Başvuru, tıbbi müdahale sonucu bacağın kesilmesi nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, tıbbi müdahale sonucu bacağın kesilmesi nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 6/6/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü sunmuştur. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi(UYAP) üzerinden elde edilen bilgilere göre olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 1969 doğumludur. Muğla ilinin Marmaris ilçesinde yaşamakta ve marangozluk yapmaktadır. 2/5/2005 tarihinde gece saat 35 civarında bıçakla yaralanan başvurucu, öncelikle Marmaris Devlet Hastanesine götürülmüş, hayati tehlikesinin bulunması ve hastanenin tıbbi olarak yetersiz kalması sonucu Muğla Devlet Hastanesine sevk edilmiştir. Olayın olduğu tarihte Muğla Devlet Hastanesinde yalnızca bir tane kalp ve damar cerrahi uzmanı görev yapmaktadır ve başvuruya konu olay günü söz konusu uzman doktorun izinli olması sebebiyle başvurucuya Muğla Devlet Hastanesinde müdahale edilememiştir. Bu sebeple başvurucu getirildiği ambulansla en yakındaki özel bir hastaneye nakledilmiştir. Gece saat 10 civarında özel hastaneye gelen başvurucu, kendisine ilk müdahalede bulunan kalp ve damar cerrahi uzmanı İ.A.Ö. tarafından acil olarak saat 00'te ameliyata alınmış, ameliyat sonrası yoğun bakım ünitesinde tedavisine devam edilmiştir. Ameliyat sırasında kesilen damarlar onarılmış, kasların ödem ve şişmesi sonucu atardamarları sıkmasını önlemek amacıyla fasiatomi (Kasın etrafındaki sert bağ dokusunun çıkartılması) işlemi yapılmış, ameliyat sonrasında sağ ayaktan nabız alınmıştır. Ameliyatın ertesi sabahında yapılan kontrollerde nabızların kaybolduğu tespit edilmiş, başvurucuya heparin verilerek süreci takip edilmiştir. Ancak başvurucunun klinik durumunda düzelme olmayınca ve hastanedeki tek kalp ve damar cerrahi uzmanı İ.A.Ö.nün de izinli olduğu gözetilerek yoğun bakımdan sorumlu doktor tarafından başvurucu tekrar Muğla Devlet Hastanesine sevk edilmiştir. Muğla Devlet Hastanesindeki kalp ve damar cerrahi uzmanı tarafından cerrahi müdahaleyle başvurucunun ayağındaki dolaşım yeniden sağlanmış, sağ ayağının beşinci parmağının ampütasyonunun (kesilmesi) ardından başvurucu, 26/7/2005 tarihinde taburcu edilmiştir. Başvurucu, yaklaşık bir yıl sonra 10/6/2006 tarihinde bir kısım şikâyetlerle Aydın Devlet Hastanesine başvurmuş, sağ ayağında dolaşım bozukluğu ve kemikte osteomyelit (Kemik iltihaplanması) tespit edilerek sağ ayağı metetarsal bölgeden (Ayak tarak kemiği)kesilmiş, başvurucu 22/6/2006 tarihinde yeniden taburcu edilmiştir. Başvurucu yine yaklaşık bir yıl sonra, bu kez 11/6/2007 tarihinde, Eğridir Eklem Hastalıkları Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesine başvurmuş, kronik kemik iltihaplanması tanısıyla sağ bacağı diz altından kesilmiş, 4/7/2007 tarihinde taburcu edilmiştir. Başvuru tarafından yapılan şikâyet üzerine Muğla Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatılmıştır. Tıbbi müdahalede hekim kusuru bulunmadığına alınan bilirkişi raporu doğrultusunda doktor İ.A.Ö. hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar verilmiştir. Anılan karara yapılan itiraz, Aydın Ağır Ceza Mahkemesince reddedilmiştir. Başvurucu, Marmaris Asliye Hukuk Mahkemesinde ilk müdahaleyi yapan doktor İ.A.Ö. ile özel hastane aleyhine tıbbi ihmale dayalı maddi ve manevi tazminat davası açmış, Mahkemenin verdiği yetkisizlik kararı üzerine dosya Muğla Asliye Hukuk Mahkemesine (Mahkeme) gönderilmiştir. Mahkemece, olay günü özel hastanenin acil bölümünde görevli doktor ile ameliyata katılan hemşire tanık olarak dinlenmiş, Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalpve Damar Cerrahisi Bölümünde görev yapan iki öğretim elemanı ve sağlık hukuku alanında uzman bilirkişiden oluşan kuruldan davaya ilişkin rapor aldırılmıştır. Bilirkişi raporunda; özel hastanede kalp ve damar cerrahisi uzmanı Prof. Dr. İ.A.Ö. tarafından başvurucu görüldükten hemen sonra acilen ameliyata alınarak atar ve toplar damardaki kesici alet yaralanmasının tamir edilmek suretiyle bacaktaki dolaşımın yeniden sağlandığı tespit edilmiştir. Ameliyat sonrası erken dönemde ayaktaki nabızların alınıyor olmasının dolaşımın sağlandığının göstergesi olduğu üzerinde durulmuştur. Dolayısıyla doktorun tıbben gerekli müdahaleyi yapmış olduğu, herhangi bir ihmal ve kusurun olmadığı belirtilmiştir. Başvurucunun yaralandığı zaman ile cerrahi müdahalenin yapıldığı zaman arasında yaklaşık dört saatlik bir sürecin geçtiği, bunun da bacağın o kadar süre iskemide (Yetersiz kanlanma) kaldığını gösterdiği açıklanarak damarların tamir edilmiş olmasına rağmen bu durumun başvurucunun tedavisini olumsuz yönde etkilediği vurgulanmıştır. Ertesi gün ayaktaki nabızların kaybolması üzerine başvurucuya heparin verilerek takibe alınma yolunun tercih edilmesine rağmen nabızların alınamaması nedeniyle başvurucunun Muğla Devlet Hastanesine sevk edildiği, bu işlemlerde de herhangi bir ihmalin ve kusurun olmadığı ifade edilmiştir. Muğla Devlet Hastanesinde kalp ve damar cerrahisi uzmanı tarafından cerrahi müdahale yapılarak ayaktaki dolaşımın yeniden sağlandığı, bu durumun başvurucunun iddia ettiğinin aksine müdahale de tıbbi bir gecikme olmadığını gösterdiği dile getirilmiştir. Başvurucunun 26/7/2005 tarihinde sağ ayağındaki dolaşımın normal olarak taburcu edildiği, bu tarihten itibaren 10/6/2006 tarihindeki amputasyona kadar geçen süre içersinde sağ ayağındaki dolaşım ile ilgili herhangi bir sorunu olup olmadığı, takip ve tedavisinin akıbetine ait herhangi bir bilginin dosyada olmadığı belirtilmiştir. Tüm bilgiler ışığında bu kadar süre sonra ayağın kesilmesi ile bıçakla yaralanma sonucu gördüğü ilk tedavi sırasında herhangi bir illiyet bağı kurmanın mümkün olmadığı, tedavisinin hiçbir aşamasında tedaviyi uygulayanlar bakımından herhangi bir ihmalin ve kusurun olmadığı değerlendirilmiştir. Mahkeme,toplanan deliller neticesinde 15/2/2013 tarihinde, bilirkişi raporuna atıfla tedavi sürecinin hukuka uygun olduğunu ve başvurucuya uygulanan tedavi ile başvurucunun bacağının kesilmesi arasında illiyet bağının bulunmadığını belirterek davayı reddetmiştir. Anılan karar, Yargıtay Hukuk Dairesi tarafından 18/11/2013 tarihinde onanmış, karar düzeltme istemi aynı Daire tarafından 22/4/2014 tarihinde reddedilmiştir. Başvurucu 3/6/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk Olay tarihinde yürürlükte bulunan 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun maddesi şöyledir:“Gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararın tazminine mecburdur. Ahlaka mugayir bir fiil ile başka bir kimsenin zarara uğramasına bilerek sebebiyet veren şahıs, kezalik o zararı tazmine mecburdur. ” 818 sayılı mülga Kanun’un maddesi şöyledir:''Zararı ispat etmek müddeiye düşer, zararın hakiki miktarını ispat etmek mümkün olmadığı takdirde hakim, halin mutat cereyanını ve mutazarrır olan tarafın yaptığı tedbirleri nazara alarak onu adalete tevfikan tayin eder.'' B. Uluslararası Hukuk Uluslararası Mevzuat Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) “Özel ve aile hayatına saygı hakkı” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. 3/12/2003 tarihli ve 5013 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi'nin ( İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi) maddesi şöyledir:''Taraflar, sağlığa duyulan ihtiyaçları ve kullanılabilir kaynakları gözönüne alarak, kendi egemenlik alanlarında, uygun nitelikteki sağlık hizmetlerinden adil bir şekilde yararlanılmasını sağlayacak uygun önlemleri alacaklardır''. İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi'nin maddesi şöyledir:''Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahelenin, ilgili meslekî yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.'' Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı Kişilerin vücut ve ruhsal bütünlükleriyle ilgili konular, onlara sağlanan tıbbi tedavi seçimindeki katılımları ve bu tedavilere olan rızaları ile ilgili hususlar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) maddesinin sınırları içerisinde yer almaktadır (İclal Karakoca ve Hüseyin Karakoca/Türkiye, B. No: 46156/11, 21/5/2013). AİHM, Sözleşme'nin yaşam hakkını düzenleyen maddesine ilişkin ilkelerin Sözleşme’nin maddesinin sınırlarına giren kişinin fiziksel ve ruhsal bütünlüğünün korunması hakkına müdahalelere de uygulanabilir olduğuna işaret etmektedir (Bronska ve diğerleri/Polonya, B. No: 3229/15, 07/03/2017, (k.k.); Trocellier/Fransa, B. No: 75725/01, 5/10/2006). Yaşam hakkının veya fiziksel bütünlüğün ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise “etkili bir yargısal sistem kurma” yönündeki pozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (Vo/Fransa [BD], 53924/00, 8/7/2004, § 90;Calvelli ve Ciglio/İtalya, 32967/96, 17/1/2002, § 51). Tıbbi bir hatanın ve hastane hizmetlerindeki eksikliklerin sorumluluğunun Sözleşme'nin maddesi kapsamında doğrudan devlete aftedilmesi için yeterli olup olmaması hususunda AİHM, farklı tıbbi bilirkişi raporlarında ve hatta iç yargı organlarının kararlarında her türlü tıbbi hata ve ihmalin ihtimal dışı bırakılan bir davada (Yardımcı/Türkiye, B. No: 25266/05, 5/1/2010, § 59 ) her halükârda bu sonuçları sorgulamanın veya sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında tahminlere dayalı olarak fikir yürütmenin görevleri arasında olmadığına işaret etmiştir (Tysiac/Polonya, B. No: 5410/03, § 119, Yardımcı/Türkiye, § 59 ).