Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2021/3633 E. , 2024/5171 K. T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2021/3633 Karar No : 2024/5171 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- Kendi adlarına asaleten ... adına velayeten ..., ... 2- ... 3- ... 4- ... VEKİLİ : Av. ... TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Bakanlığı VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E: ..., K: ...sayılı kararının, davacılar tarafından esas yönünden, davalı idare tarafından…
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2021/3633 E. , 2024/5171 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2021/3633 Karar No : 2024/5171 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- Kendi adlarına asaleten ... adına velayeten ..., ... 2- ... 3- ... 4- ... VEKİLİ : Av. ... TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Bakanlığı VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E: ..., K: ...sayılı kararının, davacılar tarafından esas yönünden, davalı idare tarafından vekalet ücreti yönünden temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılar tarafından; ...'nın rahatsızlığı nedeniyle başvurduğu Muş Devlet Hastanesi'nde 06/12/2011 tarihinde uygulanan enjeksiyon nedeniyle sinir hasarı oluşması sonucu engelli hale gelmesinde idarenin hizmet kusurunun bulunduğu iddiasıyla ... için 150.000,00 TL maddi ve 30.000,00 TL manevi, eşi ... için 50.000,00 TL maddi ve 25.000,00 TL manevi, çocukları ... ve ...için ayrı ayrı 30.000,00 TL maddi ve 20.000,00 TL manevi, ..., ... ve ... için ayrı ayrı 35.000,00 TL maddi ve 20.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 365.000,00 TL maddi, 155.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti:... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; dava konusu olayla ilgili Adli Tıp Kurumunca düzenlenen bilirkişi raporunda yer alan tespitler doğrultusunda davacıya uygulanan enjeksiyon sonucunda ortaya çıkan durumun, enjeksiyonun öngörülemez ve önlenemez bir komplikasyonu olduğu, olayda davalı idare ve personeline atfedilebilecek herhangi bir kusurun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: İdare Mahkemesi kararına karşı davacılar tarafından esas yönünden, davalı idare tarafından vekalet ücreti yönünden istinaf yoluna başvurulması üzerine, ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesince; davacılardan ...'nın mirasçılarının davayı takip etme yönünde başvurularına kadar dosyanın işlemden kaldırılmasına, diğer tarafların istinaf başvuruları yönünden istinaf başvurusuna konu ...İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu gerekçesiyle istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir. TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, hükme esas alınan bilirkişi raporunun eksik ve hatalı olduğu, davalı idare tarafından yapılan enjeksiyon öncesinde hiçbir bilgi verilmediği, oluşabilecek sağlık sorunları konusunda aydınlatılmadıkları, olayda idarenin hizmet kusurunun bulunduğu; davalı idare tarafından, reddedilen maddi ve manevi tazminat istemi yönünden maktu vekalet ücretine hükmedilemeyeceği, nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği ileri sürülmektedir. TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Taraflarca savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Bölge İdare Mahkemesi kararının kısmen onanması, kısmen bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: A) Temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının, İdare Mahkemesi kararının maddi tazminat isteminin reddine ve bu kısım yönünden maktu vekalet ücretine hükmedilmesine ilişkin kısmına karşı taraflarca yapılan istinaf başvurularının reddine dair kısmının incelenmesi: HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen Bölge İdare Mahkemesi kararının, İdare Mahkemesi kararının maddi tazminat isteminin reddine ve bu kısım yönünden maktu vekalet ücretine hükmedilmesine ilişkin kısmına taraflarca yapılan istinaf başvurularının reddine dair kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. B) Temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının, İdare Mahkemesi kararının manevi tazminat isteminin reddine ve bu kısım yönünden maktu vekalet ücretine hükmedilmesine ilişkin kısmına taraflarca yapılan istinaf başvurularının reddine dair kısmının incelenmesi: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Davacı ..., 2011 yılı Aralık ayında bel ağrısı şikayetiyle Muş Devlet Hastanesine başvurmuş, 21/11/2011 ve 08/12/2011 tarihleri arasında anılan Hastanede bel ağrısı ve bacakta güçsüzlük şikayetleri ile yatışı yapılarak takip edilmiştir. Yatışı sırasında 22/11/2011, 25/11/2011 ve 05/12/2011 tarihlerinde ... ve ... isimli ilaçların intramüsküler (kas içi) olarak, 24/11/2011 ve 27/11/2011 tarihlerinde ise ... isimli ilacın intramüsküler (kas için) olarak enjeksiyonu yapılmıştır. Enjeksiyon sonrasında tedavisi sürerken kendi isteğiyle bir üst merkeze sevk edilmiştir. Erzurum Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 15/12/2011 tarihinde yapılan EMG'de sağda tibial ve peroneal sinirde kronik dönem nörapati tespit edilmiş, daha sonra bacakta ağrı ve şişme şikayetiyle başvurduğu Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde 29/12/2011 tarihinde yapılan EMG sonucuna göre de sağda siyatik sinir peroneal dalında hafif, post tibial dalında ağır etkilenmeye sebep olan parsiyel siyatik sinir aksonal nörapatisi tespit edilmiştir. Bunun üzerine davacılar, ...'da meydana gelen rahatsızlıkta idarenin hizmet kusurunun bulunduğu iddiasıyla 05/04/2012 tarihinde davalı idareye başvurarak maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuş, başvurularının cevap verilmemek suretiyle reddi üzerine bakılan davayı açmışlardır. Mahkemece olayda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan 20/07/2018 tarih ve 2100 karar numaralı raporda; "Kurulda yapılan muayenesinde nörolojik defisit saptanmadığı birlikte değerlendirildiğinde kişide hem lomber radikülopati, hem de enjeksiyon nöropatisi bulgularının mevcut olduğu, enjekte edilen ilaçların doku içi yayılımı ile sinir hasarına neden olabileceklerinin tıbben bililndiği, bu durumun enjeksiyonların tekniğine uygun yapılması durumunda da her türlü özene rağmen ortaya çıkabileceği, bunun komplikasyon olarak nitelendirildiği, tüm bulgular bir bütün olarak değerlendirildiğinde; sağlık personelinin uygulamalarının tıp biliminin ilke ve kurallarına uygun olduğu, söz konusu sağlık hizmetini sağlık personeli aracılığı ile yürütülen idareye atfı kabil bir kusur bulunmadığı" yönünde görüş bildirilmiştir. Mahkemece, anılan raporun hükme esas alınabilecek nitelikte olduğu ve olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davacıların maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir. Anılan karara karşı davacılar tarafından esas yönünden, davalı idare tarafından vekalet ücreti yönünden istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge İdare Mahkemesince, davacılardan ...'nın mirasçılarının davayı takip etme yönünde başvurularına kadar dosyanın işlemden kaldırılmasına, tarafların istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Esasen, Anayasa'nın 56. maddesi de Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemek ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak onları denetleyerek yerine getirmek ile ilgili pozitif bir yükümlülük getirmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin devlete yüklediği pozitif yükümlülükler, devlet tarafından, özel ya da kamu hastanelerine hastaların yaşamını koruyacak nitelikteki tedbirleri alma zorunluluğu getiren yasal ve düzenleyici çerçevenin konulmasını gerektirmektedir. Bu yükümlülük, hastaları, tıbbi müdahalelerin bu bağlamda meydana getirebileceği ağır sonuçlardan mümkün olabildiğince koruma gerekliliğine dayanmaktadır. Böylelikle, taraf devletler, bu yükümlülük uyarınca, hekimlerin, uygulanması düşünülen tıbbi müdahalenin hastaların fiziksel bütünlüğüyle ilgili olarak meydana getirebileceği öngörülebilir sonuçlar hakkında sorgulanmaları ve hastalarını aydınlatarak, rıza göstermelerini sağlayacak şekilde kendilerini bu tıbbi müdahale hakkında önceden bilgilendirmeleri amacıyla gereken düzenleyici yasal tedbirleri almakla yükümlüdürler (Codarcea/Romanya, No. 31675/04, 2 Haziran 2009). 11/04/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesinde, "Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir." hükmü yer almaktadır. 5013 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan 16/03/2004 tarih ve 2004/7024 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan "Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi)"nin "Amaç ve konu” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Sözleşmenin Tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayrım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır.”; "Mesleki standartlar" başlıklı 4. maddesinde; “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” kurallarına yer verilmiştir. Sözleşme, iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, anılan düzenlemede her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir. Sözleşmenin "Muvafakat" başlıklı (II) numaralı bölümünde yer alan 5. maddesinde “muvafakat” konusu düzenlenmiş ve “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatini her zaman serbestçe geri alabilir.” düzenlemesiyle muvafakatin kapsamı belirlenmiştir. 01/08/1998 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği'nin davacıya tıbbi müdahale yapıldığı tarih itibarıyla yürürlükte bulunan haliyle 15. maddesinde, “Hasta; sağlık durumunu, kendisine uygulanacak tıbbi işlemleri, bunların faydaları ve muhtemel sakıncaları, alternatif tıbbi müdahale usulleri, tedavinin kabul edilmemesi halinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçları ve hastalığın seyri ve neticeleri konusunda sözlü veya yazılı olarak bilgi istemek hakkına sahiptir. ...", 22. maddesi, 1. fıkrasında, “Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz.", “Rızanın Kapsamı” başlıklı 31. maddesinde de, “Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır. Hastanın, uygulanacak tıbbi müdahale için verdiği rıza, bu müdahalenin gerektirdiği sair tıbbi işlemleri de kapsar. Ancak, tıbbi işlemlerin uygulanmasında, bu Yönetmelik'te ve diğer mevzuatta belirlenen hakların ihlal edilmemesi için azami ihtimam gösterilir.” düzenlemeleri yer alır. Anılan düzenlemeler özetle, herhangi bir tıbbi müdahaleye başlamadan önce kişilerin yapılacak işlemlerin riskleriyle ilgili olarak aydınlatılması ve rızalarının alınmasını gerektirmektedir. Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminata hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetin niteliği gözetilerek hakkaniyetli ve makul bir tutarı aşmaması gerekmektedir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Dava konusu olay kapsamında düzenlenen ve İdare Mahkemesince hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunun incelenmesinden, davacıya yapılan enjeksiyon sonucunda ortaya çıkan durumun, enjeksiyonun öngörülemez ve önlenemez bir komplikasyonu olduğu, olayda davalı idare ve personeline atfedilebilecek herhangi bir kusurun bulunmadığı yönünde kanaate yer verildiği görülmekle uyuşmazlıkta maddi tazminata hükmedilmesinin koşullarının oluşmadığı sonucuna varılmıştır. Bununla birlikte; dosya içerisinde yer alan hastane kayıtları incelendiğinde, davacı ... adına düzenlendiği anlaşılan 21/11/2011 tarihli, "Hastane Giriş Kağıdı" başlığını taşıyan formda davacının imzasının bulunduğu, anılan formda uygulanacak enjeksiyona ilişkin risk ve zararlardan ziyade hastaneye yatışla ilgili genel nitelikli açıklamalara yer verildiği, yine dosya içerisinde yer alan "Hastanın /Yakınının /Velisinin /Vasisinin Rızası" başlıklı form içeriğinde davacılardan herhangi birinin adının yazmadığı, tarih belirtilmediği, dolayısıyla davacıların aydınlatılması kapsamında alınan bu iki formda da davacıya yapılan enjeksiyona özgü açıklamaların ve ortaya çıkabilecek risklerin onam formunda yer almadığı, bu niteliği itibarıyla söz konusu formların aydınlatılmış onam niteliğinde olmadığı görülmektedir. Bu durumda; söz konusu tıbbi müdahalenin riskleri anlatılarak yazılı muvafakatin alınmamış olması hâlinde, yukarıda aktarılan mevzuat hükümleri uyarınca davacıların aydınlatılma ve onay verme hakkı elinden alınmış olacağından ve bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi, yürütülen sağlık hizmetinin gereği gibi işletilmediği konusunda davacılarda endişe ve üzüntüye yol açacağından, bu nedenle uğranılan manevi zararın, manevi tazminatın yukarıda belirtilen niteliği gözetilerek takdiren belirlenecek makul bir miktarın ödenmesine hükmedilmesi suretiyle karşılanması gerekecektir. Bu itibarla; temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının, davacıların manevi tazminat istemlerinin reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararına karşı davacılar tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır. Diğer taraftan, davalı idare tarafından kararın maddi tazminat yönünden maktu vekalet ücretine hükmedilmesine ilişkin kısmına karşı da temyiz isteminde bulunulmuş ise de; Bölge İdare Mahkemesince bozma kararına uyulması halinde manevi tazminat istemi yönünden yapılacak olan yargılamada, bu kısma yönelik vekalet ücreti hakkında da hüküm kurulacağından, davalının bu kısma yönelik vekalet ücretine ilişkin temyiz istemi bu aşamada incelenmemiştir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacıların temyiz isteminin KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE, davalı idarenin maddi tazminata ilişkin vekalet ücretine yönelik temyiz isteminin REDDİNE 2. Davanın reddine ilişkin ... İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak taraflarca yapılan istinaf başvurularının reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ...İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:...sayılı kararının, İdare Mahkemesi kararının maddi tazminat isteminin reddine ve bu kısım yönünden maktu vekalet ücretine hükmedilmesine ilişkin kısmına karşı taraflarca yapılan istinaf başvurularının reddine dair kısmının ONANMASINA, İdare Mahkemesi kararının manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmına karşı davacılar tarafından yapılan istinaf başvurularının reddine dair kısmının BOZULMASINA, 4. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 20/11/2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.