Başvurucu, mahkeme kararının uygulanmaması ve kararı uygulamayanlar hakkında yaptığı suç duyurusunun sonuçsuz kalması nedeniyle Anayasa’nın 2. , 36. , 125. , 129. ve 138. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
Başvurucu, mahkeme kararının uygulanmaması ve kararı uygulamayanlar hakkında yaptığı suç duyurusunun sonuçsuz kalması nedeniyle Anayasa’nın , , , ve maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvuru, 29/7/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 20/2/2014 tarihinde başvurunun karara bağlanması için Bölüm kararı alınması gerekli görüldüğünden, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Dicle Üniversitesi Fen Bilimleri Eğitim Bölümü Fizik Eğitimi Anabilim Dalı Programını 1994 yılında tamamlayarak fizik eğitimi anabilim dalında lisans derecesi almaya ve öğretmenlik yapmaya hak kazanmıştır. Başvurucu, Ardahan Lisesinde fizik öğretmeni olarak görev yapmakta iken 17/7/2001 tarihli işlemle Türkiye Atom Enerjisi Kurumuna genel idare hizmetleri sınıfında memur kadrosuna atanmış, daha sonra fizikçi kadrosuna geçmek için yaptığı başvuru üzerine Yükseköğretim Kurumu Başkanlığı ve Devlet Personel Başkanlığından alınan görüşlere dayanılarak 9/5/2003 tarihinde teknik hizmetler sınıfında fizikçi kadrosuna ataması yapılmıştır. Yükseköğretim Kurumu Başkanlığının fizik öğretmenliği unvanının teknik hizmetler sınıfında fizikçi kadrosuna atanmaya engel teşkil ettiğine ilişkin 14/1/2009 tarihli yazısına dayanılarak, teknik hizmetler sınıfı dereceli fizikçi kadrosunda, derecenin kademesi 2200 ek gösterge kazanılmış hak aylığı ile görev yapan başvurucu, genel idare hizmetleri sınıfında dereceli memur kadrosuna, derece kademe 1100 ek gösterge üzerinden atanmıştır. Başvurucu tarafından bu işlemin iptali ve yoksun kaldığı özlük ve parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle açılan dava, Ankara İdare Mahkemesinin 30/3/2010 tarih ve E.2009/526, K.2010/389 sayılı kararıyla reddedilmiştir. Bu kararı başvurucu temyiz etmiş, Danıştay Beşinci Dairesi 28/12/2010 tarih ve E.2010/3215, K.2010/7691 sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararını onamış, bu karara karşı yapılan karar düzeltme talebi üzerine ise 25/4/2012 tarih ve E.2011/1672, K.2012/2633 sayılı kararıyla talebi kabul ederek, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermiştir. Ankara İdare Mahkemesi, 11/10/2012 tarih ve E.2012/1467, K.2012/2349 sayılı kararıyla bozma kararına uymuş, dava konusu işlemi iptal etmiş ve yoksun kalınan parasal hakların faiziyle birlikte ödenmesine karar vermiştir. Temyiz edilmeksizin kesinleşen kararın gerekçesi şöyledir:“Dava dosyasının incelenmesinden; Ardahan Lisesi'nde fizik öğretmeni olarak görev yapmakta iken 2001 tarihli bir işlemle davalı idarede genel idare hizmetleri sınıfında memur kadrosuna atanan davacının, fizikçi kadrosuna geçmek için yaptığı başvuru üzerine YÖK Başkanlığı ve Devlet Personel Başkanlığından alınan görüşlere dayanılarak 2003 tarihinde teknik hizmetler sınıfında fizikçi kadrosuna atandığı; fizik öğretmenliği unvanının teknik hizmetler sınıfında fizikçi kadrosuna atanmaya engel teşkil ettiğine ilişkin YÖK Başkanlığı'nın 2009 tarihli yazısına dayanılarak, fizikçi unvanıyla dereceli kadroda derecenin kademesinden kazanılmış hak aylığı ile görev yapan davacının, genel idare hizmetleri sınıfında dereceli memur kadrosuna dava konusu işlemle atandığı anlaşılmaktadır.Bu durumda; YÖK Başkanlığı'nın 2009 tarihli yazısı uyarınca davacının teknik hizmetler sınıfında fizikçi kadrosundan başka bir kadroya naklen atanması hukuken mümkün ise de, söz konusu işlemde kazanılmış hak aylık derecesinin altındaki bir kadroya atanması suretiyle kadro derecesinin gözetilmemesi durumu yukarıda belirtilen yasal düzenlemeye aykırılık oluşturmaktadır.” Bu karar 29/11/2012 tarihinde Türkiye Atom Enerjisi Kurumuna tebliğ edilmiş, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu tarafından başvurucunun halen bulunduğu dereceli memur kadrosundan dereceli kadroya atanabilmesi için genel idare hizmetleri sınıfına dahil dereceli memur kadrosunun iptal edilerek genel idare hizmetleri sınıfına dahil dereceli memur kadrosunun ihdas edilmesine ilişkin dolu kadro değişikliğine ait cetvelin Devlet Personel Başkanlığı ve Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğüne gönderilmek üzere Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Personel Daire Başkanlığına 14/12/2012 tarihli yazı yazılmıştır. Bu yazı üzerine Devlet Personel Başkanlığı 24/12/2012 tarihli yazısı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına cevap vermiş ve 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde memur kadrosunun dereceye kadar gelebildiği belirtilerek, talebin karşılanmasının mümkün bulunmadığı bildirilmiştir. Başvurucu, mahkeme kararının uygulanmadığından bahisle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuş, Başsavcılık 15/2/2013 tarih ve 2013/10735 sayılı yazısı ile ilgililer hakkında 2/12/1999 tarih 4483 sayılı Memur ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun uyarınca ön inceleme yapılması talebinde bulunmuştur. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı 26/3/2013 tarih ve 28 sayılı kararı ile başvurucunun derece kademe üzerinden kazanılmış hakkı korunarak maaş ödemesinin yapıldığı, atama işleminin iptaline ilişkin mahkeme kararının başvurucunun kazanılmış hak aylık derecesinin gözetilmemesi gerekçesiyle verildiği, Devlet Personel Başkanlığının yazısı göz önünde bulundurularak memur kadrosunun dereceye kadar olduğu, başvurucunun dereceli memur kadrosuna atanmasının fiilen mümkün olmadığı gerekçesiyle ilgililer hakkında soruşturma izni verilmesine gerek olmadığına karar vermiştir. Başvurucu tarafından bu karara itiraz edilmiş, Danıştay Birinci Dairesi 15/5/2013 tarih ve E.2013/640, K.2013/655 sayılı kararı ile itirazı reddetmiştir. Karar gerekçesi şöyledir:“… kararın yerine getirilmesi amacıyla Devlet Personel Başkanlığıyla yapılan yazışma sonucunda 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde, memur kadrosunun dereceye kadar olduğu belirtildiğinden, şikayetçinin kadrosunun değiştirilemediği, bu nedenlerle ilgililere isnat edilen eylemin, haklarında soruşturma yapılmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığı anlaşıldığından, soruşturma izni verilmemesine ilişkin yetkili merci kararına yapılan itirazın reddine…” Bu karar başvurucuya 8/7/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Diğer taraftan başvurucu, Ankara İdare Mahkemesinde açtığı davanın lehine sonuçlanmasına karşın yargı kararının uygulanmaması nedeniyle uğradığını iddia ettiği 000,00 TL maddi ve 000,00 TL manevi zararın yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle Ankara İdare Mahkemesinde dava açmış, Mahkemeye sunduğu 15/3/2013 tarihli savunmaya cevap dilekçesinde maddi tazminat isteminden feragat etmiş, aynı dilekçenin sayfasında dereceli memur kadrosunda kazanılmış hak aylığı derece kademe ve 2200 ek gösterge üzerinden maaş aldığını belirtmiştir. Ankara İdare Mahkemesi 26/12/2013 tarih ve E.2013/19, K.2013/2070 sayılı kararı ile maddi tazminat talebi yönünden başvurucunun feragat etmesi nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına, manevi tazminat talebi yönünden ise davanın reddine karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:“Olayda, Ankara İdare Mahkemesinin 2012 tarih ve E:2012/1467, K:2012/2349 sayılı kararı ve davacı tarafından davalı idareye verilen dilekçe üzerine davalı idarece Maliye Bakanlığı ve Devlet Personel Başkanlığı ile yargı kararının uygulanması noktasında gerekli yazışmaların yapıldığı, eğitim durumu itibariyle fizikçi kadrosuna ataması yapılamayan davacının mahkeme kararının uygulanması noktasında kademe ve derecesinin yükseltildiği ve Ankara İdare Mahkemesince verilen karar ile davacının yeniden fizikçi kadrosuna atanması sonucu doğmadığı anlaşılmakla davalı idarece tesis edilen işlemler sonucu davacının şeref ve haysiyetini ihlal edici bir durum oluşmadığı, buna göre dava konusu olayın davacının manevi değerlerinde bir eksilme meydana getirmemesi ve davacı tarafından duyulan acı ve üzüntünün tazminat verilmesini gerektirecek nitelikte de bulunmaması nedeniyle davacının manevi tazminat isteminin kabulüne hukuken olanak bulunmamaktadır.” Başvurucu, uzman kadrosundan memur kadrosuna yapılan atamasına ilişkin işlemin hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edildiğini belirterek, işlem nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü 000,00 TL manevi zararın tazmini istemiyle Ankara İdare Mahkemesinde dava açmış, Mahkeme 10/4/2014 tarih ve E.2013/28, K.2014/678 sayılı kararıyla davanın reddine karar vermiştir. Karar gerekçesi şöyledir:“Manevi tazminatın niteliği dikkate alındığında manevi tazminata hükmedilmesini gerektirecek zarar, ölüm, bedensel zarar özel hayat ve kişilik haklarına saldırı hallerinin bulunması gerekmekte olup, olayda davacı hakkında tesis edilen işlemin sadece kazanılmış hak aylık derecesinin altındaki bir kadroya atanması suretiyle kadro derecesinin gözetilmemesi durumunun hukuka aykırılık oluşturduğu sebebiyle iptaline karar verildiği gerekçesiyle iptal edildiği görülmektedir.Bu durumda; davacı hakkında tesis edilen işlemin Ankara İdare Mahkemesi’nce iptal gerekçesi göz önüne alındığında, manevi tazminata hükmedilmesini gerekli kılacak koşulların oluşmadığı sonuç ve kanaatine varıldığından, davacının manevi tazminat isteminin reddi gerekmektedir.” Başvurucu, Anayasa Mahkemesine 29/7/2013 tarihinde bireysel başvuru yapmıştır.B. İlgili Hukuk Anayasa’nın maddesinin son fıkrası şöyledir:“Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.” 6/1/1982 tarih ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez…”