Başvuru, ahlaki durum gerekçe gösterilerek Türk Silahlı Kuvvetlerinden ayırma işlemi tesis edilmesi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, ahlaki durum gerekçe gösterilerek Türk Silahlı Kuvvetlerinden ayırma işlemi tesis edilmesi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 11/1/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık cevabında, başvuruya ilişkin olarak görüş bildirilmesine gerek görülmediği belirtilmiştir. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Hava Kuvvetleri Komutanlığı emrinde astsubay statüsünde görev yapmakta iken ahlak dışı davranışlarda bulunduğu ihbar ve duyumları üzerine başvurucu hakkında idari soruşturma başlatılmıştır. Soruşturma kapsamında 10/10/2012 tarihinde başvurucunun ifadesi alınmış ve başvurucuya cinsel yaşamına ilişkin sorular sorulmuştur. Soruşturma sonucunda Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) itibarını sarsacak nitelikte ahlak dışı hareketlerde bulunduğu gerekçesiyle 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu'nun maddesi ve 28/12/1998 tarihli ve 23567 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin (Sicil Yönetmeliği) maddesi gereğince başvurucu hakkında 15/2/2013 tarihinde "Silahlı Kuvvetlerde kalması uygun değildir" şeklinde ayırma sicil belgesi düzenlenmiştir. Sicil Yönetmeliği'nin maddesi uyarınca Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde oluşturulan Komisyonda başvurucunun durumu değerlendirilmiştir. Komisyon 26/12/2013 tarihinde başvurucu hakkında ayırma işlemi yapılmasının onaya sunulmasına karar vermiştir. Hava Kuvvetleri Komutanı 31/12/2013 tarihinde anılan kararı onaylamış ve son olarak Millî Savunma Bakanı'nın 14/2/2014 tarihinde başvurucunun TSK'dan ayrılmasını uygun bulması sonucunda ilişiği resen kesilmiştir. Başvurucu 14/4/2014 tarihinde ayırma işleminin iptali talebiyle Millî SavunmaBakanlığı aleyhine Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde (AYİM) dava açmıştır. Başvurucu dava dilekçesinde, ifadesinin hukuka aykırı yöntemlerle alındığını ve ifade tutanağının gerçekleri yansıtmadığını iddia etmiştir. Hiçbir zaman özel yaşamına ait unsurları iş ortamına ve görevine yansıtmadığını, ayrıca tek bir disiplin cezası bulunmadığı gibi çok sayıda takdir ve başarı belgesinin olduğunu ifade eden başvurucu; tesis edilen ayırma işleminde birey-kamu yararı dengesinin gözetilmediğini ve ölçülülük ilkesine uyulmadığını ileri sürmüştür. AYİM Başsavcılığının işlemin iptaline karar verilmesi gerektiği yönünde hazırladığı 12/11/2014 tarihli düşünce yazısında, başvurucunun sekiz yıllık meslek hayatında hiç disiplin cezası almadığı ve görevinde başarılı olduğu vurgulanmıştır. Diğer yandan idari soruşturmada tespit edilen ifadelerin hukuka uygun yöntemlerle elde edilmediği, söz konusu eylemlerin özel hayata ilişkin olduğu ve bu eylemler aleniyete kavuşmadığından TSK'nın itibarını sarstığının söylenemeyeceği, iddia edilen eylemler nedeniyle daha önce ikaz dahi edilmeyen başvurucunun çok ağır sonuçları olan ayırma işlemine tabi tutulmasının ölçülülük ilkesini ihlal ettiği ifade edilmiştir. AYİM Birinci Dairesinin (Daire) 9/7/2015 tarihli kararı ile oyçokluğuyla dava reddedilmiştir. Kararın gerekçesinde, başvurucu her ne kadar bekar ise de özel hayatı kapsamındaki eylemlerinin -karşı cinsle yaşadığı ilişkilerin- genel ahlak kurallarına aykırı olduğu vurgulanmıştır. Bu eylemlerin özel hayat sınırını aştığı ve diğer personele kötü örnek teşkil ettiği, ayrıca bu ilişkilerin ileride istihbarat amaçlı kullanılmasının ihtimal dâhilinde olduğu belirtilerek idarenin takdir yetkisini ölçülü, objektif ve kamu-birey yararı dengesini gözeterek kullandığı sonucuna varılmıştır. Başkan ve bir hâkim üye karara muhalif kalmıştır. Daire Başkanı karşıoy gerekçesinde, bahse konu eylemlerin TSK'nın itibarını sarsacak şekilde alenileştiğinin veya itibarını sarsma tehlikesi bulunduğunun somut, yeterli ve güvenilir delillerle ispatlanamadığını belirtmiştir. Muhalif üyenin karşıoy gerekçesinde ise, bahse konu personelin bilgisine başvurma adı altında kendisi ve başkaları aleyhine tanıklık yapmasının sağlanması amacıyla alınan ifadeleri teyit eder nitelikte, hukuka uygun, şüpheden uzak, yerinde, elverişli, yeterli bir delil bulunmadığı, ayrıca görevinde başarılı olan başvurucunun ikaz dahi edilmeden ayırma işlemine tabi tutulmak suretiyle usul ve ölçülülük ilkesine uyulmadığından işlemin hukuka aykırı olduğu ifade edilmiştir. Başvurucunun karar düzeltme istemi Dairenin 1/12/2015 tarihli kararı ile oyçokluğuyla reddedilmiştir. Nihai karar 14/12/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 11/1/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Bireysel başvurunun incelenme sürecinde 21/1/2017 tarihli ve 6771 Kanun ile Anayasa'ya eklenen geçici maddenin birinci fıkrasının (E) bendiyle AYİM kaldırılmıştır. İlgili hukuk için bkz. G.G. (GK), B. No: 2014/16701, 13/10/2016, §§ 23-30; Yaşar Türkmen, B. No: 2014/5418, 15/2/2017, §§ 26-