Başvuru, gözaltında avukatıyla görüştürülmeme ve kötü muamele edilmesi, gözaltı sürecinde işkence ve baskıya dayalı alınan ifadelerinin hükme esas alınması, soruşturma işlemlerinin Devlet Güvenlik Mahkemelerinin (DGM) faal olduğu dönemde yapılması, bazı kovuşturma işlemlerinin eksik bırakılması, mahkeme kararının uygun bir şekilde gerekçelendirilmemesi, temyiz duruşmasından haberdar edilmemesi ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının infazının ömür boyu devam edecek olması nedenleriyle yaşam h
Başvuru, gözaltında avukatıyla görüştürülmeme ve kötü muamele edilmesi, gözaltı sürecinde işkence ve baskıya dayalı alınan ifadelerinin hükme esas alınması, soruşturma işlemlerinin Devlet Güvenlik Mahkemelerinin (DGM) faal olduğu dönemde yapılması, bazı kovuşturma işlemlerinin eksik bırakılması, mahkeme kararının uygun bir şekilde gerekçelendirilmemesi, temyiz duruşmasından haberdar edilmemesi ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının infazının ömür boyu devam edecek olması nedenleriyle yaşam hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı, özgürlük ve güvenlik ile adil yargılanma haklarının ihlal edildiği iddiaları hakkındadır. Başvuru, 17/4/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvuruda Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 28/11/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 20/2/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvuru belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir. Başvuru konusu olay ve olgular 20/2/2015 tarihinde Bakanlığa bildirilmiştir. Bakanlığın görüş yazısı 28/4/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunulmuştur. Bakanlık görüş yazısı, başvurucuya 18/5/2015 tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyanlarını 25/5/2015 tarihinde sunmuştur. OLAYLAR VE OLGULARA. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Bakanlık görüş yazısı ile sunulan ek bilgiler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: 3/5/2004 tarihinde İ.G. ve eşi S.G.nin evlerinde ölü bulunmaları üzerine soruşturma başlatılmıştır. Olay günü ve 4/5/2004 ile 5/5/2004 tarihlerinde maktullerin evinde olay yeri incelemeleri yapılmıştır. 5/5/2004 tarihinde ifadesi alınan tanık N.Ö., 30/4/2004 Cuma günü saat 30-00 sıralarında iki el peş peşe “tak tak” sesi duyduğunu, kapı çalındığı zannıyla baktığında kimseyi görmediğini söylemiştir. Olay tarihlerinde apartman görevlisi olan B., maktullerin dairesinin bitişiğinde A.S.Y., karşısında ise S.K. isimli kişinin oturduğunu belirtmiştir. Tanık A.B., belirtilen gün saat 30 civarında ön bahçede oturmaya başladığını, bu esnada (7) numaralı dairede çalışma yapan iki kişi ile maktule iletilmek üzere bir poşet bırakan B. isimli bayanla karşılaştığını, 30 civarında servis için yukarıya çıktığını ama maktullerin kapıyı açmadığını ifade etmiştir. 6/5/2004 tarihinde ifade veren Ç.E., maktul İ.G.nin bir keresinde “Telegram” isimli bir kelimeden bahsederek, “bu telegramda kendisini aşağılayıcı, küçültücü hareket tarzında tehdit edildiğini” söylediğini belirtmiştir. 6/5/2004 tarihinde İstanbul 5 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesinin (DGM) 2004/437 Müteferrik sayılı kararı ile bazı sanıkların öldürme olayının İBDA/C tarafından gerçekleştirildiğine ilişkin basın kuruluşlarına mesaj attıklarını belirttikleri “***@***.***” elektronik posta adresine gelen, giden, bilgi akışı gibi elde edilebilecek her türlü bilginin üç ay süreyle tespitine karar verilmiştir. 13/5/2004 tarihinde ise İstanbul 4 No.lu DGM’nin 2004/395 Müteferrik sayılı kararıyla “***@***.***” elektronik posta adresinin emniyet birimleri tarafından incelenmesine hükmetmiştir. Bu işlemlerin sonucuna ilişkin dosya içerisinde bir belge bulunamamıştır. 11/5/2004 tarihinde kendisini B.Y. olarak tanıtan bir ihbarcı telefon ile Tuzla Polis Merkez Amirliğini aramış ve cinayeti açık adresini verdiği A. isimli kişinin işlediğini bildirmiştir. 14/5/2004 günü saat 30’da, yapılan istihbari çalışmalar neticesinde cinayet olayıyla ilgili olabileceği değerlendirildiği ve daha önce de hakkında İBDA/C terör örgütü dolayısıyla işlem yapıldığı belirtilen sanık A.T. gözaltına alınmıştır. Başvurucu ise saat 19:30’da aynı suçla ilgili olarak gözaltına alınmıştır. Diğer sanıklar Y.A. ile İ.K.nin de aynı gün gözaltına alındığı anlaşılmaktadır. Başvurucunun gözaltında bulunduğu ve ifadesi alındığı sırada bir avukatın hukuki yardımından faydalanmak istemediğini beyan ettiğine ilişkin 14/5/2004 tarihli “Avukat İstememe Tutanağı” düzenlenmiştir. Tutanakta, polislerin ve başvurucunun imzası bulunmaktadır. 15/5/2004 tarihinde İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde, yasa dışı örgüt üyesi olmak ve bu örgüt adına anılan öldürme eylemine iştirak etmek suçundan başvurucunun ifadesi alınmıştır. Tutanağa göre, ifade öncesinde başvurucuya 4/4/1929 tarihli ve 1412 sayılı mülga Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun maddesindeki hakları hatırlatılmış, başvurucu avukat yardımından faydalanmak istemediğini belirtmiştir. Başvurucu ifadesinde, kendisi gibi örgüt üyesi olan sanık A.T.nin maktul İ.G.yi öldürmek istediğini söylediğini, internetten sorgulama yaparak adresini tespit ettiklerini, kendisinin maktulü telefonla arayarak adresini öğrendiğini, daha sonrasında adresin bulunduğu yerde keşif yaptığını, adresi teyit ettiğini sanığa söylediğini, olaydan tahminen 15 gün önce sanığın öldürme eyleminde kullanacağını belirttiği iki adet tabanca getirdiğini ve kendisinin bunları evinde sakladığını, sanığın olaydan iki üç gün önce silahları geri aldığını, 1/5/2004 günü sanığın kendisine eve kargocu kıyafeti giyerek gittiklerini ve maktulü ve eşini ekibiyle birlikte öldürdüğünü anlattığını, il dışına çıkmak için para istediğini ve kendisine 100 TL verdiğini söylemiştir. 15/5/2004 tarihinde gözaltında bulunan başvurucunun da aralarında bulunduğu sanıkların avukatları olduklarını belirten H.S. ile A.A., başvurucu ve diğer sanık A.T. ile görüştürülmediklerine dair bir tutanak hazırlamışlar ve diğer bir müşahit avukatla birlikte imzalamışlardır. Tutanakta, saat 00 sıralarında polis merkezine gittikleri ve sanıklarla görüşmek istedikleri, konuştukları sanıklar İ.K. ve Y.A.nın kendilerine şiddet uygulandığını belirttikleri, Y.A.nın bazı ifadeleri zorla imzalattırdıklarını söylediği ve yüzünde şişlikler bulunduğu, fakat avukat istemediklerine dair tutanak bulunduğu gerekçesiyle başvurucu ve sanık A.T. ile görüştürülmedikleri, bunun üzerine barodan müşahit avukat talep ettikleri ifade edilmiştir. 17/5/2004 tarihinde sanıklar B.Y. ve E.K.ye avukatları hazır bulunmaksızın Cumhuriyet Savcısı tarafından yer gösterme işlemi yaptırılmıştır. Sanık B.Y., 30/4/2004 Cuma günü saat 11:30 sularında sanıklar A.T., E.K. ve S.A ile buluştuklarını, kendisini kamufle etmek amacıyla kargocu kıyafeti giydiğini ve yanına şeffaf poşete sarılı kitap paketini aldığını ve inceleme sırasında kapının arkasında bulunan kitapların da bunlar olduğu, sanık A.T.nin yolda indiğini, minibüsü eve 150 m kala park ettiklerini kendisinin dairenin bulunduğu kata geldiğini, kapıyı açmalarının ardından önce tekerlekli sandalyede oturan maktul İ.G.nin kafasına ateş ettiğini, ardından bağırarak yere yatmış olan maktule S.G.ye ateş ettiğini, sonrasında minibüse döndüğünü, gözcülük yapan sanık E.K.nin de gelmesiyle sanık S.A.nın kullandığı minibüsle olay yerinden ayrıldıklarını belirtmiştir. Diğer sanık E.K. de olay yerine arabayla gittikleri ve kendisinin gözcülük yaptığına ilişkin diğer sanığın beyanlarını teyit eden ifade vermiştir. 17/5/2004 tarihli tutanakla söz konusu kitaplar muhafaza altına alınmıştır. Avukat A.A., 18/5/2004 tarihinde İstanbul DGM Başsavcılığından vekili olduğu, devam eden davalarda avukatlığını yaptığı ve emniyette kendisi ile görüştürülmediği başvurucu ile savcılık ifadesi öncesinde görüştürülmesini ve ifadesinde hazır bulundurulmasını talep etmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığının aynı günlü yazısıyla, dilekçelerin sanıkların ifadeleri alınırken verildiği, adliyede görüşme yeri bulunmadığı ve ifadeyi bölerek görüştürme imkânı olmadığı şeklinde cevap verilmiştir. Başvurucu, 18/5/2004 tarihli DGM Cumhuriyet Savcılığı ifadesinde fikrî olarak “İBDA’cı” olduğunu belirtmiş fakat öldürme olayıyla bağlantılı tüm suçlamaları reddetmiştir. İstanbul 2 No.lu DGM Yedek Hâkimliği önünde başvurucu, suçlamaları yine reddetmiş, ifadeleri polislerin uydurduğunu ve imzalamazsa daha önce gözaltına aldıklarında yaptıkları şeyleri yine yapacaklarını söyleyerek tehdit ettiklerinden imzalamak zorunda kaldığını belirtmiştir. Diğer sanık A.T. ise gözaltında psikolojik ve fiziki işkenceye tabi tutulduğunu, ifadesine söylemediği şeylerin de yazıldığını, imzaladığı bazı evrakların ne olduğunu dahi göremediğini, avukatıyla görüştürülmediğini beyan etmiştir. Avukatları, başvurucudaki psikolojik bulguların ve diğer sanıktaki işkence bulgularının tespiti için Adli Tıp Kurumuna sevk edilmelerini talep etmiştir. Yedek Hâkimlik sorgusu esnasında sanık B.Y., dört gün uykusuz bırakılması sonucunda polisin kendince hazırladığı ifadeyi ve avukat istediği halde istemediği şeklindeki belgeyi imzaladığını; sanık S.A. ise emniyette psikolojik ve fiziki baskı altında ifadesini imzaladığını belirtmiştir. İstanbul 2 No.lu DGM Yedek Hâkimliğinin 18/5/2004 tarihli ve 2004/42 Sorgu sayılı kararı ile tüm sanıkların tutuklanmasına karar verilmiştir. İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığının 14/6/2004 tarihli ve 2004/686 sayılı iddianamesi ile başvurucu ve sanıklar A.T., B.Y., S.A. ve E.K. hakkında 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’nun maddesinin birinci fıkrası uyarınca, ayrıca diğer iki sanık hakkında farklı suçlamalardan ceza davası açılmıştır. İstanbul 6 No.lu DGM tarafından davanın tensibi yapılmışsa da yargılamaya İstanbul Ağır Ceza Mahkemesince devam edilmiştir. 18/10/2004 tarihli ilk duruşmada başvurucu, avukat istemediğine dair tutanağı zorla imzalattırdıklarına, gözaltında dayak atıldığına ve işkenceyle tehdit edildiğine, beş yıldır panikatak tedavisi gördüğüne ve bu koşullar altında hazırlanan ifadeyi okumadan imzaladığına dair yazılı savunma sunmuştur. Başvurucu ayrıca emniyet ifadesini reddetmiştir. Diğer bir sanık S.A., lise son sınıfta okuduğunu ve 30/4/2004 tarihinde tam gün okulda bulunduğunun öğretmenlerinin ve arkadaşlarının beyanları ile yoklama tutanaklarıyla sabit olduğunu, emniyette işkence ve kötü muamele gördüğünü, tutanakların zorla imzalattırıldığını ve babasının getirdiği avukatla görüştürülmediğini ifade etmiştir. Sanık E.K. de olay günü okulda olduğunu beyan etmiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesince duruşmaya ara verilerek, maktul İ.G.nin kolundaki giriş çıkış ve başındaki giriş izinin tek bir atışla meydana gelip gelemeyeceğine ilişkin Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasına, sanıklar S.A. ve E.K.nin öğretmen ve arkadaşlarıyla görüşülmesine ve derse devam çizelgelerinin istenmesine, tanık Ç.E. de dahil olmak üzere bazı tanıkların dinlenmesine, avukatların sanıklarla görüştürülmemesi hususunun, gereği için Cumhuriyet Başsavcılığına bildirilmesine karar verilmiştir. Maktuldeki kurşun izlerine ilişkin olarak Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 17/12/2004 tarihli bir rapor hazırlamıştır. Raporda, “Otopsi tutanağında tanımlanan ateşli silah mermi çekirdeği giriş ve çıkış deliklerinin lokalizasyonlarına göre sorulduğu üzere sağ kolunu kaldırarak dirseğini sol göz bölgesine getirmesi şeklindeki bir pozisyonda tek bir atışla yaralanmış olabileceği gibi iki ayrı ateşli silah mermi çekirdeği ile de yaralanmış olabileceği, aralarında tıbben ayrım yapılamayacağı” belirtilmiştir. 28/2/2005 tarihli duruşmada başvurucu vekili, net olmadığı ve varsayım üzerine kurulduğu gerekçesiyle Adli Tıp raporuna itiraz etmiştir. Başvurucu vekili ayrıca, 11/5/2004 tarihli ihbar tutanağında olayın faili olduğu iddia edilen ve emniyet tarafından verilen cevapta, radikal bir düşünceye sahip olmadığı ve İBDA/C ile ilişkisi tespit edilmediği belirtilen A.nin tanık olarak dinlenmesini istemiştir. Dinlenen tanık İ.K., sanık A.T.ye avukat istemediğine ilişkin tutanağın yemek fişinin altına konmak suretiyle imzalattırıldığını gördüğünü, polisin ardından belgeyi göstererek “işte biz imzalatırız” dediğini, sanık A.T.nin kaşının patlamış olduğunu ve diğer sanık S.A.nın sakalının polislerce çekildiğini ve dudağının patlamış olduğunu gördüğünü beyan etmiştir. Tanık 15/5/2004 tarihli polis ifadesinin zorla alındığını, dayak atıldığını, silah dayanınca imzalamak zorunda kaldığını, buna ilişkin soruşturmanın Fatih Cumhuriyet Başsavcılığının 2004/26798 Hz. sayılı dosyasında sürdürüldüğünü ifade etmiştir. Fatih Cumhuriyet Başsavcılığının 2004/26798 Soruşturma ve 2010/10531 numaralı kararı ile anılan iddialar yönünden kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Başvurucu bu karara karşı itiraz yoluna başvurmamıştır. Mahkeme, hazırlık evrakının akıbetinin sorulmasına karar vermiş fakat A.nin tanık olarak dinlenmesine dair bir ara karar almamıştır. 11/7/2005 tarihli duruşmada sanıkların ifadelerini alan polisler dinlenmişlerdir. Polisler, ifadelerin zora dayalı alınmadığını ve sanıkların kendi istekleriyle avukat talep etmediklerini belirtmişlerdir. Diğer sanık A.T.nin avukatının, (7) numaralı dairede çalışanların dinlenmesi talebi, dosyaya bir yenilik getirmeyeceği gerekçesiyle reddedilmiştir. 17/3/2006 tarihli duruşmada başvurucunun ve diğer sanık B.Y.nin avukatının talebi üzerine maktullerin yan komşusu olan G.K.nin dinlenilmesine karar verilmiştir. 27/6/2007 tarihli duruşmada açık adresi Mahkemeye ibraz edilmediğinden tanık G.K.nin dinlenilmesinden vazgeçilmiştir. 3/6/2009 tarihli duruşmada dinlenen tanık E.P., maktul İ.G.nin tekerlekli sandalye kullanmadığını belirtmiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 25/1/2012 tarihli ve E.2004/196, K.2012/7 sayılı kararı ile başvurucu ile sanıklar A.T., B.Y., S.A. ve E.K.nin 765 sayılı mülga Kanun’un maddesinin birinci fıkrası gereğince ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar verilmiştir. Mahkeme, başvurucunun yazdığı bir makalede ismini vermek suretiyle maktul İ.G.yi hedef gösterdiğini, yazı sonrası sanık A.T.de öldürme fikrinin oluştuğunu ve başvurucunun, maktulün adresini tespit ettiğini ve mahallinde keşif yaptığını, eylem öncesinde olayda kullanılan tabancaları bir müddet sakladığını ve sonrasında da A.T.ye para yardımında bulunduğunu belirtmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, “tüm bu eylemleri bir bütün halinde değerlendirildiğinde ...[başvurucu] her ne kadar emniyet müdürlüğünde avukat istemediğini belirtmesi üzerine avukat huzurunda olmaksızın alınan ifadesinde bu hususları doğrular biçimde beyanda bulunmuş ancak daha sonraki ifadelerinde bunu reddetmiş ise de dosya bir bütün halinde diğer sanıklarında birbirlerini doğrular şeklindeki anlatımları, olaya ilişkin yukarıda deliller kısmında belirtilen ve tüm sanıkların emniyet müdürlüğünde alınan ifadelerini destekler nitelikteki araştırma, inceleme tutanakları otopsi raporları, adli top raporları, ekspertiz raporları ve tüm dosya içeriği bir bütün halinde değerlendiğinde ... [başvurucunun] eyleminin mülga 765 sayılı TCK 146/1 maddesine gösterilen şekilde diğer sanıkları 146/1 maddesinde belirtilen suçları işleme yönünde teşvik edici nitelikte rol aldığı” sonucuna varmıştır. Mahkeme diğer sanıklar bakımından, “… her ne kadar eylemi tüm ayrıntılarıyla anlattıkları emniyette alınan ifadelerinden sonra aşamalarda ısrarla bu ifadelerini reddetmişlerse de, yukarıda deliller kısmında izah edilen maktullerin otopsi tutanakları, otopsi raporları, maktullerin vücutlarından çıkan kurşunlara ilişkin ekspertiz raporları, sanıkların birbirleriyle uyumlu olarak olaya ilişkin emniyetteki anlatımlarını destekler, doğrular mahiyette oldukları, olay mahallinde maktul İ… G…’e kargo paketi olarak hazırlandığı belirtilen kitapların ele geçirilmiş olması, ayrıca haklarında takipsizlik kararları verilen ancak tanık sıfatıyla ifadeleri hazırlık aşamasında tespit edilen tanıkların anlatımlarının gerek eylem öncesinde gerekse eylem sonrasında sanıkların davranışlarına ilişkin emniyetteki anlatımlarıyla uyumlu olacak şekilde verdikleri ifadeleri, ayrıca sanıklardan A… E…’nin emniyetteki anlatımı sonrasında savcılıkta vermiş olduğu ifadesinde sanıklardan B…’in olay sonrasında evine geldiklerinde maktullerin öldürülmesine ilişkin gazetedeki haberleri göstererek bu eylemi kendilerinin gerçekleştirdiklerini söylediğine dair ifadesi bir bütün olarak değerlendirildiğinde sanıkların sonradan savunmalarında yapmış oldukları ifade değişikliklerine tüm bu nedenlerle mahkememizce itibar edilmemiş, sanıkların bu eylemi yasa dışı silahlı terör örgütü İBDA/C adına Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının tamamını veya bir kısmını tağyir ve tedbil veya ilgaya ve bu kanun ile teşkil etmiş olan Büyük Millet Meclisini Iskata veya vazifesini yapmaktan mene teşebbüs etmek için gerçekleştirdikleri kanaatine …” varmıştır. Başvurucu belirtilen kararı temyiz etmiştir. Yargıtay Ceza Dairesince, sanık A.T. müdafisinin, usulüne uygun tebligata rağmen duruşmaya gelmediği ve geçerli bir mazeret de bildirmediği belirtilerek başvurucu ile sanıklar A.T. ve B.Y. yönünden temyiz incelemesi duruşmasız yapılmış ve 2/10/2012 tarihli ve E.2012/7356, K.2012/10175 sayılı ilamla ilk derece mahkemesi kararının onanmasına karar verilmiştir. Onama kararı 21/3/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 17/4/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk Olay tarihinde yürürlükte olan 1412 sayılı mülga Kanun’un maddesi şöyledir:“Zabıta amir ve memurları ile Cumhuriyet Savcısı tarafından ifade almada ve hâkim tarafından sorguya çekilmede aşağıdaki hususlara uyulur: İfade verenin veya sorguya çekilenin kimliği tesbit edilir. İfade veren veya sorguya çekilen kimliğe ilişkin soruları doğru olarak cevaplandırmak zorundadır. Kendisine isnat edilen suç anlatılır. Müdafi tayin hakkının bulunduğu, müdafi tayin edebilecek durumda değilse baro tarafından tayin edilecek bir müdafi talep edebileceği ve onun hukuki yardımından yararlanabileceği, isterse müdafiin soruşturmayı geciktirmemek kaydı ile ve vekaletname aranmaksızın ifade veya sorguda hazır bulunacağı bildirilir; yakınlarından istediğine yakalandığını duyurabileceği söylenir. İsnad edilen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanuni hakkı olduğu söylenir. Şüpheden kurtulması için somut delillerinin toplanmasını talep edebileceği hatırlatılır ve kendisi aleyhine var olan şüphe sebeplerini ortadan kaldırmak ve lehine olan hususları ileri sürmek imkânı verilir. İfade verenin veya sorguya çekilenin şahsi halleri hakkında bilgi alınır. İfade veya sorgu bir tutanakla tesbit edilir. Bu tutanakta;a) İfade verme veya sorguya çekme işleminin yapıldığı yer ve tarih,b) İfade verme veya sorguya çekme sırasında hazır bulunan kişilerin isim ve sıfatları ile ifade veren veya sorguya çekilen kişinin açık kimliği,c) İfade vermenin veya sorgunun yapılmasında yukarıdaki işlemlerin yerine getirilip getirilmediği, bu işlemler yerine getirilmemiş ise sebepleri,d) Tutanak içeriğinin ifade veren veya sorguya çekilen ile hazır olan müdafi tarafından okunduğu ve imzalarının alındığı,e) İmzadan imtina halinde bunun nedenleri yer alır.” 1412 sayılı mülga Kanun’un 135/A maddesi şöyledir: “İfade verenin ve sanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, zorla ilaç verme, yorma, aldatma, bedensel cebir ve şiddette bulunma, bazı araçlar uygulama gibi iradeyi bozan bedeni veya ruhi müdahaleler yapılamaz. Kanuna aykırı bir menfaat vaat edilemez. Yukarıdaki fıkralarda belirtilen yasak yöntemlerle elde edilen ifadeler rıza olsa dahi delil olarak değerlendirilemez.” 1412 sayılı mülga Kanun’un maddesi şöyledir:“Yakalanan kişi veya sanık, soruşturmanın her hal ve derecesinde bir veya birden fazla müdafiin yardımından faydalanabilir. Kanuni temsilcisi varsa o da yakalanana veya sanığa bir müdafi seçebilir.Zabıta amir ve memurları tarafından yapılacak sorgulama işlemlerinde, ancak bir müdafi hazır bulunabilir. Cumhuriyet Savcılığı işlemlerinde bu sayı üçü geçemez.Zabıtaca yapılan soruşturma da dahil olmak üzere, soruşturmanın her safhasında müdafiin, yakalanan kişi veya sanıkla görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanında olma ve hukuki yardımda bulunma hakkı engellenemez, kısıtlanamaz.” 1412 sayılı mülga Kanun’un maddesi şöyledir:“Yakalanan kişi veya sanık müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse talebi halinde baro tarafından kendisine bir müdafi tayin edilir. Yakalanan kişi veya sanık onsekiz yaşını bitirmemiş yahut sağır veya dilsiz veya kendisini savunamayacak derecede malul olur ve bir müdafi’de bulunmazsa talebi aranmaksızın kendisine müdafi tayin edilir.” 765 sayılı mülga Kanun’un maddesinin birinci fıkrası şöyledir:“Türkiye Cumhuriyeti Teşkilatı Esasiye Kanununun tamamını veya bir kısmını tağyir ve tebdil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül etmiş olan Büyük Millet Meclisini iskata veya vazifesini yapmaktan men’e cebren teşebbüs edenler, ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına mahkûm olur.” 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:“Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz.” 4/11/2004 tarihli ve 5252 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un maddesi şöyledir: “(1) Mevzuatta, yürürlükten kaldırılan Türk Ceza Kanununa yapılan yollamalar, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelere yapılmış sayılır. (2) Mevzuatta, yürürlükten kaldırılmış Türk Ceza Kanununun kitap, bab ve fasıllarına yapılmış olan yollamalar, o kitap, bab ve fasıl içinde yer almış hükümlerin karşılığını oluşturan 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun maddelerine yapılmış sayılır. ” 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un maddesinin (16) numaralı fıkrası şöyledir:“5237 sayılı Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap, Dördüncü Kısım, ‘Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar’ başlıklı Dördüncü Bölüm, ‘Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar’ başlıklı Beşinci Bölüm, ‘Milli Savunmaya Karşı Suçlar’ başlıklı Altıncı Bölüm altında yer alan suçlardan birinin bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi dolayısıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde, koşullu salıverilme hükümleri uygulanmaz.” 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun maddesinin son fıkrası şöyledir:“Ölüm cezaları, 14/7/2004 tarihli ve 5218 sayılı Kanunun 1 inci maddesi ile değişik 3/8/2002 tarihli ve 4771 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunla müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülen terör suçluları ile ölüm cezaları ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülen veya ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına mahkûm olan terör suçluları koşullu salıverilme hükümlerinden yararlanamaz. Bunlar hakkında ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası ölünceye kadar devam eder.”