T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 26. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/550 - 2026/54 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 26. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2024/550 KARAR NO : 2026/54 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 14.11.2023 NUMARASI : 2022/946 Esas 2023/847 Karar DAVANIN KONUSU : Maddi Tazminat KARAR TARİHİ : 23.01.2026 GEREKÇELİ KARAR YAZILMA TARİHİ : 12.02.2026 İlk derece mahkemesince verilen k…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 26. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/550 - 2026/54 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 26. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2024/550 KARAR NO : 2026/54 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 14.11.2023 NUMARASI : 2022/946 Esas 2023/847 Karar DAVANIN KONUSU : Maddi Tazminat KARAR TARİHİ : 23.01.2026 GEREKÇELİ KARAR YAZILMA TARİHİ : 12.02.2026 İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davacılar vekili ve davalı vekili tarafından süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI Davacılar vekili, 25.06.2018 tarihinde, davalı sigorta şirketine zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi ile sigortalı ve dava dışı ... sevk ve idaresindeki ... plakalı aracın, davacıların oğlu ...'un yolcu olarak bulunduğu, ...'in sevk ve idaresindeki ... plakalı motosiklete çarpması sonucu meydana gelen trafik kazası neticesinde, ...'un uzun süre komada kaldığını ve tedavi gördüğü Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde 09.10.2018 tarihinde vefat ettiğini, kazanın meydana gelmesinde müteveffa ...'a atfedilebilecek herhangi bir kusur bulunmadığını, müteveffanın vefatı üzerine davacıların davalı sigorta şirketine yaptıkları başvuru üzerine 13.11.2018 tarihinde imzalanan ibraname uyarınca 21.11.2018 tarihinde ödeme yapılmış ise de, bahse konu ibranamenin fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak imzalandığını ve yerleşik Yargıtay içtihatları uyarınca makbuz hükmünde olduğunu, bakiye alacağın talebi amacıyla gerekli bilgi ve belgelerle birlikte yaptıkları başvuru evrakları 07.12.2022 tarihinde davalı sigorta şirketine tebliğ edilmesine rağmen herhangi bir ödeme yapılmadığını, arabuluculuk görüşmelerinin de sonuçsuz kaldığını belirterek HMK'nın 107.maddesi gereğince belirsiz alacak davası olarak davacı anne ... yönünden 1.000,00TL, davacı baba ... yönünden 1.000,00TL'nin kaza tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalı sigorta şirketinden poliçe teminat limiti ile sorumlu olmak üzere tahsilini istemiş, yargılama sırasında talebini davacı ... yönünden 151.169,13TL, ... yönünden 114.061,87TL olarak artırmıştır. Davalı vekili, davacıların 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 97.maddesinde belirtilen belgelerle usûlüne uygun olarak davalı sigorta şirketine başvuruları bulunmadığından dava şartının yerine getirilmediğini, davacılara 21.11.2018 tarihinde 94.769,00TL tazminat ödemesi yapıldığından davalı sigorta şirketinin sorumluluğunun bulunmadığını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla müteveffanın kaza anında kast ya da koruyucu ekipman kullanmaması ve ehliyeti bulunmayan sürücünün aracına binmesi nedeniyle müterafik kusurunun bulunduğunu, davacıların destekten yoksun kalma tazminatı talep edebilmeleri için müteveffanın davacılara destek olduğu hususunun ispatlanması gerektiğini, hesaplamanın teknik faiz uygulanarak yapılması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece, yapılan yargılama sonunda; davanın, trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkin olduğu, kazanın meydana gelmesinde ... plakalı araç sürücüsü ...'nun %100 oranında kusurlu olduğu, davacının ve diğer araç sürücüsünün kusurunun bulunmadığı, davacıların murisi ...'un arkadaşı olan sürücü ...'in ehliyetsiz olduğunu bildiği ... plakalı motosikletine kask takmadan bindiği, bu nedenle müterafik kusurlu olduğu, bu sebeple davacıların talep edebileceği maddi tazminat miktarı ayrı ayrı (%20 + %20) oranında müterafik kusur indirimi yapılmak suretiyle hesaplandığı, buna göre davacı ...'un 86.642,52TL, diğer davacı ...'un ise 115.242,55 TL maddi tazminat talep hakkının bulunduğu belirtilerek davacı ... bakımından davanın kısmen kabulü ile, 86.642,52TL, davacı ... bakımından davanın kısmen kabulü ile, 115.242,55TL destekten yoksun kalma tazminatının 13.11.2018 tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte ve poliçe limiti ile sınırlı olmak kaydıyla davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş, hükme karşı davacılar vekili ve davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvuru yapılmıştır. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacılar vekili istinaf başvuru dilekçesinde; her ne kadar talepleri kısmen kabul edilerek davalı sigorta şirketinin bakiye teminat limiti doğrultusunda destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilmişse de, daha sonrasında teminat limitinin üzerinde kalan kısım için sorumlu diğer kişilere başvurduklarında herhangi bir hak kaybına uğramamak adına, 03.07.2023 tarihli bilirkişi raporuna itiraz dilekçesindeki itirazlarını tekrar ettiklerini, mahkemece %20+%20 oranında müterafik kusur indirimi yapıldığı belirtilmiş ise de, aktüer bilirkişi tarafından hesap edilen tazminat miktarından yaklaşık %23 oranında müterafik kusur indirimi yapıldığını ve bu durumun gerekçelendirilmediğini, müteveffanın ehliyeti olmayan sürücünün aracına binmesinin müterafik kusur sebebi olarak görülmesinin hatalı olduğunu, ehliyetin bulunmayışının tek başına müterafik kusur indirimi yapılmasını gerektirmediğini, ehliyetin bulunmayışının sürüş kabiliyetini etkilemesi ve kazanın sonuçlarını artırması gerektiğini, kaza tespit tutanağında müteveffanın kask takıp takmadığı belirsiz olarak işaretlenmesine rağmen mahkemece kask takmadığından bahisle müterafik kusur indirimi yapılmasının da hatalı olduğunu, davacılar lehine hükmedilen tazminat alacaklarına işletilecek faiz oranının türünün kısa kararda da gerekçeli kararda da belirtilmediğini belirterek istinaf istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, davacıların 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 97.maddesinde belirtilen belgelerle usûlüne uygun olarak davalı sigorta şirketine başvuruları bulunmadığından dava şartının yerine getirilmediğini, davacılara 21.11.2018 tarihinde 94.769,00TL tazminat ödemesi yapıldığından davalı sigorta şirketinin sorumluluğunun bulunmadığını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla müteveffanın kaza anında kask ya da koruyucu ekipman kullanmaması ve ehliyeti bulunmayan sürücünün aracına binmesi nedeniyle müterafik kusurunun bulunduğunu, davacıların destekten yoksun kalma tazminatı talep edebilmeleri için müteveffanın davacılara destek olduğu hususunun ispatlanması gerektiğini, hesaplamanın teknik faiz uygulanarak yapılması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca ileri sürülen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak dosya içindeki bilgi ve belgeler, Mahkeme kararının gerekçesi, dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesi ile yapılan inceleme sonucunda; Dava, destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir. Davacılar vekili, davalı sigorta şirketine zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi ile sigortalı ve dava dışı ... sevk ve idaresindeki aracın, davacıların oğlu ...'un yolcu olarak bulunduğu, ...'in sevk ve idaresindeki motosiklete çarpması sonucu meydana gelen trafik kazası neticesinde, ...'un vefat ettiğini, müteveffanın vefatı üzerine davacıların davalı sigorta şirketine yaptıkları başvuru üzerine 13.11.2018 tarihinde imzalanan ibraname uyarınca 21.11.2018 tarihinde ödeme yapılmış ise de, bahse konu ibranamenin fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak imzalandığını ve yerleşik Yargıtay içtihatları uyarınca makbuz hükmünde olduğunu belirterek destekten yoksun kalma tazminatı isteminde bulunmuş, mahkemece kazanın meydana gelmesinde araç sürücüsü ...'nun %100 oranında kusurlu olduğu, davacının ve diğer araç sürücüsünün kusurunun bulunmadığı, davacıların murisi ...'un arkadaşı olan sürücü ...'in ehliyetsiz olduğunu bildiği motosikletine kask takmadan bindiği, bu nedenle müterafik kusurlu olduğu, bu sebeple davacıların talep edebileceği maddi tazminat miktarı ayrı ayrı (%20 + %20) oranında müterafik kusur indirimi yapılmak suretiyle hesaplandığı belirtilerek davacı ... bakımından davanın kısmen kabulü ile, 86.642,52TL destekten yoksun kalma tazminatının 13.11.2018 tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte ve poliçe limiti ile sınırlı olmak kaydıyla davalıdan alınarak adı geçen davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, davacı ... bakımından davanın kısmen kabulü ile, 115.242,55TL destekten yoksun kalma tazminatının 13.11.2018 tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte ve poliçe limiti ile sınırlı olmak kaydıyla davalıdan alınarak adı geçen davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş, hükme karşı davacılar vekili ve davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvuru yapılmıştır. 1-Davalı sigorta şirketi; davacı tarafından davadan önce davalı sigorta şirketine usulüne uygun başvuru olmadığını, dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüş ise de; Dava açılmadan önce sigorta şirketine başvuruyu düzenleyen 2918 sayılı KTK.nın 97. Maddesinde “sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması” gerektiği belirtilmiş bu yazılı başvuruya eklenmesi zorunlu olan ve dava şartı olan başvurunun yapılmamış sayılmasına neden olacak belgeler belirtilmemiştir. Dosya kapsamına göre dava açılmadan önce, davalının da kabulünde olduğu gibi davacı tarafından sigorta şirketine başvuru yapıldığı anlaşıldığından dava şartının yerine getirilmediğine ilişkin itiraz yerinde görülmemiştir. 2-2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 111. maddesinde; "Bu Kanunla öngörülen hukuki sorumluluğu kaldıran veya daraltan anlaşmalar geçersizdir. Tazminat miktarlarına ilişkin olup da, yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşmalar veya uzlaşmalar yapıldıkları tarihten başlayarak iki yıl içinde iptal edilebilir." hükmü yer almaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.04.2021 tarih ve 2017/(17)4-3189 Esas - 2021/525 Karar sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, KTK’nın 111. maddesinde ibra ile ilgili bir özel düzenlemeye yer verilerek, tazminat miktarlarına ilişkin olup da yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşmaların veya uzlaşmaların yapıldıkları tarihten itibaren iki yıl içinde iptal edilebileceği belirtilmiştir. Kanun’un bu hükmünden yararlanmak için ayrı bir iptal davası açılmasına ya da ibra belgesinin iptalinin açıkça ve ayrıca istenmesine gerek olmayıp, dava sırasında bu husus ileri sürülebileceği gibi, yapıldığı tarihten itibaren iki yıl içinde anlaşma hükümlerinin kabul edilmediğine ilişkin bir irade açıklamasının bulunması da yeterlidir. Zira anlaşmanın yapıldığı günden başlayarak belirtilen süre içinde bir davanın açılmış olması da, davacının bu anlaşma ile bağlı kalmak istemediğini göstermektedir. Nitekim, yerleşik Yargıtay uygulamalarında da davadan önce yapılan ödemelerin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmekte; davadan önce yapılmış ödeme bulunması hâlinde ödeme tarihi itibariyle davalı tarafça gerçekleştirilen ödemelerin yetersiz olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Somut olayda, 25.06.2018 tarihinde meydana gelen trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı istemiyle davalı sigorta şirketine başvuru yapıldığı, davalı vekili 21.11.2018 tarihinde davacılara ödeme yapıldığı ve ibraname alındığı iddiasında bulunmuş ise de, davacı vekilinin imzasını içeren "İbraname" başlıklı belgede "Fazlaya ilişkin hak ve alacaklarımız saklıdır" şeklinde kayıt bulunduğu, buna göre davacı tarafça ödemenin ihtirazı kayıt ile kabul edildiği anlaşılmakla 2918 sayılı KTK'nın 111. maddesinde belirtilen 2 yıllık hak düşürücü süre uygulanmayacağından davalı vekilinin istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. 3-Davacılar vekili, kısa karar ile gerekçeli kararda tazminata hükmedilecek faiz türünün belirlenmediği iddiasında bulunmuş ise de, hükümde faiz türü konusunda netlik bulunmaması hâlinde, yasal faize hükmedildiğinin kabulü gerekeceğinden bu husustaki istinaf sebepleri de yerinde bulunmamıştır. 4-6098 sayılı TBK'nın 53. maddesi gereğince, ölüm hâlinde ölenin desteğinden yoksun kalan kişiler bu sebeple uğradıkları kayıpları zarar sorumlularından tahsilini talep edebilir. Destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan zarardır. Buradaki amaç, destekten yoksun kalanların, desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır. Olaydan sonraki dönemde de, destek olmasa bile, onun zamanındaki gibi aynı şekilde yaşayabilmesi için muhtaç olduğu paranın ödettirilmesidir. Haksız bir eylem sonucu desteğini yitiren kimse TBK'nın 53. maddesine dayanarak uğradığı zararın ödetilmesini isteyebilir. Ancak, destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilmesi için öncelikle ölen ile destekten yoksun kalan arasında maddi yönden düzenli ve eylemli bir yardımın varlığı gerekir. Hukuk Genel Kurulu'nun 21.04.1982 gün, 979/4-1528 E.- 412 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi; destek kavramı hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutar ve ne hısımlığa ne de yasanın nafaka hakkındaki hükümlerine dayanır. Sadece eylemli ve düzenli olarak geçimini kısmen veya tamamen sağlayacak şekilde yardım eden ve olayların olağan akışına göre eğer ölüm vuku bulmasaydı, az çok yakın bir gelecekte de bu yardımı sağlayacak olan kimse destek sayılır. Haksız fiil sonucu vefat eden çocuğun ileride anne ve babaya destek olacağı karine olarak kabul edilmektedir. 6098 sayılı Borçlar Yasasının, "Tazminatın belirlenmesi" üst başlıklı 51/1 maddesi ile Hâkimin, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirleyeceği hükme bağlanmıştır. Tazminattan indirim sebeplerini düzenleyen, Türk Borçlar Yasasının 52. maddesinde öngörülen sebepler, daha çok zarar görenle ilgilidir. "Hiç kimsenin kendi kusurundan yararlanamayacağı" yönündeki genel hukuk ilkesinin etkisiyle, maddede sayılan belirli hal ve durumlarda tazminattan indirim yapılması mümkün bulunmaktadır. Anılan madde kapsamında yer alan indirim sebeplerinden bir kısmı; zarar verici fiile rıza, ortak veya kişisel kusurdur. Zarar gören, zararlandırıcı olayın sebep olacağı zarara önceden razı olabilir. Zarar gören, zarara açık veya örtülü bir irade beyanıyla razı olabileceği gibi, rızanın, diğer bir takım olgulardan da çıkarılması mümkündür. Bu duruma yargısal kararlarda en sık rastlanılan örnek; ehliyetsiz sürücünün ve/veya içkili sürücünün arabasına, onun bu durumunu bilerek binen bir kişinin, meydana gelebilecek zarara önceden, kapalı bir şekilde razı olduğunun kabulü yönündedir. Makul bir insanın aynı şartlarda kendi yararı gereğince yapmaması gereken harekette bulunması, zarar görenin ortak kusurunu ifade etmektedir. Zarar görenin bu kusuru, illiyet bağını kesmeyecek yoğunlukta ise tazminattan bir indirim sebebidir. Burada da hâkim, somut olayın özelliklerini dikkate alarak, hakkaniyet düşüncesiyle indirim yapabilecektir. Zarar görenin müterafik kusurunun tespiti halinde TBK’nın 51. ve 52. maddesi uyarınca tazminattan uygun bir indirim yapılması, gerek öğretide gerekse Yargıtay İçtihatlarında benimsenmiş ve yerleşmiş bulunmaktadır. Müterafik kusur; aynı şartlar altındaki makul, dürüst ve ortalama bir kişinin, kendi menfaati icabı, zarara uğramamak için kaçınacağı veya kaçınması gereken bir davranış tarzını ifade etmektedir.(EREN, Fikret. Borçlar Hukuku Genel Hükümler. Y. 2015. S. 582) Buna göre, müterafik kusur indirimi için zarar görenin, zararı önleyici ya da azaltıcı tedbirleri almaması, bu anlamda kusurlu olması gerekmektedir. Yargıtay 17. HD'nin yerleşik uygulaması gereğince, müterafik kusur durumunun bulunması hâlinde (birden fazla müterafik kusur hâli olsa dahi) hesaplanan tazminattan %20 oranını geçmeyecek şekilde müterafik kusur indirimi yapılması gerektiği kabul edilmektedir. Somut olayda, 25.06.2018 tarihinde, davacıların oğlu müteveffa ...'un yolcu olarak bulunduğu motosiklete çarpan, davalı sigorta şirketine zorunlu mali sorumluluk sigortası ile sigortalı araç sürücüsü ...'nun kazanın meydana gelmesinde %100 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği, müteveffa ...'un anne ve babası olan davacılar tarafından destekten yoksun kalma tazminatı talebiyle açılan davada, toplanan deliller ve nüfus kayıtlarına göre hak sahibi olduğu anlaşılan davacılar için gerekçeli, denetime ve hüküm vermeye elverişli bilirkişi raporundaki tespit ve hesaplamalar esas alınarak destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilmiş olmasında isabetsizlik bulunmadığı, ancak hükme esas alınan bilirkişi raporunda, sigorta şirketinin poliçe limiti ile sınırlı olması nedeniyle garamaten paylaştırma yapıldığında müterafik kusur indirim yapılmış hesaplamaya göre, davacı anne ...'un 151.169,13TL, davacı baba ...'un da 114.061,87TL destekten yoksun kalma tazminatı talep edebilecekleri belirlendiği, mahkemece aktüer bilirkişi tarafından belirlenen ve %20 müterafik kusur indirimi uygulanarak belirlenen tazminat sonrası garame hesabı yapılmak suretiyle sigorta şirketinin sorumlu olduğu tazminat miktarları belirlendikten sonra bu miktarlar üzerinden yeniden %20 oranında müterafik kusur indirimi yapılması nedeniyle müteveffanın müetrafik ksuru nedeniyle davacıların zararından iki kez müterafik kusur nedeniyle indirim yapılmış olması doğru olmadığından, davacılar vekilinin talep ettiği miktar ve aktüer bilirkişi raporuna göre davacı anne ...'un 151.169,13TL, davacı baba ...'un da 114.061,87TL destekten yoksun kalma tazminatı talep edebileceklerinden bu miktarın davalıdan tahsiline karar verilmesi gerekmiştir. Açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin istinaf sebepleri yerinde görüldüğünden istinaf başvurularının kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, HMK’nın 353/1.b.2. maddesi gereğince yeniden esas hakkında yeniden hüküm kurulmasına karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; I-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, II-Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, HMK’nın 353/1.b.2.maddesi gereğince esas hakkında YENİDEN HÜKÜM KURULMASINA, Buna göre; 1-Davacı ... bakımından davanın kabulü ile, 114.061,87TL destekten yoksun kalma tazminatının 13.11.2018 tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte ve poliçe limiti ile sınırlı olmak kaydıyla davalıdan tahsili ile adı geçen davacıya ödenmesine, 2-Davacı ... bakımından davanın kabulü ile, 151.169,13TL destekten yoksun kalma tazminatının 13.11.2018 tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte ve poliçe limiti ile sınırlı olmak kaydıyla davalıdan tahsili ile adı geçen davacıya ödenmesine, 3-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 18.117,93TL harçtan dava açılırken peşin olarak yatırılan harç ve ıslah ile alınan toplam 979,70-TL harcın mahsubu ile bakiye 17.138,23TL harcın davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, Hazineye gelir kaydına, 4-Davacılar tarafından yatırılan ve mahsup edilen 899,00TL+ 80,70TL toplam 979,70TL harcın davalıdan alınarak davacılara verilmesine 5-Davacı ... kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 45.000,00TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak adı geçen davacıya verilmesine 6-Davacı ... kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 45.000,00 TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak adı geçen davacıya verilmesine 7-Davacılar tarafından yapılan 4.496,00 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine, 8-Taraflarca yatırılan gider avansından arta kalan kısmın karar kesinleştiğinde HMK 333.maddesine uygun şekilde iadesine 10-Arabuluculuk Son Tutanağı, iş bu davada verilen karar ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilmek suretiyle; 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 7 ve 18/A-13 maddeleri ile bu Kanuna göre hazırlanan ve 02/06/2018 tarih ve 30439 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren Yönetmeliğin 26. maddesi hükümlerine göre; Bakanlık bütçesinden karşılanan/karşılanması gereken ve iki taraf ve iki saat üzerinden yapılan hesaba göre belirlenen toplam 1.320,00-TL arabuluculuk ücretinin (yargılama giderinin) davalıdan alınarak 6183 sayılı AATUHK hükümlerine göre tahsili ile hazineye gelir kaydına, bu amaçla işbu karar eklenmek suretiyle ilgili vergi dairesine yazı yazılmasına, III - İSTİNAF HARÇ VE YARGILAMA GİDERLERİ YÖNÜNDEN: 1-Davacılar tarafından peşin olarak yatırılan istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde ve talep hâlinde davacılara iadesine, 2-İstinaf başvurusu reddedilen davalı ... Sigorta Anonim Şirketinden alınması gereken 13.790,77 TL istinaf karar ve ilam harcından peşin alınan 4.431,00 TL’nin mahsubu ile kalan 9.359,77 TL’nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir olarak kaydedilmesine, 3-Davalı ... Sigorta Anonim Şirketi tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf başvurusu nedeniyle davacılar tarafından yatırılan 1.169,40 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ve 346,00 TL tebligat ve posta gideri olmak üzere toplam 1.515,40 TL yargılama giderinin davalıdan tahsil edilerek davacılara verilmesine, 5-Başvuran taraflarca yatırılan delil ve gider avansından kullanılmayan kısmın HMK'nın 333. maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, 6-Kararın taraflara tebliğine, Dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK'nın 361.maddesi gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki (2) haftalık süre içerisinde Yargıtay'da TEMYİZ YOLU AÇIK olmak üzere 23.01.2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi. Başkan Üye Üye Katip * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümleri gereğince elektronik imza ile imzalanmıştır.