TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA MAHKEMESİ GENEL KURUL KARAR SABRİ UHRAĞ BAŞVURUSU (Başvuru Numarası: 2017/34596) Karar Tarihi: 29/12/2020 R.G. Tarih ve Sayı: 28/1/2021-31378 Başvuru Numarası : 2017/34596 Karar Tarihi : 29/12/2020 2GENEL KURUL KARAR Başkan : Zühtü ARSLAN Başkanvekili : Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili : Kadir ÖZKAYA Üyeler : Burhan ÜSTÜN Engin YILDIRIM Hicabi DURSUN Celal Mümtaz AKINCI Muammer TOPAL M. Emin KUZ Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYELYusuf Şevki HAKYEMEZYıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin
TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA MAHKEMESİ GENEL KURUL KARAR SABRİ UHRAĞ BAŞVURUSU (Başvuru Numarası: 2017/34596) Karar Tarihi: 29/12/2020 R.G. Tarih ve Sayı: 28/1/2021-31378 Başvuru Numarası : 2017/34596 Karar Tarihi : 29/12/2020 2GENEL KURUL KARAR Başkan : Zühtü ARSLAN Başkanvekili : Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili : Kadir ÖZKAYA Üyeler : Burhan ÜSTÜN Engin YILDIRIM Hicabi DURSUN Celal Mümtaz AKINCI Muammer TOPAL M. Emin KUZ Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYELYusuf Şevki HAKYEMEZYıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ Basri BAĞCI Raportör : M. Emin ŞAHİNER Başvurucu : Sabri UHRAĞ Vekili : Av. Meral ÇOLAK I. BAŞVURUNUN KONUSU 1. Başvuru, başvurucuya ait taşınmazın madencilik faaliyetlerine bağlı olarak tasman etkisi sonucu zarar görmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. II. BAŞVURU SÜRECİ 2. Başvuru 6/9/2017 tarihinde yapılmıştır.3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön i ncelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. 4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafında n yapılmasına karar verilmiştir. 5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve es as incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru Numarası : 2017/34596 Karar Tarihi : 29/12/2020 36. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. 7. İkinci Bölüm tarafından 21/7/2020 tarihinde yapılan toplantıd a, niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması gerekli gör üldüğünden başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) 28. maddesinin (3) num aralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar verilmiştir. III. OLAY VE OLGULAR 8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili ola ylar özetle şöyledir: A. Uyuşmazlığın Arka Planı 9. Ülkemizde en önemli taş kömürü rezervleri başvuruya konu t aşınmazın da yer aldığı Zonguldak havzasında bulunmaktadır. Bu çerçevede Zonguld ak havzası taş kömürlerinin 19. yüzyıl ortalarından itibaren ülkemizin ekonomi k, endüstriyel ve toplumsal gelişiminde önemli bir payı olduğu kabul edilmektedir. Havza-i Fahmiye olarak adlandırılan anılan bölgedeki taş kömürü havzasının sınırları 17/1/1326 (191 0) tarihli ve 289 sayılı Tezkere-i Samiyye (Sadaret Tezkeresi) ile belirlenmiştir. Tezke re ile havzanın bir haritasının da yapılması amaçlanmış ancak bu harita yapılamamış, Ereğli köm ür havzasının sınırını gösteren 1295 tarihli Bahriye Nezareti haritasıyla yetinilmişti r. Buna göre Zonguldak merkez ilçesi, Ereğli, Bartın, Çaycuma ve Kurucaşile ilçelerinin tamam ı, Devrek, Ulus ve Karabük ilçelerinin de bir kısmı havza kapsamı içine alınmıştır. 10. Cumhuriyet döneminde 5/2/1958 tarihli ve 4/9925 sayılı Bakan lar Kurulu Kararnamesi ile havzanın sınırları genişletilmiştir. 11. 10/10/1983 tarihli ve 96 sayılı Türkiye Taşkömürü Kurumu Kur uluşu Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (KHK) 14. maddesiyle Tezkere-i Sam iyye ile belirlenen ve bilahare 5/2/1958 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile genişletil en saha, kömür havzasına tahsis edilmiştir. 12. Öte yandan Tezkere-i Samiyye ile havza içinde kalan taşınma z malların kazandırıcı zamanaşımı yoluyla iktisap edilmesi yasaklanmıştır. 13. Cumhuriyet döneminde Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Gen el Kurulunun 10/6/1953 tarihli ve E.1953/6, K.1953/5 sayılı kararı ile Tezke re-i Samiyye'nin hâlen geçerli olduğu, bu tezkerenin konusunu oluşturan taşınmazların kamu mal ları kapsamına alındığı ve bu nedenle söz konusu kömür havzasındaki taşınmazların kazandır ıcı zamanaşımı yoluyla iktisap edilemeyeceği kabul edilmiştir. Bununla birlikte Tezker e-i Samiyye gereği kazanılmış olan haklar saklı tutulmuş, bu kapsamda 17/1/1326 (1910) tarihi nden önce on yıllık kazandırıcı zamanaşımı şartı gerçekleşmişse zilyedi lehine tesc il kararı verilebilmesi mümkün görülmüştür. 14. 96 sayılı KHK'nın 14. maddesinde Tezkere-i Samiyye ile belir lenen ve bilahare 5/2/1958 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile genişletilen ve ayn ı madde ile kömür havzasına tahsis edilen sahanın kamu malı olduğu hükme bağlanmıştır. Başvuru Numarası : 2017/34596 Karar Tarihi : 29/12/2020 415. Nihayet 5/6/1986 tarihli ve 3303 sayılı Taşkömürü Havzasında ki Taşınma z Malların İktisabına Dair Kanun 19/6/1989 tarihli ve 19139 sayıl ı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu Kanun'un 1. maddesine göre söz konusu taş kömürü havzası dâhilindeki taşınmazların zilyetleri adına tesciline im kân sağlanmıştır. Buna karşılık aynı Kanun'un 3. maddesinde ise tespit ve tescil edilen taşınma zların maliklerinin maden işletmeciliği sebebiyle meydana gelen zararlardan dolayı bir ha k ve tazminat talep edemeyecekleri düzenlenmiştir. 16. Ayrıca Tezkere-i Samiyye, Anayasa Mahkemesi kararına da konu olmuştur. Mahkemenin 25/3/1963 tarihli ve E.1963/28, K.1963/66 sayılı kar arı ile Tezkere-i Samiyye'nin dayanağı olan itiraz konusu 289 sayılı Meclisi Vüke lâ (Bakanlar Kurulu) kararının kanun niteliğinde olmadığı, idari bir karardan ibaret olduğu belirtilerek itirazın görev yönünden reddine karar verilmiştir. B. Başvuruya Konu Dava Süreci 17. Zonguldak'ın Merkez ilçesine bağlı Dilaver Mahallesi'nde bul unan 1008 ada 14 parsel sayılı taşınmaz kadastro sonucu 5/7/2011 tarihinde başvu rucu adına tapuya tescil edilmiştir. Bu taşınmaz üzerinde 1975 yılında yapılmış iki katl ı yığma kârgir niteliğinde bir konut bulunmaktadır. Kadastro tespitine itiraz sonucu hisseli h âle gelen taşınmazda 24/12/2012 tarihinde ifrazen taksim işlemi gerçekleştirilmiş, s onuç olarak ifraz edilen taşınmazlardan 1008 ada 19 parsel iki katlı kârgir ev ve bahçes i nitelikli ve 377,54 metrekare yüz ölçümlü olarak başvurucu adına tapuya tescil edilmiştir. Ta şınmazın bulunduğu alan Zonguldak Belediyesinin 17. Etap İmar Islah Planı'nda ayrık niz amda üç katl ı konut yapılaşmas ı alan ı olarak gösterilmiştir. 18. Türkiye Taşkömürü Kurumu Genel Müdürlüğü (TTK), Demir Mad. Pet. Ür. İnş. Tur. Nak. San. Tic. A.Ş. ile dosya kapsamından anlaşılamayan bi r tarihte rödövans sözleşmesi imzalamak suretiyle söz konusu şirkete 7 No.lu ruhsa t sahasında maden işletme hakkını devrederek madencilik faaliyetinde bulunma izni tanımış tır. Başvurucunun beyanına göre anılan sahada 1990-1996 yılları arasında TTK, 1996 yılında n günümüze değin ise rödövans işletmecisi faaliyette bulunmaktadır. 19. Başvurucu, mezkûr taşınmazının kusurlu kömür üretimi nedeniy le oluşan tasmandan dolayı meydana gelen çökmeler sebebiyle hasar görerek tamamen kullanılama z hâle geldiği iddiasıyla TTK ile Demir Mad. Pet. Ür. İnş. Tur. N ak. San. Tic. A.Ş. aleyhine Zonguldak 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) 10/8/2011 tari hinde alacak davası açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu; yıkım, enkaz nakliye ve yeniden inşa dolayısıyl a uğradığı zararlardan fazlaya ilişkin haklarını saklı tutup 10.0 00 TL zararın yasal faizi il e birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline kara r verilmesini talep etmiştir. 20. Mahkeme 4/9/2012 tarihinde inşaat mühendisi, maden mühendisi v e maden-jeoloji yüksek mühendisinden müteşekkil teknik bilirkişil er eşliğinde mahallinde keşi f yapmıştır. Keşif sonucu düzenlenen 4/9/2013 tarihli teknik bili rkişi raporunda; dava konusu binanın tamamen kullanılamaz durumda olduğu, meydana gelen hasa rın %15'inin yapımdan kaynaklanan kusurlardan, %85'inin ise davalıların Neomi damarın da kömür üretiminden doğan tasman etkisiyle meydana gelen oturmadan kaynaklandığı, d ava tarihi itibarıyla yıpranma payı ve yapımdan kaynaklanan kusur oranı düşüldükten s onra iki katlı binanın Başvuru Numarası : 2017/34596 Karar Tarihi : 29/12/2020 5değerinin 34.454 TL olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca mezkûr rap ora göre dava konus u yapının bulunduğu taşınmaz 3303 sayılı Kanun kapsamında kalmakt adır. 21. Davalı TTK cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazın 3303 s ayılı Kanun hükümleri uyarınca tespit ve tescil edildiğini, bu Kanun hüküml eri uyarınca taşınmaz malların sahiplerinin maden işletmeciliği sebebiyle meydana gel en zararlar dolayısıyla bir hak ve tazminat talep edemeyeceklerini belirtmiştir. TTK'ya gör e ayrıca rödövans işletmecisi diğer davalı Şirket ile yapılan sözleşmenin 15. maddesi hükmü u yarınca üretim faaliyetleri esnasında işletmeci tarafından özel kişiye veya kamuya ait mall ara veya taşınmazlar a verilecek her türlü zararın sorumluluğu işletmeciye aittir. Diğ er davalı Şirket de cevap dilekçesinde TTK ile akdettikleri mezkûr sözleşmenin kendi aral arındaki iç ilişkiyi düzenlediğini belirtmiştir. 22. Mahkeme 28/11/2013 tarihinde davanın reddine karar vermiş tir. Kararda, Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 23/9/2013 tarihli ilamına da atıf yapılmak suretiyle 3303 sayılı Kanun'un 3. maddesi uyarınca tapu kayıt maliklerinin dah i maden işletmeciliği sebebiyle meydana gelen zararlardan dolayı bir hak ve tazminat talep etme hakları bulunmadığı vurgulanmıştır. Ayrıca başvurucunun şahsi hak iddia sına dayalı olarak taş kömürü havzasında bulunan yapısında oluşan zararın tazmini için herhangi bir hakka sahip olmadığı ifade edilmiştir. 23. Başvurucu tarafından temyiz edilen karar, Yargıtay 4. Huku k Dairesince 28/11/2016 tarihinde onanmıştır. Başvurucunun karar düzeltme ta lebi aynı Daire tarafında n 15/6/2017 tarihinde reddedilmiştir. 24. Nihai karar, başvurucunun vekiline 31/7/2017 tarihinde tebli ğ edilmiştir. 25. Başvurucu 6/9/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. IV. İLGİLİ HUKUK A. Ulusal Hukuk 1. Mevzuat Hükümleri26. 3303 sayılı Kanun'un "Tazminat hakk ı" kenar başlıklı 3. maddesi şöyledir: ' 'Bu Kanuna göre tespit ve tescil edilen ta şınmaz mallar ın sahipleri; madenle r üzerinde herhangi bir hak iddia edemezler, i şletme ve arama haklar ı yoktur, maden işletmeciliği sebebiyle meydana gelen zararlardan dolay ı bir hak ve tazminat talep edemezler. Madenleri i şleten kurum veya tahsis sahiplerinin arama ve i şletme haklar ı aynen devam eder, i ş ve emniyet sahalar ı ile bu sahalar ın uzant ısı içinde mevcut her türlü yeralt ı ve yerüstü tesisleri aynen muhafaza edilir. Bu Kanuna göre tespit ve tescil edilen ta şınmaz mallar ın sahipleri, mülkiyet hakk ına dayanarak bu konularda bir hak ve tazminat iddias ında bulunamazlar." Bu hususlar tapu sicilinin beyanlar hanesinde gösterilir. '' Başvuru Numarası : 2017/34596 Karar Tarihi : 29/12/2020 627.Anılan maddenin gerekçesi şöyledir: "Maddede adlar ına tescil ve tespit yap ılan mal sahiplerinin madenler üzerinde herhangi bir hak iddia edemeyecekleri tespit olunmu ştur. Bu, Anayasan ın 168 inc i maddesindeki 'Tabiî servetler ve kaynaklar Devletin hüküm ve tasarrufuylad ır' hükmü gereğidir. Kömür Havzas ındaki madenlerin aranmas ı, işletilmesi ve muhafazas ında kam u yarar ının mevcutiyeti ve önemi nazara al ınm ıştır. Burada fertlerin mülkiyet haklar ının kısmen k ısıtlanmas ında madenlerin Devlete ait oldu ğu ilkesi göz önünde bul ıındurulmu ştur. Bu Kanun ile fertlere sa ğlad ığı mülkiyet hakk ı nedeniyle Devletin gösterdi ği fedakârl ık nazara al ınarak fertlerin de Devletten bir hak talep etmelerinin do ğru olmayaca ğı düşünülüp fertlerin haklar ında da ölçülü ve hukuka dayal ı kısıtlamalar getirilmi ştir. Yan i buradaki mülkiyet hakk ının k ısıtlanmas ı Anayasam ızın 35 inci maddesinde yer alan kam u yarar ına dayal ı bir k ısıtlamad ır. İşte bu nedenledir ki, bu kanuna göre hak iktisap edecek fertlerin tazminat istemeleri hakkaniyete uygun görülmemi ştir. Amaç maddesinde d e belirtildiği üzere kanunun amac ı hak sahibi vatanda şlar ın taşınmaz mallar ını tescilin e imkân sağlamakt ır. Fertlerin ma ğduriyetini giderirken Devletinde menfaatlerini göz önünde bulundurmak mecburiyeti bulundu ğu bir gerçektir. Hal böyle olunca halen kömür havzas ında faaliyetlerini sürdüren ve kamu hizmeti gören Türkiye Ta şkömürü Kurumunun bu faaliyetlerini idame ettirebilmesi için i ş ve emniyet sahalar ı ve bu sahalar ın uzant ılar ında bulunan her türlü yer alt ı ve yer üstü tesislerinin de aynen muhafazas ında zaruret bulunmaktad ır. Bu sebepledir ki, bu tesislerin muhafazas ına dair de düzenleme yap ılmıştır. A y r ıca Kurumun maden i şletmeciliği nedeni ile tazminat ödeme durumunda kalmas ı halinde halen miktar ı milyarlar ı bulunan bir ödeme ile kar şı karşıya kalmas ı durum u meydana gelecektir. Bu ise sermayesi nazara al ındığında kurumun hayat ının devam ına engel olabilecektir. Yukar ıda da belirtildi ği veçhile kamu yarar ı nedeniyle fertlerin tazminat talep edememeleri zarureti kar şısında maddedeki düzenleme yap ılmıştır." 28. 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanunu nun Madencilik faaliyetlerinde izinler kenar başlıklı 7. maddesinin birinci fıkrası şöyledir: Madencilik faaliyetlerinin yap ılmas ı ve ruhsatland ırma işlemlerinin yürütülmesi il e ilgili olarak yeni verilecek ruhsat alanlar ına maden i şletme yöntemi, faaliyetin yap ıldığı bölge, madenin cinsi, yap ılacak yat ırımın çevresel etkileri, şehirleşme ve benzeri hususlar dikkate al ınarak, temdit talepleri dahil ruhsat verilen alanlarda kazan ılmış haklar korunmak kayd ıyla, ilgili kurumlar ın görüşleri al ınarak Bakanl ık taraf ından k ısıtlama getirilebilir. İlk müracaat veya ihale yolu ile yap ılacak ruhsatland ırmalarda müracaat ın yap ılacağı alanlar diğer kanunlar ile getirilen k ısıtlamalar gözönüne al ınarak Bakanl ıkça ruhsat müracaat ına kapat ılabilir. K ısıtlama gerekçesi ortadan kalkan alanlar ihale yoluyla aramalara aç ılır. Bu Kanun d ışında madencilik faaliyetleri ile ilgili olarak yap ılacak her türlü k ısıtlama ancak kanun ile düzenlenir. 29. 3213 sayılı Kanun'un ek 1. maddesinin ilgili kısmı şöyledi r: "3867 say ılı Ereğli Kömür Havzas ındaki Ocaklar ın Devletçe İşlettirilmesi Hakk ında Kanun ile Devletçe i şlettirilmesi kararla ştırılan Ereğli Kömür Havzas ındaki madencilik faaliyetleri bu Kanun hükümlerine tâbidir. ... Türkiye Ta şkömürü Kurumu ile Türkiye Kömür İşletmeleri, uhdelerinde bulunan made n ruhsatlar ını işletmeye, i şlettirmeye, bunlar ı bölerek yeni ruhsat talep etmeye ve bu ruhsatlar ı Başvuru Numarası : 2017/34596 Karar Tarihi : 29/12/2020 7ihale etmeye yetkilidir. Bu f ıkra kapsam ında yap ılacak ihale sonucunda Türkiye Ta şkömürü Kurumu ile Türkiye Kömür İşletmeleri, ihaleyi kazananla yapaca ğı sözleşme hükümleri sakl ı kalmak kayd ıyla ihale edilen sahay ı devredebilir ve ihaleyi kazanan ad ına ruhsa t düzenlenebilir. Ruhsat devrine esas olan sözle şme ilgili ruhsat ın siciline şerh edilir. Gene Müdürlük bu sözle şmenin taraf ı değildir. Ancak, Türkiye Ta şkömürü Kurumunun halen kendisi taraf ından doğrudan işletilen işletme izin alanlar ında oluşturulacak ruhsatlar bu madde kapsam ında ihale edilemez. Kamu kurum ve kurulu şlar ı ruhsat sahalar ındaki rödövansç ılar ının rödövansa konu olan k ısm ını ruhsat sahalar ından bölerek rödövans sözle şmesinin hükümleri sakl ı kalmak kayd ıyla rödövans sözle şmesi sona erene kadar rödövans sözle şmesini yapt ığı kişiye devredebilir ve rödövansç ı ad ına ruhsat düzenlenebilir. Ruhsat devrine esas olan rödövans sözle şmesi ilgil i ruhsat ın siciline şerh edilir. Genel Müdürlük bu sözle şmenin taraf ı değildir. Bu f ıkra kapsam ında devredilmi ş olan ruhsat sahalar ında yap ılacak madencilik faaliyetlerinden doğacak Maden Kanunu, İş Kanunu, i ş sağlığı ve güvenli ği ile ilgili idari, mali ve hukuk i sorumluluklar ruhsat ı devralana aittir. ... 3303 say ılı Taşkömürü Havzas ındaki Ta şınmaz Mallar ın İktisab ına Dair Kanun ile maden işletmeciliğine tan ınan haklar, Ere ğli Kömür Havzas ı içerisindeki ta şkömürü madencili ği için geçerlidir. ..." 30. 3213 sayılı Kanun'un ek 7. maddesi şöyledir: "Ruhsat sahipleri ile üçüncü ki şiler aras ında rödövans sözle şmeleri Genel Müdürlü ğün iznine tabidir. İzin al ınmaks ızın yap ılan rödövans sözle şmesi ile yürütülen madencili k faaliyetleri durdurulur. Genel Müdürlük rödövans sözle şmelerinin taraf ı değildir." 2. Yargı İçtihatları 31. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 10/10/2012 tarihli ve E.2011/10 945, K.2012/14753 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir: "...Davac ı, kömür üretimi yapan daval ı şirketin gerekli tedbirleri almadan evinin bulunduğu bölgede önemli ölçüde hafriyat yapmas ı nedeniyle evinde hasar meydana geldiğini belirterek, olu şan değer kayb ı ile evin eski hale getirme bedelinin tazminine karar verilmesini talep etmi ştir. Daval ı, davac ının tapu maliki olmamas ı nedeniyle zilyetli ğe dayand ığını, gecekondu niteliğindeki evde meydana gelen zarar ın tazmininin talep edilemeyece ğini ileri sürerek davan ın reddini savunmu ştur. Mahkemece yap ılan yarg ılama sonucunda; yap ılan keşif ve dosya kapsam ından daval ı şirketin rödavans sözle şmesine göre yapt ığı imalat ın davac ıya ait evin bulundu ğu taşınmaz ın etki alan ında bulundu ğu, maden şirketinin yer alt ındaki çal ışmalar ının davac ının evine zarar verdi ği, rödavans sözle şmesi gere ğince oluşan zarardan daval ı şirketin sorumlu olduğu belirtilerek davan ın kabulüne karar verilmi ştir. Başvuru Numarası : 2017/34596 Karar Tarihi : 29/12/2020 8Dosya kapsam ından davac ıya ait evin, Hazineye ait arazi üzerine gecekondu mahiyetinde yap ılmış, yap ı ruhsat ı ve projesi olmayan 25 y ıllık bir ev oldu ğu hususlar ı birlikte de ğerlendirildi ğinde, zararl ı sonucun meydana gelmesinde davac ının bölüşük kusuru oldu ğu kabul edilmelidir. Şu durumda, BK'nun 44/1. maddesi uyar ınca zarar miktar ından uygun bir oranda indirim yap ılmas ı gerekirken bu konunun dü şünülmemi ş olmas ı doğru olmam ış karar ın bozulmas ı gerektirmi ştir..." 32. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 22/1/2015 tarihli ve E.2014/17 866, K.2015/792 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir: Mahkemece, görü şüne başvurulan bilirki şi heyeti raporu uyar ınca, davac ı derneğe ait binan ın 1964 y ılında yap ıldığı, kolon ve kiri şlerindeki çatlaklardan dolay ı tehlike arz etmes i nedeni ile belediye taraf ından y ıkıldığı, yıkılmadan önce yap ılan tespite göre binan ın kömür madencili ği yap ılan yerlerde görülen ve tasman denilen yer alt ındaki üretimin yer üstünde yer değiştirme ve birim deformasyonlar ın ortaya ç ıkmas ına neden olmas ından dolay ı oturulamaz hale geldi ği ayn ı zamanda 46 y ıllık y ıpranma pay ı, üretimi s ıras ındaki işçilik ve malzeme durumu gözetildi ğinde 2010 y ılı itibari ile hesaplanacak de ğerinden %40+%10 indirim yap ılmas ı gerektiği gözetilerek hesaplanan 16.738,00 TL nin ödetilmesine karar verilmiştir. Dairemizce eksiklik nedeni ile dosyan ın mahalline çevrilmesinden sonra eklenen tap u kayd ına göre dava konusu yap ının bulundu ğu taşınmaz ın 3303 say ılı Taşkömürü Havzas ındaki Ta şınmaz Mallar ın İktisab ına Dair Kanun kapsam ında kald ığı, taşınmaz ın 05/07/2011 tarihinde kadastro kanunu uyar ınca zilyedi davac ı ad ına tapuland ığı, beyanlar hanesine 3303 say ılı Kanunun 3. maddesi gere ğince idarenin ve ruhsat sahiplerinin maden arama ve i şletme faaliyetlerine müdahale edilemez ve bundan do ğacak zararlardan mülkiye t hakk ına dayan ılıp tazminat davas ı iddias ında bulunulamaz şerhi yaz ılı bulundu ğu anlaşılmaktad ır. 3303 say ılı Taşkömürü Havzas ındaki Taşınmaz Mallar ın İktisab ına Dair Kanun'un 3. maddesinde ''Bu Kanuna göre tespit ve tescil edilen ta şınmaz mallar ın sahipleri; madenler üzerinde herhangi bir hak iddia edemezler, i şletme ve arama haklar ı yoktur, maden işletmeciliği sebebiyle meydana gelen zararlardan dolay ı bir hak ve tazminat talep edemezler. Madenleri i şleten kurum veya tahsis sahiplerinin arama ve i şletme haklar ı aynen devam eder, i ş ve emniyet sahalar ı ile bu sahalar ın uzant ısı içinde mevcut her türlü yeralt ı ve yerüstü tesisleri aynen muhafaza edilir. Bu Kanuna göre tespit ve tescil edilen ta şınmaz mallar ın sahipleri, mülkiyet hakk ına dayanarak bu konularda bir hak ve tazminat iddias ında bulunamazlar. 'Bu hususlar tapu sicilinin beyanlar hanesinde gösterilir.' hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla, daval ı şirketin di ğer daval ı genel müdürlük ile aras ında imzalanan rödovans sözle şmesi gere ğince kömür üretimi yapt ığı, bilirkişi raporu uyar ınca tasman etkisinin kömür madencili ği yap ılan yerlerde görülen bir sonuç oldu ğu, an ılan kanun maddesi uyar ınca tapu kay ıt maliklerinin dahi maden i şletmeciliği sebebiyle meydana gelen zararlardan dolay ı bir hak ve tazminat talep etme haklar ı bulunmad ığı, dava tarihi itibar i ile davac ının zilyetlik hükümlerine dayand ığı, sonras ında tapu maliki oldu ğu anlaşılmış ise de taş kömürü havzas ında bulunan yap ısında oluşan zarar ın tazmini için açt ığı davan ın yukar ıda an ılan yasa maddesi uyar ınca reddine karar verilmesi gerekirken yaz ılı şekilde hüküm kurulmas ı doğru olmam ış, bu nedenle karar ın bozulmas ı gerekmiştir. Başvuru Numarası : 2017/34596 Karar Tarihi : 29/12/2020 93. Türkiye Büyük Millet Meclisi Araştırma Raporu 33. Türkiye Büyük Millet Meclisinin (TBMM) "Doğal Afetlerde Meydana Gelen Can ve Mal Kayb ını En Aza İndirmek İçin Al ınmas ı Gereken Tedbirler " konulu 345 sıra sayılı 10/58 Esas No.lu Meclis Araştırması Komisyonu Raporu'na da değinmek gerekli görülmüştür. Bu raporun ilgili kısmı şöyledir: "... Komisyon son .olarak 19-20 Haziran 1997 tarihleri aras ında kömür havzalar ında meydana gelen tasman olay ının incelemek Üzere Zonguldak İline gitmi ştir. Burada Zonguldak Valili ği, Türkiye Ta ş Kömürü Kurumu (TTK), Zonguldak ve Kozlu Belediye Ba şkanl ığı ziyaret edilmi ş, yap ılan toplant ı ve geziler sonucunda; - Tasman olay ı; 27.12.1993 gün ve 3956 say ılı kanunla 7269 say ılı kanun kapsam ına alınana kadar do ğal afet olarak kabul edilmiyordu. Bu de ğişiklikten sonra ta şınan olay ı doğa afet olarak kabul edildi. - Tasman olay ının doğal afet kabulü ve 7269 say ılı kanun kapsam ına al ınmas ından sonra Afet İşleri Genel Müdürlü ğü taraf ından gereken etüd ve tespit i şlemleri yap ılmıştır. - Zonguldak ve Kozlu Belediyelerinin İller Bankas ından ald ığı paylar tasman olay ı nedeniyle 1997 y ılında art ırılmıştır. Bu pay ın 1998 y ılında da art ırılmas ı gerekir. - 7269 say ılı kanun gere ği ilk yap ılacak işlemlerden biri yöre için 'Afete Maruz Bölge karar ı almakt ır. Ancak, bu durumda tüm bölgedeki in şaat faaliyetlerinin durdurulmas ı gereklidir. Bu da bölgedeki tüm yat ırımlar ın iptali anlam ındad ır. - 3956 say ılı yasa gere ği, 29.12.1993 tarihinden önce u ğran ılan hasarlar ın giderilmesi mümkün de ğildir. Yeni bir kanun teklifi veya idarî bir düzenleme ile 29.12.1993'ten önc e tasmandan zarar görenlerin de kanun kapsam ına al ınmas ı gereklidir. - TTK'n ın üretim planlamas ına uygun, mevcut ve muhtemel tasman etki haritas ı haz ırlanarak, yap ılaşman ın tasman ın etki alan ının d ışında gerçekle ştirilmesinin sağlanmas ı lâz ımd ır. - Belediyeler ve maden kanunu gere ği, Belediye s ınırlar ı içindeki özel ve resmî maden kuruluşlar ı, Hazineye brüt kâr ının % 5'ini, Belediyelere de brüt kâr ının % 2'sini verme k zorundad ır. - Ancak, TTK sürekli zararda oldu ğundan Belediyeler ve Hazine bu kayna ğı kullanamamaktad ır. Bu hüküm brüt kâr yerine cironun binde 5'i olarak de ğiştirilmelidir. - Zonguldak tasman olay ı çıkar ılacak özel bir yasa ile düzenlenmelidir. Zira 7269 sayılı kanun kapsam ında olan i şin çözümü için tüm 7269 say ılı kanun hükümlerinde de ğişiklik gerekmektedir. Ayr ıca, Afetler Fonu da bu ölçekte bir çal ışma için son derece yetersiz kalmaktad ır. - Kömür üreten Avrupa ülkelerinde (özellikle Almanya'da) kömür ton fiyatlar ına yap ılan ilave ile olu şturulan fonla kömür ç ıkart ılmas ı sıras ında oluşan tasman zararlar ı gideriliyor. Türkiye'de de buna benzer bir yöntemle kaynak olu şturulabilir; Başvuru Numarası : 2017/34596 Karar Tarihi : 29/12/2020 10Gibi konular görü şülmüştür. ... DEĞERLEND İRME ... 12. Tasman olay ı 1993 y ılında 7269 say ılı kanun kapsam ına al ınm ış olmas ına rağmen, gerek olay ın oluş nedeni ve gerekse 7269 say ılı yasan ın özellikleri nedeniyle olay bugün e kadar çözülememi ş aksine havzadaki tüm yerle şimlerin afet bölgesi (yap ı için yasak bölge) olarak ilân zorunlulu ğu şehirleşme aç ısından büyük bir olumsuzluk yaratm ıştır. Ayr ıca yasa, yürürlü ğe girdiği tarihten sonraki yap ılar ı kapsad ığı için, önceden meydana gelen zararlar kar şılanamamaktad ır. ...ÖNERİLER ... 21. Tasman olay ı, bölgenin sosyo- ekonomik geli şimini de kapsayacak yeni ve özel bir yasa ç ıkar ılarak çözülmelidir. Bu yasa içerisinde bölge için yeni bir bölge plan ı haz ırlanmas ı, tüm sosyal ve teknik altyap ı sorunlar ının yeniden düzenlenmesi ve bölgeye ilave kaynak transferine imkân sa ğlanmal ıdır." B. Karşılaştırmalı Hukuk 34. Amerika Birleşik Devletleri'nin çeşitli eyaletlerinde kömür çalışmasından kaynaklanan tasman hasarlarının karşılanmasına yönelik sigorta düzenlemeleri bulunmaktadır. Avustralya'da tasman bölgelerinde inşa edilebile n bina türlerini ve iyileştirmeleri değerlendirerek ve kontrol ederek maden ocaklar ının maden hasar riskini azaltmaktan devlet sorumlu tutulmuş olup zarar gören yerler içi n teminat veya onarım hizmetlerinin sunulması öngörülmüştür. Almanya da devletin oluş turduğu bir sigorta fonu olduğu gibi, diğer ülkelerden farklı olarak tasman hasarı olan bölgelerde yapılan maden çalışmalarının işletmecileri de oluşan hasarlara karşı mülk sah iplerine tazminat ödemekle yükümlü tutulabilmektedir. C. Uluslararası Hukuk 35. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek (1) No.lu P rotokol'ü n "Mülkiyetin korunmas ı" kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir: "Her gerçek ve tüzel ki şinin mal ve mülk dokunulmazl ığına sayg ı gösterilmesini isteme hakk ı vard ır. Bir kimse, ancak kamu yarar ı sebebiyle ve yasada öngörülen ko şullara ve uluslararas ı hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun b ırak ılabilir. Yukar ıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yarar ına uygun olarak kullan ılmas ını düzenlemek veya vergilerin ya da ba şka katk ılar ın veya para cezalar ının ödenmesini sa ğlamak için gerekli gördükleri yasalar ı uygulama konusunda sahip olduklar ı hakka halel getirmez." Başvuru Numarası : 2017/34596 Karar Tarihi : 29/12/2020 1136. Sözleşme'nin "Etkili ba şvuru hakk ı" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir: "Bu Sözle şme de tan ınm ış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, söz konusu ihlal resmi bir hizmetin ifas ı için davranan ki şiler taraf ından gerçekle ştirilmiş olsa dahi, ulusal bir merci önünde etkili bir yola ba şvurma hakk ına sahiptir." 37. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) yakın tarihli Dimitar Yordanov/Bulgaristan (B. No: 3401/09, 6/9/2018) kararına konu olayda başvurucunun e vi madencilik faaliyetleri sebebiyle zarar görmüş ancak tazminat d avası, zarar ile faaliyet arasında illiyet bağının gösterilemediği gerekçesiyle reddedilm iştir. AİHM kömür çıkarılmasının çevresel tehlikeye yol açan bir faaliyet olduğun u, madenin olayda mayın patlatma yoluyla çıkarıldığını belirtmiştir. AİHM bununla birli kte Kamu Sağlığı Kanunu uyarınca çıkarılan, yerleşim bölgelerinde sağlık ve güvenlik ge rekliliklerini belirleyen Bakanlık kararıyla endüstriyel olmayan binaların etrafında sani tayson (sağlıkla ilgili güvenli) alanlar belirlemiştir. Başvurucunun evinin bulunduğu bölgede bu alanın genişliği 500 metre olarak tayin edilmiştir. Buna karşılık somut olayda maden zaman la genişlemiş ve başvurucunun evine 160-180 metre kadar yaklaşmıştır. Olayda mad en tamamen devlete ait bir şirket tarafından yönetilmektedir. AİHM, şirketin ayrı bir tüzel kişiliğinin olmasının devletin doğrudan sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağını vurgul amıştır. AİHM'e göre şirket olağan bir ticari faaliyet içinde değildir, aksine çevre , sağlık ve güvenlik gerekliliklerini konu alan katı düzenlemelere tabi bir alanda f aaliyet yürütmektedir. Öte yandan madeni kuran ve onun faaliyetlerini yürütmesi için oldukça önemli devlet ihtiyaçlar ı ile ilgili kanun uyarınca özel mülkiyete konu mülkleri kamulaşt ıran karar da devlet tarafından alınmıştır. Belirtilen hususlar, şirketin bir devlet faaliyeti yürütme aracı olduğunu ve buna göre devletin onun eylemlerinden veya ihmallerinden sorumlu tut ulması gerektiğini göstermektedir ( Dimitar Yordanov/Bulgaristan , 59, 60). 38. AİHM, müdahaleyi mülkiyetten barışçıl yararlanmaya ilişkin g enel kural çerçevesinde incelemiştir ( Dimitar Yordanov/Bulgaristan , 62). AİHM, Sözleşme'ye ek (1) No.lu Protokol'ün 1. maddesinin gerektirdiği ilk ve en önemli öl çütün kanunilik olduğunu, buna göre müdahalenin öncelikle kanuni bir dayanağının bulunmas ının gerektiğini belirtmiştir ( Dimitar Yordanov/Bulgaristan , 63). AİHM'e göre başvurucunun açtığı tazminat davasına konu maden ocağı faaliyetleri kapsamında başv urucunun konutunun yakınında mayın patlatılması -mesafe dikkate alındığında- açık bir biçimde kanun hükümlerine aykırıdır ve müdahale ile kanunilik ölçütü yönünden mülkiyet hakkı ihlal edilmiştir ( Dimitar Yordanov/Bulgaristan , 64, 65). 39. Öte yandan AİHM, Sözleşme'nin 13. maddesi uyarınca temel hak v e özgürlüklerin ulusal düzeyde korunması için etkili bir başvuru yolunun var olması gerektiğini belirtmektedir. AİHM'e göre Sözleşme'nin 13. maddesi yetkili ul usal makamlar tarafında n Sözleşme kapsamına giren bir şikâyetin esasının incelenmesine i zin veren ve uygun bir telafi yöntemi sunan bir iç hukuk yolunun sağlanmasını gerekli kılmakt adır. Ayrıca bu hukuk yolunun teoride olduğu kadar pratikte de etkili bir yol olması gerekmektedir ( İlhan/Türkiye [BD], B. No: 22277/93, 27/6/2000, 97; Kudla/Polonya [BD], B. No: 30210/96, 26/10/2000, 157; Özp ınar/Türkiye , B. No: 20999/04, 19/10/2010, 82). 40. AİHM, etkili başvuru hakkının Sözleşme çerçevesinde savunul abilir nitelikteki bir şikâyetin mahkemelerce etkili bir şekilde incelenmesini ve öngörülen yolun uygun bir telafi imkânı sunmaya elverişli olmasını güvence altına aldığın ı vurgulamaktadır (Kudla/Polonya , 157; Dimitrov-Kazakov/Bulgaristan , B. No: 11379/03, 10/2/2011, 35). Başvuru Numarası : 2017/34596 Karar Tarihi : 29/12/2020 12AİHM, iç hukuktaki düzenlemelerin başvuruculara bu anlamda asga ri güvenceleri içerecek şekilde yeterli bir hukuk yolu sunup sunmadığını irdelemektedir (Dimitrov-Kazakov/Bulgaristan , 36). 41. Hazine arazisi üzerinde inşa edilen bir gecekondunun etrafın da bulunan çöplüğün patlaması üzerine zarar gördüğü olayın ele alındığı Önery ıldız/Türkiye ([BD], B. No: 48939/99, 30/11/2004) kararında AİHM, mülkiyet hakkının pozi tif yükümlülükler yönünden ihlal edildiğine karar verdiği gibi meseleyi etkili ba şvuru hakkına ilişkin 13. madde yönünden de ele almıştır. AİHM'e göre Sözleşme'nin 13. maddesi ulusal hukuk sistemlerinin yetkili ulusal otoritelere Sözleşme kapsamındaki ileri sürülebi lir bir şikâyetin özünü ele almalarına salahiyet tanıdığı etkili bir hukuk yolunu erişilebi lir kılmalarını gerektirir. Bunun amacı ise uluslararası şikâyet mekanizmasını AİHM önünde hareke te geçirmek zorund a kalmadan önce bireylerin Sözleşme haklarının ihlalleri için ulu sal düzeyde uygun bir telafi elde edebilecekleri bir yol sağlamaktır ( Önery ıldız/Türkiye, 145). Bununla birlikte AİHM; 13. madde ile sağlanan korumanın herhangi bir özel çözüm yöntem i gerektirecek kadar ileri gitmediğini, taraf devletlerin bu hüküm kapsamındaki yükümlülük lerini yerine getirme konusunda belirli bir takdir aralığının olduğunu kabul etmiştir (Önery ıldız/Türkiye, 146). AİHM, başvurucunun evinin ve eşyalarının kaybı yönünden tazmina t yolu etkin bir şekilde işletilmediği için Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddes i ile bağlantılı olarak 13. maddenin ihlal edildiğine karar vermiştir ( Önery ıldız/Türkiye, 156, 157). V. İNCELEME VE GEREKÇE 42. Mahkemenin 29/12/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda baş vuru incelenip gereği düşünüldü: A. Başvurucunun İddiaları 43. Başvurucu; tapu ile maliki bulunduğu taşınmaz üzerindeki kon utunun ruhsat devri olmaksızın maden işletme sahası içinde 3213 sayılı Kanun' un 5. maddesine aykırı bir biçimde işletme ruhsatı bölünmek suretiyle TTK tarafından daval ı özel şirkete yaptırılması ve kusurlu madencilik faaliyetleri sebebiyle kullanılamaz hâle gel diğinden yakınmaktadır. Başvurucuya göre yerel mahkeme kararında atıf yapılan 3303 sayı lı Kanun, usul ve yasalar ile fen ve teknolojinin gereklerine uymayan kusurlu madencilik faaliyetlerini koruma altına almamaktadır. Başvurucu; TTK ile diğer davalı Şirket arasındaki ilişkinin rödövans olmayıp asıl-alt işveren ilişkisi olduğunu, bu nedenle de sözleşmenin m uvazaalı olarak kabul edilmesi gerektiğini iddia etmektedir. 44. Diğer yandan başvurucu, Anayasa Mahkemesinin 24/5/2012 tari hli kararı ile 3213 sayılı Kanun'un ek 1. maddesinin dördüncü fıkrasında yer a lan "...bu Kanunun 7. maddesinde belirtilen hükümler..." ibaresinin iptal edilmesi ile ortaya çıkan yeni durum karşısında aynı Kanun'un ek 1. maddesinin beşinci fıkrasında ye r alan düzenlemenin de yine aynı gerekçelerle Anayasa'ya aykırı bir durum arz ettiğini iler i sürmektedir. Başvurucuya göre devlet, sağlıklı çevre ortamlarının sağlanması yükümlülüğü nü somut olayda yerine getirememiştir. Başvurucu son olarak derece mahkemelerince dava sının yeterli gerekçe gösterilmeden reddedildiğini ifade etmektedir. Başvuru sonuç ol arak arazide tümüyle meydana gelen geniş kapsamlı heyelan sebebiyle tapulu taşınmazı nı kullanamadığını ve taşınmazdaki hareketlenmenin devam etmekte olduğunu belirtmekte dir. Bu bağlamd a başvurucu; adil yargılanma, mülkiyet ve yaşam haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvuru Numarası : 2017/34596 Karar Tarihi : 29/12/2020 13B. Değerlendirme 45. Anayasa'nın " Mülkiyet hakk ı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir: "Herkes, mülkiyet ve miras haklar ına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yarar ı amac ıyla, kanunla s ınırlanabilir. Mülkiyet hakk ının kullan ılmas ı toplum yarar ına ayk ırı olamaz." 46. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin korunmas ı" kenar başlıklı 40. maddesinin birinci fıkrası şöyledir: "Anayasa ile tan ınm ış hak ve hürriyetleri ihlâl edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden ba şvurma imkân ının sağlanmas ını isteme hakk ına sahiptir." 47. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hu kuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsi fini kendisi takdir eder ( Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, 16). 48. Başvurucu, mülkiyet hakkının ihlali iddiası yanında ayrıca a dil yargılanma ve yaşam haklarının da ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Bununla birlikte başvurucunun tapu ile maliki olduğu taşınmaz üzerinde bulunan konutunun madencilik fa aliyetleri sebebiyle kullanılamaz duruma geldiği hâlde tazminat davası açılamaması y önündeki şikâyeti özü itibarıyla mülkiyet hakkını ilgilendirmektedir. Başvuruya konu olayda başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamında yer alan konutunun madencilik faaliye tleri sonucu büyük ölçüde tasman etkisi sebebiyle yıkılarak kullanılamaz hâle geldiği hus usunda bir tartışma bulunmamaktadır. Başvurucunun -iddiaya göre- hatalı yürütülen m adencilik faaliyeti nedeniyle madeni işleten özel Şirket ile rödövans sözleşmesi yo luyla Şirkete maden işletme iznini verip -iddiaya göre- denetim ve gözetim görevini yerine getirmeyen TTK aleyhine açtığı tazminat davası derece mahkemelerince işin esası incelen meden sadece 3303 sayılı Kanun'un 3. maddesinin birinci fıkrasının " Bu Kanuna göre tespit ve tescil edilen ta şınmaz mallar ın sahipleri; ... maden i şletmeciliği sebebiyle meydana gelen zararlardan dolay ı bir hak ve tazminat talep edemezler. " hükmüne göre reddedilmiştir. Anılan hüküm bir taşınmazın madencilik faaliyetleri nedeniyle zarar görmesi nedeniyle açıla cak tazminat davalarında mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının esasının incelenmes ini ve giderim sağlanmasını engellediğinden başvurucunun iddialarının Anayasa'nın 35. madde sinde düzenlenen mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde güvence a ltına alınan etkili başvuru hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmışt ır. 1. Kabul Edilebilirlik Yönünden 49. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine ka rar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gere kir. 2. Esas Yönünden 50. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı , ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal v arlığı hakkını kapsamaktadır Başvuru Numarası : 2017/34596 Karar Tarihi : 29/12/2020 14(AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, 20). Somut olayda başvu ruya konu taşınmazın başvurucu adına tapuya tescil edildiği ve üzerindeki konutun da başvurucuya ait olduğu hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Dolayısıyla başvurucunu n Anayasa'nın 35. maddesi anlamında mülkünün mevcut olduğu açıktır. a. Genel İlkeler 51. Etkili başvuru hakkı anayasal bir hakkının ihlal edildiğini ileri süren herkese hakkın niteliğine uygun olarak iddialarını inceletebileceği mak ul, erişilebilir, ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesini engellemeye ya da sonuçlarını or tadan kaldırmaya (yeterli giderim sağlama) elverişli idari ve yargısal yollara başvuruda bulunabilme imkânı sağlanması olarak tanımlanabilir ( Y.T. [GK], B. No: 2016/22418, 30/5/2019, 47; Murat Haliç , B. No: 2017/24356, 8/7/2020, 44). 52. Öte yandan şikâyetlerin esasının incelenmesine imkân sağlaya n ve gerektiğinde uygun bir telafi yöntemi sunan etkili hukuk yollarının olması i lgililere etkili başvuru hakkının sağlanmasının bir gereğidir. Buna göre kişilerin mağduriyetleri nin giderilmesi amacıyla öngörülen yargı yollarının mevzuatta yer alması yalnız başına y eterli olmayıp bu yolun aynı zamanda pratikte de başarı şansı sunması gerekir. Söz konusu yo la başvurulabilmesi için öngörülen koşullar somut olaylara tatbik edilirken dayanak işle m, eylem ya da ihmallerden kaynaklanan savunulabilir nitelikteki iddiaların bu doğrultuda geniş şekilde değerlendirilmesi, koşulların oluşmadığı sonucuna ulaşılması du rumunda ise bu durumun yargı makamları tarafından ilgili ve yeterli gerekçelerle açıkl anması gerekir ( İlhan Gökhan , B. No: 2017/27957, 9/9/2020, 47, 49). 53. Anayasa'nın " Tabiî servetlerin ve kaynaklar ın aranmas ı ve işletilmesi " kenar başlıklı 168. maddesine göre madenler de dâhil " [t]abiî servetler ve kaynaklar Devletin hüküm ve tasarrufu alt ındad ır. Bunlar ın aranmas ı ve işletilmesi hakk ı Devlete aittir. Devlet bu hakk ını belli bir süre için, gerçek ve tüzelki şilere devredebilir. Hangi tabiî servet ve kaynağın arama ve i şletmesinin, Devletin gerçek ve tüzelki şilerle ortak olarak veya do ğrudan gerçek ve tüzelki şiler eliyle yap ılmas ı, kanunun aç ık iznine ba ğlıdır. Bu durumda gerçek ve tüzelkişilerin uymas ı gereken şartlar ve Devletçe yap ılacak gözetim, denetim usul ve esaslar ı ve müeyyideler kanunda gösterilir. " Dolayısıyla devlet, hüküm ve tasarrufu altında ola n madenleri kendisi arayıp işletebileceği gibi bu hakkı gerçek ve tüzel kişilere de devredebilir. Bununla birlikte anılan hak devredilse bile devletin uyulması g ereken şartları belirleme gözetim ve denetim yükümlülüğü devam etmektedir. Bu yükümlülüğü n usul ve esasları kanunla düzenlenir. 54. Öte yandan Anayasa'nın 56. maddesinde " Herkes, sa ğlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakk ına sahiptir. " denildikten sonra " Çevreyi geli ştirmek, çevre sa ğlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ... ödevidir. " hükmüne yer verilmiştir. Madencili k faaliyetleri, sağladığı ekonomik yararlar yanında çeşitli çevre sel sorunlara da yol açar. Bunların başında tasman gelir. Tasman; yeryüzünde doğal eğimini n değişmesine, böylelikle aşınma, taşınma, heyelan, göçük gibi olayların meydana gelmesin e neden olabilir. Dolayısıyla gerek devlet tarafından gerek devletin izni ile ger çek ve tüzel kişiler tarafında n yürütülen madencilik faaliyetleri sırasında tasman etkisiyle çe vrenin zarar görmemesi için gerekli tedbirleri almak devletin anayasal görevidir. 55. Bunun yanında yerleşim yerlerinin altında ya da yakınında ma dencilik faaliyeti yapılması, tasman etkisini çevrecilik faaliyeti yanında ayrıca daha da önemli hâle getirir. Başvuru Numarası : 2017/34596 Karar Tarihi : 29/12/2020 15Böyle bir durumda kişilerin hayatı, sağlığı ve başta taşınmazla rı olmak üzere malları doğrudan etkilenebilir. Anayasa'nın 35. maddesinde " Herkes, mülkiyet ve miras haklar ına sahiptir. " hükmüne yer verilerek mülkiyet hakkı güvence altına alınmıştı r. Anayasa'nın 5. maddesi ise insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için g erekli şartları hazırlamayı devletin temel amaç ve görevleri arasında saymıştır. Mülkiyet h akkının etkili bir şekilde korunabilmesi yalnızca devletin bu haklara müdahaleden kaçınmas ıyla sağlanamaz. Anayasa nın 5. maddesi ile birlikte değerlendirildiğinde 35. ma ddesi uyarınca devletin poziti f yükümlülükleri de bulunmaktadır. Bu pozitif yükümlülükler kimi durumlarda özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar da dâhil olmak üzere söz konusu temel hakların korunması için belirli tedbirlerin alınmasını gerektirmektedir (AYM, E.2019/40 , K.2020/40, 17/7/2020, 37; AYM, E.2019/11, K.2019/86, 14/11/2019, 13; Türkiye Emekliler Derne ği, B. No: 2012/1035, 17/7/2014, 34-38; Eyyüp Boynukara , B. No: 2013/7842, 17/2/2016, 39-41; Osmanoğlu İnşaat Eğitim G ıda Temizlik Hizmetleri Petrol Ürünleri Sanayi Ticaret Limitet Şirketi , B. No: 2014/8649, 15/2/2017, 43). 56. Devletin pozitif yükümlülükleri nedeniyle mülkiyet hakkı bak ımından koruyucu ve düzeltici bazı önlemler alması gerekmektedir. Koruyucu önlem ler mülkiyete müdahale edilmesini önleyici; düzeltici önlemler ise müdahalenin etkiler ini giderici, diğer bir ifadeyle telafi edici yasal, idari ve fiilî tedbirleri kapsamaktadır. Mü lkiyet hakkına müdahalenin malik üzerinde doğurduğu olumsuz sonuçların mümkünse eski hâle döndür ülmesi, mümkün değilse malikin zarar ve kayıplarının telafi edilmesini sağlayan idari veya yargısal birtakım hukuki mekanizmaların oluşturulması devletin pozitif yükümlülüklerinin bir gereğidir ( Osmanoğlu İnşaat Eğitim G ıda Temizlik Hizmetleri A. Ş., B. No: 2014/8649, 15/2/2017, 46, 48). 57. Dolayısıyla devletin özellikle yerleşim yerlerinin altında y a da yakınında madencilik faaliyeti yapılması hâlinde tasman etkisiyle kişiler in yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı yanında mülkiyet ha kkının zarar görmemesi için gerekli tedbirleri alma şeklinde pozitif yükümlülüğü bulunmakta dır. 58. Tüm bu anayasal kurallar birlikte değerlendirildiğinde devl et bir taraftan Anayasa'nın 168. maddesi uyarınca doğrudan kendisi madenleri ar ayıp işletme ya da bu hakkı gerçek veya tüzel kişilere devretme salahiyetine sahipken diğer taraftan Anayasa'nın 56. maddesi uyarınca sağlıklı ve dengeli çevrede yaşama hakkı, 5. ve 17. maddeleri uyarınca yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı, 5. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkını koruyacak tedbirleri almak yükümlülüğ ü altındadır. 59. Devletin temel hak ve özgürlükler ile ilgili anılan yükümlül üklerini ihlal ettiğini, -maden aranması ve işletilmesi hakkının devredildiği durumlarda - ayrıca üçüncü kişilerin söz konusu haklara zarar verdiğini savunulabilir şekilde iddia eden herkese yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının, diğer bir ifadeyle etkili b aşvuru hakkının sağlanması ise Anayasa'nın 40. maddesinin gereğidir. b. İlkelerin Olaya Uygulanması60. Başvuru konusu taşınmazın da bulunduğu Havza-i Fahmiye' de taş kömürü 19. yüzyılın başlarında bulunmuş, ortalarında ise madencilik faaliy etine başlanmıştır. Havzanın sınırları Osmanlı döneminde Tezkere-i Samiyye ile belirlenmiş, Cumhuriyet döneminde ise Bakanlar Kurulu kararıyla bu alan genişletilmiştir. Her iki dön emde de havza içindeki taşınmazlar kamu malı sayılmış ve buradaki taşınmazların kazand ırıcı zamanaşımı ile edinilmesi yasaklanmıştır. Başvuru Numarası : 2017/34596 Karar Tarihi : 29/12/2020 1661. Bununla birlikte havza üzerinde yerleşim engellenememiş, mad encilik faaliyetleri ile birlikte havzada fiilî yerleşim de başlamış ve gittikçe genişlemiştir. Bu fiilî durumun ortaya çıkardığı sorunları gidermek için 1986 tarihinde çıkarılan 3303 sayılı Kanun ile havza içindeki taşınmazların zilyetleri adına tesciline imk ân sağlanmış ancak Kanun'un 3. maddesinde bu şekilde tescil ve tespit edilen taşınmazların mal iklerinin maden işletmeciliği sebebiyle meydana gelen zararlardan dolayı bir hak ve tazminat talep edemeyecekleri hükme bağlanmıştır. Bu kısıtlamanın gerekçesi olarak da Anayasa'nın 1 66. maddesi uyarınca devletin hüküm ve tasarrufu altında olan madenlerin bulunduğu h avza üzerinde bireylere mülkiyet hakkı tanımak suretiyle devletin fedakârl ık gösterdiği ve onların mağduriyetlerini giderdiği, dolayısıyla madencilik faaliyetleri sonucu doğan zar arlar nedeniyle bireylerin de bir hak talep etmelerinin hakkaniyete uygun olmayacağı gösteril miştir. 62. Bu arada yerleşim birimlerinin altındaki ve yakınındaki made ncilik faaliyetlerine gerek TTK gerek maden işletme hakkını devralan ü çüncü kişiler tarafında n devam edilmiştir. 19. yüzyıldan beri havzadaki taş kömürü maden ciliği sürdürülmekte olup yoğun madencilik faaliyetleri sonucunda yer üstünde geniş alanl arı etkileyen yer yer aşınma, taşınma, heyelan, göçük ve çökmeler meydana gelmektedir. Havza üzerinde yerleşim birimlerinin olması ise bu olaylar nedeniyle ortaya çıkan tehli keyi daha da artırmaktadır. Yürütülen madencilik faaliyetlerinin tasman etkisiyle meydana g elen aşınma, taşınma, heyelan, göçük ve çökmeler 3303 sayılı Kanun uyarınca zilyetler i adına tescil edilen havza içindeki taşınmazlara da zarar vermekte ancak Kanun'un 3. madde sinin yukarıda belirtilen hükmü nedeniyle bunların maliklerinin uğradığı zararlar kamu ma kamları ve işletme hakkını devralan üçüncü kişiler tarafından karşılanmamakta ve bunlar al eyhine açılan davalar işin esası incelenmeksizin aynı hüküm nedeniyle reddedilmektedir. 63. Yukarıda da açıklandığı üzere Anayasa'nın 168. maddesi uyarı nca madenler devletin hüküm ve tasarrufu altındadır ve devlet bunları arayıp işletebileceği gibi bu hakkını üçüncü kişilere de devredebilir. Devlet, maden havzalarında mad en arama ve işletme faaliyeti icra edilmesini gerekli görebileceği gibi bu faaliyetlerin icra edildiği taşınmazlar üzerinde yerleşim yapılmasını da mümkün kılabilir. Bununla birlikte devl etin fiilî durumda n kaynaklanan sorunları çözmek amacıyla taş kömürü madeninin bulu nduğu havzadaki kamu malı niteliğindeki taşınmazlar üzerinde bireylere mülkiyet hakk ı tanıyarak onlara menfaat temin etmesi, onun aynı bireylere karşı Anayasa'nın 5. ve 35. m addelerinden kaynaklana n mülkiyet hakkından etkili bir şekilde yararlanmalarını temin iç in gerekli tedbirleri alma yükümlülüğünü ortadan kaldırmamaktadır. Sonuç olarak devletin y er altı madenciliği gibi tehlike arz eden bir faaliyetin yürütüldüğü havzada yapılaşmaya izin verip en azından engel olmayıp sonrasında sırf bireylere menfaat temin ettiği gerekçes iyle anayasal yükümlülüklerini yerine getirmemesi kabul edilemez. 64. Nitekim bireysel başvuruya konu aynı havza içinde yer alan E reğli kömür havzası kapsamında çevre ile ilgili bazı yükümlülüklerden TTK'y ı muaf tutan kuralı inceleyen Anayasa Mahkemesi daha önce verdiği bir kararında (E. 2011/110, K.2012/79, 24/05/2012) madencilik faaliyetleri ile Anayasa'nın 56. maddesi kapsamında devlete yüklenen yükümlülükler arasında bağlantı kurduktan sonra şu değ erlendirmede bulunmuştur: "Sağlıklı ve dengeli bir çevrede ya şama hakk ı, getirilecek kural ın, ekonomik, bürokratik ve fiili yükümlülüklere yol açaca ğı ve üretim faaliyetlerinin etkilenece ği gerekçeleriyle vazgeçilecek haklardan de ğildir. İnsan ın, toplumun ve çevrenin varl ık, sağlık ve güvenli ği ile bu konuda Anayasa'n ın Devlet'e yükledi ği görev göz önünde bulunduruldu ğunda, itiraz konusu ibare ile Ere ğli Kömür Havzas ındaki Türkiye Ta şkömürü Başvuru Numarası : 2017/34596 Karar Tarihi : 29/12/2020 17Kurumu'nun yürütece ği taşkömürü faaliyetlerinin Maden Kanunu'nun 7. maddesine tabi olmamas ı kabul edilemez." 65. Kaldı ki gerek Anayasa Mahkemesi gerekse de AİHM gecekondula r veya diğer ruhsatsız yapılar bakımından bile idari makamların uzun süre (1 0 yılı aşan süreler gibi) hareketsiz kalmaları durumunda -binanın üzerinde olduğu arazi m ülk kabul edilmemekle birlikte- binanın kullanımının mülk teşkil ettiği ve böyle bir binanın yıkılması durumunda hiçbir tazminat ödenmemesi hâlinde bütün külfetin başvurucuya y üklenmesinin ölçüsüz olduğu gerekçesiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar ve rmiştir ( Rifat Algan , B. No: 2014/19138, 22/2/2018; İrfan Öztekin, B. No: 2014/19140, 5/12/2017; Keriman Tekin ve diğerleri/Türkiye, B. No: 22035/10, 15/11/2016; Kaya/Türkiye , B. No: 28106/10, 10/11/2020). 66. Bu çerçevede başvurucunun konutunda meydana gelen zarar nede niyle mülkiyet hakkının devlet ya da üçüncü kişiler tarafından madenc ilik faaliyetleri sırasında ihlal edildiği iddialarının esasını inceletme ve zararlarını gi derme imkânı sunan etkili bir hukuk yolunun bulunması Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altı na alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesindeki etkili başvu ru hakkının gereği olarak görülmelidir. 67. Bununla birlikte her ne kadar 11/1/2011 tarihli ve 6098 say ılı Türk Borçlar Kanunu hükümleri çerçevesinde madencilik faaliyetlerinden kayna klanan zararları n karşılanmasına ilişkin genel kurallar mevcut ise de 3303 sayılı Kanun'un 3. maddesi şeklen var olan dava yolunu taş kömürü havzası yönünden etkisiz hâle getirmekte, derece mahkemeleri işin esasını incelemeden davaları kategorik olarak reddetmektedir. 68. Somut olayda da başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamında yer a lan konutu madencilik faaliyetleri sonucu büyük ölçüde tasman etkisi sebeb iyle yıkılarak kullanılamaz hâle gelmiştir. Başvurucunun -iddiaya göre- kusurlu yürütülen m adencilik faaliyeti nedeniyle madeni işleten özel Şirket ile rödövans sözleşmesi ile Şirkete maden işletme iznini verip -iddiaya göre- denetim ve gözetim görevini yerine yetirmeyen TT K aleyhine açtığı tazminat davası derece mahkemelerince işin esası incelenmeden sadece 330 3 sayılı Kanun'un 3. maddesinin birinci fıkrası uyarınca reddedilmiştir. Davada söz konusu taşınmazın başvurucuya ait olduğu ve bu taşınmazın 3303 sayılı Kanun kapsa mında kaldığı tartışmasızdır. Öte yandan bilirkişi raporuna göre taşınmazın ü zerindeki başvurucuya ait konutun iki katlı kârgir tarzda inşa edildiği ve bunun 1975 yıl ında gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Bilirkişi raporunda ayrıca dava konusu alanın mevcut imar planına göre üç katlı konut yapılaşması alanı olarak gösterildiği, önceki pland a da benzer bir durumun söz konusu olduğu açıklanmıştır. Dolayısıyla başvurucunun kendi taş ınmazı üzerindeki imar planına uygun bir yapı, madencilik faaliyeti kapsamında büyük ö lçüde (%85) tasman etkisinden dolayı yıkılmıştır. 69. Diğer taraftan somut olayda başvurucu hem TTK'nın hem de öze l Şirketin kusurlar ından dolay ı zararın meydana geldiğini ileri sürmektedir. Ancak 3303 sayılı Kanun'un 3. maddesi kategorik olarak kusurlu-kusursuz sorumlulu k ayrımı yapmaksızın hiçbir tazminat davası açılamayacağını düzenlemektedir. Bu sebe ple gerek ilk derece mahkemesi gerek Yargıtay Dairesi zararın madencilik faaliyeti s ırasında TTK'nın veya özel Şirketin kusurlu davranışlarından kaynaklanıp kaynaklanmadığını irdelememişlerdir. Başvuru Numarası : 2017/34596 Karar Tarihi : 29/12/2020 1870. Sonuç olarak mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının esa sının incelenmesi ve giderim sağlanmasını engelleyen kanun hükmü nedeniyle Anayasa'n ın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anay asa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar veril mesi gerekir. 3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden 71. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kurulu şu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun un 50. maddesinin ilgili kısmı şöyledir : (1) Esas inceleme sonunda, ba şvurucunun hakk ının ihlal edildi ğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal karar ı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlar ının ortadan kald ırılmas ı için yap ılmas ı gerekenlere hükmedilir (2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme karar ından kaynaklanm ışsa, ihlali ve sonuçlar ını ortadan kald ırmak için yeniden yarg ılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yarg ılama yap ılmas ında hukuki yarar bulunmayan hâllerde ba şvurucu lehin e tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava aç ılmas ı yolu gösterilebilir. Yeniden yarg ılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal karar ında açıklad ığı ihlali ve sonuçlar ını ortadan kald ıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir. 72. Başvurucu, yeniden yargılama yapılması veya maddi tazminat ö denmesi talebinde bulunmuştur. 73. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Do ğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kal dırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında i se bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiy le sonuçlanacağına da işaret etmiştir ( Aligül Alkaya ve di ğerleri (2) , B. No: 2016/12506, 7/11/2019). 74. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğin e karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz e dilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duru ma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle ihlalin kaynağı belirle nerek devam eden ihlali n durdurulması, ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararl arın giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Do ğan, 55, 57). 75. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Bun a göre ihlal; idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasama işlemlerinden kaynaklan abilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderim yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet Do ğan, 57). 76. İhlal, idari makamların veya derece mahkemelerinin Anayasa y a uygun yorum yapmalarına imkân vermeyecek açıklıktaki bir kanun hükmünü uygu lamaları veya kanundaki belirsizlikler sebebiyle ortaya çıkmışsa bu ihlal kanunun uygul anmasından değil doğrudan kanundan kaynaklanmaktadır. Bu durumda söz konusu ihlalin bütün sonuçlarıyla Başvuru Numarası : 2017/34596 Karar Tarihi : 29/12/2020 19giderilebildiğinden söz edilebilmesi için ancak ihlale yol açan kanun hükmünün ortadan kaldırılması veya ilgili hükmün yeni ihlallere yol açılmayacak bir şekilde değiştirilmesi ya da yeni ihlallere yol açılmasının önüne geçilmesi için belirsizliğ in giderilmesi suretiyle giderilebilir ( Süleyman Ba şmeydan , B. No: 2015/6164, 20/6/2019, 70). 77. Başvuruya konu olayda Anayasa'nın 35. maddesinde güvence alt ına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiği ve ihlalin doğrudan 3303 sayılı Kanun'u n 3. maddesinden kaynaklandığı sonucuna varılmıştır. 78. İlgili Kanun hükmü hâlen yürürlükte olduğuna göre yeniden ya rgılama mağduriyetin giderilmesi için uygun bir yol olmayacaktır. İhlal in giderilebilmesi ve benzeri yeni ihlallerin önüne geçilebilmesi için ihlale yol açan Kanun hükmünün gözden geçirilmesi konusunda ise takdir yetkisi yasama organına aittir. Önemli ölç üde tehlike arz eden bir faaliyet olan madencilik sebebiyle kategorik olarak hiçbir duru mda tazminat talep edilmemesine yol açan söz konusu kanun hükmünün yukarıdaki anay asal ilkeler çerçevesinde gözden geçirilmesi bir düzenleme ile ihlalin giderimi bakımında n büyük bir öne m taşımaktadır. Bu çerçevede yukarıda değinilen anayasal ilkeler, uluslararası hukuk belgeleri ve yargı organlarının kararları ile karşılaştırmalı hukuk örnek leri dikkate alınarak yapılacak bir düzenleme benzeri ihlallerin de önüne geçerek bireysel başv urunun amacı ve işlevine de uygun olacağından kararın bir örneğinin bilgi ve takdiri için y asama organına gönderilmesi gerekir. 79. Diğer taraftan kararın bir örneğinin yasama organına gönderi lmesi somut başvuru bağlamında başvurucunun ihlalden kaynaklanan mağduriyet ini bütünüyle gidermemektedir. Buna göre ihlalin sonuçlarına ilişkin eski hâle getirme kuralı çerçevesinde başvurucunun varsa maddi ve manevi zararlarının da giderilmesi gerekmektedir. Başvurucunun da aralarında olduğu bu durumda olan kişiler yönün den tazminat hükümlerine ilişkin düzenleme yapılması hususunda keyfiyetin TBMM'ye bildir ilmesi gerekir. Ancak makul bir süre içinde böyle bir düzenleme yapılmaması durumunda başvurucunun Anayasa Mahkemesinden maddi ve manevi zararlarını talep edebileceği ayr ıca belirtilmelidir. 80. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.857,50 TL tutarındaki yargılama gide rinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir. VI. HÜKÜM Açıklanan gerekçelerle; A. Mülkiyet hakkı bağlamında etkili başvuru hakkının ihlal edild iğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA, B. Anayasa nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hak kı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hak kının İHLAL EDİLDİĞİNE, C. Yapısal sorunun çözümü için keyfiyetin Türkiye Büyük Millet M eclisine BİLDİRİLMESİNE, Başvuru Numarası : 2017/34596 Karar Tarihi : 29/12/2020 20D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE, E. 257,50 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3 .857,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE, F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Ma liye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmas ına; ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar ge çen süre için yasal faiz UYGULANMASINA, G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 29/12 /2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Başkanvekili Başkanvekili Zühtü ARSLAN Hasan Tahsin GÖKCAN Kadir ÖZKAYA Üye Üye Üye Burhan ÜSTÜN Engin YILDIRIM Hicabi DURSUN Üye Üye Üye Celal Mümtaz AKINCI Muammer TOPAL M . Emin KUZ Üye Üye Üye Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Üye Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ Basri BAĞCI