Başvuru, somut delil olmamasına rağmen gerekçesiz olarak tutuklama nedeniyle kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının; tutukluluğun devamının duruşmasız değerlendirilmesi, iddianamede adresin yanlış gösterilmesi dolayısıyla aleyhine açılan kamu davasından haberdar olmaması ve müdafiin iddianamede gösterilmemesi nedenleriyle de adil yargılanma haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, somut delil olmamasına rağmen gerekçesiz olarak tutuklama nedeniyle kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının; tutukluluğun devamının duruşmasız değerlendirilmesi, iddianamede adresin yanlış gösterilmesi dolayısıyla aleyhine açılan kamu davasından haberdar olmaması ve müdafiin iddianamede gösterilmemesi nedenleriyle de adil yargılanma haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru, 11/4/2013 tarihinde İstanbul Bölge İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 31/7/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm tarafından 22/11/2013 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvuru belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine 22/1/2014 tarihinde sunulan görüş, başvurucuya 31/1/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu, 17/2/2014 tarihinde cevabını Anayasa Mahkemesine sunmuştur. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, “örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu ticareti yapma” suçundan 23/3/2012 tarihinde yakalanmış, 27/3/2012 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca ifadesi alınarak tutuklanma talebiyle Mahkemeye sevk edilmiştir. Başvurucu, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 27/3/2012 tarihli ve 2010/30 Sorgu sayılı kararıyla “mevcut delil durumu ve dosya kapsamına göre” serbest bırakılmıştır. Başvurucuyla birlikte yirmi sanık hakkında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 29/6/2012 tarihli ve E.2012/452 sayılı iddianamesiyle “uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama, suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma” suçlamasıyla İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin E.2012/114 sayılı dosyasında kamu davası açılmıştır. Savcılığın iddianamesinde başvurucu adresi olarak başvurucu tarafından beyan edilen adres yerine nüfus kaydında görülen adresin yer alması nedeniyle başvurucu hakkında düzenlenen iddianame, başvurucunun beyan ettiği adres yerine nüfus kaydında görünen adrese tebliğ edilmiştir. Başvurucu hakkında hazırlanan iddianame, dosyada vekâletnamesi olmadığı için sanık müdafiine bildirilmemiştir. Başvurucunun müdafiine duruşma günü bildirilmediğinden başvurucunun müdafii duruşmadan haberdar olamamıştır. Başvurucu, adresinin iddianamede yanlış gösterilmesi nedeniyle hakkındaki yargılamanın birinci oturumundan haberdar olamamıştır. 18/10/2012 tarihinde yapılan birinci duruşmada adresinde bulunamaması üzerine başvurucu hakkında 26/9/2004 tarihli ve 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun maddesi gereğince yakalama emri düzenlenmesine karar verilmiştir. Başvurucu hakkında kamu davası açıldığı, müdafii tarafından resen öğrenilmiş ve askerlik görevini yapmakta olan başvurucuya bildirilmiştir. Bunun üzerine başvurucu İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine müdafiiyle birlikte müracaat etmiş ve 4/2/2013 tarihinde Mahkemece sorgulanmıştır. İddia makamı tarafından başvurucunun tutuklanması talep edilmiştir. Başvurucu, askerlik görevini yapmakta olduğunu, bu nedenle duruşmadan haberdar olmadığını, tutuklama kararı verildiği takdirde askerlik hizmetinin yarıda kalacağını belirtmiş ancak iddia makamının talebi üzerine “sanığın üzerine atılı suçun vasfı, mevcut delil durumu, suç için kanunda öngörülen ceza miktarı, suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesini gösterir olguların var olduğu” gerekçesiyle İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 4/2/2013 tarihli kararı ile başvurucunun tutuklanmasına karar verilmiştir. Başvurucu ile birlikte on bir kişi hakkında, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 5/2/2013 tarihli duruşmasında:“…üzerlerine atılı suçların vasıf ve mahiyeti, sanıklarla ilgili yapılan yasal arama sonucu elde edilen delillerin içerikleri, iletişim tespiti tutanakları, fiziki takip tutanakları ve dosyada mevcut tüm deliler birlikte değerlendirildiğinde kuvvetli suç şüphesini gösteren olguların somut olayda bulunması, sanıklar hakkında isnad edilen suçların CMK' nın 100/3-a maddesinde yer alan suçlardan olması, tutuklama nedenlerinin henüz ortadan kalkmamış olması, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ile 6352 sayılı Yasa’nın 96 ve devamı maddeleri ile değişik 5271 sayılı CMK.'nun ve devamı maddeleri birlikte değerlendirildiğinde, sanıkların tutukluluk hallerine ilişkin makul süreyi aşan bir durumun söz konusu olmaması, sanıkların serbest kalmaları halinde kaçma şüphesinin, sanıkların üzerine atılı suçların ağırlığına göre karine olarak kabul edilmesinin gerekeceği, yine sanıklar hakkında isnad edilen suçların yasada öngörülen hürriyeti bağlayıcı cezasının alt ve üst sınırları "ölçülülük ilkesi" bağlamında değerlendirildiğinde, 2012 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 Sayılı Yasa ile değişik hükümler de dikkate alındığında diğer koruma tedbirlerinin uygulanmasının bu aşamada yeterli olmayacağı anlaşılmakla TUTUKLULUK HALLERİNİN DEVAMINA”karar verilmiştir. Başvurucu; İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin5/2/2013 tarihli tutukluluk kararına itiraz etmiş, itiraz İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 27/2/2013 tarihli ve 2013/23 Değişik İş sayılı kararıyla duruşma yapılmaksızın reddedilmiştir. Ret kararı başvurucuya 12/3/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu hakkındaki dava İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin E.2014/88 sayılı dosyasında devam etmektedir. Başvurucu 11/4/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun maddesinin fıkrası ve maddesinin 3 ila fıkraları. 5271 sayılı Kanun’un ve maddeleri şöyledir:“Madde 100 – (1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.b) Şüpheli veya sanığın davranışları; Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir: a) 2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan; … Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188), …” Madde 101 – (1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir. (2) (Değişik: 2/7/2012-6352/97 md.)Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;a) Kuvvetli suç şüphesini,b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir.…” 5271 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir:“İtirazı inceleyecek merci, yazı ile cevap verebilmesi için itirazı, Cumhuriyet savcısı ve karşı tarafa bildirebilir. Merci, inceleme ve araştırma yapabileceği gibi gerekli gördüğünde bunların yapılmasını da emredebilir.” 5271 sayılı Kanun’un maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Kanunda yazılı olan hâller saklı kalmak üzere, itiraz hakkında duruşma yapılmaksızın karar verilir. Ancak, gerekli görüldüğünde Cumhuriyet savcısı ve sonra müdafi veya vekil dinlenir.”