4. Hukuk Dairesi 2023/9805 E. , 2024/3019 K. MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi EK KARAR TARİHİ : 21.07.2023 SAYISI : 2022/447 E., 2023/355 K. vekili Avukat ... DAVA TARİHİ : 03.12.2013 HÜKÜM/KARAR : Kısmen Kabul Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda verilen direnme kararının temyiz incelemesi sonucunda mahkeme kararı Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca bozulmuştur. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne ka…
**4. Hukuk Dairesi 2023/9805 E. , 2024/3019 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi EK KARAR TARİHİ : 21.07.2023 SAYISI : 2022/447 E., 2023/355 K. vekili Avukat ... DAVA TARİHİ : 03.12.2013 HÜKÜM/KARAR : Kısmen Kabul Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda verilen direnme kararının temyiz incelemesi sonucunda mahkeme kararı Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca bozulmuştur. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; makine parçası imalatı yapan müvekkili şirketin 12.04.2006 tarihinde dava dışı finansal kiralama şirketinden üç adet tezgâh satın aldığını, 10.07.2006 tarihinde kullanımında olan tezgâhların daha önceden ... Otomotiv Ltd. Şirketi’nin borcundan dolayı haczedildiği belirtilerek icra memuru ve alacaklı vekilince muhafaza altına alınmak istendiğini, müvekkilinin satın aldığına ilişkin faturaları icra dosyasına ibrazı üzerine herhangi bir işlem yapılmadığını, ancak 08.09.2006 tarihinde davalı vekilinin icra memuru ile tekrar gelerek... tezgâhı yediemin olarak müvekkilinin işyerinde bırakılırken diğer torna ve taşlama tezgâhlarının ise muhafaza altına alınarak götürüldüğünü, davalının tezgâhların ... Otomotiv Ltd. Şirketindeki aşamalarını ve leasingli olduğunu bilmesine rağmen icra işlemi gerçekleştirdiğini, istihkak davasının yedi yıl sonra karara bağlanarak müvekkili lehine sonuçlandığını, kararın kesinleşmesinden sonra tezgâhları teslim almak isteyen müvekkilinin tezgâhlardan birini teslim aldığını ancak diğer tezgâhın teslim edilmediğini, davalının ve sahibi olduğu şirketin haksız eylemleri sebebiyle parasını ödeyerek satın aldığı tezgâhların müvekkili tarafından yedi yıl boyunca kullanılmadığını, yüzey taşlama tezgâhını kullanamadığından 240.000,00 TL, torna tezgâhını kullanamadığından 260.000,00 TL, teslim edilmeyen taşlama tezgâhının bedeli olan 25.000,00 TL olmak üzere toplam 525.000,00 TL maddi tazminat ile 40.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili birleşen dava dilekçesinde; icra dairesince muhafaza altına alınan tezgâhlar sebebiyle oluşan zarar miktarına zararın doğduğu her bir ayın sonundan itibaren asıl davanın açıldığı 03.12.2013 tarihe kadar hesaplanacak ticari faizin davalıdan tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; husumet, görev-iş bölümü ve yetki itirazında bulunduklarını, esasa ilişkin olarak mülkiyeti ihtilaflı, üretimde doğrudan kullanılmayan davaya konu makineler için istihkak davasının kesinleşme tarihine kadar zarar talep edilmesinin mümkün olmadığını, davacının istihkak davası boyunca makinelerin kendisine teslimini talep edebilecekken tazminat talep etmesinin iyi niyet ilkesine aykırı olduğunu, alacağını tahsili yönünde hakkını kullanan müvekkilinden tazminat talep edilemeyeceğini belirterek davanın reddini istemiştir. Davalı vekili birleşen davaya cevabında; asıl dava dosyasındaki cevap dilekçesi ile aynı içerikte cevap dilekçesi sunmuş ve davanın reddi gerektiğini savunmuştur. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 07.10.2015 tarihli ve 2013/634 E., 2015/385 K. sayılı kararı ile; dava dışı ... Otomotiv Ltd. Şirketinden alacaklı olan davalının icra dosyasında 05.12.2005 tarihli ihtiyati haciz tutanağı ile tezgâhları önce haczettirdiği, daha sonra finans şirketinin makineleri ... Otomotiv Ltd. Şirketinden alıp davacı şirkete sattığı, hacizlerden haberdar olmayan davacıya ait dava konusu iki tezgâhın davalının alacaklı olduğu icra dosyasında muhafaza altına alındığı, davacının açtığı istihkak davası sonucunda hacizlerin kaldırılmasını sağlayıp makinelerden birini aldığı ancak diğer makinenin bulunamadığı, davalının dava konusu makinelerin haciz ve muhafaza işlemlerini haksız yaptırdığı, tezgâhlar davacıda olsaydı yapılacak bakım ve tamir masrafları ile yıpranma payının hesaba katılması gerektiğinden kazanç kaybından %25 oranında takdiri indirim yapıldığı, davanın tarafları arasında doğrudan bir ticari iş ilişkisi bulunmadığı, davanın haksız fiil sebebiyle tazminata ilişkin olduğu, bu durumda ticari faiz talebinin kabul edilemeyeceği ancak yasal faiz talebinin yerinde olduğu gerekçesiyle 25.000,00 TL Proth marka yüzey taşlama tezgâhı bedeli ile 145.400,58 TL kazanç kaybının ve 20.000,00 TL manevi tazminatın haksız fiil tarihi olan 08.09.2006 tarihinden (muhafaza tarihinden) itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı Mahkeme kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 19.02.2018 tarihli ve 2016/5166 E., 2018/1039 K. sayılı kararı ile; “….1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir. 2-Davalının manevi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde: … Dosya kapsamından, davacı şirket tarafından davalı ve dava dışı ... Otomotiv Kalıp Müh. Ltd. Şti’ye karşı açılan istihkak davasında yapılan yargılama sonucunda davanın kabulü ile davacı yararına % 15 kötüniyet tazminatına hükmedildiği, Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 2013/424 Esas 2013/2260 Karar sayılı ilamında sadece finansal kiralama sözleşmesinin varlığından haberdar olmanın ve yasal bir hakkın kullanılması kapsamında istihkak iddiasına karşı çıkmanın kötüniyet olarak değerlendirilmemesi gerektiği belirtilerek “...%15’i oranında tazminatın davalı alacaklıdan alınarak davacıya ödenmesine” ibaresinin çıkartılarak yerine “İİK’nin 97/15 inci maddesindeki yasal koşullar oluşmadığından tazminata hükmedilmesine yer olmadığına“ ibaresinin yazılmasına, hükmün bu şekli ile düzeltilerek onanmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Şu durumda davalının haciz işleminde kötü niyet ve ağır kusuru bulunmadığından manevi tazminatın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru değildir. Kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. 3-Davalının maddi tazminata yönelik temyiz itirazlarına gelince: Dosyanın incelenmesinde, davacının haczedilen dava konusu tezgâhları 7 yıl kullanamadığını belirterek, buna istinaden gelir kaybı talebinde bulunmasının hayatın olağan akışına ve iş yerinin çalışma şartlarına uygun olmadığı anlaşılmaktadır. Davacının makul sürede dava konusu tezgâhların yerine yenisini alıp faaliyetini sürdürmesi mümkündür. O halde bu tezgâhları ne kadar sürede yeniden edinebileceği ve faaliyete geçirebileceği belirlenerek bilirkişiden bu yönde alınacak rapor doğrultusunda haciz tarihi ile yeniden edindiği tezgâhları faaliyete geçireceği tarih arasındaki kazanç kaybının davacının o tarihteki iş yeri kapasitesi, vergi durumu da araştırılarak maddi tazminat isteminin kabulü yerine 7 yıllık süre üzerinden hesaplattırılan miktara hükmedilmesi doğru değildir. Kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir...” gerekçesiyle bozma nedenine göre davacı vekilinin temyiz itirazları incelenmeksizin hükmün bozulmasına karar verilmiştir. B. Mahkemece Verilen Direnme Karar Mahkemenin 13.11.2019 tarihli ve 2019/341 E., 2019/565 K. sayılı kararı ile; icra takibi sırasında haksız yere malı haczedilen üçüncü kişinin doğmuş olan zararının maddi veya manevi olabileceği, haksız haczin tespiti hâlinde haksız fiil hükümlerine dayanılarak manevi tazminat talebinde bulunulabilmenin mümkün olduğu, bu durumda haksız hacze uğrayanın ticari itibarının zedelendiği dikkate alınarak manevi tazminat talebinin kabulü gerektiği, kazanç kaybından kaynaklı maddi tazminata ilişkin olarak bozma doğrultusunda yeniden rapor alınmasının yargılamanın gereksiz yere uzamasına sebep olacağı ve usul ekonomisine aykırı olduğu, bozma öncesi alınan bilirkişi raporlarının dosya kapsamına, usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. C. Daire Kararı Mahkeme kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 21.09.2020 tarihli ve 2020/937 Esas, 2020/2879 Karar sayılı kararı ile; "... Dairemizin 19.02.2018 gün, 2016/5166 Esas ve 2018/1039 Karar sayılı bozma ilamında düzeltilecek bir husus bulunmadığı ve ilk derece mahkemesi direnme kararının yerinde olmadığı anlaşıldığı..." gerekçesiyle dosyanın temyiz incelemesi yapılmak üzere Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir. D. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.06.2022 tarihli ve 2020/4-585 Esas, 2022/907 Karar sayılı ilamıyla; "... Tüm bu açıklamalar, yasal düzenlemeler ve somut olay birlikte değerlendirildiğinde; davacı şirketin dava konusu olan tezgâhların haczedilmesi üzerine 27.09.2006 tarihinde açtığı istihkak davasında lehine verilen kararın 17.09.2013 tarihinde kesinleştiği, ancak bu yedi yıllık süreçte tezgâhları kullanamamasından dolayı gelir kaybı oluştuğunu ileri sürerek kazanç kaybı isteminde bulunulduğu anlaşılmaktadır. Hükme esas alınan 04.05.2015 tarihli bilirkişi raporunda, tezgâhların muhafaza altına alındığı 08.09.2006 tarihinden istihkak davasının kesinleşme tarihi olan 2013 yılına kadar davacının mahrum kaldığı kazanç tutarı hesaplanmıştır. Ancak davacı şirket tarafından dava konusu tezgâhların muhafazalı haciz yapılarak elinden alınması üzerine yerine yenilerini alarak ticari faaliyetlerine devam etmesi mümkündür. Bu durumda; davacı şirketin tezgâhları yeniden edinebileceği ve faaliyete geçirebileceği makul süre belirlenerek bilirkişiden bu yönde rapor alınmalı ve alınan rapor doğrultusunda haciz tarihi ile yeniden edinebileceği tezgâhları faaliyete geçireceği tarih arasındaki kazanç kaybı, o tarihteki işyeri kapasitesi ve vergi durumu da araştırılarak belirlenmeli, bu şekilde belirlenen zarar maddi tazminat kapsamında hüküm altına alınmalıdır. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; somut olayda davalının kötü niyetli olmadığı gibi maddi tazminat sorumluluğunu gerektirir kusurlu bir eyleminin de bulunmadığının sabit olduğu, bu nedenle davacının maddi tazminata ilişkin talebinin reddi gerektiği, dolayısıyla direnme kararının bu değişik gerekçe ile bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan sebeplerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. Hâl böyle olunca; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına maddi tazminat bakımından da uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. ..." gerekçesiyle , "... 1) Davalı vekilinin manevi tazminata yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı 2) Davalı vekilinin maddi tazminata yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30 uncu maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429 uncu maddesi gereğince bozulmasına, ..." karar verilmiştir. Karar düzeltme istemi de reddedilmiştir. E. Mahkeme Kararı Mahkemenin tarih ve sayısı yukarıda yazılı kararıyla, "... Davacının tezgahları kullanamadığı 7 yıl için tazminat talebinde bulunduğu, davalı tarafça bu hesaplamanın yapılabilmesi için davacının vergi kaydının, tezgahlarda yaptığı işlerin, kazandığı gelirlerin, haciz tarihinden dava tarihine kadar vergi kayıtlarının, defter, belge ve ticari faturaların incelenmesini istediği, ancak mahkememizce yapılan keşif ve alınan kök ve ek raporlar dikkate alındığında davacının gerçek zararının tespit edilemeyeceğinin bildirildiği görülmüş, bu sebeple davalı yanın toplanmasını talep ettiği diğer delillerin toplanmasına gerek duyulmamış, mevcut bilirkişi raporu hükme esas alınmıştır. Bilirkişiler tarafından yüzey taşlama tezgahının dava tarihi olan 2013 yılı itibari ile piyasa rayiç değerinin 25.000,00 TL olduğunu, torna tezgahının yıllık kazancının kiralanmak şartı ile ÜFE bazında 2006 -2013 yılları arasında yapılan hesaplama sonunda 91.742,64 TL olarak, yüzey taşlama tezgahının yıllık kazancının da yine ÜFE bazında 2006-2013 yılları arasında 102.124,80 TL olarak hesaplandığı, toplam kazanç bedelinin 193.867,44 TL olduğu, tezgahların muhafaza altında kaldığı zaman da gözönüne alındığında, bilirkişilerce tüm doneler mevcut varsayılarak hesaplama yapıldığı, ancak kendi ifade ettikleri gibi muhafaza süresi uzun olduğundan davacının kesin zararının net olarak tespit edilmeyeceği, bunun yanında tezgahlar davacının uhdesinde kalsa idi yapılacak bakım ve tamir masrafları ile yıpranma payının da hesaba katılması gerektiği, bu nedenle tespit edilen kazanç kaybından %25 takdiri indirim yapılmasının ve muhafaza tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasının, fazlaya ilişen talebin ise reddinin hakkaniyete uygun olacağı kanaatine varılmıştır. Birleşen dosya bakımından kullanılmayan her iki tezgah için muhafaza tarihinden itibaren her ay için bilirkişilerce tespit edilecek tazminat miktarlarına asıl dava tarihine kadar uygulanacak ticari faiz talebinde bulunulduğu, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 100.000,00 TL faiz talep edildiği, haksız fiil sebebiyle uğranılan zararın tazmininde talep halinde haksız fiil tarihinden itibaren faize hükmedilebileceği, ancak davanın her iki tarafı tacir ise de, aralarında doğrudan bir ticari iş ilişkisi bulunmadığı, davanın konusunu taraflar arasındaki ticari iş ilişkisinin oluşturmadığı, haksız fiil sebebiyle tazminata ilişkin olduğu, bu durumda davacının ticari faiz talebinin kabul edilemeyeceği, yasal faize ilişkin yapılan hesaplamada davacının talep edebileceği yasal faiz miktarının 46.101,94 TL olacağının tespit edildiği, talebin bu miktar üzerinden kısmen kabulüne karar verilebileceği anlaşılmıştır. Manevi tazminat talebi yönünden dosya kapsamından, davacı şirket tarafından davalı ve dava dışı ... Otomotiv Kalıp Müh. Ltd. Şti’ye karşı açılan istihkak davasında yapılan yargılama sonucunda davanın kabulü ile davacı yararına % 15 kötüniyet tazminatına hükmedildiği, Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 2013/424 Esas 2013/2260 Karar sayılı ilamında sadece finansal kiralama sözleşmesinin varlığından haberdar olmanın ve yasal bir hakkın kullanılması kapsamında istihkak iddiasına karşı çıkmanın kötüniyet olarak değerlendirilmemesi gerektiği belirtilerek “...%15’i oranında tazminatın davalı alacaklıdan alınarak davacıya ödenmesine” ibaresinin çıkartılarak yerine “İİK’nin 97/15 inci maddesindeki yasal koşullar oluşmadığından tazminata hükmedilmesine yer olmadığına“ ibaresinin yazılmasına, hükmün bu şekli ile düzeltilerek onanmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda davalının haciz işleminde kötü niyet ve ağır kusuru bulunmadığından manevi tazminatın reddine karar vermek gerekmiştir. ..." gerekçesiyle, "...1-) Asıl ve Birleşen Davanın Kısmen Kabul Kısmen reddine, 2-) Davacının manevi tazminat talebinin reddine, 3-) Davacının maddi tazminat yönünden talebinin kısmen kabulü ile; 25.000,00 TL Proth marka yüzey taşlama tezgahı bedeli ile yine usuli kazanılmış hak ilkesi de dikkate alınarak 145.400,58 TL kazanç kaybı tazminatının dava tarihinden itibaren hesap edilecek yasal faizi ile birlikte davalı taraftan tahsil edilerek davacıya ödenmesine, asıl ve birleşen davada fazlaya ilişkin diğer taleplerinin reddine ... " karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuran Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; direnme kararının bozulması üzerine yapılan yargılama sonucunda kabul edilen tazminata önceki kararların aksine mahkemece faizin başlangıcı olarak dava tarihinin gösterilmiş olmasının usul yasa ve kazanılmış haklara aykırı olduğunu, davalının faiz başlangıcını öncesinde de temyize taşımadığını davacı lehine usuli kazanılmış hak oluştuğunu, mahkemenin tazminat ve iade edilmeyen tezgah bedeline dava tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte tahsili şeklinde değiştirmesinin hatalı olduğunu, iade edilmeyen 25.000,00 TL tezgah bedeli ile tazminat bedeli 145.400 TL'nin haksız haciz tarihi olan 08.09.2006 tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlite tahsiline dair düzelterek onama kararı verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili temyiz dilekçesinde; mahkemenin bozma gerekçelerini gözardı ederek karar verdiğini, davacı şirketin davaya konu tezgahlarla kazanacağı gelirlerin tespiti amacı ile davacı şirketin vergi kaydının celbi, davacı şirketin gelir vergi beyannamelerinin celbi ile, davaya konu tezgahlara ilişkin yaptıkları işlerin ve bu işlerden kazandıkları gelirlerin resmi defter ve belgelerin celbi, davacı şirketin haciz tarihi olan 2005 senesinden dava tarihine kadar tüm vergi kaydı dosyalarının celbi, davacının vergi kayıtlarının celbine karar verilerek, bozma ilamında belirtildiği şekilde uzman bilirkişiden rapor alınması gerektiğini, davacı şirketin 2006 senesinden itibaren tüm vergi beyanları celp edilmiş olsa idi, davanın haksızlığı ve gelir kaybı olmadığının ortaya konulacağını, bilirkişiler tarafından saat hesaplamaları yapılırken, hiçbir maddi delil ve örnek saat ücret hesaplaması örneği ibraz edilmeden ve bu örneklerin esas alındığı yazılmadan rapor tanzim edilmesinin hatalı olduğunu, mahkemece, aynı tür işleri yapan birkaç firmadan davaya konu makinelerin ortalama kaç saat çalıştığı yönünde araştırma yapıldıktan sonra, konularında uzman bilirkişi heyetinden rapor alınarak karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, makine parçası imalatı yapan davacı şirketin dava dışı finansal kiralama şirketinden kiralamış olduğu makinelerin haczedilmezlik itirazına rağmen haksız yere haczedilmesi sonucu oluşan maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 427, 428, 429 ile 439 uncu maddesi, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 82 inci maddesi. 3. Değerlendirme 1. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, kararın bozmaya uygun olmasına göre taraf vekillerinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince; dosyadaki bilgi ve belgelerden; mahkemenin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bozma kararı öncesi vermiş olduğu kararlarında faiz başlangıcını 08.09.2006 tarihinden (muhafaza tarihinden) itibaren başlattığı ve bu hususun davalı tarafça temyiz edilmediği, Daire ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun bozma ilamları kapsamı dışında kalarak kesinleştiği anlaşılmakla, davacının usulü kazanılmış hakkını zedeler şekilde mahkeme son kararında faiz başlangıcının dava tarihi olarak belirlenmesi doğru olmamış, bu durum kararın bozulmasını gerektirmiştir. 3. Davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince; usuli kazanılmış hak kurumu, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. 1086 sayılı HUMK'nun yürürlükte olduğu dönemde çıkarılan 09.05.1960 tarih, 1960/21 Esas, 1960/9 karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; Yargıtay bozma kararına uyulmakla orada belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına usulî kazanılmış hak, aynı doğrultuda işlem yapılması yolunda yerel mahkeme için de zorunluluk doğacağı, usulî kazanılmış hakka ilişkin açık kanun hükmü olmasa da temyiz sonucu verilecek bozma kararının hakka ve usule uygun karar verilmesini sağlamaktan ibaret olan amacı ve muhakeme usulünün hakka varma ve hakkı bulma maksadıyla kabul edilmiş olması yanında hukuki alanda istikrar amacıyla kabul edilmiş bulunması bakımından usulî kazanılmış hak müessesesinin usul hukukunun dayandığı ana esaslardan olup kamu düzeniyle de ilgili olduğu belirtilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda da usulî kazanılmış hakka ilişkin açık bir düzenleme bulunmamakta ise de bu ilkenin uygulanma gerekliliği HMK hükümleri karşısında da varlığını sürdürmektedir. Yargıtay'ın bozma kararına uyan mahkeme, bozma kararı uyarınca işlem yapmak ve hüküm vermek zorundadır. Çünkü, mahkemenin bozma kararına uyması ile, bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulü müktesep hak doğmuştur. Yargısal ve bilimsel içtihatlarda “usulî kazanılmış hak” ya da “usulî müktesep hak” olarak adlandırılan bu ilke Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 10.02.1998 tarih, 1987/2-520 Esas ve 1988/89 Karar sayılı ilâmında “Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen bozma gereğince işlem yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisinin lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usuli kazanılmış hak denilmektedir...” şeklinde tanımlanmaktadır. Daire kararı ve direnme üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca verilen bozma kararında açıkça hükme esas alınan 04.05.2015 tarihli bilirkişi raporunda, tezgâhların muhafaza altına alındığı 08.09.2006 tarihinden istihkak davasının kesinleşme tarihi olan 2013 yılına kadar davacının mahrum kaldığı kazanç tutarı hesaplandığı ancak davacı şirket tarafından dava konusu tezgâhların muhafazalı haciz yapılarak elinden alınması üzerine yerine yenilerini alarak ticari faaliyetlerine devam etmesinin mümkün olduğu, bu durumda; davacı şirketin tezgâhları yeniden edinebileceği ve faaliyete geçirebileceği makul süre belirlenerek bilirkişiden bu yönde rapor alınması ve alınan rapor doğrultusunda haciz tarihi ile yeniden edinebileceği tezgâhları faaliyete geçireceği tarih arasındaki kazanç kaybı, o tarihteki işyeri kapasitesi ve vergi durumu da araştırılarak belirlenmesi, bu şekilde belirlenen zararın maddi tazminat kapsamında hüküm altına alınması gerektiği belirtilmiştir. Mahkemece alınan son bilirkişi raporunda bu yönde bir değerlendirme mevcut ise de raporda davacının en erken 2012 yılında yeni makineler alabileceği değerlendirilerek 6 yıllık bir süre için zarar hesabı yapılmıştır. Bu süre davacının tacir olması da gözetildiğinde hayatın olağan akışıyla örtüşmeyecek ve makul olamayacak kadar uzun bir zaman dilimidir. Mahkeme ise gerekçeli kararında bozma ilamında belirlenen makul süre konusunda hiç bir değerlendirme yapmadan bozma öncesi alınan bilirkişi raporunu karar gerekçesinde özetleyerek bozma öncesi verilen hükmün aynısını yeniden oluşturmuştur. Bu durumda, bozmaya uyulmasına rağmen davacının tezgahların yenisini alabileceği makul süre konusunda yeterli inceleme ve değerlendirme yapılmaksızın bozmanın gereği tam olarak yerine getirilmeden eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yayasa uygun düşmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. VI. KARAR 1. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, 2. Değerlendirme bölümünün (2) numaralı bendinde açıklanan nedenle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının davacı yararına; değerlendirme bölümünün (3) numaralı bendinde açıklanan nedenle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının davalı yararına BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davacı ve davalıya iadesine, Dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, 25.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.