Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır. Kendi adına kefil olma konusunda özel yetki verilmesi ve diğer tarafa veya bir üçüncü kişiye kefil olma vaadinde bulunulması
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili banka ile dava dışı ... arasında imzalanan 16.12.2010 tarihli genel kredi sözleşmesini davalının, müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak imzaladığını, kredi borcunun ödenmemesi üzerine Beyoğlu ... Noterliğinin 18.06.2012 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarıyla hesabın kat edilerek ihtarın 21.06.2012 tarihinde davalıya tebliğine rağmen borcun ödenmediğini, Samsun ...İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında 21.416,52 TL alacağın tahsili amacıyla başlatılan takibe yönelik davalı itirazının haksız olduğunu, davalının kat ihtarına herhangi bir itirazda bulunmaması nedeniyle İİK'nın 68/b maddesi gereğince borcu kabul ettiğini, faize ilişkin itirazının yersiz olduğunu, kefaletinin 10.000 TL için olması nedeniyle bu miktar yönünden dava açıldığını ileri sürerek, takibin 10.000 TL'lik kısmına yönelik davalı itirazının iptaline, takibin devamına alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, yetkili mahkemenin İstanbul Asliye Hukuk mahkemesi olduğunu, davanın bir yıllık hak düşürücü sürede açılmadığını, takip dosyasında müvekkilinin müteselsil kefil olduğunu gösterir sözleşme bulunmadığını, davaya konu genel kredi sözleşmesi ve ekinde sadece asıl borçlunun imzasının bulunması nedeniyle sorumluluğun asıl borçluya ait olduğunu, borçtan sorumlu olmayan müvekkiline ihtar çekilerek takibe başlanmasının yasaya aykırı olduğunu, kefalet sözleşmesinin şekil şartlarını taşımadığından davalının kefil olarak sorumluluğunun bulunmadığını savunarak, davanın reddi ile alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.