DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/2034 E. , 2024/293 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/2034 Karar No : 2024/293 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Kurulu VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 11/11/2021 tarih ve E:2016/58902, K:2021/3612 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsa
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/2034 E. , 2024/293 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/2034 Karar No : 2024/293 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Kurulu VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 11/11/2021 tarih ve E:2016/58902, K:2021/3612 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin ... tarih ve ... sayılı kararının iptali ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının faiziyle birlikte iadesine ve 667 sayılı KHK'nın iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulmasına karar verilmesi istenilmiştir. Daire kararının özeti:Danıştay Beşinci Dairesinin 11/11/2021 tarih ve E:2016/58902, K:2021/3612 sayılı kararıyla; Davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde, davacının 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun'un) 3. maddesine yönelik Anayasa'ya aykırıIık iddiası ciddi görülmemiş, "Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak, Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede; Davacının, ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) 223/2-e maddesi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraatine karar verildiği ve anılan kararın istinaf edilmeyerek 01/10/2019 tarihinde kesinleştiğinin görüldüğü, Davacının ceza yargılamasında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan beraat etmiş olmasının iltisak ve irtibat bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına engel oluşturmayacağı gibi idari yargılama yönünden bağlayıcılığının da bulunmadığı, Davacı hakkındaki tanık beyanları ve davacının beyanı yönünden, davacının örgütün içinde yer aldığına ve diğer hususlara yönelik ifade ile davacının Cumhuriyet Başsavcılığında müdafi huzurunda verdiği örgüte ait evde kaldığına yönelik ifadesinin değerlendirilmesi sonucunda, davacının FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varıldığı belirtilerek, Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği, dava konusu kararla özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir niteliğinde olduğu anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediği, Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının faiziyle birlikte iadesine karar verilmesine yönelik isteminin de reddi gerektiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, idari soruşturma yapılmadan ve savunma hakkı tanınmadan meslekten çıkarma kararı verilmesinin ulusal ve uluslararası hukuk normlarına aykırı olduğu, 15 Temmuz 2016 tarihinden önce FETÖ üyeliği, irtibatı veya iltisakı iddiasıyla açılmış adli veya idari soruşturmanın söz konusu olmadığı, ayrıca yasal düzenlemelerde sayılan ve açıklanan meslekten çıkarma nedenlerinden hiçbirinin hakkında mevcut değilken ve tedbir amaçlı meslekten uzaklaştırma kararı verilmişken idari soruşturma yapılmadan ve yasaya aykırı olarak savunma hakkı tanınmadan meslekten çıkarılma kararı verilmesinin Anayasanın temel hakların korunması ile ilgili hükümlerine, 39. maddesine, 2802 sayılı Yasa’nın 71. maddesine, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi uyarınca adil yargılanma hakkına, silahların eşitliği ilkesine ( tanık dinlenmesinde hak eşitliği, bilgi ve belgelere ulaşmada eşitlik vs. ), çelişmeli yargılama ilkesine açıkça aykırı olduğu, davalı HSK’nın dava konusu işlemde tanık O.E’nin beyanına dayandığı; temyize konu kararda da Daire tarafından aynı tanığın beyanlarına itibarla hüküm tesis edildiği halde dinlenilmesi talep edilen tanıkların dinlenilmesi yönünde Danıştay 5. Dairesince herhangi bir karar alınmadığı ve taleplerinin karşılanmadığı, tanığın beyanlarının tamamen soyut, yer - zaman - mekan olarak tutarsız olduğu, gerek ceza soruşturması aşamasında gerekse açığa alınma ve meslekten çıkarılma aşamasında hakkındaki isnatları öğrenme imkânı bulamadığı, davalı tarafından isnat ortaya konulup savunma hakkı tanınmadan ve kişisel hiçbir değerlendirme yapılmadan meslekten çıkarma ve itirazın reddine karar verildiği, hangi isnat, gerekçe ve delille meslekten çıkarılmasına karar verildiği konusunda hiçbir gerekçe içermeyen meslekten çıkarma kararının hukuka aykırı olduğu, kullanılan ifadelere bakıldığında ceza mahkemesi kararında ulaşılan sonucun tartışmaya açılmasının yanında kararı okuyanlarda üzerine atılı suçu işlediği izleniminin oluşmasına sebebiyet verildiği, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen beraat kararına rağmen, suçlu görünmesine neden olabilecek nitelikteki ‘Bu durumda, davacının örgütün içinde yer aldığına…” ifadesiyle açıkça masumiyet karinesi ilkesinin ihlal edildiği, tanık beyanının tamamen soyut, çelişkili ve tutarsız olduğu, O.E. isimli tanığın odasını dört kişiyle birlikte paylaştığı ancak odada bulunan diğer hakimlerin beyanlarına başvurulmayarak bu tanığın beyanının kesin doğruymuş gibi kabul edildiği ve karara esas alındığı, bununla birlikte 2014 yılı HSYK seçim sürecinde başvurucunun örgütsel bir ilişki içinde olduğu veya bu yönde bir eylem ve faaliyetin içinde yer aldığına ya da örgüt adına kendilerinden oy istediğine dair bir anlatımın mevcut olmadığı, tanıkların kendi tutumunun FETÖ/PDY lehine bir tavır olduğu yönündeki açıklamalarının herhangi bir olguya değil kişisel değerlendirme ve kanaatlerine dayalı olduğu, kaldı ki seçim süreci hakkındaki fikirlerini söylemiş olmasının ifade özgürlüğü kapsamında kabul edilmesi gerektiği, O.E. isimli tanığın söylediklerinin doğruluğu ve güvenirliğinin Daire tarafından araştırılmadığı, B.E. isimli kişinin lehine söylediği beyanını hükme neden esas alınmadığının Daire tarafından açıklanmadığı, O.E. isimli kişinin beyanı değil de B.E. isimli kişinin beyanına itibar edilse idi dava konusu işlemin iptal edileceği, H.K. isimli Yargıtay üyesinin heyetinde müzakereye girmediği, Daire tarafından bu husus araştırılsa idi kolayca tespitinin yapılabileceği, F.G. isimli kişinin eşinin ceza davasında lehe beyan verdiği, bu kişinin eşi ve kendisini hem okul hem de meslek yıllarından tanıdığı, şikayetlerin de kendisiyle ilgisinin olmadığı, aynı isimli meslektaşlarla ilgili olduğu, Daire kararında geçen “örgütün içinde yer aldığı” yönündeki ifadenin kendisini suçlu gibi gösterdiği için masumiyet karinesi ilkesinin ihlal edildiği; meslekten ihraç edilmesine ilişkin işlemin Resmi Gazete ’de yayımlandığı ve terör örgütü mensubu gibi göründüğü için özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği, 1999-2000 yılında cemaate ait evde sadece eğitim amacıyla kaldığı, kendisiyle aynı şekilde eğitim maksadıyla evde kalan bir kişiyle ilgili davada ihraç kararının iptal edildiği, Daire tarafından kendi davasının reddedilmesinin eşitlik ilkesine aykırı olduğu, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama hakkının ihlal edildiği iddialarıyla temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra dosya tekemmül ettiğinden davacının yürütmenin durdurulması istemleri hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME : Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Daire kararında da belirtildiği üzere, davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan beraatine karar verildiği ve kararın 01/10/2019 tarihinde kesinleştiği görülmüştür. 667 sayılı KHK uyarınca, hâkimlerin ve savcıların terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti bulunmasa da terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olmaları nedeniyle meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına yönelik işlem tesis edilebilmesi mümkündür. Nitekim dava konusu işlemler de davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatının bulunduğu gerekçesiyle tesis edilmiştir. Anayasa Mahkemesi, 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamış, bu kavramların hukuki niteliği ve objektif anlamının yargı içtihatlarıyla belirlenebileceğini belirtmiştir. Bu kavramlar ile, kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda, kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hâl ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterlidir. Bu itibarla, davacının silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan beraatine karar verilmiş ise de, ceza muhakemesinde terör örgütüne üye olma suçu yönünden delil olarak değerlendirilemeyecek bir kısım fiil ve davranışlar ile bunlara ilişkin bilgi ve belgeler, üstün bir kamu gücü olan yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcılar hakkında tesis edilen idari tedbir niteliğindeki işlemlerde terör örgütüne irtibat veya iltisakın sübut bulup bulmadığı yönünden örgüt üyeliğine göre farklı değerlendirilebilecektir. Bu çerçevede, davacının terör örgütü ile iltisak veya irtibatının bulunup bulunmadığına yönelik yargısal denetime ilişkin işbu dava dosyasında yer verilen tespitler birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu sonucuna varıldığından bahisle verilen Danıştay Beşinci Dairesi kararı usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin reddine, 2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 11/11/2021 tarih ve E:2016/58902, K:2021/3612 sayılı kararının ONANMASINA, 3. Adli yardım kararından dolayı ertelenmiş olan temyiz aşamasına ilişkin yargılama giderinin, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin 1. fıkrası uyarınca davacıdan tahsili için Dairesince müzekkere yazılmasına, 4. Kesin olarak, 19/02/2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.