Başvuru, sözleşmede yer alan cezai şartın uygulanması üzerine açılan davada uyuşmazlığın sonucuna etkili iddiaların ve itirazların karşılanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılama hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru; sözleşmede yer alan cezai şartın uygulanması üzerine açılan davada uyuşmazlığın sonucuna etkili iddiaların ve itirazların karşılanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılama hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 18/11/2019 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ile Türk Eczacılar Birliği (TEB) arasında düzenlenen 19/1/2009 tarihli Sosyal Güvenlik Kurumu Kapsamındaki Kişilerin Türk Eczacılar Birliği Üyesi Eczanelerden İlaç Teminine İlişkin Protokol'ün hükümlerinde öngörüldüğü şekliyle başvurucunun ilaç teslim ettiği kişilerin kimlik kontrolünü yapmadığı gerekçesiyle hakkında 658,80 TL cezai şart uygulanmıştır. Başvurucu, SGK'nın 25/3/2013 tarihli yazısıyla bildirilen cezai şartın haksızlığının tespit edilmesi ve önlenmesi talebiyle Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmış; Mahkeme, reçetelerin yasal yollar izlenerek oluşturulduğu, iğfal kabiliyetini haiz olduğu, idare tarafından uygulanan cezai şartın haksız olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar vermiştir. Davalı SGK, temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Yargıtay Hukuk Dairesi 16/2/2016 tarihli ilamıyla özetle eczane sabihi olan başvurucunun ibraz edilen reçetelerin arkasına ilaçları teslim alan kişilerin kimlik bilgilerini yazması gerektiğini, kendisinin de taraf olduğu protokol hükümlerinde öngörülen kimlik tespiti yapma yükümlülüğünü yerine getirmediğini, ilaçların dava dışı kurum sigortalısına teslim edilmediğini, protokolün 3 maddesine aykırı hareket etmesi nedeniyle hakkında uygulanan cezai işlemin yerinde olduğunu, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek kararı bozmuştur. Mahkeme 6/6/2017 tarihinde bozma kararına uyarak davanın reddine karar vermiş; başvurucunun temyiz ettiği bu karar, Yargıtay Hukuk Dairesinin 25/6/2019 tarihli ilamıyla onanmıştır. Başvurucunun karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 27/9/2019 tarihli ilamıyla reddedilmiştir. Bu karar 19/10/2019 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir. Başvurucu 18/11/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. SGK ile TEB arasında düzenlenen protokolün ilgili kısmı şöyledir:"... Reçetelerin arka yüzünde; ilacı/ilaçları alan kişinin adı, soyadı ve '..kalem... kutu ilacı aldım' ibaresi, hastanın veya birinci derece yakınının telefon numarası ve/veya adresi, imzası, ilacın/ilaçların reçete sahibi veya birinci derece yakını dışındaki kişilerce alınması halinde ise ayrıca T. kimlik numarası, T. kimlik numarası olmaması hâlinde ibraz edilen kimlik belge numarası yer alacaktır.... Eczanenin Kuruma fatura ettiği reçetelerde bulunması gereken ve reçete muhteviyatı ilaçların reçete sahibine ya da yakınına teslim edildiğine ilişkin imzanın, reçete sahibine veya ilaçların teslim edildiği yakınına ait olmadığının tespit edilmesi halinde reçete bedelinin 5 katı tutarında cezai şart uygulanarak eczacı yazılı olarak uyarılır, tekrarı hâlinde reçete bedelinin 5 katı tutarında cezai şart uygulanarak sözleşme feshedilir ve 1 ay süre ile sözleşme yapılmaz...." Yargıtay Hukuk Dairesinin 16/2/2016 tarihli ve E.2014/22441 K.2016/4207 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir: "...Dava, davalı Kurum tarafından uygulanan uyarı ve cezai şart işleminin protokole aykırı olduğu ileri sürülerek açılmış, işlemin haksızlığının tespiti ve çekişmenin önlenmesi istemine ilişkindir. Davalı, kurumlarına verilen hasta şikâyetleri üzerine yaptıkları araştırmalarda hak sahibi sigortalıların Gazi Hastanesinde Medula sisteminde yer alan tarihlerde muayene olmadıklarını, adlarına düzenlenen rapor ve reçetelerden haberdar olmadıkları gibi ilaçları da eczaneden alıp kullanmadıklarını beyan etmeleri üzerine yürütülen soruşturma sonucunda, davacı eczane tarafından 11 adet sahte reçetenin kuruma fatura edilmesi sonucunda ceza uygulandığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, medula sisteminde kayıtlı rapor ve reçetelere güvenilerek ilaç verilmesinde davacının bir kusurunun olmadığı, yolsuzluk yapan kişilerin davalıya ağır zarar verdiğine ilişkin bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının sözleşmenin 3 maddesini ihlal etmediği gerekçeleri ile davanın kabulüne karar verilmiştir. Davacının, bir dönem sahibi olduğu Eczanesi ile birlikte 31 eczane hakkında yapılan şikayet ve soruşturma neticesinde düzenlenen müfettiş raporu doğrultusunda davacıya ait eczanede usulüne uygun olarak düzenlenmemiş 11 adet reçetenin bulunduğunun belirlendiği, bu reçetelerin kişiler tarafından sahte olarak tanzim olunduğu ve bedellerinin kuruma fatura edilmesinden dolayı idare tarafından sözleşmenin 3 maddesi uyarınca cezai işlem tesis edildiği, davacı eczanenin ibraz edilen reçetelerin arkasına ilaçları teslim alan kişilerin kimlik bilgilerini yazması gerektiği, davacının kendisinin de taraf olarak imzaladığı protokol hükümlerine göre kendisine yüklenen kimlik tespiti yapma yükümlülüğünü yerine getirmediği, şayet ilaçları teslim etmek için reçeteyi ibraz eden kişilerden kimlik bilgilerini sormuş olsa idi bu kişilerin ilaçları teslim almaya yetkili olmadıklarının anlaşılacağını, davaya ve davalının işlemine konu reçetelerin sahteliği sabit olup, bilirkişi raporu ile belirlenen iğfal kabiliyeti hususunun ceza yargılaması yönünden sonuç doğuracağı, davacının kimlik tespiti yapma yükümlülüğünü yerine getirmemiş olması nedeniyle sorumluluğunun ortadan kalkmayacağı, davacı eczanenin eyleminin sabit olup, yapılan işlemin protokole uygun olduğu dolayısıyla uygulanan cezai işlemin hukuka uygun olduğu tereddüte ya da duraksamaya mahal bırakmayacak şekilde sabittir. Ayrıca dava konusu işleme esas teşkil reçetelerin sahte olduğu tarafların ve mahkemenin kabulündedir. Dava konusu para cezasına ilişkin işlemin dayanağı olan taraflar arasındaki sözleşmenin maddesinde;" eczanenin kuruma fatura ettiği reçetelerden bulunması gereken ve reçete muhteviyatı ilaçların reçete sahibine yada yakınına teslim edildiğine ilişkin imzanın, reçete sahibine veya ilaçları teslim edildiği yakınına ait olmadığının tespit edilmesi halinde, reçete bedelinin 5 katı tutarında cezai şart uygulanarak eczacı yazılı olarak uyarılır, tekrarı halinde reçetebedelinin 5 katı tutarında cezai şart uygulanarak sözleşme feshedilir ve 1 (bir) ay süre ile sözleşme yapılmaz" şeklinde düzenleme yapılmıştır. Dosya kapsamı ve özellikle dava dışı sigortalının şikayet dilekçesi içeriği itibariyle ilaçların dava dışı davalı kurum sigortalısına teslim edilmediği halde, bu kişilere teslim edilmiş gibi reçete arkasının imzalandığı sabit olup, davacının bu şekilde sözleşmenin maddesine aykırı davranması nedeniyle davacı hakkında uygulanan cezai işlemin yerinde olduğu anlaşılmaktadır. Bu açıklamalar karşısında davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir...." Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 4/11/2021 tarihli ve E.2017/(13)3-1977, K.2021/1346 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"... UYUŞMAZLIK Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; üçüncü kişilerin sahtecilik eylemleri neticesinde oluşturulan gerçeğe aykırı sağlık raporları ve bunlara bağlı reçeteleri davalı kuruma fatura eden davacı eczane hakkında, ilaç teslimi sırasında hak sahiplerinin kimlik tespitlerinin usulüne uygun yapılmadığı gerekçesiyle cezai işlem uygulanmasında hukuka aykırılık bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. GEREKÇE Dava eczacılık protokolü çerçevesinde haksız uygulandığı ileri sürülen cezai işlemin iptali suretiyle muarazanın giderilmesi istemine ilişkin olup Mahkeme ve Özel Daire arasındaki uyuşmazlığın çözümünde öncelikle konuyla ilgili mevzuat ve sözleşme hükümlerinin incelenmesi gereklidir. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun “Sağlık hizmetlerinden yararlanma şartları” başlıklı maddesinin üçüncü fıkrasına göre “…genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sağlık hizmetlerinden ve diğer haklardan yararlanabilmeleri için sağlık hizmet sunucularına başvurduklarında acil haller hariç olmak üzere (acil hallerde ise acil halin sona ermesinden sonra); biyometrik yöntemlerle kimlik doğrulamasının yapılması ve/veya nüfus cüzdanı, sürücü belgesi, evlenme cüzdanı, pasaport veya Kurum tarafından verilen resimli sağlık kartı belgelerinden birinin gösterilmesi zorunludur”. Aynı Kanun’un maddesine göre ise 'Sağlık hizmeti sunucuları, genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilere sağlık hizmeti sunumu aşamasında (acil hallerde ise acil halin sona ermesinden sonra), 67 nci maddenin üçüncü fıkrasında sayılan belgeleri ve bu belgelerin başvuran kişiye ait olup olmadığını kontrol etmek zorundadır.' 2008 tarihli, 26981 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Genel Sağlık Sigortası İşlemleri Yönetmeliği’nin maddesi de aynı yöne işaret etmektedir. Somut olayın gerçekleştiği tarihte geçerli olan Sağlık Uygulama Tebliğinin (SUT) 3/6 maddesine göre de 'Sağlık kurum ve kuruluşları, Kurum sağlık yardımlarından yararlandırılan kişilerin müracaatı aşamasında (acil hallerde ise acil halin sona ermesinden sonra) nüfus cüzdanı, sürücü belgesi, evlenme cüzdanı, pasaport veya verilmiş ise Kurum sağlık kartı belgelerinden biri ile kimlik tespiti yapacaktır. Kimlik tespiti yükümlülüğünü yapmayan ve bu nedenle bir başka kişiye sağlık hizmeti sunulması nedeniyle Kurumun zarara uğramasına sebebiyet veren sağlık hizmeti sunucularından uğranılan zarar geri alınır.' Açıklanan hükümler gereği sağlık hizmeti sunucusu olan eczaneler kendisine başvuran kişiye hizmetini sunarken kişinin kimlik tespitini usulüne uygun şekilde yapmak zorundadır. Taraflar arasındaki 2009 yılına ait 'Sağlık Hizmeti Alım Protokolü'nün 'Reçetelerin arka yüzünde; ilacı ilaçları alan kişinin adı, soyadı ve ' ... kalem .... kutu ilacı aldım' ibaresi, hastanın veya birinci derece yakınının telefon numarası ve veya adresi, imzası, ilacın ilaçların reçete sahibi veya birinci derece yakını dışındaki kişilerce alınması hâlinde ise ayrıca T. kimlik numarası, T. kimlik numarası olmaması hâlinde ibraz edilen kimlik belge numarası yer alacaktır' şeklindeki (3) maddesi uyarınca eczane, karşıladığı reçetedeki ilaçları verirken kimlik kontrolü yapmak ve reçete arkasına ilaçları alan kişinin bilgilerini doğru kaydetmek yükümlülüğü altındadır. Anılan bu sözleşme hükmüne aykırılığın yaptırımı, protokolün cezai şart uygulanacak fiiller başlığı altında (3) maddesinde düzenlenmiş olup maddenin üçüncü bendine göre, eczanenin Kuruma fatura ettiği reçetelerde bulunması gereken ve reçete muhteviyatı ilaçların reçete sahibine veya yakınına teslim edildiğine ilişkin imzanın, reçete sahibi ya da yakınına ait olmadığının tespit edilmesi hâlinde, reçete bedelinin beş katı kadar cezai şart uygulanarak eczacının yazılı olarak uyarılacağı, tekrarı durumunda reçete bedelinin beş katı tutarında cezai şart yanında sözleşmenin feshedileceği ve bir ay süreyle sözleşme yapılamayacağı hükme bağlanmıştır. Cezai şart uygulanmasını gerektirir hâllerden bir diğeri ise eczacı ya da eczane çalışanlarınca Kurumu zarara uğratmak maksadıyla kasıtlı olarak Kuruma sahte ilaç fiyat küpürü, sahte reçete veya rapor fatura edilmesi hâlidir ve bu durumda protokolün (19) maddesinde düzenlenen sahte reçete bedelinin on katı tutarında cezai şart ile sözleşmenin feshi ve iki yıl süreyle yeni sözleşme yapılmaması müeyyidesi uygulanır. Yine protokolün 6 maddesine göre 3 maddesinde sayılan fiillerin varlığının tespiti durumunda reçete bedellerinin ödenmeyecek, Kurumca yersiz ödeme yapılmışsa eczacının tahakkuk etmiş alacağından mahsup edilecektir. Somut olayda davalı Kurum Teftiş Başkanlığının 2012 tarihli soruştuma raporunda dava dışı hastanedeki birtakım usulsüz işlemler çerçevesinde sahte rapor ve reçeteler düzenlendiği iddiası araştırılmış, gerçekten de pek çok eczaneye bu sahte belgelerin verildiği ve ilaçların Kuruma fatura edildiği tespit olunmuştur. Bu çerçevede yapılan incelemede davacının da aralarında bulunduğu bazı eczanelerde söz konusu sahte belgeleri sunarak ilaç isteyen kişilerin kimlik tespitinin usulüne uygun yapılmadığı belirlenmiş ve bu eczanelerin sahtecilik eylemine iştirakleri olmadığından protokolün (19) maddesinden değil, yalnızca kimlik kontrol yükümlülüğüne aykırılık nedeniyle (3) maddesi çerçevesinde cezai işlem uygulanmıştır. Davacı açtığı davada; sahteciliğe iştirak etmedikleri gibi sahte raporların Medula sistemine kaydedilmiş olmasının eczaneleri yanılttığını ve uygulanan ceza ile mağdur edildiklerini ileri sürmüş ve Mahkemece de bu iddialar yerinde bulunmuştur. Ne var ki dava konusu işlemin sahtecilik eylemi ile ilgisi bulunmamaktadır. Zira protokolün (3) hükmü şeklî bir sözleşmeye aykırılık hâlini düzenlemekte ve eczanenin 5510 sayılı Kanun, ilgili Yönetmelik ve SUT hükümleri gereğince yapmakla yükümlü olduğu kimlik tespit ve kontrol işlemini yerine getirmemesine cezai sonuç bağlamaktadır. Söz konusu yaptırımın uygulanması için eczacı veya eczane çalışanlarının zarar kastı yahut Kurumun zarara uğraması gerekmez. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 2016 tarihli, 2014/13-1185 E., 2016/1079 K. sayılı, 2015 tarihli, 2014/13-267 E., 2015/1673 K. sayılı kararları da aynı yöndedir. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uymak gerekirken hatalı değerlendirmeyle önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır...."