1. Hukuk Dairesi 2011/9160 E. , 2011/9160 K. "" MAHKEMESİ : LAPSEKİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 16/02/2011 Taraflar arasında görülen davada; Davacı, davalı adına kayıtlı 3 parsel sayılı taşınmazın bir bölümünün kıyı kenar çizgisi içinde kaldığını ileri sürerek, bu bölümün tapu kaydının iptali, elatmanın önlenmesi ve yıkıma karar verilmesini istemiştir. Davalı, davanın reddini savunmuştur. Davanın kabulüne dair verilen karar Dairece; “... Çekişmeli taşınmazın belirlenen kı…
**1. Hukuk Dairesi 2011/9160 E. , 2011/9160 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : LAPSEKİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 16/02/2011 Taraflar arasında görülen davada; Davacı, davalı adına kayıtlı 3 parsel sayılı taşınmazın bir bölümünün kıyı kenar çizgisi içinde kaldığını ileri sürerek, bu bölümün tapu kaydının iptali, elatmanın önlenmesi ve yıkıma karar verilmesini istemiştir. Davalı, davanın reddini savunmuştur. Davanın kabulüne dair verilen karar Dairece; “... Çekişmeli taşınmazın belirlenen kıyı-kenar çizgisine göre kıyıda kalan bölümünün Devletin hüküm ve tasarrufu altında ve kamu malı niteliğinde özel mülkiyete konu olamayacak (Anayasanın 43, 3402 Sayılı Kadastro Yasasının 16/C maddesi gereğince) yerlerden olduğu keşfen saptanmış ise de; 25.2.2009 tarihinde kabul edilip, 14.3.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5841 Sayılı Yasanın 2. maddesi ile 3402 Sayılı Yasanın 12. maddesinin 3. fıkrasına eklenen "bu hüküm iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet ve diğer kamu tüzel kişileri dahil tarafların sıfatına bakılmasızın uygulanır" ve 3. maddesi ile eklenen geçici 10. maddesinin " bu kanunun 12. maddesinin 3. fıkrası hükmü devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır" şeklindeki hükmü gözetildiğinde kadastro tespitinin kesinleştiği tarih olan 29.12.1987 ile davanın açıldığı 19.01.2009 tarih arasında 3402 Sayılı Yasanın 12.maddesinde sözü edilen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu, hal böyle olunca; çekişmeli taşınmazın bir bölümünün kıyıda kaldığı saptandığına göre, davacı Hazinenin davasında haklı olduğu ve yargılama giderlerinden sorumlu tutulamayacağı gözetilmek suretiyle davanın 5841 Sayılı Yasa hükümleri (3402/12-3) gereğince reddine karar verilmesi gerektiği, ” belirtilmek suretiyle bozulmuş, mahkemece bozmaya uyularak, davanın reddine karar verilmiştir. Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi ...raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp, düşünüldü. Mahkemece, hükmüne uyulan bozma ilamı uyarınca işlem yapılarak 14.03.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5841 sayılı Yasa hükmü gereğince hak düşürücü süreden davanın reddine karar verilmiş olması, karar tarihi itibariyle doğru ise de, 5841 Sayılı Yasanın, Anayasa Mahkemesinin 12.05.2011 tarih, 2009/31 Esas, 2011/77 Esas sayılı kararı ile iptal edildiği ve iptal hükmünün 23.07.2011 tarihinde resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdiği anlaşılmaktadır. Öyle ise; kesin hüküm halini almamış ve usuli kazanılmış hakkın istisnasını teşkil eden bu durum karşısında 5841 sayılı Yasa hükümleri uyarınca davanın reddine ilişkin olarak kurulan hükmün, verildiği tarih itibarıyla doğru olduğu düşünülse de, Anayasa Mahkemesinin anılan kararı karşısında mahkemece 28.11.1997 tarih 5/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararı doğrultusunda inceleme yapılması zorunlu hale gelmiştir.