düzce ilinin Gölkaya ilçesinde Cumhuriyet Savcısı iken adliyenin kapatılması nedeniyle resen Düzce adliyesine atandım. 2012-2016 yılları arasında Düzce Cumhuriyet Savcısı olarak görev yaptım. Talimat yazısını anladım. Talimat ekinde ismi belirtilen ...'in 2013 ve 2014 yıllarında eşi ... ile birlikte Düzce Adliyesine Hakim olarak atanmışlardı. O tarihlerde 2014 yılı Kasım ayında yapılacak Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeliği seçimleri hazırlıkları vardı. Şuan Dernek olan o zamanlarda ise platform olarak faaliyet gösteren Yargıda Birlik Platformu adına seçim çalışmalarına aktif olarak katılmıştım. Düzce Adliyesinde seçim öncesinde Fetö/Pdy terör örgütüyle irtibatı ve iltisakı bulunan kişiler bulunduğunu biliyordum. O dönemde Yargıda Birlik Platformu adına seçim çalışmaları yaptığımız halen Anadolu adliyesinde görev yapmakta olan Cumhuriyet Savcısı Y.E.A., Bodrum Başsavcısı Ş.A. ve Ankara Cumhuriyet Savcısı İ.M. ile Yargıda Birlik Platformu üyelerine oy istemek için Hakim ...'in odasına gitmiştik. Hakim ... olumlu ya da olumsuz herhangi bir tavır takınmamış ve kime destek verdiğini de bize söylememişti. Ancak genel kanı olarak seçim öncesinde hem bizlerle hemde fetö/pdy terör örgütüne üye olmak suçundan haklarında soruşturma yürütülen Cumhuriyet Savcıları ve hakimlerle diyaloglarına devam etmekteydiler. Seçim günü ben, Bodrum Cumhuriyet Başsavcısı Ş.A. ve Anadolu adliyesinde Ticaret Mahkemesi Başkanı olarak görev yapan G.A. Yargıda Birlik Platformu adına seçimlerde müşahitlik yapmıştık. Seçim günü yani 2014 yılının Kasım ayında birçok Hakim ve Savcının seçimin yapıldığı adliye yemekhanesinde bizlerle birlikte uzunca süre beklediğini hatırlıyorum. Yemekhanede hakkında fetö/pdy terör örgütü üyesi olmak suçundan soruşturma yürütülen hakim ve Cumhuriyet savcılarından hatırladığım kadarıyla Çocuk Mahkemesi hakimi olan HSYK Kurul Müfettişliğinden Düzce Adliyesine görevlendirilen M.K., Cumhuriyet Savcısı H.P., O.T., N.B., A.P., M.K., N.Ö. ile bu kişilerin bazılarının eşleri bulunuyordu. Ancak ...'in bekleyen hakimler içerisinde olduğunu hatırlamıyorum. Herhangi bir kimseden oy istediğine de şahit olmadım. Yargıda Birlik Platformu temsilcileri olan bizlere ve bağımsız görünümlü Fetö/Pdy terör örgütü üyesi olan hakim savcılara aynı mesafede durduklarını, seçimin sonuçlarına göre pozisyon aldıklarını düşünüyorum. Seçimlerden sonra 2016 yılının başlarında kendileri benimde yanıma gelerek Yargıda Birlik Platformuna üye olmak istediklerini beyan etmişlerdir. Bu taleplerini seçim tarihinde Düzce Başsavcısı olan halen Diyarbakır Başsavcımız olan K.E.G.'ye iletmiştim. 2016 yılı yaz kararnamesiyle Düzce'den ayrıldım. Olayla ilgili bilgim ve görgüm bunlardan ibarettir." Yargı mensubu olarak görev yapan C.Ş.'e ait olan ve davacının yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin E:... sayılı dosyasında yer alan beyanı şu şekildedir: ''2014 HSYK seçimleri sırasında Düzce Başsavcısı olarak görev yapmakta idim, isimleri geçen ... ve ... adliyemizde hakim olarak görev yapmaktaydılar, gerek seçim süreci içerisinde gerekse birlikte çalıştığımız yaklaşık sekiz aylık dönemde FETÖ terör örgütü ile bağlantılarının olduğuna dair şahsımda olumsuz en ufak bir şüphe oluşmamıştır, seçim sürecinde de bizlere yakın, paralel örgüt üyesinin bağımsız adaylar adı altında çıkarttığı adaylarına ve adaylara adliyemizde destek veren hakimlere karşı da mesafeli olmuşlardır, seçimlerde ağırlıklı olarak şahsi kanaatim Yargıda Birlik Derneği üyelerine oy verdikleri yönündedir, başkaca ekleyecek bir şeyim yoktur olaylarla ilgili bilgim ve görgüm bunlardan ibarettir." Tanık beyanlarının tümü birlikte incelendiğinde, davacının 2014 yılı HSYK seçimi döneminde bağımsız görünümlü paralel yapı adaylarını destekleyen yargı mensuplarıyla birlikte görünüm sergilediği ve sosyal olarak genellikle bu çevre içerisinde yer aldığı; davranışları itibarıyla bu durumun gözlemlendiği; seçim sonuçlarına göre tavır sergilediği yönünde genel bir kanı bulunduğu; bu dönemde, çalıştığı Düzce Adliyesinde FETÖ ile iltisak ve irtibatı nedeniyle meslekten çıkarılan yargı mensuplarının sayıca çoğunlukta olduğu ve diğer yargı mensuplarıyla bu grup arasında bir ayrışma ve kutuplaşma yaşandığı, davacının, sayıca çok olan bu grubun etkisi altında kaldığının değerlendirildiği; bazı tanıkların daha sonraki beyanlarının farklı şekilde ifade edildiği, bu tanıkların ilk beyanlarını inkar etmedikleri, söz konusu ifadelerini daha sonraki beyanlarında da tekrar ettiklerini belirttikleri görülmüştür. Davacının Çocuğunu Örgüte Müzahir Okula Göndermesi: Düzce Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen davacıya ait 18/07/2016 tarihli ifade tutanağında, davacı, 2014-2016 yılları eğitim öğretim döneminde, çocuklarını, FETÖ/PDY terör örgütüne müzahir olarak Düzce ilinde faaliyet gösteren Fatih Kolejine gönderdiğini beyan etmiştir. HTS Raporu: Davacı hakkında ... Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen ... tarih ve Soruşturma No:..., Esas No:..., İddianame No:... sayılı iddianamede, HTS analiz çalışmaları neticesinde düzenlenen 13/10/2018 tarihli raporda, davacının kullandığı telefon ile haklarında FETÖ kapsamında soruşturma yürütülen bir kısım kişilerle görüşmesinin bulunduğunun tespit edildiği belirtilmiştir. Buna göre, davacı hakkındaki somut ve görgüye dayalı tanık beyanları bir arada değerlendirildiğinde, davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak ve irtibatını ortaya koymaya yeterli görülmüştür. Dosyada mevcut diğer delliller de söz konusu iltisak ve irtibatın değerlendirilmesi yönünden destekleyici unsur niteliğindedir. Temyize konu Daire kararında, Dairece dosyadaki mevcut deliller davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakı için yeterli görülmemiş ise de, davacı hakkında yukarıda belirtilen hususların bir bütün olarak değerlendirilmesinden, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı ve irtibatlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 3) Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi Dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir. Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır. Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır. Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike"nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır. Bu itibarla, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır. 4) Sonuç olarak Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir. Bu itibarla, dava konusu kararların iptali yolundaki Daire kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne; 2. Yukarıda özetlenen gerekçeyle dava konusu kararların iptaline ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 25/03/2022 tarih ve E:2017/6261, K:2022/1518 sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine, 4. 25/09/2024 tarihinde oyçokluğu ile kesin olarak karar verildi. KARŞI OY X- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.