Danıştay 8. Daire Başkanlığı 2023/6350 E. , 2024/2756 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2023/6350 Karar No : 2024/2756 DAVACI : ... VEKİLİ : Av. ... DAVALILAR : 1) ... Bakanlığı VEKİLLERİ : Huk. Müş. ... Huk. Müş. ... 2) ... Merkezi Başkanlığı VEKİLİ : Av. ... DAVANIN KONUSU : Davacı tarafından, 1) 2023 Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı (TUS) 2. Dönem yerleştirme başvurusunun değerlendirmeye alınmamasına ilişkin 17/11/2023 tarihli işlem ile bu işlemin dayanağı,
Danıştay 8. Daire Başkanlığı 2023/6350 E. , 2024/2756 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2023/6350 Karar No : 2024/2756 DAVACI : ... VEKİLİ : Av. ... DAVALILAR : 1) ... Bakanlığı VEKİLLERİ : Huk. Müş. ... Huk. Müş. ... 2) ... Merkezi Başkanlığı VEKİLİ : Av. ... DAVANIN KONUSU : Davacı tarafından, 1) 2023 Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı (TUS) 2. Dönem yerleştirme başvurusunun değerlendirmeye alınmamasına ilişkin 17/11/2023 tarihli işlem ile bu işlemin dayanağı, 2) 2023 Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı (TUS) 2. Dönem Başvuru Kılavuzu'nun 2.1. maddesinin 5. fıkrasında yer alan "İlgili kurumlar tarafından, 375 sayılı KHK'ya 7145 sayılı Kanun'un 26 ncı maddesi ile eklenen Geçici 35. maddesi kapsamında durumu tespit edilen adayların tercihleri değerlendirmeye alınmaz." ibaresinin iptaline karar verilmesi istenilmektedir. DAVACININ İDDİALARI : İhraç edilmiş kişilerin uzmanlık yapamayacaklarına ilişkin bir kanun hükmünün olmadığı, tercih başvurusunda sadece özel hastanelerin tercih edildiği, yerleştirme işleminin yapılmamasında kamu yararının bulunmadığı, dava konusu işlemin ölçülülük ilkesine aykırı olduğu, benzer durumda olan birçok kişinin yerleştirme işleminin yapıldığı, çalışma, mülkiyet, eğitim haklarının ihlal edildiği iddia edilmektedir. DAVALI İDARELERİN SAVUNMALARI: ... BAKANLIĞI'NIN SAVUNMASI: Dava konusu düzenlemenin 375 sayılı KHK hükümlerinin gereği olduğu, üst hukuk normları ile konuya ilişkin verilen Anayasa Mahkemesi kararları ile uyumlu olduğu, 2547 sayılı Kanun’un ek 8. maddesinde; “Vakıfça kurulacak yükseköğretim kurumlarındaki akademik organlar, Devlet yükseköğretim kurumlarındaki akademik organlar gibi düzenlenir ve onların görevlerini yerine getirir. Öğretim elemanlarının nitelikleri Devlet yükseköğretim kurumlarındaki öğretim elemanlarının niteliklerinin aynıdır. Devlet yükseköğretim kurumlarında çalışmaları yasaklanmış veya disiplin yoluyla bu kurumlardan çıkarılmış kişiler, vakıf yükseköğretim kurumlarında görev alamazlar.” hükmüne yer verildiği, Devlet üniversiteleri ile vakıf üniversiteleri arasında sunulan hizmetin kamu hizmeti olması bakımından bir farklılık bulunmadığı, vakıf üniversiteleri ile Devlet üniversiteleri öğretim elemanlarının aynı statüde oldukları ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmaktadır. ... BAŞKANLIĞI'NIN SAVUNMASI: Usule ilişkin olarak, davanın süresinde açılmaması halinde süre aşımı yönünden reddedilmesi gerektiği ileri sürülmektedir. Esasa ilişkin olarak, davacının 375 sayılı KHK uyarınca kamu görevinden çıkarıldığı, anılan KHK hükmünde kamu görevinden çıkarılanların görev yaptıkları teşkilatta veya bir başka kamu hizmetinde bir daha istihdam edilemeyecekleri, doğrudan ya da dolaylı olarak görevlendirilemeyecekleri hususunun hükme bağlandığı, Başkanlıklarınca yerleştirme işlemi yapılsa dahi KHK hükmü uyarınca atamasının yapılamayacağı ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI :... DÜŞÜNCESİ : Dava; davacı tarafından 2023 Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı (TUS) 2. Dönem yerleştirme başvurusunun değerlendirmeye alınmamasına ilişkin 17/11/2023 tarihli işlem ile bu işlemin dayanağı olan 2023 Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı (TUS) 2. Dönem Başvuru Kılavuzu'nun 2.1. maddesinin 5. fıkrasında yer alan "İlgili kurumlar tarafından, 375 sayılı KHK'ya 7145 sayılı Kanun'un 26 ncı maddesi ile eklenen Geçici 35. maddesi kapsamında durumu tespit edilen adayların tercihleri değerlendirmeye alınmaz." ibaresinin iptali istemiyle açılmıştır. 31/07/2018 tarih ve 30495 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 26'ncı maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen Geçici 35'inci maddenin (B) fıkrasında; "Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç yıl (daha sonra dört yıl olarak değiştirilmiş) süreyle; terör örgütlerine veya Millî Güvenlik Kurulunca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen;......9) 657 sayılı Kanuna ve diğer mevzuata tabi her türlü kadro, pozisyon ve statüde (işçi dâhil) istihdam edilen personel, ilgili kurum veya kuruluşun en üst yöneticisi başkanlığında bağlı, ilgili veya ilişkili olunan bakan tarafından oluşturulan kurulun teklifi üzerine ilgili bakan onayıyla kamu görevinden çıkarılır.,...Bu fıkranın birinci paragrafı uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemez.,..." hükmüne yer verilmiştir. 375 sayılı KHK’nın geçici 35. maddesinin (B) Fıkrasının İkinci Paragrafının Birinci Cümlesinde Yer Alan “…bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemez;..” ibaresi ile Paragrafın ikinci cümlesinde Yer Alan “…bu kişiler yeniden kamu görevlerine kabul edilmez.” ibaresinin iptali istemiyle açılan davada; Anayasa Mahkemesince yapılan incelemede; "Kamu hizmeti, toplumun genel ve ortak gereksinimlerini karşılamak üzere topluma sunulan sürekli ve düzenli etkinlikler olarak açıklanabilir (AYM, E.2017/180, K.2018/109, 6/12/2018, § 56). Devletin kamu görevlileri aracılığıyla yerine getirdiği ve kamu hizmetinin daha dar kapsamlı bir faaliyet alanını ifade eden kamu görevi ile kamu hizmeti arasında yakın bir bağ bulunmaktadır. Anayasa’nın kamu hizmetine girme hakkını düzenleyen 70. maddesinde, kamu hizmetine alınmada görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayrımın gözetilemeyeceği öngörülerek bir yandan hizmet alımında aranacak şartların belirlenmesi hususunda kanun koyucuya takdir yetkisi tanınmış, diğer yandan da söz konusu şartlar belirlenirken bu hakka getirilecek sınırlamaların ancak görevin gerektirdiği niteliklerle uyumlu olması hâlinde mümkün olabileceği ifade edilmiştir. Buna göre kamu hizmetine girme hakkına koşul belirlemek suretiyle getirilecek sınırlama görevin gerektirdiği niteliklerden başka bir şarta bağlanamaz. Bu husus, anılan maddenin gerekçesinde “…Kamu hizmetine alınacak memur ve kamu görevlileri ile ilgili düzenlemede bu hakkın kötüye kullanılmasını önleyecek hükümler getirilmiştir” biçiminde vurgulanmıştır (AYM, E.2018/89, K.2019/84, 14/11/2019, § 16). Kural, kişilerin kamu hizmetinde istihdam edilmelerini, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilmelerini, kamu görevlerine kabul edilmelerini kamu görevinden (meslekten) çıkarılmama şartına bağlamak suretiyle kamu hizmetine girme hakkına sınırlama getirmektedir. Kuralda kamu hizmetine girme yeniden kamu görevlerine kabul edilmenin kapsam ve sınırlarının açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralla öngörülen sınırlamanın kanuni temele dayandığı açıktır. Devletle sadakat ve güven temelinde yürütülmesi gereken kamu hizmeti ve görevinde istihdam edilecek kişilerin terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatının olmaması bu alandaki güvenilirliğin sağlanmasına, kamu hizmeti ve görevlerinin sağlıklı bir şekilde yürütülmesine katkı sağlayacağı açıktır. Bu itibarla kuralın kamu hizmeti ve görevlerinin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesine yönelik meşru bir amacının olduğu anlaşılmaktadır. Kamu hizmeti ve görevi adı altında yapılan faaliyetlerin kamu güvenliği ve düzeni ile yakından ilişkisi bulunmaktadır. Kanun koyucunun anılan hususları gözeterek bu alanda istihdam edilecek kişilere yönelik birtakım tedbirler almasında, gerekli şartları belirlemesinde takdir yetkisinin bulunduğu açıktır. Bu açıdan kuralda öngörülen şartın Anayasa’nın 70. maddesi bağlamında görevin gerektirdiği nitelikler kapsamında değerlendirilmesi mümkündür. Bu bağlamda kural yönünden 15 Temmuz darbe girişimi ve olağanüstü hâlden sonra terör örgütleri veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum ve gruplarla irtibatlı veya iltisaklı olan kamu görevlilerine karşı yürütülen tasfiye süreci ile özellikle komünizm sonrası Avrupa ülkelerinde uygulanan ve arındırma olarak adlandırılan kamu hizmeti ve görevinden tasfiyeye yönelik uygulamalar çerçevesinde değerlendirme yapılması gerekir. Avrupa ve Türkiye’deki kamudan tasfiye süreçleri arasında birtakım benzerlikler olsa da arındırmanın temelinde yatan nedenler açısından önemli farklılıklar bulunmaktadır. Avrupa’da farklı ülkelerde çıkarılan arındırma kanunları, genel olarak demokrasiye geçişten önceki devlet yapısında anayasa ve kanunlara uygun konumda çalışan kişileri kamu görevinden uzaklaştırarak kamuya dönüş imkânlarını ortadan kaldırırken ya da sınırlarken kural kapsamında kamuda çalışmalarına yasak getirilen kişiler, demokratik devlet yapısını ortadan kaldırmayı amaçlayan bir örgüt ya da oluşumla bağlantıları olduğu gerekçesiyle söz konusu tedbire maruz bırakılmıştır. Bu yönüyle millî güvenlik bakımından risk oluşturabilecek durumları nedeniyle görevlerine son verilen kişilerin bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemelerini, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilmemelerini ve yeniden kamu görevlerine kabul edilmemelerini öngören kuralın millî güvenliğin ve kamu düzeninin sağlanarak kamu hizmetinin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesi amacına ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez. Kural, kişilerin devletin kamu otoritesiyle bağlantılı olmayan özel sektör alanında istihdam edilme imkânını ortadan kaldıracak herhangi bir kısıtlama getirmemektedir. Ayrıca kuralda öngörülen tedbirin her bir birey yönünden hukuka uygunluğunun denetlenmesi için ilgili kanunlarda gerekli güvencelere yer verilmiştir. Başka bir ifadeyle tedbirin her bir birey yönünden hukuka uygunluğunun denetlenmesi için yargısal güvenceler sağlanmıştır. Buna göre keyfîliğe yol açabilecek uygulamalara karşı gerekli güvencelerin bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla devletin demokratik düzenine açık ve yakın bir tehlike oluşturan terör örgütleriyle mücadele etmek amacıyla görevlerine son verilen kişilerin bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemelerini, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilmemelerini ve yeniden kamu görevlerine kabul edilmemelerini öngören kuralın kamu hizmetinin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesini sağlama bakımından kamu hizmetine girme hakkına ölçüsüz bir sınırlama getirdiği söylenemez. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 70. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir." denilmek suretiyle, 30/06/2022 tarih ve E:2018/137, K:2022/86 sayılı kararla iptal talebinin reddine karar verilmiştir. Tüm bu açıklamalar ışığında, 375 sayılı KHK'nın Geçici 35/B maddesinde yer alan; kamu görevine son verilenlerin bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemeyeceği, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemeyeceği hükmü karşısında, Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı sunucunda başarılı olunsa dahi yukarıda belirtilen hüküm gereği göreve başlatılamayacak olan adayların tercihlerinin değerlendirmeye alınmaması kuralıyla, uzmanlık eğitiminde atıl kapasite ile hizmet açığı oluşmasının engellenmeye çalışıldığı ve atanma şartlarını haiz diğer adayların mağduriyetlerinin önlenmesinin amaçlandığı anlaşıldığından, düzenlemenin üst hukuk normlarına, kamu yararına ve uzmanlık eğitiminin gereklerine uygun olduğu (Nitekim Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 22/02/2024 tarih ve E:2024/186, K:2024/367 sayılı kararı da bu yöndedir.), dolayısıyla 375 sayılı KHK'ya eklenen Geçici 35. madde kapsamında kamu görevinden çıkarılan davacı hakkında, bu kural uyarınca tesis edilen birel işlemde de hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle, yasal dayanaktan yoksun bulunan davanın reddine karar verilmesi gerektiği, düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20/B maddesi uyarınca işin gereği görüşüldü: MADDİ OLAY: Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olarak çalışmaktayken 375 sayılı KHK’nın geçici 35. maddesine istinaden Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı'nın 01/06/2022 tarih ve 125 sayılı kararıyla kamu görevinden çıkarılan davacı tarafından, 24/09/2023 tarihinde girdiği TUS 2. Dönem Sınavı’nın 17/11/2023 tarihinde açıklanan yerleştirme sonuçlarında başvurusunun değerlendirilmeye alınmaması üzerine, anılan işlem ve bu işlemin dayanağı olan 2023 Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı (TUS) 2. Dönem Başvuru Kılavuzu'nun 2.1. maddesinin 5. fıkrasında yer alan "İlgili kurumlar tarafından, 375 sayılı KHK'ya 7145 sayılı Kanun'un 26 ncı maddesi ile eklenen Geçici 35. maddesi kapsamında durumu tespit edilen adayların tercihleri değerlendirmeye alınmaz." ibaresinin iptali istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. İNCELEME VE GEREKÇE: USUL YÖNÜNDEN: Davalı ÖSYM Başkanlığı'nın usule ilişkin itirazı yerinde görülmemiştir. ESAS YÖNÜNDEN: İLGİLİ MEVZUAT: 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 'Tıpta Uzmanlık Kurulu' başlıklı 369. maddesinin 1. fıkrasında; "Tıpta ve diş hekimliğinde uzmanlık eğitimi yapacak eğitim kurumlarına eğitim yetkisi verilmesi ve eğitim yetkisinin kaldırılmasına ilişkin teklifleri karara bağlamak, uzmanlık dallarının rotasyonlarını belirlemek, yabancı ülkelerde uzmanlık eğitimi alanların bilimsel değerlendirilmesini yapacak fakülteleri ve eğitim hastanelerini belirlemek, tıpta uzmanlık eğitimi ve uzman insan gücü ile ilgili görüşler vermekle görevli olmak üzere, Tıpta Uzmanlık Kurulu teşkil olunmuştur." hükmü, 8. fıkrasında; "Kurulun çalışma usûl ve esasları ile ilgili diğer hususlar, ihtisas belgelerinin alınması ve uzmanlık eğitimi ile ilgili diğer usûl ve esaslar yönetmelikle düzenlenir." hükmü yer almıştır. 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin geçici 35. maddesinin (B) fıkrasında; "Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren dört yıl süreyle; terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen;...11/10/1983 tarihli ve 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanununa tabi personel, Yükseköğretim Kurulu Başkanının teklifi üzerine Yükseköğretim Kurulunun kararıyla; yükseköğretim kurumları ile yükseköğretim üst kuruluşlarındaki 657 sayılı Kanuna tabi personel ise yükseköğretim kurumları ile yükseköğretim üst kuruluşlarının en üst yöneticisinin teklifi üzerine, yükseköğretim kurumlarında üniversite yönetim kurulunun, yükseköğretim üst kuruluşlarında ise Yükseköğretim Kurulunun kararıyla kamu görevinden çıkarılır...Bu fıkranın birinci paragrafı uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemez; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır." hükmüne yer verilmiştir. 03/09/2022 tarih ve 31942 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliği'nin 'Uzmanlık eğitimine giriş sınavları' başlıklı 12. maddesinin 6. fıkrasında; "ÖSYM her sınav ve yerleştirme dönemi için işlemleri ayrıntılı olarak açıklayan bir kılavuz hazırlayıp yayımlar.", 'Uzmanlık eğitimine giriş sınavlarının sonuçları, yerleştirme, uzmanlık eğitimine başlama ve dal değiştirme' başlıklı 13. maddesinin 1. fıkrasında; "Tıpta uzmanlık eğitimi yapabilmek için tabip ya da tıp dışı meslek mensubu olarak eczacı, kimyager veya veteriner olmak; diş hekimliğinde uzmanlık eğitimi yapabilmek için diş tabibi olmak; yan dal uzmanlık eğitimi yapabilmek için yan dalın bağlı olduğu ana dalda uzman olmak ve yabancı dil yeterliliği hariç 12 nci maddede belirtilen diğer nitelikleri taşımak şarttır. Uzmanlık öğrencisi adayı çizelgelerde belirtilen uzmanlık dallarında eğitim veren programlara ÖSYM tarafından yerleştirilir. ", 5. fıkrasında; "Yerleştirme sonuçları ÖSYM tarafından ilan edilir ve ilgili kurumlara bildirilir. ÖSYM tarafından yapılan ilan kanuni tebligat yerine geçer.", 6. fıkrasında; "ÖSYM tarafından yerleştirilenler, uzmanlık eğitimine başlatılmak üzere gereken işlemlerin yapılması için sonuçların ilanı tarihinden itibaren on iş günü içerisinde ilgili atamaya yetkili kuruma başvurur. Atamaya engel durumu olmayan adayların atama işlemleri kırk beş gün içinde tamamlanır. Uzmanlık eğitimine başlamasına mani ve kabul edilebilir kanuni gerekçeleri olmaksızın görevine başlamayanların atamaları iptal edilir.", 9. fıkrasında; "Yerleştirildikleri kurumun atama şartlarını taşımaksızın sınava girip bir programa yerleştirilmiş olanlar uzmanlık eğitimine başlatılmazlar. Şartlardan herhangi birini taşımadığı sonradan anlaşılanlar ile uzmanlık eğitimi sırasında bu şartlardan herhangi birini kaybedenlerin uzmanlık eğitimine son verilir." düzenlemeleri yer almıştır. Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliği uyarınca hazırlanan 2023 Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı 2. Dönem Başvuru Kılavuzu'nun uygulanması, Sağlık Bakanlığınca uygun bulunmuştur. Kılavuz; sınavla ilgili başvuru, sınav ve sınav sonuçlarının değerlendirilmesi ve yerleştirme esaslarını kapsamakta olup sınava başvuran adaylar, kılavuzda ve ilgili mevzuatta yer alan düzenlemeleri kabul etmiş sayılmaktadırlar. Kılavuzun 'Başvuru Koşulları' 2.1 maddesinin 5. fıkrasında; "İlgili kurumlar tarafından, 375 sayılı KHK’ya 7145 sayılı Kanun’un 26 ncı maddesi ile eklenen Geçici 35. maddesi kapsamında durumu tespit edilen adayların tercihleri değerlendirmeye alınmaz." düzenlemesi bulunmaktadır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Dava konusu 2023 Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı (TUS) 2. Dönem Başvuru Kılavuzu'nun 2.1. maddesinin 5. fıkrasında yer alan "İlgili kurumlar tarafından, 375 sayılı KHK'ya 7145 sayılı Kanun'un 26 ncı maddesi ile eklenen Geçici 35. maddesi kapsamında durumu tespit edilen adayların tercihleri değerlendirmeye alınmaz." ibaresi yönünden yapılan inceleme: İdarelerin, işlem tesis ederken, kendilerine Anayasa ve yasalarla çizilen çerçeve içinde takdir hakkına sahip oldukları açıktır. Ancak bu takdir hakkı, serbestçe kullanılabilecek bir keyfiyeti ifade etmeyip, kamu yararı ve hizmet gerekleri açısından hukuka uygun olarak temellendirilmiş olgularla desteklenmelidir. İdarelerin, düzenleme yetkisine sahip olduğu alanlarda, uygulamaları çağın gereklerine ve toplumun ihtiyaçlarına uygun olarak değiştirip, yeniden düzenlemesi, hem bir görev hem de bir yetki niteliği taşımaktadır. Kamu yararı kavramı, tüm devlet organlarının işlem ve eylemlerinin genel nitelikteki amacını ve aynı zamanda nedenini oluşturmakta, çeşitli hak ve özgürlükler açısından bir sınırlama nedeni niteliği de taşımakta olup bu kavram genel bir ifadeyle bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir. 375 sayılı KHK'nın geçici 35. maddesinin (B) fıkrasında; maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren dört yıl boyunca terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin kamu görevinden çıkartılacakları, bu kapsamda görevlerine son verilenlerin bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemeyecekleri, doğrudan ya da dolaylı görevlendirilemeyecekleri ve yeniden kamu görevlerine kabul edilemeyecekleri hükme bağlanmıştır. Anayasa Mahkemesince verilen 30/06/2022 tarih ve E:2018/137, K:2022/86 sayılı kararda; 375 sayılı KHK’nın geçici 35. maddesinin (B) fıkrasının birinci fıkrası uyarınca görevlerine son verilen kişilerin, bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemeyecekleri, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilmeyecekleri ve yeniden kamu görevlerine kabul edilmeyecekleri yolundaki kuralın, Anayasa'nın 13. ve 70. maddelerine aykırı olmadığı, kuralın millî güvenliğin ve kamu düzeninin sağlanarak, kamu hizmetinin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesi amacına ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olduğu, kuralla kamu hizmetinin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesi bakımından, kamu hizmetine girme hakkına ölçüsüz bir sınırlama getirilmediğine karar verilmiştir. Dava konusu düzenleme ile 375 sayılı KHK'nın geçici 35. maddesine atıfta bulunularak, anılan maddenin yürürlüğe girdiği 31/07/2018 tarihinden itibaren dört yıl içinde, terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilerek kamu görevinden ihraç edilenlerin tıpta uzmanlık eğitimi giriş sınavına ilişkin tercihlerinin değerlendirilmeye alınmayacağı kurala bağlanmıştır. Tıp fakültelerinden mezun olan hekimlerin belli bir alanda uzmanlaşabilmesi için, almaları gereken uzmanlık eğitimi, yarışma esasına dayanan mesleki bilgi sınavı olan uzmanlık eğitimine giriş sınavında başarılı olunması sonrası başlamakta ve uzman hekim olabilmenin önemli bir basamağını oluşturmaktadır. Bu önem ve özelliği nedeniyle, uzmanlık öğrencilerinin atanma şartlarını taşımaları ve eğitim süreci boyunca atanma şartlarını kaybetmemeleri gerekmektedir. Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri uyarınca tıpta uzmanlık eğitimine ilişkin esasların belirlenmesi görevini yürüten Sağlık Bakanlığının, tıpta uzmanlık eğitiminin yürütümüne ilişkin olarak kural koyma ve uygulama noktasında yetki sahibi olduğu açık olup, bu yetkinin kapsam itibarıyla tıpta uzmanlık eğitimine kabule ilişkin kuralları belirleme, eğitim sürecine yönelik program ve müfredatın içeriğini tespit etme ve eğitimin mezuniyet ya da ilişiğin kesilmesi şeklinde sonlandırılmasına ilişkin hususları belirlemeyi içerdiği kabul edilmelidir. Zira, uzmanlık eğitimine kabul ve eğitimin içeriğini belirleme konusunda, düzenleme yapma imkanı tanıyan yetkinin, eğitime kabulde atanma şartlarının belirlenmesi, atanma şartlarını taşımayanların eğitime başlatılmaması ve şartlardan herhangi birini taşımadığı sonradan anlaşılanlar ile, eğitim sırasında bu şartlardan herhangi birini kaybedenlerin uzmanlık eğitimine son verileceğine ilişkin olarak kural koyma yetkisini kapsamadığı söylenemez. Bir başka ifadeyle, idarenin sahip olduğu yetkinin, bir bütün olarak eğitim sürecinin başlatılmasından sonuçlandırılmasına kadar tüm süreci kapsadığının kabulü gerekmektedir. Bununla birlikte; tıpta uzmanlık mevzuatı bir bütün olarak değerlendirildiğinde, uzmanlık öğrencilerinin, uzmanlık eğitim sürecinde araştırma ve eğitim çalışmalarında bulunmaları ve uzmanlık eğitiminin niteliği gereği eğitim sorumlusunun gözetim ve denetiminde, sağlık hizmeti sunumunda da görev almaları gerektiği anlaşılmıştır. Eğitim ve sağlık hizmet sunumu faaliyetlerinin birbirinden ayrılmaması, bir uyum içerisinde yürütülmesi, uzmanlık eğitiminin amacına ulaşması için zorunludur. Bu bakımdan, araştırma ve eğitim çalışmaları yanında, sağlık hizmet sunumuna dayalı bir eğitim olan uzmanlık eğitiminde, uzmanlık öğrencilerinin kadro unvanları ne olursa olsun, tercih ettikleri kuruma göre farklı statülerde istihdam edileceği ve tabi oldukları istihdam şekline göre sahip olmaları gereken şartları taşımalarının zorunlu olduğu kabul edilmelidir. Uyuşmazlıkta; dava konusu düzenleme ile, 375 sayılı KHK'nın geçici 35. maddesi kapsamında kamu görevinden çıkarılan ve bu nedenle Tıpta Uzmanlık Eğitimi Sınavında başarılı olup yerleştirilseler dahi yeniden kamu hizmetinde istihdam edilmeleri hukuken mümkün olmayan kişilerin, kamu hizmeti niteliğini haiz uzmanlık eğitiminin ilk aşaması olan Tıpta Uzmanlık Eğitimi Sınavına ilişkin tercihlerinin değerlendirilmeye alınmayarak, uzmanlık eğitiminde atıl kapasite ile hizmet açığı oluşmasının engellenmeye çalışıldığı ve atanma şartlarını haiz diğer adayların mağduriyetlerinin önlenmesinin amaçlandığı anlaşıldığından, üst hukuk normlarına, kamu yararına ve uzmanlık eğitiminin gereklerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. Dava konusu 2023 Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı (TUS) 2. Dönem yerleştirme başvurusunun değerlendirmeye alınmamasına ilişkin 17/11/2023 tarihli işlem yönünden yapılan inceleme: Hukuka ve mevzuata uygun düzenleme doğrultusunda tesis edilen bireysel işlemde de hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davanın REDDİNE, 2. Davacının kabul edilen adli yardım istemi nedeniyle alınmayan ve ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ...-TL yargılama giderinin davacıdan tahsili için 6100 sayılı Kanun'un 339. maddesi uyarınca kararın kesinleşmesinden sonra ilgili tahsil dairelerine müzekkere yazılmasına, 3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ...-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idarelere verilmesine, 4. 2577 sayılı Kanun'un 20/B maddesi uyarınca, bu kararın tebliğ tarihini izleyen 5 (beş) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'na temyiz yolu açık olmak üzere, 09/05/2024 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.