Danıştay 3. Daire Başkanlığı 2023/10183 E. , 2024/6939 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No : 2023/10183 Karar No : 2024/6939 DAVACI: ... İmalat ve Mühendislik Anonim Şirketi VEKİLLERİ : Av. ... DAVALILAR : 1-... Bakanlığı/ANKARA (... Başkanlığı) VEKİLLERİ : Av. ... 2- ... Vergi Dairesi Müdürlüğü/... VEKİLİ : Av. ... DAVANIN KONUSU : 12/03/2023 tarih ve 32130 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7440 sayılı Kanun'un 10. maddesinin (27) numaralı fıkrası ile getirilen ek vergi
Danıştay 3. Daire Başkanlığı 2023/10183 E. , 2024/6939 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No : 2023/10183 Karar No : 2024/6939 DAVACI: ... İmalat ve Mühendislik Anonim Şirketi VEKİLLERİ : Av. ... DAVALILAR : 1-... Bakanlığı/ANKARA (... Başkanlığı) VEKİLLERİ : Av. ... 2- ... Vergi Dairesi Müdürlüğü/... VEKİLİ : Av. ... DAVANIN KONUSU : 12/03/2023 tarih ve 32130 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7440 sayılı Kanun'un 10. maddesinin (27) numaralı fıkrası ile getirilen ek vergiye ilişkin Hazine ve Maliye Bakanlığınca yayımlanan 15/04/2023 tarihli Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin 7440 sayılı Kanun Genel Tebliği (Seri No: 3)'nin 4. maddesinin (3) numaralı fıkrasındaki, "kurumlar vergisi mükellefiyeti", 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki, "5520 sayılı Kanunun 32/A maddesi kapsamında indirimli kurumlar vergisine tabi matrahlar", (6) numaralı fıkrasındaki, "2022 hesap dönemine ilişkin beyannamelerinde", 7. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki " ile 5520 sayılı Kanunun 32/A maddesi hükmüne istinaden tespit olunan indirimli kurumlar vergisi matrahı" ibareleri ve maddenin (2) numaralı fıkrasının iptali ile ihtirazi kayıtla verilen 2022 kurumlar vergisi beyannamesi üzerine yapılan ek vergi tahakkukunun kaldırılması ve sözü edilen hükümlerin dayanağı 7440 sayılı Kanun'un 10. maddesinin (27) numaralı fıkrasının Anayasaya aykırı olduğu ileri sürülerek iptali için itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulması istenilmektedir. DAVACININ İDDİALARI : Şirket merkezinin ... olması nedeniyle mükellefiyet kaydının ...'da olduğu ancak ...'da bulunan fabrikası için yatırım istisnasından yararlandığı, depremden fiilen etkilendiği, ek vergiden muaf tutulmamasının Anayasa'nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesine aykırı olduğu, uyuşmazlık konusu Tebliğ'le getirilen ek verginin 73. maddesinde düzenlenen vergilemede genellik ilkesine ve 2. maddesinde düzenlenen hukuki güvenlik ilkesine aykırılık teşkil ettiği, deprem bölgesinde bulunan yatırım nedeniyle yararlandığı vergi istisnasının depremin etkilerinin giderilmesi amacıyla getirilmiş olan düzenlemeyle vergi konusu yapılmasının çelişki doğurduğu ve Kanun'un getiriliş amacına aykırı düştüğü, geçmişe dönük olarak getirilen düzenlemenin geriye yürümezlik ve öngörülebilirlik ilkelerine aykırı olduğu, tüm bu hususların yanı sıra uyuşmazlık konusu düzenleme ile tüm vergi mükelleflerine değil belli bazı kişilere mali yükümlülük getirilmesinin Anayasanın 73. maddesine aykırılık teşkil etmesi nedeniyle isteme konu Tebliğ'in dayanağı 7440 sayılı Kanun'un 10. maddesinin (27) numaralı fıkrasının iptali için itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulması, ihtirazi kayıtla verilen 2022 kurumlar vergisi beyannamesi üzerine yapılan ek vergi tahakkuku ile Tebliğin uyuşmazlığa konu kısımlarının iptali gerektiği ileri sürülmektedir. DAVALI... BAKANLIĞI (... BAŞKANLIĞI)'NIN SAVUNMASI : 7440 sayılı Kanun'un 10. maddesinin (27) numaralı fıkra hükmünün uygulanması amacıyla tekrarından ibaret olan Tebliğ hükümlerinde Kanun'a aykırılık bulunmadığı, getirilen düzenlemeyle kurumlar vergisi matrahında değişiklik yapılmadığı, sadece istisna ve indirimlerden yararlanılmasının engellendiği, yeni getirilen verginin matrahının tespit yöntemi olarak istisna ve indirim tutarlarının esas alındığı, Kanun'la getirilen ek vergide vergiyi doğuran olayın 2022 yılına ilişkin kurumlar vergisi beyannamesinde beyan edilecek indirim ve istisna tutarlarının beyan edilmesi olduğu, bu tutarların matrah kabul edilerek ek verginin yürürlüğe girdiği tarihte henüz kurumlar vergisi beyanname verme sürecinin başlamadığı dolayısıyla geçmişe yürümenin söz konusu olmadığı, kurumlar vergisi beyannamesi verilmeden ve bu beyanname üzerinde istisna, indirim ve indirimli kurumlar vergisi bulunmadan ek vergiye ilişkin matrahın oluşmasının söz konusu olmadığı, 1994 tarihli Ekonomik Denge İçin Yeni Vergiler İhdasına Dair Kanun'da düzenlenen bir defaya mahsus ekonomik denge vergisinin alınacağı ve gelir ve kurumlar vergisi beyannamelerindeki matrah üzerinden %10 oranında matrah hesaplanacağı yolundaki düzenlemeye karşı açılan davanın Anayasa Mahkemesince reddedildiği (06/07/1995 tarih ve E:1995/6, K:1995/29), 7440 sayılı Kanun'la getirilen ek verginin de bu minvalde değerlendirilmesi gerektiği, 1999 depremi sonrasında depremin yol açtığı ekonomik kayıpları gidermek amacıyla Bazı Mükellefiyetler İhdası ve Bazı Vergi Kanunlarında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'la getirilen ek gelir vergisi ve kurumlar vergisine karşı açılan davanın Anayasa Mahkemesince reddedildiği, söz konusu Kanun'un 1999 yılında yürürlüğe girdiği ve 1998 yılı için beyan edilen matrah üzerinden ek vergi alınmasının düzenlendiği, Mahkemece bu durumun geriye yürüme olarak değerlendirilmediği (28/03/2001 tarih ve E:1999/51, K:2011/63), 7440 sayılı Kanun'la da benzer bir düzenleme yapıldığı ve geriye yürümenin söz konusu olmadığının yargı kararıyla ortaya konulduğu, aynı durumda olanlar için yükümlülük getirildiğinden kanun önünde eşitlik ilkesine aykırılık bulunmadığı, kanuni düzenleme ile getirilen ek verginin, mükelleflerin beyan ettiği matrahın tamamı üzerinden değil indirim ve istisna tutarı üzerinden hesaplandığı, iki taksit halinde ödeneceği, depremin yarattığı ekonomik etkileri azaltmak amacıyla bir defaya mahsus olarak getirildiği ve depremden etkilenen mükellefler muaf tutulduğundan söz konusu düzenlemede haklı beklenti ilkesine de aykırılık bulunmadığı, beyannamesinde indirim ve istisna gösteren tüm mükelleflerin bu indirim ve istisna tutarları üzerinden aynı oranda vergi ödemeleri öngörüldüğünden vergilemede eşitlik ilkesine aykırı bir durum bulunmadığı belirtilerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur. DAVALI ... VERGİ DAİRESİMÜDÜRLÜĞÜ'NÜN SAVUNMASI: 7440 sayılı Kanun'un 10. maddesinin (27) numaralı fıkrası ile düzenlenen ek verginin depremin etkilerinin azaltılması amacıyla getirildiği, bir defaya mahsus kurumlardan vergi alınmasının, vergilemede adalet ve eşitlik ilkesi ile mali güce göre vergilendirme ilkelerine uygun olarak, içinde bulunulan olağanüstü dönemin yol açtığı zararın bertaraf edilmesi amacıyla ihtiyaç duyulan finansmanın karşılanması açısından önem arz ettiği belirtilerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ:Düzenleyici işlem yönünden yapılan değerlendirme: 7440 sayılı Kanun'un 10. maddesinin (27) numaralı fıkrasında açıkça 2022 yılına ilişkin kurumlar vergisi beyannamesinde gösterilmek suretiyle, 5520 sayılı Kanun ile diğer kanunlarda yer alan düzenlemeler uyarınca kurum kazancından indirim konusu yapılan tutar üzerinden, dönem kazancı ile ilişkilendirilmeksizin %10 oranında ek vergi hesaplanacağının belirtilmesi ve anılan Kanun'la verilen yetkiye dayanılarak hükmün uygulamasına ilişkin usul ve esasların belirlenmesi amacıyla yürürlüğe konulan 7440 sayılı Kanun Genel Tebliği (Seri No:3)'nin uyuşmazlığa konu kısımları Hazine ve Maliye Bakanlığınca kanunla verilen yetki aşılarak getirilmiş yeni bir kural olmadığı gibi Kanun'da hükme bağlanan kuralın kapsamı ve uygulanmasına dair esaslara yer verilen düzenleme ile indirim hakkı kullanımının, Kanun hükmünde öngörülmeyen bir şekilde daraltıldığı ya da ortadan kaldırıldığından da söz edilemeyecektir. Ayrıca gerekçesi depremin oluşturduğu etkilerin giderilmesi olan ve depremin ekonomik etkilerinin hafifletilmesi amacıyla çıkarılan Kanun'a dayalı olarak ve kamu yararı gözetilmek suretiyle düzenlenen Tebliğ için Kanun'da bir şekil şartı öngörülmediğinden, 7440 sayılı Kanun Genel Tebliği (Seri No:3)'nin uyuşmazlığa konu kısmında hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Bireysel işlem yönünden yapılan değerlendirme: 7440 sayılı Kanun'la getirilen muafiyet hükmü ile amaçlananın deprem nedeniyle ticari faaliyetleri sekteye uğrayan ve zarar gören mükelleflerin mali yüklerini arttırmamak olduğu açık olduğundan 7440 sayılı Kanun'la getirilen ek vergiden, maddede sayılan il ve ilçelerde mükellefiyet kaydı bulunanların yanı sıra kurumlar vergisi mükellefiyetine tabi faaliyeti bulunan mükelleflerin bu bölgelerdeki iktisadi faaliyetleri ile sınırlı olarak muafiyetten yararlanmaları gerekmektedir. Bu durumda, davacının 7440 sayılı Kanun'da sayılan illerden olan ...'da kurumlar vergisine tabi iktisadi faaliyeti bulunduğu ve bu faaliyetinin deprem nedeniyle sekteye uğradığı anlaşıldığından, davacının mükellefiyet kaydının Kanun'da sayılan yerlerdeki vergi dairesi olmadığından bahisle ihtirazı kaydının kabul edilmemesi suretiyle yapılan ek vergi tahakkukunda hukuka uygunluk görülmemiştir. Bu nedenle, davanın düzenleyici işlemin iptali istemi yönünden reddi, tahakkuk eden ek vergi yönünden ise kabulü ile ek verginin kaldırılması gerektiği düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI : ... DÜŞÜNCESİ : Dava; 12/03/2023 tarih ve 32130 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7440 sayılı Kanun'un 10. maddesinin (27) numaralı fıkrası ile getirilen ek vergiye ilişkin Hazine ve Maliye Bakanlığınca yayımlanan 15/04/2023 tarihli Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin 7440 sayılı Kanun Genel Tebliği (Seri No: 3)'nin 4. maddesinin (3) numaralı fıkrasındaki, "kurumlar vergisi mükellefiyeti", 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki, "5520 sayılı Kanunun 32/A maddesi kapsamında indirimli kurumlar vergisine tabi matrahlar", (6) numaralı fıkrasındaki, "2022 hesap dönemine ilişkin beyannamelerinde", 7. maddesinin, (1) numaralı fıkrasındaki "ile 5520 sayılı Kanunun 32/A maddesi hükmüne istinaden tespit olunan indirimli kurumlar vergisi matrahı" ibarelerinin ve (2) numaralı fıkrasının iptali ile ihtirazi kayıtla verilen 2022 kurumlar vergisi beyannamesi üzerine yapılan ek vergi tahakkukunun kaldırılması istemiyle açılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 73. maddesinin üçüncü fıkrasında vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağı hükme bağlanmak suretiyle verginin kanuniliği ilkesi benimsenmiştir. Verginin kanuniliği ilkesi, takdire dayalı keyfi uygulamaları önleyecek sınırlamaların yasada yer almasını gerektirmekte ve vergi yükümlülüğüne ilişkin düzenlemelerin konulması, değiştirilmesi veya kaldırılmasının yasa ile yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Buna göre vergide mükellefiyet, matrah, oran, tarh, tahakkuk, tahsil, uygulanacak yaptırımlar ve zamanaşımı gibi konuların yasayla düzenlenmesi zorunludur. Öte yandan, normlar hiyerarşisi olarak bilinen temel hukuk ilkesine göre, normlar arasında altlık ve üstlük ilişkisi söz konusu olmakta ve her norm geçerliliğini bir üst hukuk normundan almaktadır. Başka bir anlatımla normlar hiyerarşisi, her türlü normun hiyerarşik olarak bir sıra dahilinde sıralanması ve birbirine bağlı olması anlamına gelmekte olup; bunun doğal sonucu olarak, hiyerarşik sıralamada daha altta yer alan normun, kendisinden üstte bulunan norma aykırı hükümler içeremeyeceği, bir başka deyişle alt norm niteliğindeki düzenleyici işlemlerin, bir hakkın kullanımını üst normda öngörülmeyen bir şekilde daraltamayacağı veya kısıtlayamayacağı; dolayısıyla, düzenleyici bir işlemin kendinden önce gelen kanun ve yönetmelik hükümlerine aykırı düzenlemeler getiremeyeceği kabul edilmektedir. Bireylerin sosyal ve ekonomik durumlarını etkileyecek keyfi uygulamalara neden olmaması için vergilendirmede, yukarıda bahsedilen belli başlı temel konuların yasalarla belirlenmesi gerekir. Ancak, yasa ile her konuyu bütün kapsam ve ayrıntılarıyla düzenlemenin olanaklı bulunmadığı durumlarda, Yasanın daraltılması ve genişletilmesi sonucunu doğurmayacak şekilde, uygulamaya ilişkin konularda yürütme organına açıklayıcı ve tamamlayıcı nitelikte idari işlem yapma yetkisi verilebilir. 7440 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 10. maddesinin 27. fıkrasında; "Kurumlar vergisi mükellefleri tarafından, 2022 yılına ilişkin kurumlar vergisi beyannamesinde gösterilmek suretiyle, 5520 sayılı Kanun ile diğer kanunlarda yer alan düzenlemeler uyarınca kurum kazancından indirim konusu yapılan istisna ve indirim tutarları ile aynı Kanunun 32/A maddesi kapsamında indirimli kurumlar vergisine tabi matrahları üzerinden, dönem kazancı ile ilişkilendirilmeksizin %10 oranında, 5520 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde düzenlenen istisna ile yurt dışından elde edilen ve en az %15 oranında vergi yükü taşıdığı tevsik edilen istisna kazançlar üzerinden ise %5 oranında ek vergi hesaplanır ve bu verginin ilk taksiti kurumlar vergisinin ödeme süresi içinde, ikinci taksiti bu süreyi takip eden dördüncü ayda ödenir. Özel hesap dönemi tayin edilen mükelleflerde bu vergi, 2023 yılı içinde sona eren hesap dönemi için verilmesi gereken beyannamelerde gösterilmek suretiyle uygulanır. Bu vergi gider ve indirim olarak dikkate alınamaz ve hiçbir vergiden mahsup edilemez. Şu kadar ki 5520 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının; (d), (i), (j) ve (k) bentleri ile geçici 14 üncü maddesi kapsamındaki istisnalar, aynı Kanunun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının; (b), (c), (ç), (d), (e), (f), (g) ve (h) bentleri kapsamındaki indirimler, 193 sayılı Kanunun geçici 61 inci maddesi kapsamında tevkifata tabi yatırım indirimi istisnası, ilgili kanunları uyarınca kurum kazancından indirilebilen bağış ve yardımlar ile 10/7/2018 tarihli ve 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 407 nci maddesi kapsamında tanımlanan mikro ve küçük işletmelerin teknoloji geliştirme bölgeleri ile Ar-ge ve tasarım merkezlerinden elde ettikleri istisnaya ve indirime konu kazançları üzerinden bu vergi hesaplanmaz. 6/2/2023 tarihi itibarıyla, ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... illeri ile ... İlinin ... İlçesinde kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunanlar ek vergiden muaftır. Tahsil edilen ek vergi, genel bütçe geliri olarak kaydedilir ve 5779 sayılı Kanun ile diğer kanunlara göre mahalli idarelere verilecek payların hesabında dikkate alınmaz. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Hazine ve Maliye Bakanlığınca belirlenir." hükmüne yer verilmiştir. Yukarıda anılan Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak 15/04/2023 tarih ve 32164 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Vergi Ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına ilişkin 7440 Sayılı Kanun Genel Tebliği'nin; (Seri No:3) "Ek verginin mükellefleri" başlıklı 4. maddesinde; "(1) Ek verginin mükellefleri, 13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununda sayılan mükelleflerdir. Buna göre; a) Sermaye şirketleri, b) Kooperatifler, c) İktisadi kamu kuruluşları, ç) Dernek veya vakıflara ait iktisadi işletmeler, d) İş ortaklıkları, ek verginin mükellefidirler. (2) Kurumlar vergisi beyannamesi veren dar mükellef kurumlar da ek vergi mükellefleri kapsamındadır. (3) ...tarihi itibarıyla ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... İlleri ile ... İlinin ... İlçesinde kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunanlar ek vergiden muaftır."; 5. maddesinin 1. fıkrasında; "5520 sayılı Kanun ile diğer Kanunlarda yer alan düzenlemeler uyarınca kurum kazancının tespitinde dikkate alınan istisna ve indirim tutarları ile 5520 sayılı Kanunun 32/A maddesi kapsamında indirimli kurumlar vergisine tabi matrahlar ek verginin konusunu oluşturmaktadır."; 6. fıkrasında ise; "2022 hesap dönemine ilişkin beyannamelerinde 5520 sayılı Kanunun 32/A maddesi kapsamında indirimli kurumlar vergisine tabi matrahları bulunan kurumlar vergisi mükelleflerinin bu matrahları da ek verginin konusunu oluşturmaktadır."; 7. maddesinin 1. fıkrasında; "Kurumlar vergisi mükelleflerince hesaplanacak ek verginin matrahı, Kanunun 10 uncu maddesinin yirmi yedinci fıkrasında belirlenen ve detaylarına bu Tebliğin 5 inci maddesinde yer verilen indirim ve istisnalar ile 5520 sayılı Kanunun 32/A maddesi hükmüne istinaden tespit olunan indirimli kurumlar vergisi matrah tutarlarıdır."; 2. fıkrasında da; "2022 yılına ilişkin verilen kurumlar vergisi beyannamesinde gösterilmek suretiyle, tespit olunan matrahlar üzerinden Kanun hükmüne istinaden %10 oranında ek vergi hesaplanacaktır." düzenlemelerine yer verilmiştir. Davacı dava dilekçesinde özetle; davacı şirketin ...'da bulunan fabrikası depremden etkilendiği halde ek vergi mükellefi olarak sorumlu tutulmasının hukuka aykırı olduğu, 7440 sayılı Kanun'un 10. maddesinin 27. fıkrasıyla, 2023 yılında yürürlüğe giren bir kanun ile 2022 yılının verileri üzerinden ek vergi hesaplanması suretiyle kanunların geriye yürütülmesinin söz konusu olduğu ve öngörülememesi nedeniyle hukuki güvenlik ilkesinin zedelendiği, sadece belirli bir istisna ve indirimlerden faydalanabilecek mükelleflerden ek vergi alınmasının eşitlik ilkesine de aykırı olduğu, anılan Kanun'dan önce nakdi sermaye artışı yapan ve yatırım teşvik belgesine bağlanmış yatırımlarını gerçekleştirirken bir takım indirimlerden faydalanacaklarını öngören mükelleflerin daha sonradan bu indirimlerden faydalanmasının engellenmesi sonucunu doğurduğu, bu nedenle Yasa'nın belirtilen kısmının Anayasa'ya aykırı olduğu iddiaları ile dava açmıştır. 7440 sayılı Kanun'un 10. maddesinin 27. fıkrası ile yeni bir ek vergi ihdas edilmiş, ek verginin mükellefi ve matrahı anılan maddede belirtilmiştir. 2022 yılının kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesinin son günü 5 Mayıs 2023 tarihi olarak belirlenmiştir. 7440 sayılı Kanun ise 12/03/2023 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanmıştır. Ek vergiyi doğuran olay; 2022 yılına ilişkin kurumlar vergisi beyannamesinde istisna ve indirimleri tutarlarının bulunması ile aynı Kanunun 5520 sayılı Kanun'un 32/A maddesi kapsamında indirimli kurumlar vergisine tabi matrah beyan edilmesidir. 2022 kurumlar vergisi beyannamesi verildiği zaman beyannamedeki belirtilen miktarlar dikkate alınarak ek vergi tahakkuku yapılmaktadır. 7440 sayılı Kanun ile geçmişte meydana gelmiş olan vergiyi doğuran olaya yeni çıkan bir Kanun'un uygulanması söz konusu olmayıp, yeni ihdas edilen ek vergi matrahının belirlenmesinde bir usûl ve ölçüt belirlenmiştir. Bu nedenle 2022 yılı kurumlar vergisi beyannamesinde gösterilen indirim ve istisna kapsamında beyannameye yansıtılan tutarlar ile indirimli kurumlar vergisi miktarlarına ilişkin matrahlar üzerinden vergi alınması, başka bir ifade ile bu tutarların ek verginin matrahı kabul edilmesi, geriye dönük vergi koyma anlamına gelmeyecektir. Nitekim Anayasa Mahkemesinin 6/7/1995 tarihli ve E:1995/6, K: 1995/29 sayılı kararı da bu yöndedir. Bu durumda 7440 sayılı Yasa ile getirilen ek verginin bir yıl önceki kazançlar üzerinden geçmişe dönük yükümlülük getirdiği iddiası yerinde görülmediğinden, davacının hukuki güvenlik ilkesinin zedelendiği ve hukuk devleti ilkesine aykırılık teşkil ettiği yolundaki iddialarına itibar edilmesi mümkün bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesi'nin 24/6/1993 tarihli ve E: 1992/29, K: 1993/23 sayılı kararında; "Vergi, devletin egemenlik gücüne dayanarak kamu giderlerine katılımı sağlamak amacıyla kişilerden aldığı ekonomik değerlerdir. Verginin tarh, tahakkuk ve tahsil aşamalarını belirleyen yasal düzenlemeler hukuksal güveni sağlar. Oluşan güven, hukuk devletinin de doğal sonucudur. Devletin vergilendirme yetkisi, vergide yasallık, eşitlik, malî güç ve genellik gibi kimi anayasal ilkelerle sınırlandırılmıştır.(.......) Anayasa'nın 10. maddesindeki, eşitlik ilkesiyle aynı hukuksal durumda olan kişilerin aynı kurallara, değişik hukuksal durumda olanların ise farklı kurallara bağlı tutulması öngörülmektedir. Durum ve konumlarındaki özellikler, kimi kişiler için değişik kuralları ve uygulamaları gerekli kılabilmektedir. Başka bir anlatımla, durum ve konumlardaki farklılıkların doğurduğu zorunluluklarla, Anayasa'da öngörülen kamu yararı ya da başka nedenlere dayanılarak yasalarla farklı uygulamalar getirilmesi durumunda Anayasa'nın eşitlik ilkesine aykırılıktan sözedilemez." şeklinde karar vermiştir. Anayasa'nın öngördüğü eşitlik, mutlak anlamda bir eşitlik olmayıp, haklı nedenlerin bulunması durumunda gerekli uygulamalara olanak veren bir ilkedir. Davacı, 7440 sayılı Kanun ile kurumlar vergisi mükellefleri arasında ayrımcılığa gidildiğini, sadece belirli istisna ve indirimlerden faydalanabilecek durumda olan mükelleflerden ek vergi alındığını, alınacak verginin oranının matraha göre değişiklik gösterdiğini iddia etmekte ise de; indirim ve istisna yada indirimli kurumlar vergisi matrahı beyanı açısından aynı durum ve konumda olan tüm kurumlar vergisi mükelleflerine aynı kuralın uygulanmış olması karşısında davacının eşitlik ilkesine aykırılık iddiası yerinde görülmemiştir. Davacı şirket, ...'da bulunan fabrikasının depremden etkilendiği halde ek vergi mükellefi olarak sorumlu tutulmasının haksız ve hukuka aykırı olduğunu ileri sürmekte ise de; dava konusu Tebliğin "Verginin hesaplanması, beyanı ve ödenmesi" başlıklı 7. maddesinde yer alan "Örnek 2" de yapılan açıklama kapsamında; her ne kadar faaliyetinin bir kısmını depremden etkilenen ... ilinde gerçekleştirmiş olsa da, davacı şirketin kurumlar vergisi yönünden mükellefiyet kaydı ... ilinde bulunduğundan davacı şirket tarafından ek vergi hesaplanması gerekmekte olup davacının bu iddiası yerinde görülmemiştir. Sonuç olarak, davacının 7440 sayılı Kanun'un 10. maddesinin 27. fıkrası ile getirilen ek vergi düzenlemesine yönelik Anayasaya aykırılık iddiaları ciddi bulunmamış olup, 7440 sayılı Kanun'un 10. maddesinin 27. fıkrası ile ihtilaf konusu 3 Seri No'lu Tebliğ'in 4. maddesinin (3) numaralı fıkrası, 5. maddesinin (1) ve (6) numaralı fıkraları, 7. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları birlikte değerlendirildiğinde; ihtilaf konusu Tebliğin üst normlara aykırı olduğuna ve davalı idareye verilen usul ve esasları düzenlenme yetkisi kapsamı dışına çıkıldığına yönelik davacı iddiaları yerinde görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle davanın reddine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Üçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY: Mükellefiyet kaydı ... Vergi Dairesi Müdürlüğü'nde olup ... tarih ve ... sayılı teşvik belgesine istinaden ...'da faaliyet gösteren davacı tarafından, 2022 yılına ait kurumlar vergisi beyannamesinde, Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 32/A maddesi kapsamında indirimli kurumlar vergisine tabi matrah tutarı beyan edilmiş, bu tutar üzerinden, 15/04/2023 tarih ve 32164 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına ilişkin 7440 Sayılı Kanun Genel Tebliği (Seri No:3)'nde öngörüldüğü şekilde %10 oranında ek vergi hesaplanarak ihtirazi kayıtla ödenmiştir. Söz konusu ek verginin dayanağı olan 15/04/2023 tarih ve 32164 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına ilişkin 7440 Sayılı Kanun Genel Tebliği (Seri No:3)'nin 4. maddesinin (3) numaralı fıkrasındaki, "kurumlar vergisi mükellefiyeti", 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki, "5520 sayılı Kanunun 32/A maddesi kapsamında indirimli kurumlar vergisine tabi matrahlar", (6) numaralı fıkrasındaki, "2022 hesap dönemine ilişkin beyannamelerinde", 7. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki "ile 5520 sayılı Kanunun 32/A maddesi hükmüne istinaden tespit olunan indirimli kurumlar vergisi matrahı" ibareleri ve maddenin (2) numaralı fıkrası ile ihtirazi kayıtla verilen 2022 kurumlar vergisi beyannamesi üzerine yapılan ek vergi tahakkukunun iptali ve sözü edilen hükümlerin dayanağı 7440 sayılı Kanun'un 10. maddesinin (27) numaralı fıkrasının Anayasaya aykırı olduğu ileri sürülerek iptali için itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulması istemiyle dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Cumhuriyetin nitelikleri" başlıklı 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olduğu belirtilmiş; 13. maddesinde temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği belirtildikten sonra bu sınırlamaların, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı kurala bağlanmış; 35. maddesinde herkesin, mülkiyet ve miras haklarına sahip olduğu ve bu hakların ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabileceği belirtildikten sonra mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı hükme bağlanmış; "Vergi Ödevi" başlıklı 73. maddesinin üçüncü fıkrasında "Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.", dördüncü fıkrasında, "Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Cumhurbaşkanına verilebilir." hükümlerine yer verilmiştir. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi" başlıklı 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, bir davaya bakmakta olan mahkemenin, bu davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa'ya aykırı görmesi halinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması halinde iptali istenen kuralların Anayasa'nın hangi maddelerine aykırı olduklarını açıklayan gerekçeli başvuru kararının aslını; başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneğini; dava dilekçesi, iddianame veya davayı açan belgeler ile dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örneklerini dizi listesine bağlayarak Anayasa Mahkemesine göndereceği belirtilmiş, maddenin (2) numaralı fıkrasında ise taraflarca ileri sürülen Anayasa'ya aykırılık iddiası davaya bakan mahkemece ciddi görülmezse bu konudaki talebin gerekçeleri de gösterilmek suretiyle reddedileceği ve bu hususun esas hükümle birlikte temyiz konusu yapılabileceği ifade edilmiştir. Anayasa'nın "Yönetmelikler" başlıklı 124. maddesinde "Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzelkişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilirler." düzenlemesi hüküm altına alınmıştır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinde, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları idari dava türleri arasında sayılmıştır. 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun "İlk derece mahkemesi olarak Danıştayda görülecek davalar" başlıklı 24. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde, Bakanlıklar ile kamu kuruluşları veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarınca çıkarılan ve ülke çapında uygulanacak düzenleyici işlemlere karşı açılacak iptal ve tam yargı davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay tarafından karara bağlanacağı kuralına yer verilmiştir. 7440 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un "Diğer hükümler" başlıklı 10. maddesinin (27) numaralı fıkrasında kurumlar vergisi mükellefleri tarafından, 2022 yılına ilişkin kurumlar vergisi beyannamesinde gösterilmek suretiyle, 5520 sayılı Kanun ile diğer kanunlarda yer alan düzenlemeler uyarınca kurum kazancından indirim konusu yapılan istisna ve indirim tutarları ile aynı Kanunun 32/A maddesi kapsamında indirimli kurumlar vergisine tabi matrahları üzerinden, dönem kazancı ile ilişkilendirilmeksizin %10 oranında ek vergi hesaplanacağı ve bu verginin ilk taksitinin kurumlar vergisinin ödeme süresi içinde, ikinci taksitinin bu süreyi takip eden dördüncü ayda ödeneceği belirtildikten sonra 06/02/2023 tarihi itibarıyla, ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... illeri ile ... İlinin ... İlçesinde kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunanların ek vergiden muaf olduğu, tahsil edilen ek verginin, genel bütçe geliri olarak kaydedileceği ve 5779 sayılı Kanun ile diğer kanunlara göre mahalli idarelere verilecek payların hesabında dikkate alınmayacağı, bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esasların Hazine ve Maliye Bakanlığınca belirleneceği kurala bağlanmıştır. 7440 sayılı Kanun'la verilen yetkiye istinaden anılan Kanun'un 10. maddesinin (27) numaralı fıkrasının uygulanmasına ilişkin usul ve esasların belirlenmesi amacıyla Hazine ve Maliye Bakanlığınca düzenlenerek 15/04/2023 tarih ve 32164 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına ilişkin 7440 Sayılı Kanun Genel Tebliği (Seri No:3)'nin "Ek verginin mükellefleri "başlıklı 4. Maddesinin (3) numaralı fıkrasında 06/02/2023 tarihi itibarıyla ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... İlleri ile ... İlinin ... İlçesinde kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunanların ek vergiden muaf olduğu hükme bağlanmış, "Ek verginin konusu" başlıklı 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasında 5520 sayılı Kanun'un 32/A maddesi kapsamında indirimli kurumlar vergisine tabi matrahların ek verginin konusunu oluşturduğu belirtilmiş, maddenin (6) numaralı fıkrasında 2022 hesap dönemine ilişkin beyannamelerinde 5520 sayılı Kanunun 32/A maddesi kapsamında indirimli kurumlar vergisine tabi matrahları bulunan kurumlar vergisi mükelleflerinin bu matrahlarının da ek verginin konusunu oluşturduğu belirtilmiş, "Verginin hesaplanması, beyanı ve ödenmesi" başlıklı 7. maddesinin (1) numaralı fıkrasında kurumlar vergisi mükelleflerince hesaplanacak ek verginin matrahının, Kanun'un 10. maddesinin (27) numaralı fıkrasında belirlenen ve detaylarına bu Tebliğin 5. maddesinde yer verilen indirim ve istisnalar ile 5520 sayılı Kanunun 32/A maddesi hükmüne istinaden tespit olunan indirimli kurumlar vergisi matrah tutarları olduğu açıklanmış, maddenin (2) numaralı fıkrasında da 2022 yılına ilişkin verilen kurumlar vergisi beyannamesinde gösterilmek suretiyle, tespit olunan matrahlar üzerinden Kanun hükmüne istinaden %10 oranında ek vergi hesaplanacağı hükmüne yer verilmiştir. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 3. maddesinde vergi kanunlarının lafzı ve ruhu ile hüküm ifade edeceği belirtildikten sonra lafzın açık olmadığı hallerde vergi kanunlarının hükümleri, konuluşundaki maksat, hükümlerin kanunun yapısındaki yeri ve diğer maddelerle olan bağlantısı gözönünde tutularak uygulanacağı hükme bağlanmış; 4. maddesinde vergi dairesi, mükellefi tespit eden, vergi tarh eden, tahakkuk ettiren ve tahsil eden daire olarak tanımlanmış, mükelleflerin, vergi uygulaması bakımından hangi vergi dairesine bağlı olduklarının vergi kanunları ile belirleneceği belirtilerek Hazine ve Maliye Bakanlığının, gerekli gördüğü hallerde, mükelleflerin iş yeri ve adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresleri ile il ve ilçelerin idari sınırlarına bağlı kalmaksızın elektronik ortamda kurulanlar dahil olmak üzere vergi daireleri ve bölge bilgi işlem merkezleri kurmaya, vergi dairelerine bağlı şubeler açmaya, vergi dairelerini diğer vergi dairelerinin şubesi olarak belirlemeye, şubelerin yetki, görev ve sorumluluklarını tespit etmeye, vergi dairelerinin yetki alanı ile vergi türleri, meslek ve iş grupları itibarıyla mükelleflerin bağlı olacakları vergi dairesini belirlemeye yetkili olduğu ifade edilmiş; 8. maddesinde de mükellef, vergi kanunlarına göre kendisine vergi borcu terettübeden gerçek veya tüzel kişi olarak tanımlanmıştır. 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 2. maddesinde kurumlar vergisi mükellefleri sayma yoluyla belirtilmiş, 3. maddesinde de Kanun'un 1. maddesinde sayılı kurumlardan kanunî veya iş merkezi Türkiye'de bulunanlar tam mükellef, kanunî ve iş merkezlerinin her ikisi de Türkiye'de bulunmayanlar dar mükellef olarak addedilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Uygulama işlemi ile düzenleyici işlemin iptali isteminin birlikte ve aynı dava dilekçesinde dava konusu edilmesinin 2577 sayılı İdari Yargılama usulü Kanunu'nun 5. maddesine aykırılık teşkil etmeyeceğine oyçokluğuyla karar verilmiştir. Düzenleyici işlem yönünden yapılan değerlendirme: Düzenleyici işleme karşı açılacak davanın ilk derece mahkemesi sıfatıyla Danıştay'da görülebilmesi için davaya konu yapılan idari işlemin, yürütülmesi gereken genel düzenleyici idari işlem niteliğini taşıması gerekmektedir. İdare hukuku ilkelerine göre düzenleyici işlemler, kamu gücüne dayanılarak kurulan, kesin ve yürütülmesi zorunlu olan, düzenleyici olma niteliğini kural koymasından alan ve bu nedenle normatif değer taşıyan tek yanlı işlemlerdir. İdarenin kendi görev alanı içerisinde Anayasa ve yasalara uygun olmak koşuluyla genel ve soyut nitelikte kurallar koymak için düzenleyici işlemler yapma yetkisi bulunmaktadır. Danıştayın yerleşik kararlarında da idarenin, örgütlerine mevcut mevzuat anlayışını bildiren, onlara hareket tarzlarını gösteren, bu haliyle de üçüncü şahısların hak ve menfaatlerini ihlal etmeyen bu adlar altındaki düzenlemelerinin idari davaya konu olamayacakları, ancak, böyle bir tasarrufun, hukuk alemine yeni bir unsur katması, ilgililerin subjektif hak ve menfaatlerini ihlal etmesi durumunda iptal davasına konu edilebileceği kabul edilmektedir. Buna göre, dava konusu Tebliğin kesin ve yürütülebilir işlem olduğu, yurt çapında uygulanarak üçüncü şahısların hak ve menfaatlerini ihlal ettiği dikkate alındığında Danıştay Kanunu'nun 24. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında görülerek işin esasına geçilmiştir. Uyuşmazlık konusu Tebliğ'in dayanağı 7440 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 10. maddesinin (27) numaralı fıkrasının iptaline karar verilmesi talebiyle ... Vergi Mahkemesi tarafından itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesi'ne başvurulmuştur. Anayasa Mahkemesince söz konusu hükmün birinci cümlesinde yer alan “…5520 sayılı Kanun…” ibaresi ile sınırlı olarak yapılan inceleme sonucu verilen ... tarih ve E:... K;... sayılı karar ile hükümde yer alan “…5520 sayılı Kanun…” ibaresinin Anayasa'nın 2., 13., 35. ve 73. maddelerine aykırı olmadığı belirlemesi yapılarak itirazın reddine karar verilmiş olup anılan karar 19/04/2024 tarih ve 32522 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararı gözetilmek suretiyle davacının Anayasa'ya aykırılık iddiası ciddi görülmemiştir. Anayasa'nın 73. maddesinin üçüncü fıkrasında vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağı hükme bağlanmak suretiyle verginin kanuniliği ilkesi benimsenmiş olup bu ilke takdire dayalı keyfi uygulamaları önleyecek sınırlamaların yasada yer almasını gerektirmekte ve vergi yükümlülüğüne ilişkin düzenlemelerin konulması, değiştirilmesi veya kaldırılmasının kanun ile yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Buna göre vergide mükellefiyet, matrah, oran, tarh, tahakkuk, tahsil, uygulanacak yaptırımlar ve zamanaşımı gibi konuların yasayla düzenlenmesi zorunludur. Öte yandan, normlar hiyerarşisi olarak bilinen temel hukuk ilkesine göre, normlar arasında altlık ve üstlük ilişkisi söz konusu olmakta ve her norm geçerliliğini bir üst hukuk normundan almaktadır. Normlar hiyerarşisi, her türlü normun hiyeraşik olarak bir sıra dahilinde sıralanması ve birbirine bağlı olması anlamına gelmekte olup bunun doğal sonucu olarak, hiyeraşik sıralamada daha altta yer alan normun, kendisinden üstte bulunan norma aykırı hükümler içeremeyeceği, bir başka deyişle alt norm niteliğindeki düzenleyici işlemlerin, bir hakkın kullanımını üst normda öngörülmeyen bir şekilde daraltamayacağı veya kısıtlayamayacağı dolayısıyla, düzenleyici bir işlemin kendinden önce gelen kanun ve yönetmelik hükümlerine aykırı düzenlemeler getiremeyeceği kabul edilmektedir. Anayasa'nın 124. maddesinde, kamu tüzel kişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren Kanunların ve Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, Yönetmelikler çıkarabileceği düzenlenmiştir. Bu düzenleme, idarenin özerk ve türev düzenleme yetkisinin anayasal dayanağını oluşturmaktadır. Anayasa'da düzenleyici işlem olarak sadece yönetmelikler belirtilmiş ise de idarenin düzenleme yetkisi bununla sınırlı olmayıp tebliğler de yasa, tüzük, yönetmelik ve benzeri hukuk kaynaklarının uygulanmasına ilişkin ayrıntıları ve uygulama şeklini gösteren düzenleyici işlemlerdir. 7440 sayılı Kanu'nun 10. maddesinin (27) numaralı fıkrasında açıkça kurumlar vergisi mükellefleri tarafından, 2022 yılına ilişkin kurumlar vergisi beyannamesinde gösterilmek suretiyle, 5520 sayılı Kanun ile diğer kanunlarda yer alan düzenlemeler uyarınca kurum kazancından indirim konusu yapılan istisna ve indirim tutarları ile aynı Kanunun 32/A maddesi kapsamında indirimli kurumlar vergisine tabi matrahları üzerinden, dönem kazancı ile ilişkilendirilmeksizin %10 oranında ek vergi hesaplanacağının belirtilmesi ve anılan Kanun'la verilen yetkiye dayanılarak hükmün uygulamasına ilişkin usul ve esasların belirlenmesi amacıyla yürürlüğe konulan 7440 sayılı Kanun Genel Tebliği (Seri No:3)'nin 5. maddesinin (1) ve (6) numaralı fıkralarında 5520 sayılı Kanun'un 32/A maddesi kapsamında indirimli kurumlar vergisine tabi matrahların ek verginin konusunu oluşturduğunun belirtilmiş olması, Tebliğ'in 7. maddesinin (1) numaralı fıkrasında kurumlar vergisi mükelleflerince hesaplanacak ek verginin matrahının, Kanun'un 10. maddesinin (27) numaralı fıkrasında belirlenen ve detaylarına Tebliğin 5. maddesinde yer verilen indirim ve istisnalar ile 5520 sayılı Kanunun 32/A maddesi hükmüne istinaden tespit olunan indirimli kurumlar vergisi matrah tutarları olduğunun açıklanmış olması ve maddenin (2) numaralı fıkrasında 2022 yılına ilişkin verilen kurumlar vergisi beyannamesinde gösterilmek suretiyle, tespit olunan matrahlar üzerinden Kanun hükmüne istinaden %10 oranında ek vergi hesaplanacağı hükmüne yer verilmiş olması, Hazine ve Maliye Bakanlığınca kanunla verilen yetki aşılarak getirilmiş yeni bir kural olmadığından, Kanun'da hükme bağlanan kuralın kapsamı ve uygulanmasına dair esaslara yer verilen düzenleme ile indirim hakkı kullanımının, Kanun hükmünde öngörülmeyen bir şekilde daraltıldığı ya da ortadan kaldırıldığından söz edilemeyecektir. İdari yargı yerlerinin denetim yetkisinin, kanunların idari makamlara bıraktığı yetkilerin kullanılmasının hukuka uygun olup olmadığının belirlenmesi ile sınırlı olduğu dikkate alındığında, uyuşmazlık konusu düzenlemenin yukarıda belirtilen ilgili Kanun maddesinin Hazine ve Maliye Bakanlığı'na verdiği yetki kapsamında uyulması gereken usul ve esasların belirlenmesine ilişkin olarak yapıldığı ve Kanun'dan alınan açık yetkiye dayandığı, Kanun'un uygulama alanını sınırlamadığı veya genişletmediği gibi Kanun'da belirtilen hukuki durumu açıklamaya yönelik olduğu ve üst hukuk normlarına aykırılık taşımadığı anlaşıldığından, Tebliğ'in uyuşmazlık konusu kısımlarında hukuka aykırılık görülmemiştir. Bireysel işlem yönünden yapılan değerlendirme: Dava konusu ek vergi tahakkukunun dayanağı 7440 sayılı Kanun'un 10. maddesinin (27) numaralı fıkrasında 06/02/2023 tarihi itibarıyla, ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... illeri ile ... İlinin ... İlçesinde kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunanların ek vergiden muaf olduğunun hükme bağlanmış olması ve Kanun'un gerekçesinde de ... depreminin oluşturduğu etkilerin giderilmesi saikiyle kurum kazancından indirim konusu yapılan istisna ve indirim tutarları ile 5520 sayılı Kanun 32/A maddesi kapsamında indirimli kurumlar vergisine tabi matrahlar üzerinden tek seferlik %10 oranında ek vergi alınmasının öngörüldüğünün belirtilmiş olması dikkate alındığında, kanun koyucunun amacının depremin hazine üzerine yüklediği mali yükün kısmen de olsa telafi edilmesinin yanı sıra deprem nedeniyle ticari faaliyetleri sekteye uğrayan ve zarar gören mükellefleri ek vergi yükümlülüğünden muaf tutarak mükelleflerin mali yüklerini arttırmamak olduğu anlaşılmaktadır. Davacının kurumlar vergisi yönünden ... ... Vergi Dairesi mükellefi olduğu ve deprem bölgesinde ticari faaliyet yürüttüğü hususlarında taraflar arasında bir ihtilaf bulunmadığından, uyuşmazlığın çözümlenebilmesi için 7440 sayılı Kanun'un 10. maddesinin (27) numaralı fıkrasındaki "kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunanlar" ibaresinden anlaşılması gerekenin ne olduğu ve davacının muafiyet kapsamında olup olmadığının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Yukarıda yer verilen mevzuat uyarınca vergi mükellefi, üzerine vergi borcu düşen kişi olup kurumlar vergisi mükellefleri Kurumlar Vergisi Kanunu'nda sayma yoluyla belirlenmiş ve vergilendirilmesi gereken kazancın kapsamı kanuni veya iş merkezi esas alınarak tespit edilmiştir. Mükelleflerin hangi vergi dairesine bağlı olacakları ise Hazine ve Maliye Bakanlığınca kanuni ve iş merkezi dikkate alınmaksızın belirlenebilmektedir. 7440 sayılı Kanun'un 10. maddesinin (27) numaralı fıkrasındaki "kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunanlar" ifadesi ile ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... illeri ile ... İlinin ... İlçesinde kurumlar vergisi yönünden vergi dairesine kayıtlı olanların mı yoksa sözü edilen yerlerde kurumlar vergisi mükellefiyetine tabi faaliyeti olanların mı kastedildiği hususunun Kanun'un lafzından ziyade hükmün konuluşundaki maksat göz önünde tutularak yorumlanması gerekmektedir. Yukarıda açıklandığı üzere, Kanun'la getirilen muafiyet hükmü ile amaçlananın deprem nedeniyle ticari faaliyetleri sekteye uğrayan ve zarar gören mükelleflerin mali yüklerini arttırmamak olduğu açık olduğundan 7440 sayılı Kanun'la getirilen ek vergiden, maddede sayılan il ve ilçelerde mükellefiyet kaydı bulunanların yanı sıra kurumlar vergisi mükellefiyetine tabi faaliyeti bulunan mükelleflerin bu bölgelerdeki iktisadi faaliyetleri ile sınırlı olarak muafiyetten yararlanmaları gerekmektedir. Bu durumda, davacının Kanun'da sayılan illerden olan ...'da kurumlar vergisine tabi iktisadi faaliyetinin bulunduğu ve bu faaliyetinin deprem nedeniyle sekteye uğradığı anlaşıldığından, davacının mükellefiyet kaydının Kanun'da sayılan yerlerdeki vergi dairesi olmadığından bahisle ihtirazı kaydının kabul edilmemesi suretiyle yapılan ek vergi tahakkukunda hukuka uygunluk görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Düzenleyici işlem yönünden DAVANIN REDDİNE, 2. Uyuşmazlık konusu ek vergi tahakkukunun İPTALİNE, 3. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ... TL yargılama giderinin haklılık oranına göre 1/2'sine isabet eden... TL'nin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, kalan ... TL'nin davacı üzerinde bırakılmasına, 4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca Danıştay'da ilk derecede görülen davalar için belirlenen ... TL vekâlet ücretinin davalı ... vergi Dairesi Müdürlüğü'nden alınarak davacıya verilmesine,... TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak Hazine ve Maliye Bakanlığı'na verilmesine, 5. Posta giderleri avansından artan tutarın talep edilmesi halinde derhal, talep edilmemesi halinde ise kararın kesinleşmesinden sonra davacıya re'sen iadesine, 6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen otuz (30) gün içerisinde Danıştay Vergi Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 17/12/2024 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. (X)- KARŞI OY : 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun "Dava açma süresi" başlıklı 7. maddesinin 4. fıkrasında; ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresinin, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı ancak, bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililerin, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilecekleri; 5. maddesinin 1. fıkrasında ise aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık ya da sebep - sonuç ilişkisi bulunması halinde birden fazla idari işlemin bir dilekçe ile idari davaya konu edilebileceği belirtildikten sonra, 14 maddesinin 3. fıkrasının (g) bendinde, dilekçelerin 3 ve 5. maddelere uygun olup olmadıkları yönünden inceleneceği; 15. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde de 14. maddesinin 3. fıkrasının (g) bendinde yazılı halde; 3 ve 5. maddelere uygun şekilde düzenlenmek veya noksanları tamamlanmak suretiyle otuz gün içinde dava açılmak üzere dilekçenin reddine karar verileceği hükme bağlanmıştır. Anılan Kanun'un 7. maddesinin 4. fıkrası ile aynı dilekçe ile dava açılabilecek hallerin düzenlendiği 5. maddenin birlikte değerlendirilmesinden, ilgililerin düzenleyici işlemle uygulama işleminin her ikisi aleyhine birden dava açabileceğinin belirtilmiş olmasının, her iki işleme karşı aynı dilekçeyle ve aynı idari yargı yerinde dava açılabileceği anlamına gelmediği sonucuna varıldığı, kamu düzeninden görev kuralı ve Anayasa'nın 37. maddesinde öngörülen "kanuni hakim ilkesi" ve bu davalarda verilecek kararların kanun yollarının farklı oluşu nedeniyle, düzenleyici işlemin Danıştay'da, uygulama işleminin ise, derece mahkemelerinde idari davaya konu edilmelerinin uygun olacağı açıktır. Bu bakımdan; 2575 sayılı Danıştay Kanununun 24. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, ilk derece mahkemesi olarak Danıştayın görevine giren 15/04/2023 tarih ve 32164 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına ilişkin 7440 Sayılı Kanun Genel Tebliği (Seri No:3)'nin ''Ek verginin konusu" başlıklı 5. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (k) bendi iptali ile 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanunun 6. maddesi uyarınca vergi mahkemelerinin görevine giren ... Vergi Dairesi Müdürlüğü tarafından yapılan tahakkukun kaldırılması talebinin, belirtilen mevzuat hükümlerine uygun olarak tesis edilip edilmediği hususunun ayrı ayrı incelenmesi zorunlu olduğundan, aynı dilekçe ile Danıştayda idari dava açılmasına olanak bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, dilekçenin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 15. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi uyarınca, otuz gün içerisinde, her işleme karşı, görevli ve yetkili yargı merciileri de gözetilerek, ayrı dava açmakta serbest olmak üzere reddi gerektiği görüşüyle karara usul yönünden katılmıyoruz. (XX)-KARŞI OY: Anayasa’nın 73. maddesinin üçüncü fıkrasında "Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır" denilmek suretiyle verginin kanuniliği ilkesi benimsenmiştir. Bu ilke gereğince verginin esaslı unsurlarının kanunla konulması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi kararlarında işaret edilen vergiyi doğuran olay, konu, matrah, yükümlü, mahsup ve iade, tarh, tahakkuk, tahsil ve uygulanacak yaptırımlar gibi unsurlar yanında, vergiye ilişkin indirim, istisna ve muafiyetler de verginin esaslı unsurlarındandır. Vergilendirmede genel kural, kanunla belirlenmiş konu ve kişilerden vergi, resim ve harç alınmasıdır. Kanun koyucu, kimi durumlarda vergi kapsamına alınan konuyu, kimi durumlarda kişileri vergi dışında tutabileceği gibi verginin tümünden ya da bir bölümünden de vazgeçebilir. Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerde sosyal, ekonomik, mali ve kültürel amaçlı birtakım muaflık, istisna ve indirimler tanınması, kanun koyucunun takdirine bağlı bir konudur ( AYM, E.2024/68, K.2024/167, 24/09/2024, § 47). 7440 sayılı Kanun’un (27) numaralı fıkrasının beşinci cümlesine göre 06/02/2023 tarihi itibarıyla, ..., ..., ..., Elâzığ, ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... illeri ile ... ilinin ... ilçesinde kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunanlar ek vergiden muaf tutulmuştur. Muafiyetin, yeterli açıklıkta kanunla belirlendiği gözetildiğinde, ek tahakkukta hukuka aykırılığın bulunmadığı anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenle, ek tahakkuk yönünden de davanın reddi gerektiği görüşüyle çoğunluk kararının buna ilişkin kısmına katılmıyorum. (XXX)- KARŞI OY : 7440 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un "Diğer hükümler" başlıklı 10. maddesinin (27) numaralı fıkrasında kurumlar vergisi mükellefleri tarafından, 2022 yılına ilişkin kurumlar vergisi beyannamesinde gösterilmek suretiyle, 5520 sayılı Kanun ile diğer kanunlarda yer alan düzenlemeler uyarınca kurum kazancından indirim konusu yapılan istisna tutarları üzerinden, dönem kazancı ile ilişkilendirilmeksizin %10 oranında ek vergi hesaplanacağı ve bu verginin ilk taksitinin kurumlar vergisinin ödeme süresi içinde, ikinci taksitinin bu süreyi takip eden dördüncü ayda ödeneceği belirtildikten sonra 06/02/2023 tarihi itibarıyla, ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... illeri ile ... İlinin ... İlçesinde kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunanların ek vergiden muaf olduğu, tahsil edilen ek verginin, genel bütçe geliri olarak kaydedileceği ve 5779 sayılı Kanun ile diğer kanunlara göre mahalli idarelere verilecek payların hesabında dikkate alınmayacağı, bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esasların Hazine ve Maliye Bakanlığınca belirleneceği kurala bağlanmış olup 7440 sayılı Kanun'la verilen yetkiye istinaden anılan Kanun'un 10. maddesinin (27) numaralı fıkrasının uygulanmasına ilişkin usul ve esasların belirlenmesi amacıyla Hazine ve Maliye Bakanlığınca düzenlenerek 15/04/2023 tarih ve 32164 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına ilişkin 7440 Sayılı Kanun Genel Tebliği (Seri No:3)'nin "Ek verginin mükellefleri" başlıklı 4. maddesinin (3) numaralı fıkrasında 06/02/2023 tarihi itibarıyla ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... İlleri ile ... İlinin ... İlçesinde kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunanların ek vergiden muaf olduğu belirtilmiştir. Tebliğ'de yer alan (1) numaralı örnek şu şekildedir: "... imalatıyla iştigal eden (A) Ltd. Şti., kurumlar vergisi yönünden ... Vergi Dairesi Müdürlüğünün mükellefi olup, mükellefin 2022 hesap dönemi kurum kazancı 4.500.000 TL’dir. Adı geçen şirketin bu dönemdeki ticari kazancının 500.000 TL’lik kısmı kurumlar vergisinden istisna iştirak kazançlarından, 600.000 TL’lik kısmı ise ... Serbest Bölgesinde faaliyette bulunan şubesinden elde edilen istisna kazançtan kaynaklanmaktadır. Şirketin ayrıca nakdi sermaye artışından kaynaklı olarak kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde indirim konusu yapmış olduğu 100.000 TL tutarında indirimi bulunmaktadır. Anılan şirket deprem tarihi olan 6/2/2023 tarihi itibarıyla kurumlar vergisi yönünden ... İline bağlı vergi dairesinin mükellefi olması nedeniyle ek vergiden muaftır." Tebliğ'de yer alan (2) numaralı örnek şu şekildedir: "(B) A.Ş., kurumlar vergisi yönünden ... Liman Vergi Dairesi Müdürlüğünün mükellefi olup, mükellefin ticari faaliyetlerinin bir kısmı ... İlinde gerçekleştirilmektedir. Buna göre, her ne kadar faaliyetlerin bir kısmı depremden etkilenen ve Kanunda sayılan illerden birinde gerçekleştirilse de adı geçen Kurumun, 6/2/2023 tarihi itibarıyla kurumlar vergisi yönünden mükellefiyet kaydı ... İlinde bulunduğundan, 2022 hesap dönemine ilişkin faydalanılan indirim ve istisna tutarları ile indirimli kurumlar vergisi nedeniyle, mükellef tarafından ek vergi hesaplanması gerekmektedir." 7440 sayılı Kanun'un 10. maddesinin (27) numaralı fıkrasında kanun koyucu ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... İlleri ile ... İlinin ... İlçesinde mükellefiyet kaydı bulunmayan mükelleflerin ek vergi ödemekle yükümlü olduğu yönündeki iradesini açıkça ortaya koymuş, uyuşmazlık konusu Tebliğ Tebliğ'in 4. maddesinin (3) numaralı fıkrasında, aynı hüküm tekrar edilmiştir. Ayrıca, Tebliğ'de yer verilen örnekler açıkça göstermektedir ki mükelleflerin faaliyetlerinin bir kısmı depremden etkilenen ve Kanun'da sayılan illerden birinde gerçekleştirilse de 06/02/2023 tarihi itibarıyla kurumlar vergisi yönünden mükellefiyet kaydı sayılan illerin dışında bulunan mükelleflerin 2022 hesap dönemine ilişkin faydalanılan indirim ve istisna tutarları ile indirimli kurumlar vergisi nedeniyle ek vergi hesaplaması gerekmektedir. Bu durumda, mükellefiyet kaydı ... İlinde bulunan davacı tarafından 7440 sayılı Kanun Genel Tebliği (Seri No:3) uyarınca 2022 yılına ait kurumlar vergisi beyannamesinde, Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 32/A maddesi kapsamında beyan ettiği indirimli kurumlar vergisine tabi matrah üzerinden, 15/04/2023 tarih ve 32164 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına ilişkin 7440 Sayılı Kanun Genel Tebliği (Seri No:3)'nde öngörüldüğü şekilde %10 oranında tahakkuk ettirilen ek vergide hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Bu nedenle, davacının uyuşmazlık konusu ek vergi tahakkuku yönünden de reddi gerektiği görüşüyle karara katılmıyorum.