T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 9.HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R ESAS NO: 2024/2547 KARAR NO: 2025/1097 İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ KARAR TARİHİ: 22/05/2024 NUMARASI: 2022/565 Esas - 2024/370 Karar DAVA: Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat KARAR TARİHİ: 26/06/2025 Yukarıda yazılı İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonu…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 9.HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R ESAS NO: 2024/2547 KARAR NO: 2025/1097 İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ KARAR TARİHİ: 22/05/2024 NUMARASI: 2022/565 Esas - 2024/370 Karar DAVA: Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat KARAR TARİHİ: 26/06/2025 Yukarıda yazılı İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 07/11/2009 tarihinde müteveffa ... ve ...in içinde yolcu olarak bulunduğu ve sürücüsü ... olan ... plakalı aracın tek taraflı kaza yapması neticesinde destekler ... ve ...'in vefat ettiğini, kazaya karışan ...plakalı aracın kaza tarihinde davalı sigorta şirketi nezdinde sigortalı olduğunu, kazada müvekkillerinin çocuklarının yolcu olarak bulunduğunu, kusurlarının bulunmadığını, araç sürücüsünün kusurlu olduğunu, müvekkillerinin müteveffaların tüm maddi desteklerini yitirdiklerini, 6100 sayılı HMK 107 m. kapsamında destek tazminatı miktarının tespiti ile poliçe limitleriyle sınırlı olmak kaydıyla şimdilik 100,00 TL'nin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacıların 12/04/2010 tarihinde müvekkili şirketten müteveffa ... için 31.064,00 TL, müteveffa ... için 34.434,00 TL destekten yoksun kalma tazminatı aldığını ve müvekkili şirketi ibra ettiklerini, işbu davanın ibra sözleşmesinin üzerinden iki yıldan fazla süre geçtikten sonra açıldığını bu nedenle zamanaşımına uğradığını, müvekkili şirketin ödeme yapması nedeniyle sorumluluğu kalmadığını, davayı kabul anlamına gelmemekle müvekkili şirketin poliçe limitleri ve sigortalısının kusuru oranında sorumlu olduğunu, bu nedenle vaki kazadaki kusur oranlarının tespit edilmesini, davacıların ancak ödeme tarihinden itibaren temerrüt faizi talebinde bulunabileceklerini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, "Davanın kısmen kabulü ile 1-Müteveffa ...'in vefatı nedeniyle 42.439,16 TL destekten yoksun kalma tazminatının 14/01/2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı ...'e verilmesine, 2-Müteveffa ...'in vefatı nedeniyle 35.918,08 TL destekten yoksun kalma tazminatının 12/04/2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı ...'e verilmesine, 3-Müteveffa ...'in vefatı nedeniyle 43.489,78 TL destekten yoksun kalma tazminatının 14/01/2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı ...'e verilmesine, 4-Müteveffa ...'in vefatı nedeniyle 35.785,72 TL destekten yoksun kalma tazminatının 14/01/2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı ...'e verilmesine" karar verilmiştir. Bu karara karşı davalı ... Sigorta A.Ş vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Davalı ... Sigorta A.Ş vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; ibraname sebebiyle hak düşürücü süre / zamanaşımının dolduğunu, hesap raporunda ibraname tarihi itibariyle ödenen tutarların zararı karşılayıp karşılamadığı tespit edilmeden hüküm kurulduğunu, usuli kazanılmış haklar gözetilmeden hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, ödemeye ilişkin ibraname olması sebebiyle faizin ancak dava tarihinden itibaren işletilebileceğini, Yerel mahkeme kararında tespit edilen temerrüt tarihinin hatalı olduğunu, davalı şirket tarafından yapılan ödemeden sonra davacıların davalı şirketi ibra etmesinden dolayı sorumluluğun ortadan kalktığını, bu sebeple, ödemeyi yapan müvekkili şirketin bu tarihte temerrüde düşmediğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla ancak dava tarihinden itibaren faiz işletilebileceğini belirterek istinaf yasa yoluna başvurmuştur.Dava, ölümlü trafik kazası nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkin olup istinaf açısından uyuşmazlık konusu HMK'nın 355. maddesine göre kamu düzeni ve istinaf nedenleri ile sınırlı olmak üzere İlk Derece Mahkemesince verilen kararın usul, yasa ve dosya içeriğine uygun olup olmadığıdır. Mahkemece ilk verilen hükmün istinaf edilmesi üzerine Dairemizin 31/05/2022 tarih, 2020/1379 Esas ve 2022/1154 Karar sayılı kararı ile " ...Yukarıya aktarılan Yargıtay ilamında da açıklandığı üzere ATK kusur bilirkişi raporunda müteveffa ...'ya istiap haddinden fazla, denetimi ve gözetiminde bulunan kardeşi ... ile yolculuk etmesi nedeni ile verilen %15 oranında kusur, zararın doğması ve artmasına neden olan müterafik kusur mahiyetinde olup, kazanın oluşumuna etki eden bir kusur değildir. Kazanın meydana gelmesinde sürüş kusurunun tamamı davalı araç sürücüsüne aittir. Bu nedenle kaza tek taraflı olarak meydana gelmiş olup müteveffalar araçta yolcudur. Müteveffa Sevda'ya verilen kusur müterafik kusur olup kusur raporunun dosyadaki bilgi ve belgelere uygun, gerekçeli ve denetlenebilir olduğu kanaatine varıldığından, bu rapora itibar edilerek karar verilmiş olmasında usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından davalı vekilinin kusura yönelik iddia ve itirazı yerinde değildir. Ancak İlk Derece Mahkemesince müteveffaya atfedilen kusurun müterafik kusur olduğunun kabulü ile tazminattan Yargıtay 17.Hukuk Dairesinin yerleşmiş içtihatları göz önüne alınarak %20 oranında müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğinin gerekçeli kararda tartışılmamış olması eksik incelemeye dayalı olmuştur. 2918 sayılı KTK’nin “sorumluluğa ilişkin anlaşmalar” başlığını taşıyan 111. maddesi gereği, “Karayolları Trafik Kanunu ile öngörülen hukuki sorumluluğu kaldıran veya daraltan anlaşmalar geçersizdir. Tazminat miktarlarına ilişkin olup da, yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşmalar veya uzlaşmalar yapıldıkları tarihten başlayarak iki yıl içinde iptal edilebilir”. Bu madde hükmü gereğince, tazminat miktarlarına ilişkin olup da yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşmalar veya uzlaşmalar yapıldıkları tarihten itibaren 2 yıl içinde iptal edilebilirler. İlk Derece Mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporunda KTK’nın 111. maddesi çerçevesinde ödeme tarihine göre de hesaplama yapılmış olması nedeni ile bu yöne değinen istinaf başvurusu yerinde değildir. Ancak davacılar ile davalı Sigorta Şirketi arasında KTK'nın 111. maddesi kapsamında kalan anlaşma bulunup bulunmadığının tespiti yönünden ödeme ve ibra belgeleri getirtilerek KTK'nın 111. maddesi hükmüne göre geçerli bid ibra olup olamdığı tartışılmadan, geçerli bir ibra varsa davanın hak düşürücü süre içerisinde açılıp açılmadığı denetlenmeden yine KTK'nın 97. maddesi gereği faizin başlangıç tarihinin belirlenmesi için başvuru evrakları getirtilmeden ve kabule göre de mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda ödeme tarihi itibariyle yapılan ödemenin yetersiz olup olmadığının belirlenmesi amacı ile ödeme tarihi verileri dikkate alınarak yapılacak hesaplama sonucu bulunacak tutar ile ödeme miktarının karşılaştırılarak, ödemenin yeterli bulunup bulunmadığını tespiti yapılmadan eksik inceleme ile karar verilmesi doğru olmamıştır..." gerekçesiyle kararın kaldırılmasına karar verilmiştir. 2918 sayılı KTK’nin "sorumluluğa ilişkin anlaşmalar" başlığını taşıyan 111. maddesi gereği, "Karayolları Trafik Kanunu ile öngörülen hukuki sorumluluğu kaldıran veya daraltan anlaşmalar geçersizdir. Tazminat miktarlarına ilişkin olup da, yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşmalar veya uzlaşmalar yapıldıkları tarihten başlayarak iki yıl içinde iptal edilebilir". Bu madde hükmü gereğince, tazminat miktarlarına ilişkin olup da yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşmalar veya uzlaşmalar yapıldıkları tarihten itibaren 2 yıl içinde iptal edilebilirler. Yasadaki bu hükmünden yararlanmak için ibra belgesinin iptalinin açıkça ve ayrıca istenmesine gerek olmayıp, dava sırasında bu husus ileri sürülebileceği gibi yapıldığı tarihten itibaren 2 yıl içinde hükümlerinin kabul edilmediğine ilişkin bir irade açıklaması da yeterlidir. Yasada belirtilen 2 yıllık süre hak düşürücü süre olup, mahkemece res'en dikkate alınması gerekir. İlk Derece Mahkemesince; Dairemiz kararı doğrultusunda davalı sigorta şirketi ile davacılar arasında destekler ... ve ... için düzenlenen 24/03/2010 tarihli ibraname ve ödeme dekontları getirtilmiştir. 24/03/2010 tarihli " Makbuzu ve İbraname" başlıklı belgede Sigorta Şirketi'nin tamamen ibra edildiğininin yazılı olduğu, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmadığı, belgenin davacı Talia tarafından asaleten ve diğer davacı için vekaleten imzalandığı ve ödemenin de yapıldığı görülmektedir. Davalı sigorta şirketince 12/04/2010 tarihinde davacılara ödeme yapılmış, davacı tarafından 24/03/2010 ibraname imzalanmış ve dava 09/05/2016 tarihinde açılmıştır. KTK'nın 111/2. maddesinde yer alan 2 yıllık süre hak düşürücü süre olup resen nazara alınması gerekir. Bu halde ibraname düzenleme tarihinden dava tarihine kadar KTK'nın 111/2 maddesinde yer alan 2 yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeni davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır (Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2017/1671 Esas ve 2018/1245 Karar sayılı ilamı). Bu nedenle; davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, HMK'nın 353/1-b/2. maddesi gereğince, İlk Derece Mahkemesi kararı düzeltilerek aşağıda yazılı olduğu şekilde esas hakkında yeniden hüküm kurulmasına karar verilmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere: A- Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile yukarıda esas ve karar numarası belirtilen İlk Derece Mahkemesi kararının, HMK'nın 353/1-b/2. maddesi gereğince düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verilmek üzere KALDIRILMASINA, Buna göre:1-Davanın hak düşürücü süre geçtiğinden REDDİNE,2-Harçlar Kanununa göre alınması gerekli 615,40 TL ilam harcının, davacı tarafından yatırılan 2.867,78 TL harcın mahsubu ile bakiye 2.252,35 TL'nin kararın kesinleşmesine müteakip davacıya iadesine,3-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereği takdir ve tayin olunan 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine,4- Davacı tarafından yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, 5-Davalı tarafından yapılan yargılama masrafı bulunmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,6-Taraflarca yatırılan gider ve delil avansından arta kalan kısmın karar kesinleştiğinde HMK 333 maddesi uyarınca ilgili tarafa iadesine, B-İSTİNAF İNCELEMESİ BAKIMINDAN; 1-Davalı tarafından peşin olarak yatırılan istinaf karar harcının, istem halinde İlk Derece Mahkemesi tarafından kendisine iadesine,2-İstinaf aşamasında davalı tarafından yapılan 261,30 TL posta ve tebligat giderinden ibaret yargılama gideri ile 1.169,40 TL istinaf başvuru harcının davacılardan tahsili ile davalıya verilmesine, 3-Duruşma yapılmadığından, vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, 4-İstinaf aşaması için yatırılan gider avansından artan kısmın yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 361. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay ilgili hukuk dairesine hitaben verilecek temyiz dilekçesi ile temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.26/06/2025