Ceza Genel Kurulu 2021/228 E. , 2024/281 K. İTİRAZ İtirazname No : 2020/9788 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : (Kapatılan)14. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2395-1839 I. HUKUKÎ SÜREÇ Nitelikli cinsel saldırı suçundan sanık ...'in 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102/2, 102/3-a, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba, sanık ...'ün TCK'nın 102/2, 102/3-a, 39, 39/1-son, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 6 …
**Ceza Genel Kurulu 2021/228 E. , 2024/281 K.** **"İçtihat Metni"** İTİRAZ İtirazname No : 2020/9788 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : (Kapatılan)14. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2395-1839 I. HUKUKÎ SÜREÇ Nitelikli cinsel saldırı suçundan sanık ...'in 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102/2, 102/3-a, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba, sanık ...'ün TCK'nın 102/2, 102/3-a, 39, 39/1-son, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 6 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Yalvaç Ağır Ceza Mahkemesince verilen 08.05.2019 tarihli ve 114-116 sayılı sanık ... hakkında verilen hüküm yönünden resen istinafa tabi hükümlerin, katılan ... vekili, katılan vekili ile sanıklar müdafileri tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesince 30.09.2019 tarih ve 2395-1839 sayı ile katılan ... lehine hükmedilen vekâlet ücretine ilişkin kısmın düzeltilerek istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. Bu kararın da katılan ... vekili ve sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 02.03.2021 tarih ve 2745-1764 sayı ile; "...İstanbul Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen 01.04.2019 tarihli raporda her ne kadar mağdurenin zekâ geriliğindeki durumun hekim olmayanlarca anlaşılabileceğine dair tespit yapılmış ise de sanıkların aşamalarda mağdurenin zihinsel engelli olduğunu bilmediklerine yönelik savunmaları, duruşma sırasında çekilen mağdureye ait görüntü kayıtları, dosyada yer alan konuşma içerikleri, tanık anlatımları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, ilk derece mahkemesince sanıklar haklarında 5237 sayılı TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunduğu gözetilerek hükümler kurulması gerekirken yazılı şekilde mahkûmiyet kararları verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 25.03.2021 tarih ve 9788 sayı ile; "Kendisine yönelik cinsel saldırı fiiline bedensel ve ruhen mukavemet imkanı bulunmayan mağdure ... ile sanıklardan ...'ün engelli maaşı almak için postanede karşılaşmaları ile olaydan yaklaşık bir yıl önce tanıştıkları, ...'nin o tarihte eşi ile boşanma aşamasında olan ve suç tarihi itibariyle halen boşanmamış olan sanık ...'tan mağdureye bahsederek evlenmek isteyip istemeyeceğini sorduğu, maaş zamanlarında postanede görüşüp konuşmaya devam ettikleri ... vasıtası ile ... ve ...'nin telefonla görüşmeye başladıkları, bir kez ... ve ...'nin yüz yüze görüştükleri, olay tarihine kadar da telefonla görüşmeye devam ettikleri, nihayetinde olay tarihinde mağdureyi her iki sanığın birlikte bir taksi ile köyünden alıp ...'ın evine götürdükleri, imam nikahı kıydıkları, akabinde sanık ...'ın mağdure ile cinsel ilişkiye girdiği, ailesinin şikayeti ile dört gün sonra sanık ...'ın evinden Jandarma tarafından mağdurenin alındığı sabittir. Sanıklar aşamalarda mağdurenin zihinsel engelli olduğunu bilmediklerini savunmuşlar, olayın mağdurenin isteği ve ısrarı ile meydana geldiğini savunmuşlardır. Bu savunmayı desteklemek amacıyla mağdure ile sanıklar arasında yapılmış iki telefon görüşmesine ait ses kaydını dosyaya sunmuşlardır. Mağdure aşamalarda iddiasını genişleterek zorla kaçırılıp ırzına geçtiği ileri sürmüştür. Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunun 01/04/2019 gün ve 1216 Karar no.lu mütalaasında '...’ın, Kurulumuzca 27/03/2019 tarihinde yapılan muayenesinde Hafif-Orta Derecede Zeka Geriliği tespit edildiği, dava dosyasının incelenmesinde kendisinde saptanmış olan ve hayatının ilk yıllarından başlayıp ömrü boyunca sürecek olan bu zeka geriliğinin mağduru bulunduğu olaydan kaynaklanmadığı, Kurulumuzca tespit edilen bu zeka geriliğinin mağduru bulunduğu fiile ruhsal yönden mukavemet etmesine mani olacak mahiyet ve derecede bulunduğu, ayrıca kendisinde mevcut nörolojik rahatsızlığın da mağduru bulunduğu fiile bedensel yönden mukavemet etmesine mani olacak mahiyet ve derecede olduğu, bu duruma göre; ...’ın 17/09/2018 tarihinde mağduru bulunduğu fiile ruhsal ve bedensel yönden mukavemete muktedir olamayacağı, beyanlarına ana hatları ile itibar edilebileceği, kendisinde mevcut zeka geriliği ve nörolojik tablo birlikte değerlendirildiğinde durumunun hekim olmayanlarca anlaşılabileceği oy birliği ile mütalaa olunur' şeklinde görüş bildirildiği, Yalvaç Devlet Hastanesi Kadın Doğum Kliniği’nin 24/09/2018 tarih ve 12722 sayılı raporunda 'Genital bölgede saat 6 ve 10 hizasında yeni oluşmuş pembe kırmızı renkli 2 adet yırtık izlenmiştir. Yırtıkların oluşumunun tam zamanı tespit edilememiştir.' kaydının bulunduğu, Sanıklarla mağdure arasındaki ilk konuşma kaydında her iki sanığın yan yana olduğu ve mağdure ile sıra ile konuştukları, ikinci kayıtta ise sanık ... ile mağdurenin konuştukları, bu konuşmada sanık ...'ın boşanmış gibi eşinden eski eşi diye bahsettiği, mağdureye evin tapusunu ve arabasının devrini vermeyi vaat ettiği, ona çok iyi bakacağını beyan ettiği, mağdurenin önce çekimser kaldığı ve özürlü olması nedeniyle tereddütlü olduğunu anlatmaya çalıştığı, sanık ...'ın ise onu evlenmeye ikna için özürlü akrabalarından bahsedip sorun olmayacağına dair teminat verdiği, konuşma içeriğinden daha önceki bir teklifinin mağdure tarafından geri çevrilmesi nedeniyle hayal kırıklığına uğradığından bahsettiği, mağdurenin konuşmanın ilerleyen safhalarında ikna olmaya başladığı, kendisine altın alıp almayacaklarını sorduğu, her iki kayıttan da olayın mağdurenin istek ve ısrarı ile meydana geldiğine dair savunmanın aksini ortaya koyduğu anlaşılmıştır. [...] Buna göre somut olay değerlendirildiğinde; sanıklardan ...'nin mağdure ile maaş günlerinde postane karşılaştığı, sanık ...'ın ise mağdureyi olay tarihinden önce bir kez gördüğü, ilk tanışmadan olay gününe kadar yaklaşık bir yıl süre ile telefon irtibatının da devam ettiği, sanıkların dosyaya sunduğu ses kaydına göre mağdurenin daha özürlü oluşunu ileri sürerek evlenme isteğini geri çevirdiği, sanık ...'ın ikna için kendisine ait olduğunu söylediği evini ve arabasını mağdureye vermeyi vaat ettiği, bu ikna faaliyetinin her iki sanık tarafından yaklaşık bir yıl süre aralıklarla devam ettiği ve mağdureyi muayene etmek suretiyle mağdure hakkında kanaat bildiren Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunun mağdurdaki zeka geriliğinin hekim olmayanlarca anlaşılabileceğine dair raporunu gözetildiğinde sanıkların mağdurede mevcut zeka geriliğini bilmediklerine dair savunmalarına itibar edilemeyeceği, dosyadaki SEGBİS kaydındaki mağdureye ait görüntülerin de sanıkların hataya düştüğüne dair savunmayı destekler mahiyette olmadığı, bu nedenle sanıkların hata hükümlerinden yararlanamayacağı," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 08.06.2021 tarih ve 1315-4133 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI, KONUSU VE ÖN SORUN İtirazın kapsamına göre inceleme sanıklar hakkında nitelikli cinsel saldırı suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleriyle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; katılanda bulunan zekâ geriliğinin sanıklar tarafından anlaşılıp anlaşılamayacağı, bu bağlamda sanıklar hakkında TCK'nın 30. maddesinin uygulanma koşullarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkin olup Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi gereğince sanık ...'ın, Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) sisteminden alınan güncel nüfus kaydında, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazından sonra 10.11.2021 tarihinde öldüğü bilgisine yer verilmesi karşısında bu hususun mahallinde araştırılmasının gerekli olup olmadığının, bu bağlamda Yargıtay'ın ölüm nedeniyle davanın düşmesine karar vermesine hukuki bir engel bulunup bulunmadığının öncelikle değerlendirilmesi gerekmektedir. IV. OLAY VE OLGULAR İLE ÖN SORUNA İLİŞKİN BİLGİLER İncelenen dosya kapsamından; Yalvaç Devlet Hastanesince 29.04.2014 tarihinde düzenlenen özürlü sağlık kurulu raporunda; orta derecede mental retardasyonu bulunan katılanın IQ seviyesinin 35-49 ve engel oranının %70 olduğunun belirtildiği, Yalvaç Devlet Hastanesinin 29.04.2018 tarihli raporunda; Kent EGY isimli zekâ testi ham puanı 7 olarak bulunmuş olup bu puanın IQ karşılığının 50 olarak hesaplandığının, katılanın ilkokul 1. sınıfta bir kez ve 2. sınıfta üç kez kalmış olduğunun anlatılması, okuma yazma öğrenememiş olması, hâlen yemek ve diğer karmaşık işleri yapamaması ancak basit ev işlerini sürdürebiliyor olması hususları göz önünde bulundurulduğunda hafif-orta derecede mental retarde olduğunun ve ruhsal açıdan kendisini savunabilecek durumda olmadığının bildirildiği, Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalının 02.10.2018 tarihli adli tıp bilirkişi kurulu raporuna göre; 26.09.2018 tarihinde katılandan alınan anamnezde; "İyiyim, 1979'luyum, hangi yıldayız bilmiyorum, yaşımı hesaplayamam, hiçbir iş yapmıyorum, babamla Özbek Köyü'nde yaşıyoruz, bir de annem var, iki erkek kardeşim daha var, onlar da evli, İstanbul'da yaşıyorlar. Okula gittim ama öğrenemedim, 7-8 sene gittim, ilkokulu bitirip bitirmediğimi bilmiyorum, evde oturuyorum, televizyona bakarız, önceden hiç evlenmedim, özürlüyüm ben, ayak sakat, el sakat, kafa da sakatlık var, kafamda bir sakatlık var, evde yemekleri annem yapar, ben bilmem, tuvaletimi banyomu kendim yaparım, annem yardım eder, hiç bakkala gitmem, ekmek kaç para bilmem, buraya niye geldiğimi bilmiyorum, siz doktorsunuz, bir arkadaş aracılığı ile ... ile tanıştık, telefonda görüştük, ben iş yapamam dedim beni vaatlerle kandırdı, sonra beni köyden aldı gitti, annemlerin haberi yoktu, habersiz gittim, beni kandırdı, gidip geri geleceğim diye düşündüm ama olmadı, onların köyünde 3-4 gün durduk, bana ailesi ve kendisi baskı kurdu, benimle bir defa zorla cinsel ilişkiye girdi, ön tarafımdan kanamam oldu, iç çamaşırıma kan bulaştı, o külot orada kaldı, attılar herhalde, hem o köyde hem de evde banyo yaptım, benim ile arka bölgemden ilişkiye girmedi, olaydan sonra beni dövmedi ama asıldı, sündürdü, tehdit etti, korkuttu, benim kafamda özür var dedim, panik yaptılar, tehdit ettiler söyleme birine diye, Jandarma geldi beni buldu, kurtardı. Uykum az ama iştahım normal." şeklinde, katılan ...'dan alınan anamnezde; "3 çocuğum var, ... doğuştan beden ve zeka özürlü, ayak ve ellerinde sıkıntı var. Kalçası doğuştan çıkık, Eğirdir'de ameliyat oldu, elleri güçsüz, evde bizimle kalıyor, yemek yapamaz, tavuklara yem atar, pek iş yapamaz, kendi işini kendi görür, saçını annesi yapar, tuvaletini banyosunu kendisi yapıyor, uzak yere gidemez, sadece Yalvaç'tan maaş alırken oraya gider. Para hesabı yapamaz. Daha önce evlilik durumu olmadı, kendisi de biz de hiç düşünmedik, özürlü olduğunu köyde herkes bilir. Biz evde yoktuk, kaçırmışlar." biçiminde anlatımlarda bulundukları, beden bakımından kendisini savunacak durumda olan katılanın ruh bakımından kendisini savunamayacağı, orta derece mental retardasyon saptandığından beyanlarına yan delillerle itibar edilebileceği, Adli Tıp Kurumu Adli Tıp 6. İhtisas Kurulunun 27.03.2019 tarihli muayene kaydında; "... bilişsel yetilerin değerlendirilmesinde; içinde bulunduğumuz gün-ay-yılı bilmediği, parmakla 5 gösterildiğinde 6 dediği, 2 gösterildiğinde 1 dediği, kalemin işlevini bildiği, mavi renge kırmızı dediği, hafif orta derecede zekâ geriliği saptandığı, yapılan nörolojik muayenede; [...] yardımsız ayağa kalkıp yürüyebildiği, konuşmanın akıcı olduğu, mental retardasyon nedeniyle söylenenleri anlayıp yerine getirmede zorluk gözlendiği, [...] nörolojik muayenede serebral palsi (hafif) bulgularının olduğu, ellerini günlük işlerinde ve kendine bakım aktivitelerinde kullanabildiği, parmaklarında ince becerinin bozuk olduğu," bulgularına yer verildiği, Adli Tıp Kurumu Adli Tıp 6. İhtisas Kurulunca düzenlenen 01.04.2019 tarihli rapora göre; katılanda hafif orta derecede zekâ geriliği tespit edildiği, hayatının ilk yıllarından başlayıp ömrü boyunca sürecek olan bu zekâ geriliği ile nörolojik rahatsızlığın mağduru bulunduğu fiile ruhsal ve bedensel yönden mukavemet etmesine mani olacak mahiyet ve derecede olduğu, beyanlarına ana hatları ile itibar edilebileceği, mevcut zekâ geriliği ve nörolojik tablo birlikte değerlendirildiğinde katılanın durumunun hekim olmayanlarca anlaşılabileceği, Katılanın savcılıkta beyanının alınması sırasında hazır bulunan pedagog bilirkişinin; yapılan görüşmede katılanda fiziksel engelle birlikte anlatım sırasında unutkanlık ve kendini ifade edememe durumlarını da gözlediğini, beyanlarına itibar edilemeyeceği kanaatinde olduğunu ifade ettiği, Katılanın mahkemede beyanının alınması sırasında hazır olan psikolojik danışmanın; katılanın fiziksel ve bilişsel engelinin ortada olduğunu, yönlendirmeye açık olduğunu, tam olarak cümle kuramadığını, beyanlarında çelişkiler bulunduğunu, genel anlamda beyanlarına itibar edilemeyeceğini bildirdiği, UYAP kullanılarak çıkartılan güncel nüfus kayıt örneğinde, sanık ...'in mahkûmiyet hükmünün Özel Dairece bozulmasından sonra; bozma ilamına yönelik Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının Ceza Genel Kurulunca incelenmesinden önce, 10.11.2021 tarihinde öldüğü bilgisinin yer aldığı, Anlaşılmaktadır. Kollukta; bedensel engelinin olduğunu ancak zihinsel bir engelinin bulunmadığını, sanık ... ile engelli maaşını çekerken tanıştığını ve yaklaşık bir yıldır görüştüğünü, sohbet esnasında yaşının ilerlediğini ve evlenmek istediğini sanık ...'ye söylediğini, sanık ...'nin de boşanmış olup annesiyle birlikte yaşayan sanık ...'ın bir eş aradığını söyleyerek onunla görüşüp görüşmeyeceğini sorduğunu, sanık ... ile bir defa yüz yüze, bir çok defa da telefonla görüştükten sonra beraber yaşama kararı aldığını, izin vermeyeceklerini düşünerek bu konuyu ailesine anlatmadığını, sanık ...'ın da engelli hâlini kabul ederek eşinden boşandıktan sonra kendisiyle evleneceğini söylediğini, 17.09.2018 tarihinde sanık ...'nin telefonla arayarak "Kaçmak istiyor musun?" diye sorduğunu, kabul etmesi üzerine sanıkların bir taksi ile Özbayat köyüne gelerek kendisini aldıklarını ve sanık ...'ın Eyüpler köyündeki evine gittiklerini, olayla ilgili bir şikâyetinin bulunmadığını bildiren katılan ... aşamalarda; sanık ... ile postanede arkadaş olduklarını, sanık ...'la da sanık ... aracılığıyla tanıştığını, evli olduğunu sonradan öğrendiği sanık ...'ın; "Evim var, arabam var, iyi yaşayacaksın, sıkıntı çekmeyeceksin, elini sıcak sudan soğuk suya sokmayacaksın." gibi büyük vaatlerle kendisini kandırdığını, olay tarihinde bir taksi ile Özbayat köyüne gelerek kendisini aldıklarını, taksicinin sanıklara "Beni bulaştırmayın bu işe. Bu işi de tamamladık." şeklinde sözler söylediğini, daha önce hiç görmediği, sadece telefonla konuştuğu sanık ...'ı görüp döneceğini düşündüğü için taksiye bindiğini, önce sanık ...'nin evine gittiklerini, sonrasında sanıkların, elini bağlayıp ağzını kapattıklarını ve zorla arabaya bindirip sanık ...'ın evine götürdüklerini, imam nikâhı kıydırdıklarını, hoca evden gittikten sonra sanık ...'ın ellerini ve ayaklarını bağlayarak kendisine zorla tecavüz ettiğini, dört gün o evde kilit altında tutulduğunu ve sanık ...'ın bir kere tecavüz ettiğini, 21.09.2018 tarihinde akşam saatlerinde kaçırılmasına yardımcı olan taksi şoförünün sanık ...'yi telefonla arayarak "Bir kafadan kız götürmüşsünüz. Kafadan sakatmış." demesi üzerine sanıkların "Kafadan getirmişiz." diyerek telaşlandıklarını ve "Seni ailen kabul etmez. Biz de kabul etmeyiz. Şikâyetçi olursan sana baskı uygularız, döveriz, çarparız!" şeklinde sözler söylediklerini, daha sonra jandarmanın köye gelerek kendisini aldığını ve karakola götürdüğünü, sakat olduğunu, evlenemeyeceğini, onlara ayak uyduramayacağını çok defa söylediği hâlde sanık ...'nin çok üstüne düştüğünü, "Sen bir şey yapmayacaksın. Oturacaksın. Yiyecek, içecek, yatacaksın." dediğini, sanıklardan şikâyetçi olduğunu, Katılan ... aşamalarda; %70 oranında fiziksel ve zihinsel engeli olup 2014 yılından itibaren vasiliğini üstlendiği katılanın, öz kızı olduğunu, aynı evde birlikte yaşadıklarını, maaşını almak için postaneye birlikte gittiklerini, katılanın sanık ... ile ne şekilde tanıştığını bilmediğini, 17.09.2018 tarihinde saat 18.00 sıralarında eşiyle birlikte bahçe işleri için evden çıktıklarını, yaklaşık yarım saat sonra döndüklerinde katılanı evde bulamadıklarını, cep telefonunun da kapalı olduğunu, jandarmaya müracaat ettiğini, katılanın sanıkların yanında bulunup kendisine teslim edilmesinden sonra kandırılarak kaçırıldığını, imam nikâhı kıyıldığını anlattığını, katılanın evin yolunu bile gösteremeyeceğini ve kandırılmaya müsait bir yapıda olduğunu, evlenemeyeceğinin fiziksel görünüşü itibarıyla herkes tarafından kolaylıkla anlaşıldığını, evde hiç yemek yapmadığını, sanıklardan şikâyetçi olup davaya katılmak istediğini, Katılan ... aşamalarda; 18.09.2018 tarihinde saat 08.46 sıralarında öz kızı olan katılanın telefonla arayarak Isparta'da olduğunu, yanında bir kadın bulunduğunu söyleyip telefonu kapattığını, katılanın evlenemeyeceğinin fiziksel görünüşü itibarıyla herkes tarafından kolaylıkla anlaşıldığını, ev işlerini dahi yapamadığını, sanıklardan şikâyetçi olup davaya katılmak istediğini, Tanık ... aşamalarda; taksi şoförlüğü yaptığını, 17.09.2018 tarihinde telefonla arayarak taksi çağıran sanıklarla 30 TL karşılığında anlaştığını ve onları Özbayat köyü girişine götürdüğünü, burada daha önce birkaç defa müşteri olarak taksiye binmesi nedeniyle tanıdığı sanık ...'nin telefonla görüştüğünü ve telefonda konuştuğu şahsa "Biz geldik. Seni bekliyoruz." şeklinde sözler söylediğini, yaklaşık bir iki dakika sonra elinde bir bohça olan katılanın geldiğini ve taksinin arka koltuğuna sanık ...'ın yanına bindiğini, şoför mahallinin yanında oturan sanık ...'nin de iki elini yukarı doğru kaldırıp "Yarabbi çok şükür!" dediğini, bundan sonra araçta kendi aralarında bir konuşma geçmediğini, yaklaşık on beş dakika sonra Yalvaç ilçesi Tabaklar Mahallesinde sanıklarla katılanın taksiden indiklerini, iki gün sonra taksi durağına gelen jandarmanın olay tarihinde Özbayat köyünden bir kızın kaçırılması ile ilgili bilgisinin olup olmadığını sorduğunu, jandarma duraktan ayrıldıktan sonra sanık ...'yi telefonla arayarak katılanın zihinsel engelli olduğunu, jandarma tarafından arandığını ve teslim olmaları gerektiğini söylediğini, katılanın engelli olduğunu ve sanıkların kız kaçırmak niyetiyle taksiye bindiklerini kesinlikle bilmediğini, Tanık Şerife Uran mahkemede; bir gün elma toplama işinde çalışan ve köylüsü olan sanık ...'ın evine kendisini de elma toplamaya götürüp götürmeyeceğini sormak için gittiğinde sanık ... ile katılanın evde olduklarını ve çay içtiklerini gördüğünü, kendisinin de bir bardak çay içip evden ayrıldığını, hiç konuşmayan katılanın hâlinde bir tuhaflık görmediğini, Tanık Şerife Dilmen mahkemede; sanık ...'ın kız kardeşi olduğunu, Isparta'da yaşadığını, elma bahçelerinde çalışmak için köye geldiğinde evde annesi, sanık ... ile katılanın birlikte poğaça yapmakta olduklarını gördüğünü, poğaçaların üzerine yumurta süren katılanın sonrasında abdest alıp namaz kıldığını, Kur'an okuduğunu, okumayı gerçekten bilip bilmediğini kontrol ettiğini, hep beraber çay içtiklerini, ilerleyen saatlerde jandarmanın sanık ...'yi telefonla aradığını, katılanın eve gelen jandarma görevlilerine kendi rızasıyla kaçtığını, kendisinin de evlenmeye hakkının olduğunu, annesinin babasının başına bir şey gelmesi durumunda kendisine ne olacağını bilmediğini anlattığını, katılanın ayağından özürlü olduğunu fark ettiğini ancak zihinsel engelli olduğuna dair bir şüphe duymadığını, Tanık .... mahkemede; sanık ...'ın annesi olduğunu, katılanın, evlerinde kaldığı süreçte sanık ...'ın sabah işe gidip akşam döndüğünü, katılanla birlikte poğaça yaptıklarını, "Biz poğaçanın üstüne yumurta süreriz. Beş bidon yaprak kurduk. Onu getireyim. Tavuklarımız var. Tavuk da getiririm." gibi sözler söylediğini, sanık ...'nin de bir gün kendi evlerinde kaldığını, Beyan etmişlerdir. Sanık ... aşamalarda; engelli çocuğunun maaşını Yalvaç Postanesinden aldığını, yaklaşık bir yıl önce postanede maaş sırası beklerken katılanla tanıştıklarını, katılanın, anne ve babasıyla birlikte yaşadığını, evlenmek niyetinde olduğunu söylemesi üzerine ona "Eyüpler köyünde oturan bir akrabam var. Eşinden boşanıyor. Onunla görüşmek ister misin?" diye sorduğunu, kabul etmesi üzerine sanık ...'ın telefon numarasını katılana verdiğini, katılanın akli engeli olduğunu söylemediğini, aynı gün akşam saatlerinde de sanık ...'ı telefonla arayarak bir süre konuştuğunu, bu tarihten sonra yaklaşık bir yıl süreyle sanık ... ile katılanın telefonla görüştüklerini, hiç yüz yüze gelmediklerini, 03.09.2018 tarihinde katılanın talebi üzerine katılanla sanık ...'ın buluştuklarını, burada katılanın "Ben seninle kaçacağım. Beni kabul ediyor musun?" diye sorduğunu, sanık ...'ın "Biz seni kabul ediyoruz. Gelelim, annenden isteyelim." demesi üzerine katılanın "Beni annemden isteme. Ben haber verdiğimde gelin, kaçırın." dediğini ve annesiyle babasının merak edeceklerini söyleyerek yanlarından ayrıldığını, 17.09.2018 tarihinde saat 17.00 sıralarında bir taksiye binip katılanın ikamet ettiği Özbayat köyüne gittiklerini, köyün girişinde tek başına elinde bir çanta ile beklemekte olan katılanı gördüklerini, herhangi bir zorlama olmaksızın katılanın taksiye bindiğini, Yalvaç'ta bir sokakta taksiden indiklerinde katılanın üşüdüğünü söylemesi üzerine çarşıda bir tuhafiyeden elbise, etek ve hırka satın aldıklarını, tuhafiyeden çıktıktan sonra katılanın isteğiyle sanık ...'ın evine gittiklerini, devamında da sanık ... ile katılanın gelin güveye girdiklerini bildiğini, olayın yatışması ve katılanın yaşının büyük olması nedeniyle durumu jandarmaya bildirmediklerini, 21.09.2018 tarihinde saat 22.30 sıralarında jandarmanın kendilerine ulaştığını, katılanın zekâ geriliğini de o esnada öğrendiğini, olay tarihinde yaklaşık 7,5 aylık hamile olduğunu, okuma yazmasının çok zayıf olduğunu, telefona kayıt yapamadığını, telefon kullanacağı zamanlarda oğlundan yardım aldığını, katılanın fiziksel ya da psikolojik bir rahatsızlığının olduğunu fark etmediğini, konuşmasında ya da hareketlerinde de bir anormalliğe rastlamadığını, katılanı maaş almak için postaneye geldiğinde tek başına gördüğünü, yanında anne ve babasının olmadığını, katılanın babasının maaşını çektiğini söylediğini, suçlamaları kabul etmediğini, Sanık ... aşamalarda; yaklaşık bir yıl önce akrabası olan sanık ...'nin katılanla tanıştığını, 38-39 yaşlarında olup evlenmek istediğini söylemesi üzerine katılana kendisinden bahsederek telefon numarasını verdiğini söylediğini, yaklaşık bir hafta sonra telefonla arayarak tanışmak istediğini söyleyen katılana "Evliyim. Daha hanımımdan boşanamadım ama boşanma davası açtım. Resmî olarak üç yıl sonra ayrılmış olacağım. Bunun iki yılı geçti, bir yılı kaldı. Eğer bunları kabul ediyorsan tanışalım." dediğini, katılanın da "Bana resmî nikâh kıyamayacaksan kalsın bu iş." diyerek telefonu kapattığını, yaklaşık beş-altı ay sonra sanık ...'nin katılanın tekrar telefonla görüşmek istediğini söylediğini ve bir iki gün sonra da katılanın telefonla aradığını, "Ben tekrar seninle konuşmak istiyorum. Ben ayağımdan bedensel özürlüyüm. Senin için problem olur mu?" diye sorduğunu, kendisinin de eşinden hâlen boşanamadığını söylediğini, katılanın sorun olmadığını söyleyerek yüz yüze görüşmek istediğini, ilk defa 17.09.2018 tarihinden yaklaşık bir ay önce katılanın istemesi üzerine sebze pazarında katılanla görüştüğünü, yanlarında sanık ...'nin de olduğunu ve katılanla hiç konuşmadıklarını, katılanın iki dakika sonra "Babam beni bekliyor." diyerek yanlarından ayrıldığını, daha önce yaptıkları anlaşma gereği olay tarihinde Özbayat köyünün girişinde kendilerini bekleyen katılanı taksiye aldıklarını, Yalvaç'ta sebze pazarına yakın bir yerde taksiden indiklerinde katılanın elbiselerinin eski ve yırtık olduğunu gördüğünü, katılan için alışveriş yaptıklarını ve Eyüpler köyündeki evine gittiklerini, katılanla odaya geçip bir defa cinsel ilişkiye girdiklerini, ertesi gün katılanın telefonla annesini arayarak "Ben kocaya kaçtım. Beni merak etmeyin. Benim durumum iyi." dediğini, dört gün boyunca işten eve döndüğünde katılanın kendisini sevinçle karşılayıp boynuna sarıldığını, 21.09.2018 tarihinde jandarma evine geldiğinde katılandaki rahatsızlığı öğrendiğini, katılanın beraberlik için kendisiyle pazarlık yapıp bilezik ve altın istediğini, telefonuna kontör yüklemesini talep ettiğini, kendisine sadece bedensel engeli olduğunu, ağır işler yapamadığını, başkaca bir rahatsızlığının olmadığını, babasının engelli maaşını aldığı için kendisini evlendirmek istemediğini ancak artık anne ve babasının yaşlandıklarını, onlardan bıktığını, köyde kendi yaşıtı olan iki üç kişinin de evlendiğini anlattığını, zihinsel engelini belli eden hiçbir davranış sergilemediğini, amacının katılanla yuva kurmak olduğunu, suçlamaları kabul etmediğini, Savunmuşlardır. V. GEREKÇE A. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazından sonra sanık ...'ın, Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) sisteminden alınan güncel nüfus kaydına göre 10.11.2021 tarihinde öldüğü bilgisine yer verilmesi karşısında, Yargıtay'ın kamu davasının düşmesine karar vermesinin mümkün olup olmadığı (ön)sorunu 1. İlgili Mevzuat ve Ön Soruna İlişkin Açıklamalar TCK'nın, "Sanığın ve hükümlünün ölümü" başlıklı 64. maddesi şöyledir; "Sanığın ölümü halinde kamu davasının düşürülmesine karar verilir. Ancak, niteliği itibariyle müsadereye tabi eşya ve maddi menfaatler hakkında davaya devam olunarak bunların müsaderesine hükmolunabilir. (2) Hükümlünün ölümü, hapis ve henüz infaz edilmemiş adli para cezalarını ortadan kaldırır. Ancak, müsadereye ve yargılama giderlerine ilişkin olup ölümden önce kesinleşmiş bulunan hüküm, infaz olunur." Dava veya cezanın düşmesinin etkisi ise aynı Kanun'un 74. maddesinde düzenlenmiştir. TCK’nın 64. maddesinde; sanığın ölümü durumunda kamu davasının düşürüleceği, sadece niteliği itibarıyla müsadereye tabi olan eşya ve maddi menfaatler hakkında yargılamaya devam olunacağı, hükümlünün ölümü hâlinde ise hapis ve henüz infaz edilmemiş adli para cezalarının ortadan kalkacağı ancak müsadereye ve yargılama giderlerine ilişkin olup ölümden önce kesinleşmiş bulunan hükmün infaz olunacağı belirtilmek suretiyle hükümlü ile sanığın ölümüne farklı sonuçlar bağlanmıştır. Bu nedenledir ki, hükümden sonra ve fakat hüküm kesinleşmeden kanun yolu safhasında sanığın ölmesi hâlinde hükmün kesinleşmesinin önlenmesi gerekir. Kamu davası açılmadan önce şüphelinin ölmesi durumunda kovuşturma imkânının bulunmaması nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına, kamu davası açıldıktan sonra sanığın ölmesi hâlinde ise derece mahkemesince davanın düşmesine karar verilecektir. Ölü şahıs hakkında yargılama yapılamayacağından esas itibarıyla dava, ölüm gününde düşmüş sayılır. Ölüm nedeniyle davanın düşürülmesine dair verilecek karar da nitelik olarak beyani/ihbari bir karardır. Ölümün ceza ilişkisini sadece ölen kişi bakımından sona erdirmesi nedeniyle iştirak hâlinde işlenen suçlarda diğer sanıklar hakkında davaya devam edilecektir. Sanığın ölümü, niteliği itibarıyla müsadereye tabi olan, yani üretilmesi, bulundurulması, kullanılması, taşınması ve ticareti suç teşkil eden eşya (TCK madde 54/4) ve maddi menfaatler hakkında davaya devam olunarak müsadere kararı verilmesine engel olmaz. Fakat sanığın ölümünden sonra suç ile ilgili eşyanın (TCK madde 54/1-2) müsaderesine karar verilemez. Görüldüğü gibi, suç teşkil eden bir fiilin işlenmesiyle fail ile devlet arasında doğan ceza ilişkisi, bu fiili işleyen sanığın ya da hükümlünün ölümüyle cezaların şahsiliği ilkesi nedeniyle başkası sorumlu tutulamayacağından düşmektedir. Ölüm, bir vakıa olan suçu ortadan kaldırmayacak, suçtan sorumlu tutulacak kişi olmadığından, devletin suçla birlikte ortaya çıkan cezalandırma sorumluluk ve yetkisini sona erdirecektir. Hükümden sonra ve fakat kanun yolu aşamasında sanığın ölmesi durumunda, Yargıtayın, UYAP ortamından temin edilecek nüfus kayıt örneğine dayanarak kamu davasının düşürülmesine karar vermesinin mümkün olup olmadığı hususunda Yüksek Genel Kurulun tarihî süreç içerisinde farklı uygulamalar ortaya koyduğu söylenmelidir. Şöyle ki; Ceza Genel Kurulu hükümden sonra ve fakat temyiz aşamasında sanığın ölmesi durumunda, özellikle müsadereye tabi eşya ve/veya maddi menfaatler hakkında da bir karar verilmesi gerekmeyen hâllerde genel olarak kamu davasının sanığın ölümü nedeniyle düşürülmesine karar vermiştir (CGK'nın 21.12.2004 tarihli ve 191-220 sayılı, 03.40.2012 tarihli ve 2011/422 E. - 2012/132 K. sayılı, 07.04.2012 tarihli ve 2011/563 E. - 2012/161 K. sayılı kararları). Fakat Genel Kurulun aynı durumda düşme kararının yerel mahkemece araştırma yapılarak verilmesi gerekçesi ile hükmü bozduğu da görülmektedir (CGK'nın 06.05.2008 tarihli ve 2008/97 E. - 2008/101 K. sayılı, 24.05.2023 tarihli ve 2019/521 E. - 2023/292 K. sayılı kararları). Genel Kurul, düşme kararı ile birlikte müsadereye tabi eşya ve/veya maddi menfaatler hakkında da bir karar verilmesi gerekiyor ise bu kez kural olarak mahallinde gerekli araştırmanın yapılarak müsadereyi de kapsayacak biçimde düşme kararı verilmek üzere hükmü bozma temayülü göstermiştir (CGK'nın 13.3.2012 tarihli ve 2011/360 E. - 2012/95 K. sayılı, 30.04.2013 tarihli ve 189-162 sayılı, 05.03.2013 tarihli ve 1560-81 sayılı, 05.03.2013 tarihli ve 131-75 sayılı kararları). Öncelikle CMK'nın 303/1-a maddesi gereğince, hükme esas olarak saptanan olaylara uygulanmasında hukuka aykırılıktan dolayı hüküm bozulmuş ise olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden davanın düşmesine hükmolunması gerekirse, Yargıtay davanın esasına hükmedebileceği gibi hükümdeki hukuka aykırılığı da düzeltebilir. Kanun metni yoruma muhtaç olmayacak sarahatte bulunmakla Yargıtayın ölüm nedeniyle de davanın düşürülmesine karar verebileceğinde kuşku yoktur. Yüksek Kurulun 11.06.1984 tarihli ve 201/220 karar sayılı ilamı ile, doğurduğu sonuçlar itibarıyla "ölüm" vakıasına müstenidat teşkil eden belgenin hiçbir tereddüte mahal bırakmayacak açıklık ve kesinlikte olması gereğine işaret edildiği müşahede olunmaktadır. 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun "Bildirim Süresi ve Yükümlü Olanlar" başlıklı 31. maddesinde ölüm olayının bildirim süresi ve meydana geldiği yer ile olaya ilişkin koşullara bağlı olarak ölümün kimler tarafından bildirilmesi gerektiği hususlarına yer verilmiştir. Dolayısıyla gerçekleşme biçimine göre otopsi tutanakları, mahkeme kararları, doktor raporları vb. belgelere dayalı olarak ölümün nüfusa tescili sağlanacaktır. 5490 sayılı Kanun'un 44. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde adli makamların nüfus kayıt örneklerini doğrudan alma yetkisi olduğu vurgulanmış, "Kimlik Paylaşımı Sisteminin Kullanılması" başlıklı 45. maddesinin 1. fıkrasında ise İçişleri Bakanlığının merkezî veri tabanında tutulan verileri bu Kanun'da belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde kurumlarla paylaşabileceği belirtilerek bu bilgilerin kullanılması düzenleme altına alınmıştır. Keza İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü ile Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı arasında 26.09.2006 tarihinde imzalanan protokole göre, Uyap'ı kullanan tüm yargı birimlerinin nüfus bilgilerine ulaşabilmesi olanağı sağlanmış olup hâlen Yargıtay dâhil olmak üzere tüm adli makamlardaki yetkili birimler, ilgili kişilerin nüfus kayıtlarına erişebilmektedir. Yargıtay Özel Dairelerince verilen birçok kararda UYAP sistemi kullanılarak çıkartılan nüfus kayıt örneklerine dayanılarak eksiklikler temyiz aşamasında tamamlanmakta, bu belgelerin temin edilmiş olması nedeniyle yerel mahkeme hükümlerinin bozulması yoluna gidilmemekte ve bazı durumlarda düşme kararları verilmektedir. Bu bağlamda; UYAP sistemi kullanılarak çıkartılan nüfus kayıt örneğine dayanılarak öldüğü anlaşılan sanıklar hakkındaki kamu davalarının TCK'nın 64. maddesi uyarınca düşmesine karar verilmesi, dosyada bulunmayan ve suç vasfının belirlenmesi açısından önem taşıyan mağdurlar ile sanıkların nüfus kayıt örneklerinin UYAP'tan çıkartılması nedeniyle bu eksikliğin bozma nedeni yapılmaması sürdürülen bir uygulamadır. Yukarıda zikrolunun mevzuata göre UYAP sisteminden diğer adli makamların olduğu gibi Yargıtay Dairelerinin de gerek nüfus kayıt bilgilerini gerekse diğer bilgileri çıkartarak kullanmasında ve kararlarına dayanak yapmasında herhangi bir isabetsizlik bulunmadığından, usul ekonomisi de gözetilmek suretiyle yargılamaların süratle sonuçlandırılabilmesi için gerektiğinde temyiz aşamasında UYAP sistemi kullanılarak nüfus kayıt örneği ve adli sicil kaydı çıkarılmalı ve inceleme sırasında göz önüne alınmalıdır. Böylece yargılamaların gereksiz yere uzamasının önüne geçilebilecektir. Anayasa'mızın 141 ve AİHS’nin 6. maddeleri de yargılamanın makul sürede ve en az masrafla icra ve tamamlanmasını amirdir. Şu hâle göre, mer'i mevzuat, süregelen uygulamalar ve yapılan açıklamalara istinaden şu sonuçlara ulaşmak mümkündür: Hükümden sonra ve fakat temyiz aşamasında sanığın ölmesi durumunda,Yüksek Genel Kurulun "ahvali şahsiyenin tespitinde ancak nüfus kayıtlarının esas olabileceği" (CGK'nın 16.06.1952 tarihli ve 98/88 sayılı kararı) yönündeki kabulü ve nüfus kütüğünün delil niteliği gözetilerek; a. Müsadereye tabi eşya ve/veya maddi menfaatler hakkında da bir karar verilmesi gerekmeyen hâllerde, özellikle sanığın ölmediğine dair somut olgulara dayanan iddia ya da makul şüphe yoksa ve yargılama aşamasında temin edilerek duruşmada sanığa vicahen okunan nüfus kaydı ile aynı bilgileri taşıyan, UYAP ortamından temin edeceği nüfus kayıt örneğine dayanarak Yüksek Ceza Genel Kurulunun ya da Özel Dairelerin kamu davasının düşürülmesine karar vermesi gerektiğinin, b. Düşme kararı ile birlikte müsadereye tabi eşya ve/veya maddi menfaatler hakkında da bir karar verilmesi gereken hâllerde, olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden davanın düşmesine hükmolunmasının mümkün olması ve özellikle sanığın ölmediğine dair somut olgulara dayanan iddia ya da makul şüphenin bulunmaması hâllerinde, yargılama aşamasında temin edilerek duruşmada sanığa vicahen okunan nüfus kaydı ile aynı bilgileri taşıyan, UYAP ortamından temin edeceği nüfus kayıt örneğine dayanarak Yüksek Ceza Genel Kurulunun ya da Özel Dairelerin kamu davasının düşürülmesine karar vermesine yasal bir engelin bulunmadığının, c. Davanın düşmesine hükmolunması, sanığın ölmediğine dair somut olgulara dayanan iddia ya da makul şüphenin ortadan kaldırılması ya da müsadere yönünden olayın daha ziyade aydınlanmasının gerektiği durumlarda mahallinde gerekli araştırma yapılarak müsadereyi de kapsayacak biçimde düşme kararı verilmek üzere hükmün bozulmasına karar verilmesinin zorunlu olduğunun, Kabulü gerekir. 2. Ön Soruna İlişkin olarak somut olay değerlendirildiğinde; UYAP sistemi kullanılarak alınan güncel nüfus kayıt örneğinde; sanık ...'in mahkûmiyet hükmünün Özel Dairece bozulmasından sonra, bozma ilamına yönelik Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının Ceza Genel Kurulunca incelenmesinden önce, 10.11.2021 tarihinde öldüğü bilgisinin yer alması karşısında, olayın daha ziyade aydınlanmasını gerekli kılan müsadereye tabi eşya ve/veya maddi menfaatler hakkında da bir karar verilmesinin gerekmemesi, sanığın ölmediğine dair somut olgulara dayanan iddia ya da makul şüphenin bulunmaması, UYAP ortamından temin edilen nüfus kayıt örneğinin, yargılama aşamasında temin edilerek duruşmada sanığa vicahen okunan nüfus kaydı ile aynı bilgileri taşıması hususları birlikte değerlendirildiğinde ölümle ilgili ayrıca mahallinde araştırma yapılmasına gerek olmaksızın sanık hakkındaki kamu davasının ölüm nedeniyle düşürülmesine karar verilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulü ile Özel Daire bozma kararının sanık ... bakımından kaldırılmasına, Bölge Adliye Mahkemesi hükmünün adı geçen sanık yönünden bozulmasına ve sanık hakkındaki kamu davasının TCK'nın 64 ve CMK'nın 223. maddeleri uyarınca düşmesine karar verilmesi gerekmektedir. B. Katılanda bulunan zekâ geriliğinin sanık ... tarafından anlaşılıp anlaşılamayacağı, bu bağlamda sanık ... hakkında TCK'nın 30. maddesinin uygulanma koşullarının oluşup oluşmadığı 1. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar TCK'nın "Hata" başlıklı 30. maddesi şöyledir; "Fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddî unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâli saklıdır. Bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır. Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır." Madde, 08.07.2005 tarihli ve 25869 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile eklenen; "İşlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, cezalandırılmaz." biçimindeki dördüncü fıkra ile son hâlini almıştır. Madde gerekçesinde ise; "Madde metninde çeşitli hata hâlleri düzenlenmiştir. Birinci fıkrada suçun maddî unsurlarında hataya ilişkin hükme yer verilmiştir. Kast, suçun kanuni tanımındaki maddî unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. Bu unsurlara ilişkin bilgisizlik, eksik veya yanlış bilgi sahibi olunması durumu ise, maddî unsurlarda hata olarak adlandırılır. Böyle bir hata kastın varlığına engel olur. Örneğin, kişi vestiyerden kendisininki zannederek başkasının paltosunu alır. Keza, kişi gece karanlığında vahşi bir hayvan zannıyla hareketli bir cisme ateş eder. Ancak, gerçekte bu hareket eden cisim bir insandır ve dolayısıyla; bu insan ölür veya yaralanır. Örnek olarak verilen bu olaylarda failin bilgisi gerçeğe uysaydı; işlediği fiil haksızlık teşkil etmeyecekti. Bu nedenle hata hâlinde kasten işlenmiş bir suçtan söz etmek mümkün değildir. Fıkrada ayrıca, maddî unsurlarda hata hâlinde, taksirle sorumluluğa ilişkin hükme yer verilmiştir. Buna göre, meydana gelen neticeye ilişkin olarak gerekli dikkat ve özen gösterilmiş olsaydı böyle bir netice ile karşılaşılmazdı şeklinde bir yargıya ulaşılabiliyorsa; taksirle işlenmiş bir suç söz konusu olur. Ancak bu durumda neticenin taksirle gerçekleştirilmesinin kanunda suç olarak tanımlanmış olması gerekir. Bu nedenle, kendisinin sanarak başkasının çantasını alan kişinin yanılgısında taksirin varlığı kabul edilse bile; kanunda hırsızlık fiilinin ancak yararlanma kasdıyla işlenebileceği belirtildiği için; böyle bir olay dolayısıyla ceza sorumluluğu doğmayacaktır. Buna karşılık, av hayvanı zannederek gerçekte bir insana ateş edip onun ölümüne neden olan kişinin bu hatasında taksiri varsa, adam öldürme kanunda taksirle işlenen bir suç olarak da tanımlandığı için, böyle bir olayda fail, taksirle adam öldürme suçundan dolayı sorumlu tutulacaktır. Kastın varlığına engel olan hata, suçun sadece temel şekline ilişkin unsurlar hakkında değil, aynı zamanda failin daha ağır veya hafif ceza ile cezalandırılmasını gerektiren nitelikli unsurları bakımından da ortaya çıkabilir. İkinci fıkra ile kişinin, suçun nitelikli unsurlarına ilişkin hatasından yaralanması öngörülmüştür. Hükûmet Tasarısının 23 üncü maddesinin birinci fıkrasında 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde düzenlemeye paralel olarak şahısta hata ve hedefte sapma hâli düzenlenmiştir. 'Şahısta hata' aslında bir ve ikinci fıkra hükümleri bağlamında düşünülmesi gereken bir durum olduğu için, bu hususa ilişkin ayrı bir hükme yer verilmesi gereksiz görülmüştür. Keza, hedefte sapma hâli ile ilgili olarak bu madde kapsamında düzenleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Çünkü hedefte sapma hâlinde bir hata söz konusu değildir. Bu durumda suçların içtimaı hükümleri kapsamında değerlendirilmesi gereken bir sorun söz konusudur. Nitekim, uygulamada da hedefte sapma, suçların içtimaı ve özellikle fikri içtima bağlamında ele alınmaktadır. Hükûmet Tasarısının 23 üncü maddesinin 3 üncü fıkra veya bendinde düzenlenen 'hukuka uygunluk nedenlerinde hata' ile ilgili hüküm, bölüm başlığına paralel olarak değiştirilmiştir. Madde metnindeki 'hukuka uygunluk nedenleri' yerine, 'ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler' ibaresi konulmuştur. Somut olayda söz konusu nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanabilecektir. Ancak, bunun için hatanın kaçınılmaz olması gerekir. Hatanın kaçınılabilir olması durumunda ise, kişi işlediği fiilden dolayı sorumlu tutulacak ve fakat bu hata, temel cezanın belirlenmesinde göz önünde bulundurulacaktır." biçiminde açıklamalarda bulunulmuştur. Hata (yanılma); genel olarak kişinin tasavvuru ve zihninden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu, dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şeyin olduğundan farklı bir biçimde algılanması hâlinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi hâlinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası, bir algılama hatası olduğu hâlde; yasak hatası, bir değerlendirme hatasıdır. Hata, kastı ortadan kaldıran veya kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayrılır. Suçun maddi unsurlarında (TCK'nın 30/1. maddesi), suçun nitelikli hâllerinde (TCK'nın 30/2. maddesi), hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında (TCK'nın 30/1-3. maddesi) hata kastı kaldırır. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata (TCK'nın 30/3. maddesi) ile haksızlık yanılgısı (yasak hatası) (TCK'nın 30/4. maddesi) kusurluluğu etkileyen hata şekilleridir. Kastı kaldıran hata türüne hukuka uygunluk nedenlerinin sınırındaki yanılgıyı da eklemek gerekmektedir (TCK'nın 27/1. maddesi). TCK'nın 30. maddesinde çeşitli hata hâlleri düzenlenmiş olup maddenin birinci fıkrasında suçun maddi unsurlarında hataya ilişkin hükme yer verilmiştir. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olup bu unsurlara ilişkin bilgisizlik, eksik ya da hatalı bilgi, maddi unsurlara ilişkin bir hatadır. Bu hatanın kastın varlığına engel olacak düzeyde bulunması hâlinde sanığa ceza verilmeyecektir. Suçun maddi unsurlarına ilişkin hata, eylemin suç teşkil etmesi için bulunması zorunlu hususlara ilişkin bir yanılmadır. Maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde, hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâlinin saklı olduğu belirtildiğinden, taksirle de işlenebilen bir suçun maddi unsurlarında tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu hataya düşülmesi kusurluluğu ortadan kaldırmayacaktır. Doktrinde bu konuya ilişkin olarak; "Suçun maddi unsurlarına ilişkin hata, eylemin suç teşkil etmesi için bulunması zorunlu hususlara ilişkin bir yanılmadır. Örneğin, arkadaşını ziyarete giden bir kimsenin, arkadaşının olduğu düşüncesiyle bir başkasının konutuna girmesi veyahut onbeş yaşını bitirmiş olan çocukla rızaen cinsel ilişkide bulunanın, mağdurun reşit olduğunu düşünerek bu eylemi gerçekleştirmesi." (Artuk/Gökcen/Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 7. Baskı, s. 522), "Suçun maddi unsurlarında hata (unsur yanılgısı), müşahhas bir olayda suçun maddi unsurlarına müteallik hususlardaki bilgisizliği, eksik veya yanlış bilgiyi ifade eder. Bir başka ifadeyle, faildeki müşahhas olaya ilişkin tasavvurun gerçekle bağdaşmaması hâlidir. Bu hata, suça ilişkin kastı ortadan kaldırır. Bu hata hâlinde kasten işlenmiş bir haksızlıktan bahsetmek mümkün değildir. Failin bilgisi veya tasavvuru gerçeğe uysaydı; işlediği fiilin bir haksızlık teşkil etmeyeceği muhakkak olmalıdır." (İzzet Özgenç, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi Genel Hükümler, Seçkin, 1. Baskı, 2005, s. 421), "Failin suç tipindeki bir unsurda yanılması, bu suçun kasten işlenmesini engeller. Bu takdirde suç taksirle işlendiği takdirde cezalandırılabilen bir suç ise, sorumluluk taksirli suçtan dolayıdır." (Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi,12. Baskı, s. 362) şeklinde görüşlere yer verilmiştir. Failin isnat olunan suçun maddi unsurlarına ilişkin hatası esaslı, diğer bir ifadeyle kabul edilebilir bir hata olursa, bu takdirde fail TCK'nın 30. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu hatasından yararlanacak, bunun sonucu olarak yüklenen suç açısından kasten hareket etmiş sayılmayacağından ve suçun taksirle işlenmesi hâli de kanunda cezalandırılmıyor ise CMK'nın 223. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince beraatine karar verilmesi gerekecektir. İkinci fıkra ile kişinin suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususundaki hatasından yararlanması öngörülmüş, buna göre kardeşi olduğunu bilmediği bir kişiyi öldüren failin, kasten öldürme suçunun nitelikli hâllerinden olan kardeşini öldürmekten değil, kasten öldürmenin temel şeklinden sorumlu olacağı, değersiz zannederek değerli bir kolyeyi çalan fail hakkında ise değer azlığı hükmünün uygulanacağı ilke olarak kabul edilmiştir. Üçüncü fıkrada, ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait şartların gerçekleştiği konusunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişinin, bu hatasından yararlanacağı hüküm altına alınmış olup fıkrada hem hukuka uygunluk sebebinin maddi şartlarında hata hem de kusurluluğu etkileyen hâllerle ilgili hata düzenlenmiştir. Failin bu fıkra hükmünden yararlanabilmesi için bulunduğu durum itibarıyla hatasının kaçınılmaz olması gerekmektedir. Hataya düşmenin kaçınılmaz olmasını, kusursuz olmak şeklinde anlamak gerekir (Nevzat Toroslu, Ceza Hukuku, Genel Kısım, Savaş Yayınevi, Ankara, 2016, s. 194.). Bunun için fail, fiili işlediği sırada ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususundaki hatası nedeniyle kınanamamalı, dikkatsiz ve özensiz davranmış olmamalıdır. Maddeye 5377 sayılı Kanun'la eklenen dördüncü fıkrada ise kişinin işlediği fiilden dolayı kusurlu ve sorumlu tutulabilmesi için, bu fiilin bir haksızlık oluşturduğunu bilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre fail, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu konusunda kaçınılmaz bir hataya düşmüşse, diğer bir ifadeyle, eyleminin hukuka aykırı olmadığı, haksızlık oluşturmadığı, meşru olduğu düşüncesiyle hareket etmişse ve bu yanılgısı, içinde bulunduğu şartlar bakımından kaçınılmaz nitelikte ise artık cezalandırılmayacaktır. Hatanın kaçınılmaz olduğunun belirlenmesinde kişinin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre şartları göz önünde bulundurulacaktır. Üçüncü ve dördüncü fıkraların uygulanması yönüyle kişinin kaçınılmaz bir hataya düşmesi şartı aranmakta olup hatanın kaçınılabilir olması durumunda kişi kusurlu sayılacak, diğer bir ifadeyle fiilden dolayı sorumlu tutulacak, ancak bu hata temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınacaktır. 2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Sanık ...'nin, suç tarihinden yaklaşık bir yıl önce çocuğu adına yatırılan engelli maaşını çekmek için Yalvaç Postanesi önünde sıra beklediği esnada katılanla tanıştığı, aralarında gerçekleşen sohbet sırasında katılanın evlenmek niyetinde olduğunu söylemesi üzerine sanık ...'la katılanın irtibat kurmalarını sağladığı, akabinde sanık ... ile katılanın yaklaşık altı ay boyunca telefonda ve bir defa yüz yüze görüştükleri, aralarındaki anlaşma doğrultusunda sanıkların 17.09.2018 tarihinde taksiyle katılanın yaşadığı köye giderek cebir, tehdit ya da hile olmaksızın katılanı yanlarına aldıkları ve hep birlikte sanık ...'ın köyüne gittikleri, imam nikâhı kıyılmasından sonra sanık ...'ın cebir, tehdit ya da hile olmaksızın katılanla organ sokmak suretiyle cinsel ilişkiye girdiği, 21.09.2018 tarihinde ailesinin müracaatı üzerine sanık ...'ın evinden teslim alınan katılanın, fiile ruhsal yönden mukavemetine engel olacak mahiyet ve derecede olan hafif - orta derecede zekâ geriliği bulunması sebebiyle rıza açıklama ehliyetinin olmadığı kabul edilen ve evlenmelerini sağlamak için sanık ...'la katılanı bir araya getirdiğini bildiren sanık ...'nin aşamalarda katılandaki zekâ geriliğini bilmediğini ve anlamadığını savunduğu anlaşılan olayda; Adli Tıp 6. İhtisas Kurulunca düzenlenen raporda; katılandaki zekâ geriliğinin mağduru bulunduğu fiile ruhsal yönden mukavemet etmesine, mevcut nörolojik rahatsızlığının ise bedensel yönden mukavemetine mani olacak mahiyet ve derecede olduğu, katılanın beyanlarına ana hatları ile itibar edilebileceği ve durumunun hekim olmayanlarca anlaşılabileceği belirtilmekte ise de; Mahkemelerin, çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına re'sen veya talep üzerine karar verebilecekleri (CMK madde 63/1), genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olmayan konularda mahkemenin; bilirkişilerin, bilimsel, uzmanlık, özel veya teknik bilgiyi içeren görüşlerine dayanma mecburiyeti bulunmakla birlikte aynı zamanda bir delil olması itibarıyla bilirkişi raporunu da serbestçe takdir etme ve özellikle genel-mutlak belirleme içeren kanaatlerini, muhataba özgün değerlendirmeye tabi tutmasına hukuki bir engelin bulunmadığı kabulünden hareketle, katılanın mahkemede alınan beyanında; taksi şoförü olan tanık Mehmet'in 21.09.2018 tarihinde telefonla aradığı sanık ...'ye "Kafadan kız götürmüşsünüz. Kafadan sakatmış." demesi üzerine sanıkların "Kafadan getirmişiz." diyerek panik yaptıklarını belirtmesine karşılık tanık Mehmet'in elinde bir bohça olduğu hâlde rızasıyla taksiye binen katılanın hâl ve hareketlerinde bir tuhaflık görmediğini bildirmesi, diğer tanıklar Şerife ve Fatma'nın da evde kaldığı süreçte poğaça yapan, abdest alıp namaz kılan katılanın Kur'an okumayı da bildiğini açıkça ifade etmeleri, hareketlerinde herhangi bir dengesizlik ve akli yönden anormal bir durum fark etmediği katılanın, babasının maaşını çektiğini kendisine söylediğini ve her defasında yalnız olduğunu belirten sanık ...'nin de tüm dosya kapsamı ile beyanlarından köyde doğup büyümüş, okuma yazma düzeyi zayıf, 40 yaşında bir ev hanımı olduğunun anlaşılması, bu minvalde gündelik hayatta cep telefonu kullanabilen, maaşını tek başına çekebilen, tanıştığı bir kimseye evlenme niyetinde olduğunu açıkça ifade edebilen, aşamalarda iddiasını genişleterek sanıklar tarafından zorla kaçırılıp el ve ayakları bağlanarak cinsel saldırıya uğradığını bildirmek suretiyle gerçeği saklayabilme/değiştirebilme yetisinin de gelişmiş olduğu anlaşılan katılandaki zekâ geriliğini anlayamamasının olanaklı görülmesi karşısında, sanık ... hakkında TCK'nın 30. maddesinin uygulanma koşullarının oluştuğu kabul edilmelidir. Bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının; 1- a) Sanık ... bakımından REDDİNE, b) Ulaşılan sonuç karşısında, sanık hakkında CMK'nın 109/3-a maddesi uyarınca verilen yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol kararının KALDIRILMASINA, bu kapsamda YAZI YAZILMASINA, 2- a) Sanık ... bakımından DEĞİŞİK GEREKÇEYLE KABULÜNE, b) Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesinin 02.03.2021 tarih ve 2745-1764 sayılı bozma kararının sanık ... bakımından KALDIRILMASINA, c) Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin 30.09.2019 tarih ve 2395-1839 sayılı sanık ...'in nitelikli cinsel saldırı suçundan mahkûmiyetine ilişkin hükme yönelik istinaf başvurularının düzeltilerek esastan reddine dair kararının, sanığın ölmüş olması nedeniyle BOZULMASINA, d) UYAP kullanılarak alınan güncel nüfus kayıt örneğinden, hakkındaki mahkûmiyet hükmünün Özel Dairece bozulmasından sonra; bozma ilamına yönelik Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının Ceza Genel Kurulunca incelenmesinden önce, 10.11.2021 tarihinde öldüğü anlaşılan sanık ... hakkındaki kamu davasının TCK'nın 64 ve CMK'nın 223. maddeleri uyarınca DÜŞMESİNE, 3- Dosyanın, İlk Derece Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 02.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.