Başvuru, hayatı yalnız idame ettiremeyecek fiziksel bir engele rağmen ceza infaz kurumunda tutulma nedeniyle kötü muamele yasağının, tutuklamanın hukuki olmaması ve tutukluluğun makul süreyi aşması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, hakkaniyete uygun yargılama yapılmaması nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru; hayatı yalnız idame ettiremeyecek fiziksel bir engele rağmen ceza infaz kurumunda tutulma nedeniyle kötü muamele yasağının, tutuklamanın hukuki olmaması ve tutukluluğun makul süreyi aşması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, hakkaniyete uygun yargılama yapılmaması nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvurular 21/10/2016, 10/11/2016, 2/2/2017, 9/2/2017, 23/3/2017, 28/6/2017, 13/10/2017, 30/10/2017, 8/1/2018, 26/2/2018, 14/8/2018, 7/1/2019 ve 29/5/2019 tarihlerinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvurucu, sağlık durumu dikkate alınmaksızın ceza infaz kurumunda tutulduğu iddiasıyla yaşamının maddi ve manevi bütünlüğünün tehlike altında olduğunu belirterek farklı tarihlerde birden fazla kez Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün (İçtüzük) maddesi uyarınca serbest bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Anayasa Mahkemesince bu talepler 2/12/2016, 9/3/2017, 3/4/2017, 29/6/2017, 7/12/2017, 2/7/2019, 13/5/2020 tarihli kararlarda değerlendirilmiştir. Buna göre başvurucunun sağlık mazeretine bağlı tahliye talepleri reddedilmiş ancak başvurucunun fiziksel hâli ve sağlık durumuna uygun koşullarda tutulması için ceza infaz kurumunca gerekli önlemlerin alınması yönünde tedbir kararı verilmiştir. Yapılan incelemede kişi bakımından aralarında bağlantı bulunduğu anlaşılan 2016/22185, 2016/24235, 2017/5580, 2017/5837, 2017/14760, 2017/27894, 2017/35586, 2017/36347, 2018/461, 2018/5258, 2018/24217, 2019/672 ve 2019/18333 numaralı başvurular 2016/24235 numaralı başvuru üzerinde birleştirilmiş ve incelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edilenler, Anayasa Mahkemesi tarafından ilgili kurumlarla yapılan yazışmalar sonucu elde edilen bilgiler ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 1953 doğumlu olup Ankara'da ikamet etmektedir. Türkiye, 15 Temmuz 2016 gecesi askerî bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış; bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Kamu makamları, soruşturma mercileri ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25). Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca (Cumhuriyet Başsavcılığı) başvurucunun da aralarında bulunduğu birçok kişi hakkında FETÖ/PDY kapsamında örgüt kurma ve yönetme suçlamasıyla 2014 yılında adli soruşturma başlatılmıştır. Akyurt Sulh Ceza Hâkimliğinin 12/12/2015 tarihli kararı ile başvurucunun konutunda arama yapılmış ve Cumhuriyet Başsavcılığınca 15/12/2015 tarihinde başvurucunun tutuklanması talep edilmiştir. Ankara Sulh Ceza Hâkimliğinin 15/12/2015 tarihli kararıyla başvurucu hakkındaki tutuklama talebi reddedilerek adli kontrol kararı verilmiştir. Kararda başvurucunun bedensel engelini gösterir doktor raporu ve fiziksel hâlinin gözönüne alındığı belirtilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen iddianamenin Ankara Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) tarafından kabul edilmesiyle başvurucu hakkında kamu davası açılmıştır. Mahkeme 22/7/2016 tarihli tensip zaptında başvurucu hakkında adli kontrol kararının devamına ve yakalama kararı çıkarılmasına karar vermiştir. Başvurucunun 26/7/2016 tarihinde mahkemeye müracaat etmesiyle günsüz olarak açılan duruşmada başvurucunun savunması dinlenmiş ve tutuklanmasına karar verilmiştir. Karar doğrultusunda başvurucu önce Sincan 2 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna yerleştirilmiş; 14/8/2017 tarihinde Sincan 1 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna, buradan da 9/3/2018 tarihinde -hâlen bulunduğu- Sincan T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna (Ceza İnfaz Kurumu) sevk edilmiştir. Tutuklama kararına yapılan itiraz, Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin 5/8/2016 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Tutukluluk hâlinin devamına dair verilen kararlara karşı yapılan itirazlar da aynı şekilde reddedilmiştir. Başvurucu 21/10/2016 ve 10/11/2016 tarihlerinde sağlık gerekçesiyle tahliye edilmesi yönünde tedbir talepli bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvuru formu ekinde Ankara Gazi Mustafa Kemal Devlet Hastanesinin 14/12/2015 tarihli ve 74235 sayılı raporu ile özürlü kimlik kartı da sunulmuştur. Anılan raporda başvurucuda sol kol ve sağ bacakta polio sekeli (çocuk felci hastalığına bağlı işlev bozukluğu) bulunduğu, özürlü kimliğinin görüldüğü ve %64 özürlülük bulunduğu belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesince 2/12/2016 tarihli tedbir talebine ilişkin ara kararında başvurucunun sağlık durumunun ceza infaz kurumunda tutulmasına engel teşkil edip etmediği hususunda rapor aldırılmasına ve daha sonra tekrar değerlendirme yapılmasına karar verilmiştir. Bu doğrultuda başvurucu Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesine (Hastane) sevk edilerek hakkında 26/11/2016 tarihli ve 21389 numaralı sağlık kurulu raporu düzenlenmiştir. Raporun ilgili kısmı şöyledir:"Polimiyelit [çocuk felci] sekeli, sol üst ekstremite [uzuv] poliomyelit sekeli, total paralitik [felç durumu] tablo 4,2 % 45, sağ alt ekstremite ayak bileği dorsifleksiyonu [ters yönde bükülme] 3/5 tablo 35 % 8 = %49, Ağır özürlü değildir, öz bakımı ile ilgili fonksiyonların bir kısmı yerine getirilebilir. Bazı günlük aktiviteleri yerine getirebilmesi için başkalarının güç ve yardımına ihtiyacı vardır. Şahıs hayatını tek başına idame ettirebilir. Hazırlanmış yemeğini yiyebilir, tuvalet ihtiyacını giderebilir. Öz bakımında iki elin kullanılması gereken faaliyetlerini yapamaz…" Başvurucu hakkında Hastane tarafından düzenlenen 24/1/2017 tarihli ve 1217 sayılı raporda ise "poliomiyelit sekeli tutuklu, sol üst ekstremite flaks paraletik sağ alt ekstremite ayak bilek dorsi fleksiyonu ve plantar fleksiyonu [düz yönde bükülme] 3/5 sağ kuruliste 5 cm atrofi [zayıflama] mevcut, hastanın hastalığı çocukluktan beri süren bir hastalık olup aktif rehabilitasyona gerek yoktur." şeklinde tespitler bulunmaktadır. Başvurucu; Anayasa Mahkemesine sunduğu 9/1/2017 tarihli dilekçesinde, tahliye talebi yönünde tedbir kararı verilmesi yerine tutulma koşullarının iyileştirilmesi gerekçesiyle Ankara dışında başka bir yere sevkine neden olacak şekilde tedbir kararı verilmemesini, aksi takdirde zorunlu olarak tedbir talebinden vazgeçtiğini beyan etmiştir. Başvurucu 18/1/2017 tarihinde yazdığı dilekçesinde ise yargılandığı Mahkemenin 13/1/2017 tarihli ara kararını gerekçe göstermiş ve başka bir ceza infaz kurumuna sevkinin sağlanamayacağını belirterek bu nedenle tedbir talebi konusunda karar verilmesini talep etmiştir. Anayasa Mahkemesince 9/3/2017 tarihli ara kararında başvurucunun serbest bırakılma yönündeki tedbir talebi reddedilmiş, sağlık durumuna uygun fiziksel hâliyle uyumlu koşullarda tutulması için gerekli önlemlerin alınmasına karar verilmiştir. Bu karardan sonra başvurucu hakkında sağlık raporu düzenleyen sağlık kuruluşları ile düzenlenen sağlık raporlarının içeriği öz itibarıyla şöyledir:i. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalınca düzenlenen 20/10/2017 tarihli raporda başvurucunun sol üst ekstremitesinde palsi (felç) olduğu için sağ elinin tırnaklarını kesemeyeceği, sağ koltuk altını ve vücudunun tüm bölümlerini (özellikle sağ tarafını) temizleyemeyeceği, tuvaletlerin musluk olduğu takdirde hijyenik temizliğini yapabileceği, kıyafetlerinin düğmelerini yalnız başına ilikleyemeyeceği, bir eliyle sabitleyerek diğer eliyle parçalaması gereken günlük gıdaları kesemeyeceği, bir başkasının iki eliyle yapması gereken günlük etkinlikleri yapamayacağı, tek eliyle bulaşık ve çamaşır yıkayamayacağı belirtilmiştir.ii. Hastane tarafından hazırlanan 13/7/2018 tarihli raporda başka hususlar yanında başvurucunun kulaklarında hafif düzeyde işitme kaybının mevcut olduğu, ayrıca başvurucunun subtotal gastrektomi (midenin bir kısmının alınması) ve vagatomi (mide sinirlerinden birinin kesilmesi) hastası olduğu, cezanın infazının hayati tehlike arz etmediği, başvurucunun hayatını tek başına idame ettirebileceği ve cezanın infazının ertelenmesinin gerekmediği açıklanmıştır.iii. Dr. Nafiz Körez Sincan Devlet Hastanesince tanzim edilen 26/2/2019 tarihli tıbbi malzeme raporunda başvurucuya bilateral (iki taraflı) sensörinöral (tüy hücrelerin zarar görmesi) işitme kaybı tanısı konulduğu, sol kulak için kanal içi dijital tipte işitme cihazından fayda göreceği ve işitme kaybının kalıcı olduğu ifade edilmiştir. Tedbir talebi üzerine bilgi ve belge talebiyle Ceza İnfaz Kurumuna yazılan 31/5/2019 ve 18/6/2019 tarihli müzekkerelere verilen 10/6/2019 ve 18/6/2019 tarihli cevaplardan başvurucunun farklı şikâyetleri nedeniyle çeşitli sağlık kuruluşlarınca muayene edildiği anlaşılmıştır. Bu muayeneler sonrasında başvurucuya bazı ilaçlar reçete edildiği, başvurucuya en son 28/5/2019 tarihinde kâğıt tırnak törpüsü reçete edildiği, başvurucunun acil yardım butonu bulunan C2 No.lu 16 kişilik koğuşta (34,87 m2 yaşam alanı, 10 m2, WC-banyo, 54,29 m2 yatma alanı ve 46,50 m2 ortak bahçe) hükümözlü olarak tutulduğu görülmüştür. Başvurucunun yedi gün yirmi dört saat acil sağlık hizmetinden yararlanabildiği, içinde tuvalet, banyo, mutfak dolabı ve tezgâhı bulunan odasında televizyon izleyebildiği, sabah gün doğumundan akşam hava kararana kadar havalandırma imkânından yararlandırıldığı verilen cevapta belirtilmiştir. Ayrıca başvurucunun revir, kantin, telefon, açık görüş, avukat ile görüşme, berber ve çamaşırhane gibi hizmetlerden Kurumun güvenlik ve fiziki imkânları dikkate alınarak faydalandırıldığı da verilen bilgiler arasındadır. Ceza İnfaz Kurumunun cevabında; başvurucunun 9/3/2018 tarihinde günlük işlerini daha rahat görebileceği, içinde alaturka ve alafranga tuvalet bulunan hasta koğuşuna yerleştirilmek istendiği ancak başvurucunun hasta olmadığını engelli olduğunu belirterek bu öneriyi reddettiği belirtilmiştir. Anılan cevap yazısında, başvurucunun günlük işlerinde kendisine yardımcı olabilecek, çoklu tutuklu barındıran bir koğuşa yerleştirilmesini talep ettiği ve iki elini kullanmasını gerektiren işlerin çoğunu yaklaşık bir yıldır birlikte kaldığı koğuş arkadaşlarının yardımıyla yaptığını, ancak vücudunun sağ tarafını yıkayamadığını ve koltuk altını tıraş edemediğini dile getirdiği ifade edilmiştir. Ceza İnfaz Kurumu görevlilerinin başvurucuya sağ el tırnaklarını kesmesinde ve sağ koltuk altını tıraş etmesinde berber vasıtasıyla yardımcı olunabileceğinin söylendiği, ancak başvurucunun tırnaklarını koğuş arkadaşlarının kestiğini ve koltuk altını eşi haricinde bir kimseye tıraş ettirmediğini beyan ettiği öğrenilmiştir. Başvurucu, tedbir talebine esas olmak üzere Ceza İnfaz Kurumu tarafından gönderilen bilgi ve belgelere ilişkin olarak Anayasa Mahkemesine sunduğu 24/6/2019 tarihli dilekçesinde konuyla ilgili bazı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına yer vererek birtakım açıklamalarda bulunmuştur. Başvurucu; sağlık durumuyla ilgili olarak Ceza İnfaz Kurumu tarafından gönderilen bilgiler arasında kendisine miyelopati (omurilik zedelenmesi) tanısı konulduğu hususunun yer almadığını oysa bu hastalık nedeniyle sağlam olan sağ kolunda ağrı, incelme ve güç kaybı meydana geldiğini, sağ el parmaklarının kilitlenmesi ve elindeki eşyaların düşmesi gibi durumlarla karşılaştığını ifade etmiştir. Zedelenen omuriliğin tedaviyle eski hâlini alması mümkün olmadığından fizik tedavi sürecinin de sonuç vermediğini belirten başvurucu; kaldığı koğuşun 16 kişilik olmasına rağmen koğuşta 22 kişi barındırıldığını, 18/6/2019 tarihli cevap yazında sağ tarafını temizleyememesi ile ilgili bir bilgiye yer verilmediğini dile getirmiştir. Başvurucu, üç yıldır vücudunun sağ tarafını temizleyemediğini, bu temizliğin mahrem bir iş olması nedeniyle aile bireylerinin yardımına muhtaç olduğunu, hasta koğuşunun diğer koğuşlardan tek farkının tuvalette klozet bulunması olduğunu, bu nedenle hasta koğuşunda tutulmasının kişisel durumunda bir değişiklik yaratmayacağını iddia etmiş; hasta koğuşunda kalan kişilerin kendisine günlük işlerinde yardımcı olamayacak durumda olmaları sebebiyle durumunun daha da kötüleşeceğini belirterek tedbir kararının uygulanmaması nedeniyle engellilik durumuna ek olarak bir de kalıcı omurilik zedelenmesine ve kalıcı işitme kaybına maruz kaldığını ileri sürmüştür. Başvurucu serbest bırakılması yönünde tekrar eden birçok tedbir talebinde bulunmuş, 29/5/2019 tarihinde yapılan başvuru kapsamında Anayasa Mahkemesince 2/7/2019 tarihinde tedbire ilişkin ara karar verilmiştir. Ara kararında başvurucunun serbest bırakılması yönündeki tedbir talebi reddedilmiş, başvurucunun fiziksel hâli ve sağlık durumu dikkate alınarak talebi hâlinde kişisel bakımının sağlanması hususunda gerekli önlemlerin Ceza İnfaz Kurumunca alınmasına karar verilmiştir. Ayrıca başvurucunun son dönemde ortaya çıkan salgın hastalık nedeniyle yaşamını tehlikede olduğuna ilişkin tedbir talepli başvurusu da Anayasa Mahkemesince 13/5/2020 tarihli kararda değerlendirilerek reddedilmiştir. Başvurucunun yargılandığı davada ise Mahkeme, yaptığı yargılama sonunda 8/6/2018 tarihinde kararını açıklamış, başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 10 yıl 6 ay hapis cezasına hükmetmiştir. Başvurucu anılan kararı istinaf etmiştir. İstinaf incelemesi Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi tarafından yapılmakta olup başvurunun incelendiği tarih itibarıyla henüz sonuçlanmamıştır. Öte yandan başvurucu 4/12/2016 tarihinde AİHM'e yaptığı başvuruda, avukat olması nedeniyle hakkında özel soruşturma usulü uygulanması gerekirken bu usule uyulmadan ceza soruşturması yürütülmesinden, hukuka aykırı mesken araması yapılmasından ve sağlık durumu elvermemesine rağmen tutuklu olarak yargılanmasından şikâyetçi olmuştur. AİHM, başvuruyu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) ve maddesi kapsamında incelemiştir. AİHM, madde incelemesinde mesken aramasına ilişkin şikâyete dair iç hukuk yollarında var olan tazminat yolunun tüketilmediğine vurgu yapmış; madde incelemesinde ise Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvurunun henüz sonuçlanmadığını belirterek başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulmuştur (Aksoy/Türkiye (k.k.), B. No: 47585/16, 5/3/2019). Başvurucu 16/1/2018 tarihinde ise AİHM'e yaptığı başvuruda sağlık gerekçesiyle serbest bırakılması yönünde tedbir kararı verilmesini talep etmiştir. AİHM 22/10/2018 tarihinde tedbir talebinin reddine karar vermiştir. A. Ulusal Hukuk Anayasa Mahkemesi 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un , , , , ve maddelerinin ilgili kısımlarına Civan Boltan (B. No: 2014/5324, 30/10/2018, § 31) kararında yer vermiştir.B. Uluslararası Hukuk Anayasa Mahkemesi, Sözleşme'nin maddesine ve AİHM'in eldeki başvuruyla ilgili içtihatlarına Fatma Müge Tekin ve Özge Tekin (B. No: 2014/2504, 20/3/2019, §§ 32-39) kararında değinmiştir. AİHM, devletin ciddi bedensel engeli bulunan mahpusların soyunmak, giyinmek ve yıkanmak gibi günlük ihtiyaçlarının karşılanmasında sadece diğer mahpusların yardım etmesi ihtimaline bel bağlamasını kötü muamele olarak nitelemiştir (Zarzycki/Polonya, B. No: 15351/03, 12/3/2013, § 104; Engel/Macaristan, B. No: 46857/06, 20/5/2010, §§ 27-30; Vincent/Fransa, B. No: 6253/03, 24/10/2006, §§ 94-103). Öte yandan AİHM, iki kolu ampute olan bir mahpusun günlük asgari işlerini yapmada ceza infaz kurumu görevlilerince kendisine yardımcı olunmasını, başvurucunun acil durumlarda görevlilere ulaşabilir durumda olmasını, ceza infaz kurumu idaresince başvurucunun duş süresinin diğer mahpuslara kıyasla artırılmasını ise önemsemiştir. Anılan başvurucuya protez kol takılması sürecinde devletin aktif katkısını da gözeten AİHM, başvurucunun sadece diğer mahpusların yardım insafına bırakılmadığı tespitinde bulunmuş ve Sözleşme'nin maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmıştır (Zarzycki/Polonya, §§ 116-119, 125). AİHM belden aşağısı tutmayan bir mahpusun kötü muamele iddiasını incelediği başka bir başvuruda ise devam eden tutmanın başlı başına Sözleşme'nin maddesini ihlal eder nitelikte olmadığını vurgulamış ancak devlet görevlilerinin mahpusun özel durumunu dikkate alarak gerekli destekte bulunmamalarını ve gerekli tedaviyi almasında yardımcı olmamalarını eleştirmiştir (Helhal/Fransa, B. No: 10401/12, 19/5/2015, § 63).