6. Hukuk Dairesi 2024/1156 E. , 2024/5190 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1156 E., 2024/10 K. KARAR : Kısmen Kabul İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2018/291 E., 2021/386 K. Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında 30.09.2010 tarihinde arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi imzalandığını, davalı yüklenicinin 535 adet daire anahtarını 27.11.2017 tarihinde müvekkiline teslim ettiğini ve 535 d
**6. Hukuk Dairesi 2024/1156 E. , 2024/5190 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1156 E., 2024/10 K. KARAR : Kısmen Kabul İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2018/291 E., 2021/386 K. Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında 30.09.2010 tarihinde arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi imzalandığını, davalı yüklenicinin 535 adet daire anahtarını 27.11.2017 tarihinde müvekkiline teslim ettiğini ve 535 daire bedeli 91.792.050,00 Türk Lirası ve % 1 KDV'si 917.920,50 Türk Lirası dahil olmak üzere 09.10.2017 tarihli toplam 92.709.970,50 Türk Lirası tutarlı faturayı düzenlediğini, müvekkilinin faturayı alıp defter kayıtlarına işlediğini ve KDV beyannamesini verdiğini, müvekkilinin de sözleşme ve KDV Kanunu'na uygun olarak 91.792.050,00 Türk Lirası arsa bedeli ve % 18 KDV'si 16.522.569,00 Türk Lirası dahil olmak üzere, 30.11.2017 tarihli, toplam 108.314.619,00 Türk Lirası bedelli faturayı düzenleyip noterlik vasıtasıyla davalı şirkete gönderdiğini, tarafların karşılıklı olarak düzenledikleri faturaların mahsubu sonucu müvekkilinin 15.604.648,50 Türk Lirası alacaklı hale geldiğini, bu alacağın davalı tarafından ödenmediğini, dairelerin sözleşme uyarınca teslimi ile vergiyi doğuran olayın meydana geldiğini, davanın konusu oluşturan bu faturanın da teslim tarihinden ve davalı şirketin faturalandırma işleminden sonra tanzim edildiğini, alacağın her iki faturada yazılı KDV oranları arasındaki fark nedeniyle ortaya çıktığını ve 60 no.lu KDV sirkülerinin 1.8. bölümü ve taraflar arasındaki sözleşmenin 20. maddesi gereği bu tutarın davacı tarafından ödenmesi gerektiğini belirtilerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 500.000,00 Türk Lirası alacaklarının tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 14.04.2021 tarihli ıslahı ile de talebini 6.145.379,99 Türk Lirası arttırarak 6.645.379,99 Türk Lirası alacağının tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasındaki sözleşme uyarınca edimlerini tam ve eksiksiz yerine getirmeyen davacının haksız ve hukuka uygun olmayan fatura düzenleyerek müvekkili davalıyı borç altına sokmaya çalıştığını, taraflar arasındaki ilişkinin trampa ilişkisi olup KDV Kanunun 2. maddesinin 5. fıkrası gereği teslim hükmünde olduğunu ve her birinin KDV'ye tabi olduğunun hükme bağlandığını, davalı tarafından düzenlenen faturanın yasal koşulları taşımadığından iade edildiğini, taraflarca faturaların eş zamanlı düzenlenmesi ve diğerini borç altına sokacak mahiyette bulunmamasının gerektiğini, davacının eş zamanlı fatura düzenleme yükümlülüğüne uymadığını, KDV tebliğine göre tarafların karşılıklı olarak eş değer şekilde ve yakın tarihte fatura düzenlenmesi gerektiği halde davacı tarafından geç olarak düzenlenen ve şirketlerini borçlandırıcı nitelikteki faturanın kabulünün mümkün olmadığını, sözleşmenin 20. maddesindeki düzenlemenin inşaatın yapımına ilişkin olup teslim ile ilgili yükümlülüklerin hükme dahil olmadığını belirtilen nedenlerle davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince; davacının başvurusu üzerine yargılama sırasında vergi dairesi tarafından vergi tekniği raporu düzenlendiği ve bu rapor doğrultusunda davacının gerekli düzeltmeleri yaparak daha önce düzenlediği faturaları iptal ettiği ve yeni düzenlenen faturayı ticari defterlerine işlediği, davalının vergi tekniği raporu doğrultusunda faturalaşmayı yapmadığı, mevzuat gereği tarafların aynı anda fatura kesip aradaki KDV farkının yüklenici tarafından karşılanması gerektiği,davalının davacı tarafından düzenlenen fatura nedeniyle vergi dairesine ödemek zorunda kaldığı, KDV farkını taraflar arasındaki sözleşmenin 20. maddesi uyarınca doğmuş ve doğacak KDV borçlarından dolayı davalı yüklenicinin sorumlu olduğu, davacının davalının % 1 oranında KDV'li fatura düzenlemesi nedeniyle yükümlü olmadığı tutarı vergi dairesine ödemek zorunda kaldığı, davalının davacı tarafından vergi tekniği raporu doğrultusunda düzenlenen faturadaki KDV farkını davalıdan vergi mevzuaatı ve taraflar arasındaki sözleşme uyarınca isteyebileceği, davacının ilk düzenlediği faturayı iptal ederek vergi tekniği raporu doğrultusunda yeni fatura düzenlemesinin davayı konusuz bırakmadığı, bu fatura karşılığında davalının düzenlemesi gereken faturayı düzenlemediği, davacının alacağının ödeme veya başka bir sebeple konusuz kalmadığı, alacağın devam ettiği, davalının hiç fatura düzenlememesinin sonuca bir etkisinin bulunmadığı, nihayetinde davacının % 18'lik fatura düzenleyip bunu vergi dairesine bildirmesi ile KDV borcunu ödeme yükümlülüğü altına girdiği, ödediği bu miktarın taraflar arasındaki sözleşme uyarınca davalı yüklenici tarafından karşılanması gerektiği, kaldı ki davalının bu faturayı defterlerine işleyip vergi dairesine KDV bildiriminde bulunması halinde davalının da bir zararının bulunmayacağı anlaşıldığından davanın ıslah edilmiş hâliyle kabulüne karar karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davalı vekilince istinaf yoluna başvurulması üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesince; İlk Derece Mahkemesince 20.06.2019 tarihli duruşmada 2 nolu ara kararı ile davacı vekilinin kısmen ıslah yapacağını beyan etmesi üzerine, davacı vekiline davasını ıslah etmek üzere HMK'nın 181. maddesi uyarınca 1 hafta kesin süre verildiği, aksi halde ıslahın yapılmamış sayılacağına karar verileceği hususunun usulüne uygun olarak ihtar edildiği, davacı davasını kısmi dava olarak açtığından ve usulüne uygun yapılan ihtara rağmen süresinde davasını ıslah etmediğinden, usul işlemleri kamu düzeninden olup re'sen gözetileceğinden, verilen kesin süreden sonra yapılan ıslah yok hükmünde olduğundan ıslah dikkate alınmaksızın karar verilmesi gerektiği, belirtilen nedenlerle davalı vekilinin istinaf talebinin re'sen gözetilen sebeplerle kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmak suretiyle süresinde usulüne uygun ıslah yapılmadığından davacının davasının ilk açıldığı hali ile kabulüne karar verilmiştir. Bu karara karşı taraf vekillerince süresinde temyiz yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: 1-) Davacı vekilinin temyizi yönünden; Davacı 20.06.2019 tarihli duruşmada ıslah için süre verilmesi talebinde bulunmuş ve mahkemece davacıya davasını ıslah etmek üzere HMK'nun 181. maddesi uyarınca 1 haftalık kesin süre verilmiştir. Davacı HMK 181'e göre verilen kesin süre içerisinde 26.06.2019 tarihli dilekçesi ile; her ne kadar ıslah için taraflarına kesin süre verilmiş ise de, teftiş raporunun tamamlanma aşamasında olduğu ve taraflarca rapora göre yeniden fatura tanzimi yoluna gidileceği, fatura miktarlarında dolayısı ile KDV miktarlarında önemli bir oranda azalma meydana geleceği, rapora göre alacak miktarının değişeceği, bu nedenle raporun bekletici mesele yapılmasına karar verilmesi ve taraflarına ıslah için verilen süreye dair ara karardan dönülmesi talep edilmiştir. Mahkemece bir sonraki 05.09.2019 tarihli duruşmada verilen ara kararda, vergi müfettişi tarafından hazırlanan rapor doğrultusunda vergi dairesinin işlem yapmasının beklenilmesine karar verilmiştir. Yargılamanın devamında da düzenlenen müfettiş raporuna göre taraflara faturalaşmanın yapılması için süre verilmiş ve müfettiş raporuna göre belirlenen faturalara göre düzenlenen ek rapor sonrasında davacı vekilince ıslah yapılmıştır. Hal böyle olunca mahkemece ıslaha ilişkin 1 haftalık süreden dönüldüğü kabul edilerek ıslahın süresinde yapıldığı kabul edilerek değerlendirme yapılması gerekirken, ıslah talebinin dikkate alınmaması doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. 2-) Bozma nedenine göre davalı vekilinin temyiz isteminin bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda 1 no.lu paragrafta açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesi’nin İlk Derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılarak yeniden esas hakkında verdiği karar usul ve yasaya aykırı görüldüğünden kararın BOZULMASINA, 2 no.lu paragrafta belirtilen nedenlerle bozma nedenine göre davalı vekilinin temyiz istemlerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, HMK'nın 373/2. maddesi gereğince dosyanın kararı veren İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesine GÖNDERİLMESİNE, Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden taraflara iadesine, 25.12.2024 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.