Başvuru, kamuoyunca bilinen bir kişiye yönelik eleştirilerden dolayı tazminata hükmedilmesinin ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, kamuoyunca bilinen bir kişiye yönelik eleştirilerden dolayı tazminata hükmedilmesinin ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 13/1/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Tanınmış bir siyasetçi olan başvurucu, olayların yaşandığı tarihte Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) milletvekili olarak görev yapmaktadır. Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tutanaklarına göre başvurucu, 24/3/2011 tarihinde Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun Tasarısının TBMM'de görüşülmesi esnasında TBMM Genel Kuruluna hitaben -TRT 3 Televizyonunda da yayımlanan- bir konuşma yapmıştır. Anılan konuşmanın derece mahkemeleri kararlarında değerlendirme konusu yapılan kısımları şöyledir:"Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.Bireysel başvuru hakkını tanıyoruz. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne ve Anayasa'mızdaki temel hak ve özgürlüklere ilişkin ihlallerde insanlarımıza, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru ile hak ihlallerine karşı Mahkemeden ihlal tespiti isteme imkânı getiriyoruz.Tabii, Türkiye farklılıklar ülkesi ve Türkiye bir ironi ülkesi, hayatımız ironi. Gazeteci Ahmet Şık, tutuklu. Neden bu şahsı biliyoruz? Çünkü bu şahıs Nokta dergisinde, şu anda Silivri'de yargılaması süren büyük bir olayın aslında ifşasını yaratan, bunu dergiye yazan, o ...'nin darbe günlüklerini yayınlayan gazeteci. Ama gel gör ki, bu gazeteci şu anda bir kitap yazmak istiyor. Kitap "İmamın Ordusu" isimli. Bu kitapta, emniyet teşkilatı içinde örgütlenen Fethullah Gülen cemaatinin, cemaat, tarikat, çete, ne derseniz deyin ama hayırlı hiçbir kelimeyi kullanamazsınız, olumlu tek bir kelimeyi Fethullah Gülen adından sonra kullanamazsınız. Böyle bir yapılanma içerisinde emniyet…Çünkü emniyet teşkilatında Fethullah Gülen çetesinin deşifresi yapılıyor. Elhak, bunlar yok edilecek. Belki de bundan sonra yargı içindeki Fethullah Gülen çetesinin deşifresi olacaktı, savcılığa yansıyacaktı, yani bir yerden birilerine batacaktı; batmadan, adamı batırdılar..." Türkiye'de 1960'lı yıllardan itibaren faaliyette bulunan ve son yıllara kadar dinî bir grup olarak nitelenen cemaat, Gülen cemaati, Fetullah Gülen cemaati, hizmet hareketi, gönüllüler hareketi ve camia gibi isimlerle anılan ve son yıllardaki soruşturma ve kovuşturma belgelerinde Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen örgütün (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, § 22) kurucusu ve lideri olan Fetullah Gülen (davacı); anılan konuşmayla kişilik haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle başvurucuya karşı manevi tazminat davası açmıştır. Davaya bakan İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi 24/5/2012 tarihli gerekçeli kararında, başvurucunun konuşmasının davacıya hakaret etme ve onun kişilik haklarına saldırı amacıyla yapılmadığı yönünde değerlendirmeler yapmıştır. İlk derece mahkemesi ayrıca; başvurucunun konuşmasında bir yandan temel hak ve özgürlüklere ilişkin hak ihlallerinin tespiti için Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı getirilirken diğer yandan da tanınmış bir gazetecinin emniyet içinde örgütlendiği iddia edilen Fetullah Gülen cemaatinin yapılanmasını deşifre eden bir kitap yazması nedeniyle tutuklandığına dair görüşün dile getirildiği ve bu durumun ağır bir şekilde eleştirildiği, bu konudaki düşünce ve değerlendirmelerin açıklandığı şeklinde tespitlerde bulunmuştur. Mahkeme bu gerekçelerle başvurucunun konuşmasının hukuka aykırılık teşkil etmediği kanaatine ulaşmış ve davanın reddine karar vermiştir. Kararın davacı tarafından temyizi üzerine Yargıtay Hukuk Dairesi 9/10/2013 tarihli kararıyla, görev ve sorumluluklar da içeren ifade özgürlüğünün başkalarının şöhret ve haklarının korunması için sınırlanabileceğini belirtmiş; bu kapsamda başvurucunun konuşmasında sözü davacıya getirerek ağır sözler kullandığı, bu sözlerin davacının kişilik haklarına saldırı niteliğinde bulunduğu ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği sonucuna vararak davacı lehine uygun bir tazminata hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur. Bozma üzerine yapılan yargılamada bozma kararına uyan İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi 27/5/2014 tarihinde verdiği kararda, Yargıtay kararındaki gerekçelerle davacı lehine 000 TL manevi tazminata hükmetmiştir. Temyiz üzerine karar Yargıtay Hukuk Dairesince 13/11/2014 tarihinde onanmıştır. Onama kararı başvurucuya 18/12/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucunun yaptığı karar düzeltme talebi ise aynı Daire tarafından karar düzeltmeye konu olan tutar, Kanun'da öngörülen düzeye ulaşmadığından 27/4/2015 tarihli kararla reddedilmiştir. Başvurucu 13/1/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk İlgili ulusal hukuk kaynaklarının derli toplu verildiği bir karar için Kemal Kılıçdaroğlu(B. No: 2014/1577, 25/10/2017, §§ 24-28) kararına bakılabilir.B. Uluslararası Hukuk İfade Özgürlüğünün Demokratik Toplumdaki Önemi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre ifade özgürlüğü, demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardandır. AİHM, ifade özgürlüğüne ilişkin kararlarında ifade özgürlüğünün toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini teşkil ettiğini yinelemektedir. AİHM'e göre maddenin ikinci paragrafı saklı tutulmak üzere ifade özgürlüğü sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. İfade özgürlüğü, yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir. AİHM, maddede güvence altına alınan bu hakkın bazı istisnalara tabi olduğunu ancak bu istisnaların dar yorumlanması ve bu hakkın sınırlandırılmasının ikna edici olması gerektiğini vurgulamıştır (Handyside/Birleşik Krallık [GK], B. No: 5493/72, 7/12/1976 § 49; Von Hannover/Almanya (No. 2) [BD], B. No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012, § 101). İfade Özgürlüğü ve İtibarın Korunmasını İsteme Hakkı Arasındaki İlişki AİHM, kamuoyunca tanınan kişilerin şöhret ve itibarı ile ifade özgürlüğünün çatışması hâlinde maddenin (2) numaralı fıkrasında yer alan "başkalarının... haklarının korunması" ifadesine müracaat etmektedir. AİHM Büyük Dairesi 7/2/2012 tarihinde verdiği iki kararda -Von Hannover/Almanya (2) [BD] ve Axel Springer AG/Almanya [BD], B. No: 39954/08, 7/2/2012- ifade hürriyeti ve özel hayata saygı hakkının dengelenmesinde kullanılan ilkeleri sistematik olarak açıklamış ve uygulamıştır. Bunlar ifade özgürlüğüne konu açıklamanın kamu yararına ilişkin bir tartışmaya sağladığı katkı (Von Hannover/Almanya (2), § 109; Von Hannover/Almanya, B. No:59320/00, 24/09/2004, §§ 63-66),ilgili kişinin tanınırlığı, toplumdaki rolü ve işlevi ile yazıya konu olan faaliyetin niteliği, haber veya makalenin konusu (Von Hannover/Almanya (2), § 110; kamu tarafından tanınan kişiler için korumanın daha esnek olacağına ilişkin bir karar için bkz. Minelli/İsviçre (k.k.), B. No: 14991/02, 14/6/2005), ilgili kişinin daha önceki davranışları (Von Hannover/Almanya (2), § 111), yayının içeriği, şekli ve etkileri (Von Hannover/Almanya (2), § 112), bilgilerin elde edilme koşulları ve gerçekliği (AxelSpringer AG/Almanya, § 93; Von Hannover/Almanya (2), § 113) ve uygulanan yaptırımın niteliği (Axel Springer AG/Almanya, § 95). Maddi Olgular ile Değer Yargısı Arasındaki Fark AİHM'e göre maddi olgular ile değer yargısı arasında dikkatli bir ayrıma gidilmelidir. Maddi olgular ispatlanabilirse de değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın mümkün olmadığı hatırda tutulmalıdır (Lingens/Avusturya [GK], B. No: 9815/82, 8/7/1986, § 46). AİHM, değer yargılarının doğruluğunu ispat etmenin yerine getirilmesi imkânsız bir talep olduğunu ve böyle bir yükümlülüğün kendiliğinden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin maddesinde korunan hakkın temel bir bileşeni olan görüş sahibi olma özgürlüğünü ihlal edeceğini belirtmektedir. AİHM, bununla birlikte bir açıklamanın değer yargısı düzeyine ulaştığı durumlarda dahi -kendisini destekleyen bir olgusal temel olmayan değer yargıları aşırı görülebileceğinden- müdahalenin orantılılığının dava konusu sözlerin yeterli bir olgusal temele sahip olup olmadığına dayanabileceğini ifade etmiştir (Jerusalem/Avusturya, B. No: 26958/95, 27/2/2001, §§ 42, 43). Siyasetçilerin İfade Özgürlüklerinin Korunması AİHM'e göre ifade özgürlüğü, herkes için önemli olmasına karşın halkın seçilmiş temsilcileri bakımından özel bir öneme sahiptir. Çünkü seçilmiş kişiler, seçmenleri temsil ederler ve seçmenlerin kaygılarına dikkat çeker ve menfaatlerini savunurlar (Lombardo ve diğerleri/Malta, B. No: 7333/06, 24/4/2007, § 53). Başvurucu gibi muhalefet partisinden bir milletvekilinin ifade özgürlüğüne yönelik müdahaleler, AİHM’i daha sıkı bir denetim gerçekleştirmeye sevk etmektedir (Jerusalem/Avusturya, § 36). AİHM siyasi ifade özgürlüğünün önemini göstermek maksadıyla caydırıcı etki doktrinini kullanmaktadır. Bu nedenle siyasetçilere yönelik olarak verilen cezalar küçük de olsa ifade özgürlüğü üzerinde caydırıcı etki doğabileceği sonucuna ulaşmaktadır(Lombardo ve diğerleri/Malta, § 61).